+ Yorum Gönder
Atatürk Forumu ve Atatürk'ün inkilapları Forumunda Saltanatın kaldırılışında halife ve hilafeti tarihi yönden değerlendirmesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Saltanatın kaldırılışında halife ve hilafeti tarihi yönden değerlendirmesi








    Saltanatın kaldırılışında halife ve hilafeti tarihi yönden değerlendirmesi


    1920 yılı, ayaklanmaların bastırılması ve Doğu ‘da Kazım Karabekir Paşa’nın Ermenilere karşı zaferi (17 Kasım) ile geçer. 1921 yılı I.İnönü Savaşı (6-10 Ocak), Çerkez Ethem’in sindirilmesi (22 Ocak), II. İnönü Savaşı (1 Nisan) ve Sakarya Meydan Muharebesi (13 Eylül) ile son bulur. Bundan sonra sıra Büyük Taarruzu gerçekleştirmek ve düşmanı denize dökmektir. 9 Eylül 1922’de bu da gerçekleşince, sıra Lozan barışına gidecek heyetin oluşturulmasına gelmiştir

    İtilaf Devletleri, Lozan Konferans’ına hem İstanbul hükümetini, hem de Ankara hükümetini birlikte çağırırlar. Buna kızan M.Kemal ve arkadaşları, padişahlığın kaldırılmasını kararlaştırırlar ve I Kasım 1922’de çıkarılan bir yazı ile halifelik ve padişahlık birbirinden ayrılır.

    Zafer kazanmış olan Ankara artık güçlüdür ve kendisinin üstünde bir güç istememektedir. Bu itibarla M.Kemal, 1 Kasım 1922’de Hilâfet ve Saltanat’ın birbirinden ayrıldığı gün yaptığı konuşmasında zaten üç seneden beri Yüce Meclisin milli hakimiyet ve milli saltanatı elinde bulundurduğunu belirttikten sonra Türk ve İslâm tarihi üzerinde bir kısım açıklamalarda bulunur.

    “Beyler! Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşan nüfustan oluşan büyük bir Türk Milleti vardır. Bu milletin yeryüzündeki genişliği ölçüsünde tarih sahnesinde de bir derinliği vardır. Beyler! Bu derinliği isterseniz iki ölçekle ölçelim. Birinci birimi tarih öncesi devirlere ait olan ölçeğidir. Bu ölçeğe göre Türk Milletinin ceddine kadar olan Türk adındaki insan; insanın ikinci atası Nuh (a.s)’un oğlu Yâsef’ in oğlu olan kişidir” dedikten sonra “Türkler on beş asır önce Asya’nın göbeğinde büyük devlet kurmuş ve insanın hertürlü kabiliyetine tecelligah olmuş birer unsurdur. Elçilerini Çin’e gönderen ve Bizans’ın elçilerini kabul eden bir Türk devleti, atalarımız olan Türk Milleti’nin kurduğu bir devletti”

    M.Kemal, Türklerle ilgili bu açıklamayı yaptıktan sonra, Araplarla ve Hz. Peygamberlerle ilgili, Dört Halife ve daha sonra kurulan İslâm devletleri ile ilgili ve bu devletlerdeki, Halife ve Hilâfet’in durumları ile ilgili açıklamalarda bulunurken şu bilgileri verir:

    “Beyler! Yine bilinmektedir ki: Dünya yüzünde yüz milyonluk bir Arap kütlesi vardır ve bunların Asya’ya ait kısmı Cezîretü’l-arab’da yoğun olarak varlıklarını sürdürürler. Nübüvvet ve risalete mazhar olan Fahriâlem Efendimiz bu Arap kütlesi içinde, Mekke’de dünyaya gelmiş mübarek bir vücut idi.










  2. CANGÜLER
    Bayan Üye





    Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının önünde kurtuluş savaşından sonra saltanat ve halifelik kalmıştır. İlk önce saltanat kaldırılarak henüz hazır olmayan milletin bu durumu alışması sağlanmış ardından halifelik kaldırılarak bu vatanın tam bağımsızlığı milletin iradesine bırakılmıştır.




+ Yorum Gönder