+ Yorum Gönder
Bölge bölge Türkiye ve Akdeniz Bölgesi Forumunda Burdur Şehir Tanıtımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. DereeN
    Devamlı Üye

    Burdur Şehir Tanıtımı








    İlin Tarih Öncesi Çağları


    İlimizin tarihi; Neolotik Çağa kadar inmektedir.1957-1960 yılları arasında Prof.J.Mellaart tarafından Hacılar’da yapılan kazılarda Neolitik kültürün bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular M.Ö.7000 yıllarına inmektedir. Yine 1978-1988 yılları arasında Kuruçay Höyükte ve 1989-1992 yılları arasında Bucak Höyücek Höyükte Prof.Dr.Refik DURU tarafından yapılan kazılarda da Neolitik çağın kültürüne rastlanılmıştır. Bu çağın en önemli özelliği: İnsanların,hayvanları evcilleştirmesi,çanak-çömlek yapımını öğrenmiş bulunmasıdır. Anadolu’nun ilk heykelcikleri olarak bilinen ANA İLAHE’yi temsil eden pişmiş toprak figürünler ve süs eşyaları Neolitik Çağda Hacıların en önemli eserleridir.

    Kalkolitik Çağ; Neolitik çağdan sonra gelen M:Ö.5400-3000 yılları arasındaki çağdır. Bu çağda taş,kemik ve ağaç aletlerin yanısıra,madenin de kullanılmaya başlamış olması en önemli özelliğidir. Kuruçay Höyükte bulunan madeni keskiler,ok uçları gibi aletler çağın özelliğini yansıtırlar. Ayrıca Uğurlu Höyük,Kızılkaya Höyük,Karamanlı Çamur Höyük,Tefenni Beyköy Höyükte bu çağı destekleyen malzemeler elde edilmiştir.M.Ö. 3000-2000 yılları arasına tarihlenen Eski Tunç Çağında,medeniyet daha gelişmiş,taş aletlerin yerini tunçtan yapılan aletler almıştır. Çağın özelliklerini yansıtan bir başka grup da,pişmiş toprak ve mermerden yapılmış keman tipi idollerdir. İlimizde Yassıgüme Höyük,Burdur Höyük,İncirdere Höyük,Tepecik Höyük gibi yerleşim yerlerinde eski tunç çağı malzemesi yaygın olarak tespit edilmiştir.İlimiz,Antik çağlarda. bugünkü sınırları ile Isparta ve Antalya illerini de içine alan antik PİSİDİA bölgesinde kalmaktadır. Bu bölge Pers döneminin ortalarına kadar karanlıkta kalmış,henüz aydınlatılamamıştır. Bölge, M.Ö. 2000 yıllarında ARZAVA konfederasyonunun siyasi merkezi olmuştur. Bu durum M:Ö. 1000 yılına kadar çeşitli toplumların yerleşmesiyle devam eder.M.Ö. 8.yy’da Pisidia’nın batı bölgesi Friglerin hakimiyetine girmiştir. Yarışlı Gölü’ndeki yerleşim yerinde Frig keramiklerinin bulunması bu tezi desteklemektedir. M.Ö. 696-676 Frig devletini yıkan Lidyalıların bölgeye hakim olduğunu görüyoruz.M.Ö. 546 yılında Lidyalıları yenen Persler,bölgeyi ele geçirmişlerdir. M.Ö. 334’te Büyük İskender,Biga Çayı kenarında Persleri mağlup eder ve Anadolu’ya yönelir. Önce Bodrum,Milet ve Phaselis’i alır. Daha sonra Perge,Side,Aspendos’u alır ve M.Ö.333’te de Sagalassos ve Kremna’yı da zapteder. Büyük İskenderin M.Ö. 323 yılında ölümü,imparatorluğun paylaşılmasına sebep olur.

    Bölgeye, M.Ö. 321 yılında komutan Antigonos hakim olur.Fakat M.Ö.301 yılında İpsos Savaşında Selefkoslulara yenilince ülkesini kaybeder. Selefkoslardan sonra bölge,Bergama krallığına ve daha sonra da Roma’ya bağlanır. Bu durum,M.S. 395 yılına kadar devam eder. Bu yıl Roma İmparatorluğu ikiye bölünür;bölge Doğu Roma(Bizans) idaresine girer. Bu durum M.S. Xl yy sonlarına kadar devam eder ve bu tarihten itibaren Türk hakimiyeti başlar. Roma çağında Psidia’nın her tarafında kesif bir yerleşme vardır. Bir çok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır.


