+ Yorum Gönder
Hayat Ve Yaşam ve Bahçe ve Bitki Forumunda Doğadaki bitkiler ve boyamacılıkta nasıl kullanılırlar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HAYAT
    Devamlı Üye

    Doğadaki bitkiler ve boyamacılıkta nasıl kullanılırlar








    Doğadaki bitkiler ve boyamacılıkta nasıl kullanılırlar

    İlk kullanılan boyalar metal oksit karışımı, killi toprak ve bazı bitki özsularıdır. Bunların su ile karıştırılarak boyanacak yere sürüldüğü sanılmaktadır. Eski mısırlılar boyalara sağlamlık ve parlaklık vermek için zamk karıştırmışlardır. Bu tip boyalara mısır mumyalarında rastlanmıştır. Doğal boyamacılık, doğada sağlanan çeşitli bitki ve böceklerdeki boyarmaddelerden yararlanılarak yapılan boyamacılık işlemidir. Günümüzden 5000 - 6000 yıl önce başlayan doğal boyamacılık 1856 yılında William Henry Perkin tarafından ilk sentetik boyarmaddenin bulunuşuna kadar değişmeden sürmüştür. XIX. yüzyılın ikinci yarısında bir yandan yeni boyarmaddeler bulunurken öte yandan bitkilerdeki boyarmaddelerin sentezi gerçekleşmiştir. Boyarmaddelerin büyük miktarlarda ve ucuz olarak sentezi XIX. yüzyılın sonunda doğal boyamacılığı büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.
    Bir tekstil malzemesinin kalıcı olarak renklendirilmesine boyama, renklendiren maddelere ise boyarmadde denir. Boyarmadde çözeltisi içindeki tekstil malzemesine boyarmaddelerin göçü sonucu boyarmadde gerçekleşir. İnsanlar doğal elyaf olan yünü, pamuğu tarihin ilk çağlarından bu yana boyamaktadırlar. Kullanılan boyarmaddeler ise bitkilerden, hayvanlardan ve topraktan elde edilmektedir. Bilinen en eski boyarmaddeler indigofera bitkilerinden elde edilen indigoi rubia tinotoium’dan elde edilen alizarin, bir topraktan elde edilen krom sarısı, schweifurt yeşili zencefre vs. dir.
    1856 yılında Perkin’in ilk sentetik boyarmadde olan Movein’i sentezlemesiyle sentetik boyarmaddelerin üretimi başladı ve büyük hızla arttı.Böylece doğal boyarmaddelerin kullanılması büyük ölçüde azalmaya başladı.Kökboyanın temel boyarmaddesi olan alizarin 1868 yılında Grabe ve Liberman tarafından sentezlendi. Günümüzde sentetik boyarmaddeler ağırlıklı olarak kullanılmakla beraber halı, kilim ve yazma gibi el sanatlarında doğal boyarmaddeler hala uygulama alanı bulmaktadır.
    1.1. Boya ve Boyarmadde

    Cisimlerin renklendirilmesi boyamak kelimesiyle ifade edilir. Cisimlerin yüzeyinin ya dış tesirlerden korunması ya da güzel bir görünüm sağlanması için renkli hale getirilmesinde kullanılan maddelere BOYA denir. Konuşma dilinde çoğu kez boya ve boyarmadde kelimelerini birbiri yerine kullanırız. Bu iki sözcük eşanlamlı değildir. Boyalar bir bağlayıcı ile karışmış fakat çözünmemiş karışımlardır. Boya bir yüzeye kuruyan yağ ile birlikte fırça veya boyama tabancaları ile uygulanır. Boyanan yüzey, yağın kuruması ile oldukça kalın yeni bir tabaka ile kaplanır. Bu işlem gerçekte bir boyama değil bir örtmedir. Boya kelimesinden sanatkar, ressam, badanacı faydalanır. Genellikle boyalar anorganik yapıdadır. Ancak organik yapıda da olabilirler. Uygulandıkları yüzeyde hiçbir değişiklik yapmazlar. Kazımakla yüzeyden büyük parçalar halinde uzaklaştırılabilirler.
    Cisimlerin (kumaş,elyaf) kendilerini renkli hale getirmede uygulanan maddelere ise BOYARMADDE denir. Ancak her renk veren veya renkli olan madde boyarmadde değildir. Boyarmaddelerle yapılan renklendirme boyalarla yapılan renklendirme işlemine benzemez. Genellikle çözeltiler veya süspansiyonlar halinde çeşitli boyama yöntemleriyle uygulanırlar. Bütün boyarmaddeler organik bileşiklerdir. Boyanacak cisimler boyarmadde ile devamlı ve dayanıklı bir şekilde birleşerek cismin yüzeyini yapı bakımından değiştirirler. Genellikle boyarmadde cismin yüzeyi ile kimyasal veya fizikokimyasal bir ilişkiye girerek birleşmişlerdir. Boyanan yüzey kazıma, silme, yıkama gibi fiziksel işlemlerle başlangıçtaki renksiz durumunu alamaz.

