+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Barışlar ve Savaşlar Forumunda Ermeni faaliyetleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Ermeni faaliyetleri nelerdir








    Ermeni faaliyetleri nelerdir

    Ermeni faaliyetleri hakkında bilgi

    Ermeni faaliyetleri nelerdir3.jpg

    Berlin anlaşmasına kadar Türkler ile Ermeniler arasında bir husumetin olmadığı konusunda yerli ve yabancı ilim adamları ittifak etmektedirler.
    Öyleyse, Anadolu’da Ermeni olaylarının çıkmasına sebep olan hususlar nelerdir? Bu konuda yapılan araştırmalarda ortak olan görüşleri üç noktada toplamak mümkündür.

    1- Berlin Anlaşması’nı imzalayan devletlerin, bu anlaşmanın 61. maddesine koyduğu hükümle Ermenilere bir devlet kurdurma vaadinde bulunmalarıdır. Bu vaad sebebiyle, Ermeniler’in bağımsızlık yolunda faaliyete geçip, intikam taburları kurarak neticeye varmak istemeleri.

    Almanya, Fransa’nın yanında özellikle Rusya ve İngiltere’nin Ermeni meselesiyle yakından ilgilenmeleridir. Zira İngiltere, Ermeni çetelerine sığınma hakkı vermekle kalmayıp, onları sempati ile karşılamaları, korumaları, yardım ve destek sağlamaları ve Türkler aleyhine tahrik etmeleridir. Rusya ise, Türkiye’nin olaylardan korkması, paniğe kapılması, zayıflması işine gelmektedir. Çünkü, Doğu Anadolu’da kurulacak olan bir Ermeni devleti her hâl-ü-kârda Rusya’nın nüfuzu altına girecekti. Şayet Rusya doğrudan doğruya Doğu-Anadolu’ya sahip olamaz ise, Ermeniler vasıtasiyle sahip olacaktı. Rusya’nın bu düşüncesi, 1917 ihtilâli sonrasında daha açık bir şekilde ortaya çıkmış olup, Enver Paşa’nın Hariciye Nezâreti’ne gönderdiği 18 Kasım 1917 tarihli telgraftan da anlaşılmaktadır. Bu telgrafta konuyla ilgili olarak; “Mütareke görüşmelerinin olumlu sonuçlanmaması hâlinde, Rusya’nın iç karışıklıkları sebebiyle savaşa devam etmesi mümkün olamayacağından, Anadolu’nun muhtelif yerlerinden başka yerlere göçetmiş olan Ermeniler’in geri dönmelerine müsaade edilmesi, bunların yerleştirilmesi için bir komisyonun kurulması ve komisyonun görevi bittikten sonra Ermenilere muhtariyet tanınması”1 istenmiştir. Bu talebin gerçekleşmesi durumunda Rusya, kurulması düşünülen Ermeni Muhtar Devleti kanalıyla Doğu Anadolu’ya sahip olmayı planlamaktadır. Ruslar’ın himaye ve desteğiyle kurulan Ermeni birliklerinin, daha önce Rusya tarafından işgal edilen Doğu Anadolu topraklarından çekildikten sonra bu yerleri Ermenilere terk etmesi, Rusya’nın Doğu Anadolu’yu nüfuz sahası olarak seçtiği düşüncesini güçlendirmektedir.2

    Sovyetlerin 9 Haziran 1917 tarihinde yapılan I. konferanslarında “Bağımsız bir Ermenistan Cumhuriyeti kurmak gerekir” denilerek, “İktidarı ele geçirirken acilen Polonya’nın, Finlandiya’nın, Courlande’nin ve Ermenistan’ın kendi kendilerini yönetme ve ayrılma haklarını tanıyacağız” şeklindeki vaadleri, rejimin yerleşmesinden sonra müttefiklerin kaçınılmaz müdahalelerine karşı bu bölgeyi Rusya’nın bir tampon bölgesi haline getirip, daha sonraki bir aşamada bu bölgeyi ele geçirmek arzusundaydı.3

    1895 yılı Kasım ayı başlarında İngilizler’in Ermeni meselesindeki siyasetleri tamamen değişik bir yön almıştır. Zira başlangıçta bunlar, Ermeni meselesine karıştıklarını varsayacak şekilde kendilerini tarafgir ve faal göstermişlerdir. İngiliz konsolosları Ermeni isyancıların ele-başlarıyla samimi ilişkiler içine girmişler ve komite idarecilerinin aralarındaki ve Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki haberleşme işleri de onlar sayesinde mükemmel bir şekilde yapılmıştır. İngilizler Ermenilere maddî destek sağlamaya gayret ederken, Ermeniler de, İngilizler’in Ermeni kanını, Van samanı gibi, çok ucuza satın aldıklarını açıkça ilân etmişlerdir.4