    Burdur’un Türk Tarihi Dönemi


    1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra ise bölge; sırasıyla Selçuklular, Hamitoğulları ve Osmanlıların hakimiyeti altına girmiştir.

    Anadolu’ya yayılan Oğuz boyları muhtemelen 1075’lerde o zaman Psidia diye adlandırılan bölgeye ve Burdur’a yerleşmeye başladılar. İlk yerleşim yerleri Şekerpınarı-Hamam bendi mevkii olmuştur. Çoğunluğu Kınalı aşiretinden olan Türkmenler, en az 2000 çadırdan meydana gelen bir toplulukla yerleşim yerleri kurmaya başladılar. Başlangıçta kendi başlarına hiçbir devlete bağlı olmadan ve komşuları olan Bizanslılarla mücadele ederek varlıklarını sürdürdüler. Bu mücadelelerin en önemlisi Dinar yakınlarında Bizanslı Manüel Kommenos komutasındaki orduyu yenmeleridir.

    Bilhassa Haçlı Seferleri döneminde Selçuklu Hükümdarı I. Mesut ve II. Kılıçarslan'ın Erle ovasında bu orduyu yenilgiye uğratması Selçuklu Hakimiyetini bu bölgede kolaylaştırdı. Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Kılıçarslan Denizli, Uluborlu, Burdur ve Antalya'ya kadar olan bölgeyi ve Türkmen aşiretlerini idaresi altına aldı.



    Fakat Türkmen aşiretleri üzerinde tam bir otorite sağlayamadı. Bölge; 1219 ve 1236 yıllarında tekrar I. Keykavus ve Alaaddin Keykubat tarafından alındı. Böylece, bölge kesinlikle Selçuklu hakimiyetine girmiş oldu. 1257 yılında Selçuklu Devleti üç kardeş arasında pay edildi. Fakat II. Alaaddin Keykubat ölünce, II.İzeddin ve IV. Rukneddin Kılıçarslan arasında paylaşıldı. Ama iki kardeş arasında çıkan şavaşta Rukneddin yenildi ve Burdur kalesine hapsedildi. 1259 tarihinde hapisten çıkarak Selçuklu tahtına oturdu. Rukneddin Kılıçarslan hapis dönemi olaylarının intikamını almaya başladı. Bu yüzden huzursuzluk arttı. Bu arada Baba İlyas ve Baba İshak isyanları da devletin otoritesini sarstı. Ve nihayet Selçuklu Devleti 1303 yılında tamamen ortadan kalktı.

    Bu otorite boşluğundan istifade eden Selçukluya bağlı aşiret ve oymakların "Uç" Beyleri de kendi başlarına hükümet kurmaya başladılar.

    Antalya ve Denizli'nin Türk hakimiyetine girmesinden sonra akın akın gelen aşiret ve oymaklar, bilhassa Kayı, Avşar, Bayındır, Büğdüz, Yazır, Yiva ve diğerlerinin toplamı 200 bin çadıra ulaşmıştı. Bu türkmen nüfusunun merkezi de Burdur olmuştur. Celaleddin Harzemşah'ın komutanlarından ve Yomut kabilesinden olan Hamit Bey, Selçukluların döneminde Burdur ve Çığralı'ya kadar olan bölgenin sınır beyiydi. Selçuklunun yıkılma dönemine denk gelen Hamitoğulları Beyliğinin esas kurucusu Hamit Bey'in torunu olan Felekeddin Dündar Beydir. Bir "Uç" beyi olan Dündar Bey, beyliğini Burdur'da ilan ederek, beyliğini dedesinin adına hürmeten "Hamitoğulları" olarak duyurdu. Hamitoğullarının en parlak dönemi Dündar Bey'in zamanıdır. Beyliğin sınırları genişlemiş, Antalya, Gölhisar ve Korkuteli beyliğe katılmıştır. Burdur ili, dönemin en önemli merkezi olmuştur. Sanat, ticaret ve nakliye gelişmiştir.




