+ Yorum Gönder
Atatürk Forumu ve Atatürk'ün inkilapları Forumunda T.b.m.m. Açıldıktan sonra halife ve hilafetle ilgili konuşmaları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    T.b.m.m. Açıldıktan sonra halife ve hilafetle ilgili konuşmaları








    T.b.m.m. Açıldıktan sonra halife ve hilafetle ilgili konuşmaları

    Ankara’da TBMM açıldıktan sonra 24 Nisan 1920’de gizli celsede, M. Kemâl, ülkenin iç durumu hakkında yaptığı konuşmasında Halife ve Hilâfet makamıyla ilgili olarak şu açıklamada bulunur:

    “İstanbul, düşmanın resmen ve fiilen işgali altındadır.
    Bu gün İstanbul demekle Londra demek arasında hiç bir fark yoktur. İşte Londra durumunda olan İstanbul’da ne yazık ki bütün İslâm âleminin taparcasına bağlı olduğu halifemiz ve büyük ecdadımızın bize en kıymetli armağanı olan padişahımız kalmış bulunuyor

    Meclis başkanı seçildikten sonra yaptığı meclis konuşmasını:

    “İnşallah âlemin sığınağı padişah efendimiz hazretlerinin sıhhat ve afiyetle her türlü yabancı kayıtlardan uzak olarak kutlu tahtlarında sürekli kalmasını Allah’tan tazarru (yalvarma) eylerim” diyerek bitirir.9

    Hükümet kurmanın gerekliliği konusunda mecliste yaptığı konuşmasının bir bölümünde ise, M.Kemal:

    “Osmanlı Devleti diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının cismâni nüfuzu etrafında şekillenmiş değildir. Saltanat makamı aynı zamanda Hilâfet makamı olduğundan padişahımız, İslâm toplumunun da başkanıdır. Çalışmalarımızın birinci amacı ise, Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza Milli İrade ‘nin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamı yabancı esaretinden kurtararak ulü’l-emrin (Padişah) yetkisini düşmanın tehdit ve zorlamasından serbest kılmaktır”™ diyerek Saltanat ve Hilâfet’i birbirinden ayırmak isteyen düşmanlara karşı çıkılacağını açıklamaktadır.

    Aradan bir süre geçtikten sonra ayaklanmaların olduğu bir dönemde, Meclisteki bir gizli oturumda Hilâfet konusu tartışılmaktadır. Meclis başkanlığına sunulan bir önerge ile kararnamenin uygun bir yerine “Hilâfet makamı, esaretten kurtarıldıktan sonra, yasal konumu alır” tarzında bir madde eklenmesi istenir. Bu konu üzerinde tartışmalar yapılırken, M. Kemal de hem Halife ve Hilâfet, hem de konu ile ilgili olarak şu açıklamada bulunur:

    “ arzettiğim gibi Hilâfet ve Saltanat makamına olan bağlılığımız ve o makamın bütün gerekli şartlarının korunması birinci esasımızdır. Bu, İslam dünyasının dayanağı olan gerçek bağını tesise birinci derecede medar olan bu makamı ihmal etmek hiçbir zaman akıl kârı değildir ve bunu bizden zorla almak mümkün değildir. Amaca ulaşmak için ihtiyaç ve iftikar eylediğimiz güçler birinci derecede İslâm dünyasıdır. İkide birde Yüce Meclisin Hilâfet ve Saltanat, Halife ve Sultan meseleleriyle uğraşmasında İslâm dünyası için sakıncalar vardır. Bu sakıncaları şimdiye kadar fiiliyatiyle gördük. Bunu bizden zorla almak isterlerse her türlü savaşımı yaparız.”

    O günün Halife’si olan Vahdettin konusunda ise:

    “Yazık ki şimdi Hilâfet ve Saltanat makamını işgal eden zat, bu millet için hain bir adamdır” dedikten sonra bunu da şöyle açıklanmaktadır:

    “Çünkü Halife ve Padişah sıfatını takınmış olan kimsenin bu milleti iğfal, ifsat etmek için bizzat işgal eylediği bir takım bozguncu teşkilatı vardır. Bu teşkilatta, o bozgunculuklarda kendisinde cesaret gören bir adam hükümsüzdür, hükümsüz olacaktır. Bizi reddetmek akıl kârı değildir. Belâhettir (alıklıktır). Oysa gerçek durum böyle değildir. Bu millet her şey yapar. Kendi geleceğini korumak için ve bunun üstünde ona da hürmet ve riayet eder. Onun da yasal haklarını ve korunmasını tanır. Onun yasal hakları bu milleti yok edip bitirmek değildir. Cüret ve cesaret gördüğüm sununla anlaşılıyor. Bu milletin düşüncesinde; mutlaka padişah ve halife olan kişinin emrine kayıtsızca, düşüncesizce itaat etmek zorunda bulunduğundan dolayı bunu avucumuzda tutalım ve istediğimiz şeyleri kendisine emredelim “.

    Bu açıklamanın devamında ise:

    “Bu mesele geniş nazik ve önemli bir meseledir. Bugün fiilen uygulamak için yaptığımız bir takım kanun maddeleri vardır. Bunlara buna benzer bir ifadeyi koyunca bize, halife ve padişahınız.nerede diye sorarlar. Ne cevap vereceksiniz? Esir mi diyeceğiz? İşte büyük alimlerimizin ve fazıllarımız vardır. Esir olan adam padişah olamaz. Biz öteden beri diyoruz ki Halife ve Padişahımız şer’î gücünü ve kuvvetini kullanmaktan men edilmiştir. Haince hareket ediyor. Öyleyse bu mesele ile uğraşmak uygun değildir. “Nerede bizim Halife ve Padişah ‘ımız deriz ve bugün ya onu tanımak gerekir ya da onun yerine derhal birisini koymak gerekir” buyurursunuz. Böylece bu işi böyle karıştırmak “Halife ve Padişah nerede, Hilâfet ve Saltanat makamı nerededir; esirdir ya da güç ve kudretini kullanamaz dersek” ilga ederiz. İçinden çıkamayız. Sonra ufak bir madde ile içinden çıkamayız. İrtibatı nedir, hukuku nedir? onlar için kanun yapmak gerekir.” 11

    Sonunda önerge geri alınmıştır.

    M.Kemal’in Vahdettin’i hainlikle suçlamasının sebebi ayaklanmalar ve 22 Temmuz 1920’de Sevres (Sevr) projesinin kabul edilmesinden dolayıdır.








  2. Zarafet
    Üye





    Tbmm açılmasının önemi; Ülke yönetiminde tek egemen gücün millet olduğu belirtilmesi, Meclisin Yaptığı tek inkılap saltanatın kaldırılmasıdır. Meclis toplantıları açıktır.




+ Yorum Gönder