    1.2. Renk ve Boyarmaddelerde Renklilik

    Acı, tatlı, ekşi, soğuk gibi sübjektif kavramlardan biri olan renk, bir cismin veya ışık kaynağının gözümüzde sebep olduğu etki olarak tanımlanır. Ancak bu tanım oldukça sınırlıdır ve bazı fiziksel ve psikolojik olaylara bağlıdır. Örneğin beyaz bir cismin rengi aydınlıkta da, gece mum ışığında da beyaz görülür. Fakat gerçekte fiziksel ölçümlerle kıyaslandığında mum ışığındaki cismin rengi beyaz değil, mum alevinin sarımsı rengini taşır.
    Çevremizdeki elektromagnetik dalgalar 10-15 m dalga boyundaki kozmik ışınlardan 104 m dalga boylu radyo dalgalarına kadar değişik boyutlarda bulunur. Işık denilen gözümüzle algıladığımız elektromagnetik dalga bölgesi çok dar bir alandır. Gözümüzün duyarlı olduğu bu bölge, 400-750 nm lik dalga boyuna sahiptir. Bunların dışındaki 800nm ile 1000nm arasındaki bölgeye ise morötesi denir. Güneşten gelen ışınla, görünen ışınlar yanında morötesi ışınları da kapsar.
    Eğer bir cisim üzerine düşen ışığın tamamını yansıtıyorsa göze beyaz olarak görünür. Buna karşılık cisim, gelen ışığın tamamını absorblayıp hiç yansıma yapmıyorsa siyah renklidir. Cisim, üzerine düşen beyaz ışıktan, belli dalga boyundaki bazı ışık veya ışınları absorbluyorsa, beyaz ışıktan geri kalanları yansır ve bu yansıyan ışıkların dalga boyuna bağlı olan bir renkte görülür. Spektrumda belli dalga boyuna sahip öyle renkler vardır ki bu dalga boyundaki ışıkları birbiri ile karıştırdığımızda beyaz ışık elde edilir. Bu renklere KOMLEMENTER (TAMAMLAYICI) renk adı verilir. Örneğin mavi ışık ile sarı ışık komplementerdir. Beyaz ışıktan sarı absorblanırsa mavi renk görülür. Cisimlerin güneş ışığından absorpladıkları ışığı dalga boyuna göre, ne renkte görüleceği çizelgede verilmiştir.

    Tablo 1. Işık absorpsiyonu ve cisimlerin görünen rengi


    Absoplanan Işık Dalga boyu (nm) Renk

    Cismin Görünen rengi

    400-500 Menekşe Sarımsı yeşil 440-480 Mavi Sarı 480-490 Yeşilimsi mavi Turuncu 490-500 Mavimsi yeşil Kırmızı 500-560 yeşil Mor 560-580 Sarımsı yeşil Menekşe 580-595 sarı Mavi 595-605 turuncu Yeşilimsi mavi 605-750 kımızı Mavimsi yeşil

    Spektroskopik incelemelerle bütün cisimlerin radyasyon absorpladıkları görülmüştür. Absorplanan enerji ne kadar düşükse dalga boyu o kadar büyük olur. Enerjisi en düşük bağlar p bağlarıdır. Moleküldeki p bağlarının sayısı arttıkça enerjileri daha da küçülür, görünür alana kaymaları kolaylaşır.
    Sonuç olarak organik boyarmaddelerde renklilik kromofor-oksokrom grupların varlığına ve konjuge çift bağların sayısına bağlıdır, diyebiliriz.
    1.3. Doğal ve Sentetik Boyarmaddelerin Karşılaştırılması

    1.3.1. Doğal boyarmaddelerin olumlu yönleri


    Doğal boyarmaddelerin bazılarının haslık değerleri oldukça iyi olup, zamanımıza kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Bazılarının ise haslık değerleri oldukça düşüktür.
    Doğal boyarmaddelerin solma dereceleri, genelde diğer renklerin harmonisini bozmayacak şekilde olmaktadır.
    Doğal maddelerden elde edildiğinden, boyarmadde maliyeti daha ucuzdur. Özellikle işgücü potansiyelinin fazla olduğu, el sanatlarının yaygın olduğu kırsal kesimlerde bu nedenle uygulanmaktadır.
    1.3.2. Doğal boyarmaddelerin olumsuz yönleri