    İlhanlılar Anadolu’ya geldiğinde diğer beylikler gibi Hamitoğulları da bağlılıklarını Başvezir Emirçoban’a bildirerek, İlhanlı fırtınasını kazasız atlatma yoluna gitmiştir. Emirçobanoğlu Timurtaş’ı (Demirtaş), Anadolu Valisi olarak atamıştır. Timurtaş Anadolu’daki beylikleri tek tek ortadan kaldırmaya başlamıştır. Hamitoğulları'nın da üzerine yürüdü. Dündar Beyi 1323 yılında Antalya’da öldürdü ve Hamitoğullarının toprağını ilhak etti. Bu durum karşısında Dündar Beyin oğulları memleketten kaçtılar. Bu hakimiyet 1327 yılına kadar devam etti. Oğlunun yaptıklarını tasvip etmeyen Emirçoban, Anadolu’ya gelerek oğlunu ortadan kaldırmak istedi. Timurtaş Mısır’a kaçtı, fakat orada öldürüldü.

    Dündar Beyin oğlu Hızır Bey Eğirdir’e gelerek Hamitoğulları'nın topraklarının bir kısmında hakimiyet kurdu.

    Hızır Beyin ölümünden sonra yerine, Dündar Beyin diğer oğlu İshak Bey geçti. İshak Beyin Beyşehir ve Akşehir’e kadar beyliğin sınırlarını genişlettiğini görüyoruz.

    İshak Beyin 1335’te ölümünden sonra yerine oğlu Muzafereddin Mustafa Bey geçti. Onun da yerine oğlu Hüsameddin İlyas Bey 1349’da başa geçti. İlyas Bey Karamanoğullarıyla savaştı fakat, topraklarını kaybetti. Germiyanoğullarının yardımıyla topraklarını geri aldı.

    Yerine geçen Kemaleddin Hüseyin Bey, Karamanoğulları’nın saldırısına uğradı. Ama Osmanlılar ve Germiyanoğulları’nın yardımıyla kurtuldu.

    Bu sırada Anadolu’nun Söğüt Bölgesinde gittikçe büyüyen ve kuvvetlenen ve Osmanoğulları tarafından kurulan Osmanlı Devleti dikkat çekiyordu. Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigar Kosova’da şehit olunca yerine oğlu Yıldırım Beyazıt geçmişti. Yıldırım Beyazıt’ın hükümdarlığını başta Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de tanımadılar. Yıldırım Beyazıt Anadolu’ya geçerek bu beylikleri teker teker ortadan kaldırdı. Hamitoğulları Beyliğini de ortadan kaldırarak Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağladı. (1391)

    Böylece Hamitoğulları ve diğer beylikler ortadan kalkmış ve Anadolu’da Türk Birliği sağlanmıştır. Hamitoğullarının son beyi Kemaleddin Hüseyin Beyin oğlu Mustafa Bey, Osmanlı komutanı olarak görev almıştır. Böylece Burdur’un Osmanlı Dönemi başlamıştır

    Osmanlı Şehzadelerinden I. Beyazıt ve ll. Selim Kütahya’da Beylerbeyi olarak bulundular. ll. Beyazıt zamanında Şah Kulu ayaklanması ortaya çıkmıştır. Şah Kulu Şehzade Korkut’un Antalya’dan Manisa’ya giden hazinesini yağmalamış, Antalya, İstanos, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu’yu basarak, buraların kadılarını ve bir çok insanı öldürmüştür. Şah Kulu sonunda İran’a sığınmış ve böylece tehlike ortadan kalkmıştır.

    XVl. yy'a kadar Burdur'da önemli olaylar olmamıştır. 1522’de de Burdur Tirkemiş İlçesi merkezi durumundadır. Bu dönemde şehir eskiye nazaran daha gelişmiştir.

    XVl. yy'ın sonuna doğru şehir biraz daha büyümüştür. Ekonomi canlanmıştır. Bu bakımdan verilen vergiler fazlalaşmıştır.

    1839 Tanzimat hareketinden sonra Burdur, Kütahya ilinden ayrılarak Konya ilinin Isparta kaymakamlığına bağlandı. 1850 yılına kadar bu bağımlılık sürdü.









  2. DereeN
    Devamlı Üye







    Budur Gölleri


    Burdur Gölü: Şehir merkezine 4 km. uzaklıktadır. Burdur Gölü tektonik bir göldür. Dünyada nesli tükenmekte olan "dikkuyruk" ördeklerinin % 70'ine ev sahipliği yapmaktadır. Endemik kuş türlerinin barınma alanı olan Burdur Gölü uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. 85 kuş türü yaşar.

    Salda Gölü: Türkiye'nin en temiz ve derin gölüdür. Suyunun temizliği ve berraklığı ile Burdur'un en güzel mesire yeridir.

    Karacaören Barajı: Aksu çayı üzerindeki baraj Bucak ilçesine 35 km uzaklıktadır. Bölgenin enerji ve sulama ihtiyacını karşılamanın ötesinde doğal güzellikleri ile mesire yeri olarak ilgi görmektedir.

    Kuş Gözlem Alanı

    Çorak Gölü Kuş Alanı,Solda Gölü Kuş Alanı,Karataş Gölü Kuş Alanı,Varışlı Gölü Kuş Alanı ve Burdur Gölü Kuş Alanı Burdur ili sınırları içinde bulunmaktadır.





  3. DereeN
    Devamlı Üye
    DOĞAL GÜZELLİKLER


    İNSUYU MAĞARASI

    Burdur İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya Karayolu üzerinde, Burdur’a 15 km. uzaklıkta bulunan ve
    ülkemizde turizme ilk açılan mağaradır. 597 m. Uzunluğundadır. Su yüzeyine paraleldir. İçinde akarsular ve göller bulunmaktadır.
    Mağara ilk kez mağarabilimci Jeolog Dr. Temuçin AYGEN tarafından bulunmuş ve dönemin Valisi Vefik KİTAPÇIGİL’in çabalarıyla 1966 yılında turizme açılmıştır.
    597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle bağlantılı irili ufaklı dokuz göl vardır. Bunlardan "Büyük Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük yer altı gölüdür.
    Oluşumu 10 milyon yıl öncesine dayanan mağara, yukarıdan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlar ve tavandan aşağıya sarkan kalker birikintileriyle bir saray görünümündedir. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik boyuyla Türkiye’nin en büyük dikiti ve bir doğa harikasıdır.
    Son yıllarda yörede etkili olan kuraklığın ve yapılaşmanın etkisiyle İnsuyu Mağarası, güzelliğinden çok şeyler yitirdi. Gölleri kurudu, sarkıt ve dikit oluşumu durdu. Ancak mağara gizemli havasıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.
    Bu arada gerçekte 6 km. uzunlukta olduğu sanılan mağarada 2 km’lik yeni bölümleri bulundu. Büyük Göl’den başlayan gizemli yolculuk sonucunda ilginç kalsit kristallerinin oluşturduğu "Kristal Bahçesi", sarkıt ve dikitlerin süslediği galeriler, koridorlar, göller ve görkemli mağara oluşumları ortaya çıkarıldı. Mağaranın turizme açılmayan bu bölümleri, mağarabilimcileri ve macera turizmine ilgi duyanları bekliyor.
    Mağara suları analiz ettirilmiştir. Bu suların mide rahatsızlıklarına, diyabet, egzama, nefrit, artrit guatr, hemoroit, ulaus, saç dökülmesi ve kepeklenmesi, kolit, gastrit, meteorizma, diyabetik retinit, körlük, prostat, kabızlık ve çeşitli kaşıntılara şifa olduğunu ortaya çıkarmıştır.
    İnsuyu Mağarası, Kültür Bakanlığı, Gayri menkuller Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 09.07.1976 gün ve A 113 sayılı kararı ile 1.derece Doğal Sit olarak onaylanmıştır.
    İnsuyu Mağarasının işletilmesi ve bakımı, Burdur İl Özel İdaresi ve Burdur Merkez Belediyesi işbirliği ile kurulmuş olan "BURDUR İLİ, İNSUYU MAĞARASI TESİSLERİ KORUMA ve YAŞATMA BİRLİĞİ" tarafından yürütülmektedir.
    İnsuyu ve Mağarasındaki, Mağara Araştırma çalışmalarına da devam edilmektedir. Son çalışmalar 17-18.08.1993 tarihleri arasında bir Dağcılık ve Mağaracılık Ekibi tarafından yapılmıştır. Bu araştırma ile mağaranın devamı olan yeni galeriler olduğu saptanmıştır. Bu kısma İnsuyu 2 adı verilmiştir. Bu araştırma ile elde edilen galeriler ve diğer bulgular 1/1000 ölçekli kroki üzerinde işlenmiştir. Daha sonraki tarihlerde bu mağara araştırmalarına devam edilmiş, mağara galerilerinin daha ilerilere doğru ilerlemekte olduğu da saptanmıştır. Doğal olarak yeni bulunan galerilerin, ziyarete açılmaları daha hassas incelemelerin ve gerekli önlemlerin alınmasından sonra olabilecektir. Bu yeni galeriler, ancak bilimsel araştırmalar bittikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra gezilebilecektir.
    1.kısma, 2.kısmın ve daha ileride ortaya çıkarılacak galerilerin eklenmesi ile İnsuyu Mağarasının dünyanın en ilginç ve en büyük mağaralarından birisi haline gelebileceği söylenebilir.
    Yakın bir gelecekte, önerilen tüm önlemlerin projelendirilmesi ve uygulanması ile İnsuyu Mağarası ve Çevresi, Burdur için turizm bakımından bugünkünden çok daha önemli bir yer haline gelecektir. Ayrıca, yeni bulunan galerinin de emniyetli ve sağlıklı bir biçimde devreye girmesi ile bu konu daha da fazla değer kazanmış olacaktır.