  2. HAYAT
    Devamlı Üye





    Belli bir kırsal kesimde istenen tüm renkleri veren bitkilerin bulunmaması boyacılık açısından sorun olmaktadır

    Bitkileri senenin on iki ayında elde etmek mümkün değildir Bitkiler ancak çiçek açtıkları ilkbahar-yaz dönemlerinde toplanana bilir

    Doğal boyarmaddelerle en çok sarı, kırmızı, kahverengi gibi sınırlı renkler elde edilir Ara renkler bu renklerin karışımları ile elde edilmekte ise de, renk skalası oldukça dardır

    Bitkinin içerdiği boyarmaddeler iklim koşullarına, toprağın cinsine, toplandığı mevsime, yaşına göre değiştiğinden istenilen rengi her zaman elde etmek mümkün değildir

    Boyama için fazla miktarlarda doğal boyarmaddeye gereksinim vardır Halbuki aynı renk şiddeti, sentetik boyarmaddeler ile çok küçük miktarda sağlanabilmektedir

    Fabrikasyon boyacılığı için düşünüldüğünde geniş tarım alanı, kırsal bölgeden toplama, nakliye, depolama maliyeti,boyarmadde ekstraksiyonu gibi nedenlerle oldukça pahalıya mal olmaktadır

    Bazı boyama süreçleri, örneğin ‘Türk Kırmızısı boyaması’ oldukça uzun süre gerektirir

    Ortamda boyarmadde dışında bitkiden gelen tanen, selüloz gibi maddelerin bulunması rengi etkilemekte ve boyama işlemini güçleştirmektedir

    21 Tabii Organik Boyalar



    Bitkiler ve hayvanlar aleminin organik boyaları yüz yıllardan beri kumaş boyacılığında kullanılmaktadır Ancak 70 yıldan beri elde edilmeğe başlanılan sentetik organik boyaların piyasaları tutması dolasıyla, tabii organik boyaların kullanılma nispetleri çok azalmıştır Önemini hala biraz muhafaza eden, kampeş ağacı boyasıdır



    Mavi boyalar: İndigo, çivit,bitkisel çivit: Tabii indigo, eski zamanlardan beri kullanılagelmiş olan bir kumaş boyasıdır Eski Mısır mumyalarında indigo mavisi ile boyanmış sargılar bulunmuştur Kaynağı doğu Hindistan’da Bengal ve Madras dolaylarındadır Tropik bir bitki olan İdigofera tinctorianın, bilhassa yapraklarında %0,2-0,8 arasında olarak indikan halinde mevcuttur İndikan, indoksil’in bir glükozid’idir



    Kampeş ağacı: Orta Amerika’da bulunur Esmer kırmızı renktedir, sarımsak kokusundadır Bu odunda, hematoksilin C16H14O6 vardır Bu hidrokinon karakterinde renksiz bir maddedir Kolayl ıka oksitlenerek, alkalilerde koyu mavi kırmızı renkte eriyen hematein C6H12O6 cismini teşkil eder Hematein alumin ile mavi menekşe, demir ve krom tuzları ile siyah çökelek verir Boyacılıkta kampeş odununun ekstrede hematoksilin ile birlikte, az veya çok hemateyin bulunur İpek, kürk boyamasında kullanılır



    Kırmızı boyalar: Kırmızı ağaç,Brezilya odunu: Brezilya’da yetişen sezalpineye odunlarındandır Bu odunlarda renksiz brezilin C16H14O5 maddesi vardır Bu madde kimyaca hematoksiline çok benzer;alkalilerde kırmızı renkte erir, hava temasında brezileyin C6H12O5 halinde oksitlenir Alumin ile mavimsi kırmızı, krom ile gri esmer bir lak teşkil eder



    Yosun boyaları: Akdeniz sahilleri ile kanarya adalarında yetişen Roccela tinctoria, Lecanora tartarea gibi yosunlarda boyar madde vardır Bu yosunlarda bulunan eritrin asidi C20H22O10, bazlar ile muamelede ayrışarak eritrin asidi C20H22(OH)4, orsellinasit C6H2(CH3) (OH)2 COOH ve orsin C6H3(CH3) (OH)2 cismini teşkil eder



    Turnusol: Aynı yosunlar, potasyum karbonat ve amonyak ile muamele edilerek havanın etkisine bırakıldıklarında turnusol boyasını meydana getirirler Turnusol alkaliler ile mavi tuzlar teşkil eden kırmızı bir asittir Kimyada indikatör olarak kullanılır



    Persio: İskoç yosunlarından elde edilen bir boyadır



    Saflor: Carthamus tinctoriusun kurutulmuş çiçek yapraklarıdır Bileşiminde kartamin C21H22O11 bulunur;gül rengine boyar Eskiden ipek boyamak için kullanılırdı Işığa karşı hassastır