    COĞRAFİ DURUM



    Yeryüzü Şekilleri ve Engebeleri; İl bütünü ile bir plato manzarası göstermektedir. Bu yüzden İl topraklarını oluşturan platonun coğrafi karakterini üç bölümde incelemek mümkündür.
    Çevre dağlar ve bunların arasında kalan göl ve ovalardır. Kuzey, kuzeybatı ve güneydeki dağlar, bu dağlar arasına sıkışmış verimli ovalar ile küçük tarım alanları, göllere dökülen akarsuların beslenme havzaları bu bölüme girer. Bu ilk bölüme “deprasyon bölge” diyebiliriz.
    İl merkezinin güney ve güneydoğusuna doğru gidildikçe yükselti fazlalaşır. Bu bölümde ova, yayla, plato ve dağlar yer almaktadır.
    İl topraklarının güneybatı kesimlerini içine alır. Yüzey şekilleri bakımından bu bölüm yumuşak yapıdadır. Bu bölüm bütünüyle arızalı bir yayla görünümündedir.

    Dağları ; Yaklaşık olarak il topraklarının %61’ini kaplamaktadır. İlin en önemli dağları arasında Söğüt, Kestel ve Katrancık, Rahat, Koçaş ve Eşeler gösterilebilir.

    Ovaları ; Burdur İli çevresinde sıralanan dağlar arasında geniş düzlükler bulunmaktadır. Ovalar birbirinden dar ve derin boğazlarla ayrılmaktadır. Bu durum ova tabanlarının eskiden bir göl yatağı olduğunu göstermektedir. Doğal Görünümleri bozkır karakterindedir. Ovalar İl topraklarının yaklaşık olarak %19’unu kaplar. Bunlar;
    Merkez İlçede; Burdur Ovası, Hacılar, Yazıköy, Yarıköy, Eğneş, Kozluca, Elmacık, Kılavuzlar, Çine, Kuzköy, Çeltikçi Ovaları.
    Ağlasun’da; Ağlasun, Başköy, Öteyüz ovaları.
    Bucak’da; Bucak, Kestel, Keçili, Ambahan, Ürkütlü, Kızılkaya, Yuva, Karapınar Ovaları.
    Gölhisar’da; Gölhisar, Yamadı, Çavdır, Haravza, Söğüt Ovaları.
    Tefenni’de; Tefenni, Hasanpaşa, Başpınar, Beyköy Ovaları.
    Yeşilova’da; Akçaköy, Erli Ovaları.
    Karamanlı’da; Karamanlı, Kağılcık Ovası.

    Yaylaları; İlimizdeki yaylalar daha çok dağlar üzerindedir. Başlıca yaylalar arasında Kocayayla, Başpınar Yaylası, Bayındır Yaylası, Menekşeli Düz ve Eğneş Yaylaları, Eşeler Yaylası gösterilebilir.

    Akarsuları; Burdur İlindeki gölleri besleyen ve ziraat sahalarının sulanmasında etkinliği olan bir çok akarsu vardır. Bunlar;
    Merkez İlçe; Alakır, Burdur, Arvallı, Gıravgaz, Çeltikçi, Askeriye ve Çerçin Çayları,
    Ağlasun İlçesi; Başköy Çayı,
    Tefenni İlçesi; Karamusa, Hasanpaşa, Tefenni Çayları,
    Gölhisar İlçesi; Horzum, Acel, Dalaman Çayları,
    Yeşilova İlçesi; Salda, Ulupınar, Armut, Niyazlar, Doğanbaba, Köpek, Yarışlı, Düğer Çayları,
    Bucak İlçesi; Kestel ve Aksu Çayları.