    Alkanna: Kırmızıya boyayan alkanini C17H18O5 ihtiva eder Yağlarda erir, ışığa karşı sebatlıdır Yağların,merhemlerin,mumların ve saçların boyanmasında çok kullanılır



    Kırmızı koşenil: Eskiden pek değerli bir yün boyası olan koşenil hayvanlar aleminden elde edilen bir boyadır Kırmızı bitkinin üzerinde yaşayan böceklerden çıkarılır Boyama için toz haline getirilmiş böcekler kullanılır Su ile kırmızı renkte bileşikler verir



    Sarı boyalar: sarı ağaç, sarı Brezilya odunu: Bileşiminde C15H10O7 maddesi bulunur Alumin ile sarı renkli bir lak teşkil eder Yünü sarıya boyamada kullanılır



    Cebri(sarı nane): Rhanus aleternus isimli bitkinin meyvasıdır



    Sarı meşe: Kuzey Amerika’da bulunan Quercus tinctoria meşesinin kabuklarıdır Bileşiminde C21H22O12 vardır



    Safran : Krosin adı verilen boyayı ihtiva eder Krosin Polyen sınıfından bir glükoziddir Tereyağı, şeker, zerde gibi besin maddelerin boyanmasında kullanılır



    Hind sarısı, püre: Doğu Hindistan’da bulunur Işığa dayanıklı sarı ressam boyası olarak pek kıymetlidir



    Klorofil, yaprak yeşili:Klorofil a)C55H72O5N4Mg ile klorofil b)C55H70O6N4Mg dan teşekkül eder Her ikisi de pirol türevlerindendir Konservelerin, likörlerin ve yağların boyanmasında kullanılır





    22 Suni organik boyalar:

    Suni organik boyalara ‘katran boyaları’ adı da verilir Suni organik boyaların tarihi Runge’nin 1834’de maden kömürü katranında fenol ve anilini keşfetmesi ile başlar Suni boyalar bugün tamamen tabii boyaların yerine geçmişlerdir Sentetik olarak elde edilen bu boyaların çoğunun ışığa karşı dayanıklıkları ve yıkandıkları zaman renklerini atmamaları bakımından değerleri, tabii boyalarınkinden yüksektir Böylece her yıl yeni yeni boyalar piyasaya çıkmakta ve mesela otuz yıl önce büyük önemi olan boyalar,bugün yerlerini daha iyi özellikte olanlara bırakmaktadır

    Sentetik boyalar en fazla, elyaf boyamasında kullanılmaktadır Türlü elyafa karşı özellikleri pek farklıdır



    Suni boyaları bu bakımdan başlıca altı sınıfa ayırmak mümkündür



    1 Bazik boyalar: Çoğu fuksin, metilen mavisi gibi boya bazlarının klorürleri, tuzlarıdır Hayvani elyafı (yün,ipek) nötür veya hafif asetik asitli boyada doğrudan doğruya boyarlar, pamuğu boyamazlar Bu boyalar ile pamuğun önce tanen (asit bileşik),katanol(kükürtlenmiş fenol) veya albumin ile muamele edilmesi lazımdır Bunlar boyama sırasında, boya bazı ile suda erimeyen bir bileşik teşkil ederler

    2 Asit boyalar: Sülfo asitlerin, karbonasitlerin sodyumlu tuzlarıdır Asitli boyalar asit banyoda hayvani elyafı boyarlar

    3Tuz boyalar: Sülfon asitlerin sodyumlu tuzlarıdır Nötür veya alkali tuzlar beraberinde pamuğu boyarlar

    4Küp boyalar: Önce redüktörler ile (çinko tozu veya hidrosülfit) suda eriyen löyko bileşikleri haline getirildikten sonra boyayan maddelerdir Böylece meydana gelen löyko bileşiği, havada oksitlenerek, elyaf üzerinde orijinal boya (indigo gibi) yeniden teşekkül eder Kükürtlü boyalar grubuda aynı esasa göre boyarlar Burada redüktör olarak sodyum sülfür Na2S teşekkül eder

    5Lak boyalar: Madeni laklar (koloid bazik tuz meydana getiren ve kolaylıkla hidroliz olan şaplar, demir,krom tuzları) yardımı ile elyaf üzerine tesbit edilenbilen boyalardır Elyaf üzerinde boyaların koyu renkli metal bileşikleri teşekkül eder(alizarin, antrakinon boyaları)

    6Geliştirme boyaları: Önce elyaf üzerinde teşekkül eden boyalardır Boyaların maksada uygun bir sınıflandırılmasını kimyasal yapıları mümkün kılar





+ Yorum Gönder


zencefre bitkisi