    Gölleri; Burdur’da sularla dolu çöküntü çanakları, vadiler, mağaralar, inler ve dehlizler bölgenin doğal oluşumları arasındadır. Yöre, bu doğal oluşuma bağlı olarak aynı zamanda “GÖLLER BÖLGESİ” adını da almaktadır.
    İlin belli başlı gölleri şu şekilde sıralanabilir.
    Burdur Gölü, Pınarbaşı (Eğneş) Gölü, Karaevli Gölü, Bereket Gölü, Mamak Gölü, Salda Gölü, Karataş Gölü, Yazır (Gölçük) Gölü, Gölhisar Gölü, Söğüt Gölü.
    Bölgenin en büyük gölleri Burdur Gölü ve Salda Gölüdür.

    Burdur Gölü; Kendi adını taşıyan çöküntü alanının en çukur yerini kaplayan Burdur Gölü, oldukça geniş bir havzanın içinde bulunmaktadır. Yapısı bakımından tektonik bir göldür. Gölün kuzeydoğusu ve kuzeyi ovalarla çevrilidir. Doğusu ve kuzeybatısı ise hemen yükselen dağlarla sınırlanmıştır.
    Göl havzaya düşen yağmur ve kar sularından başka, gölün içindeki ve çevresindeki kaynaklarla da beslenmektedir. Tuzlu göller türüne girmektedir. Göl; kış ve ilkbahar aylarında yükselmekte; yazın çekilmektedir.
    Burdur Gölü şehre çok yakındır. Uzunluğunun 34 km, yüzölçümünün 186 km2 ve en derin yerinin 110 metreyi bulmakta olduğu dikkate alınırsa, ileride ufak tonajlı bir vapurun da çalıştırılması düşünülebilir. Böylece göl kenarında ya da yakınındaki köylerle kestirme yoldan bağlantı kurulmuş olacak; Göl kıyısı kumsallarının değerlendirilmesi yoluyla da Burdur’un ekonomik ve turistik cazibesi artırılmış olacaktır.
    Salda Gölü; Yeşilova ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır. Doğanbaba, Salda, Eşeler Dağları ve Kayadibi Köyü önünde oluşmuştur. Tektonik yapılıdır. 1193 metre yükseltisi olan göl, oldukça yuvarlak bir görünümdedir. İçinde balık yaşayan, suyu tatlı, derin göllerden biridir. 47 km2’lik bir alanı kaplar. Çevresi ormanlıktır.

    Bitki Örtüsü; Burdur İli, arazi yönünden engebelidir. İlde ormanlar daha çok dağlık alanlar ve dik yamaçlarda yer almaktadır. Eşik kısımlarda ise, maki ve sert yapraklardan oluşan bir bitki örtüsü vardır.

    Burdur Ormanları; Özellikle Karaçam, katran, akçam, ardıç ve meşe ağaçlarından oluşmaktadır. Bu ormanlardan başka ilin çeşitli yerlerinde kitre yetişmekte, bu yer fundalıklar halinde yayılmaktadır. Burdur İlinde ve kenarlarında kavak ağaçları ile çeşitli meyve ağaçları yetiştiren bahçeler bulunur.

    İklimi; İl toprakları Akdeniz iklimi etkisinden uzakta kaldığından ve il topraklarının güneybatı yönünde mevcut yükseltiler nedeniyle kışlar soğuk, yazlar da sıcak geçer. Yıllık yağışın büyük bir kısmı kış aylarında yağmur ve kar biçiminde olur.
    Yıllık yağış ortalaması 398-804 mm arasında değişir. En yüksek sıcaklık 26C 30C, en düşük sıcaklık –16C -20C, yıllık ortalaması ise 11C 13C dolaylarındadır.

    Nüfusu; Burdur ili sürekli bir artış göstermekle birlikte, Türkiye genelinde oldukça yavaş bir büyüme gözlenmektedir. İlin Nüfusu 1927’de yapılan ilk nüfus sayımında 83.000 iken; 1980’de 235.000’e, 1985 yılında ise 248.000’e ulaşmış bulunmaktadır. 1990 yılında yapılan sayıma göre ise 225.215 olarak görülmektedir.
    Ülke geneliyle karşılaştırmalı olarak ilin nüfus yoğunluğuna bakıldığında; Burdur’un nüfus yoğunluğunun her zaman ülke ortalamasının altında kaldığı görülmektedir. 1960’dan itibaren doğurganlık düzeyinin düşüklüğü ve çevre illere göçlerin sonucunda nüfus artış hızında önemli bir azalma görülmüştür.






  4. DereeN
    Devamlı Üye
    Burdur resimleri


    burdur-resimleri2.jpgburdur-resimleri1.jpg

+ Yorum Gönder