    İngiltere’nin Ermeniler üzerinde oynadığı oyunun sebebi ise; “Irak’taki fütuhatı kuzey ve doğuya karşı genişletmek, Baku petrollerine vaziyet eylemek ve Asya’da Hint İmparatorluğu etrafında mümkün olduğu kadar vasi bir emniyetli saha ve mıntıkası ihdas eylemek ehemmiyet-i mahsusayı haizdi. İngiltere’nin elinde icap eden vesait-i maddiye de mevcuttu.”5 Bölgede her bakımdan kendisine muhtaç olacak olan zayıf bir devletin varlığı, İngiliz siyaseti için önem arzetmekteydi. Bu sebeple İngiltere, Ermeni faaliyetlerini desteklemekteydi.

    3- Ermeniler’in Avrupa devletlerinin vaadlerine inanarak, bölge nüfusunun çoğunluğunu hiç bir yerde teşkil etmediği, devlet kurmanın alt yapısının bulunmadığı bir ortamda devlet kurma hayâline kapılmaları, bu sebeple Avrupa’da ve Anadolu’da bir çok teşkilat kurarak, bu teşkilatlar vasıtasıyla diğer Ermenilere “Milliyetçilik” ve “Hürriyet” fikirlerini benimsetip, bir maceraya sürüklemiş olmalarıdır.

    Türkler, seferberlik ilânı sebebiyle askere giderken, Ermeniler kendilerini yabancı ülkelerde göstermek veya evlerine gizlenmek suretiyle askerden kaçmayı veya “Bedel-i Nakdî” ücreti olan kırk üç Osmanlı altınının yarısını ödemek için Diyakos (Din adamı) kisvesine bürünerek taş, ağaç kovuklarını kilise gösterip, buralarda görevlendirilerek, askere gitmekten kurtulup, seferberlik sebebiyle Türk erkek nüfusunun azaldığı çevrede katliamlar yapmışlardır. Yol taburları ve diğer birliklerden kaçan Ermeniler’in de bu gruplara katılmasıyla, katliamların boyutu da büyümüştür. Erzincan Piskoposluğu ile bazı evlerin mahzenlerinde binden fazla Ermeni’nin yakalanması, Ermeni evlerinin bodrumlarında, kiliselerin mahzenlerinde etrafı duvarla örülüp özel şekilde hazırlanan kiler durumundaki depolarda en az bir yıl yetecek kadar erzağın depo edilmesi, daha savaş başlamadığı halde bir hazırlık içinde olduklarını doğrulamaktadır.6 Bu hazırlıkların yapılmasında, Ermeniler’in askere gitmesine mani olmakta, savaşın çıkma belirtileri üzerine halktan alınması öngörülen yardımların verilmemesinde Papaz ve Piskoposların büyük rol oynadığı görüşmüştür.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Ruslar, henüz Doğu Anadolu topraklarına girmeden önce, Kafkas sınırları boyunca, zaman zaman orduda kullanılan hayvanların yiyeceklerini temin etmek maksadıyla sınırı geçtikleri, Türk toprakları üzerinde küçük çapta ta olsa bazı fiillerde bulundukları görülmüştür. Erzurum Valisi Reşid Bey’in 19 Eylül 1328 (2 Ekim 1912) tarihinde Dahiliye Nezâretine gönderdiği telgrafta; “Rus jandarmalarından Erşak’ın ondört günlük pasavan (sınır geçiş belgesi) ile hududu geçerek, Velibaba civarında hayvanat-ı mesruka taharri etmesi içün Kütek mevkii pasaport me’murundan ruhsat istemiş ise de, ruhsat verilmediği Pasinler Kaymakamlığı’ndan bildiriliyor. Rusya hükümeti, hudut boyundaki ahaliye ondört günlük pasavan vermekte ise de böyle me’murinin bu varakalarda gelüp gitmelerine dâir bir emr-i kaydı bulunmadığından”7 bahsedilmektedir. Başka bir belgede ise; yukarıda belirtilen şikayet durumu Hâriciye Nezâretine bildirilmiş olup, gerekli tedbirlerin alınması istenmiştir.8 Ruslar’ın henüz daha bir savaş hâli yokken, sınırları geçmesinin iki sebebi olabilir. Bunlardan biri; 1877-1878 Osmanlı-Rus harbiyle birlikte, Rus Ermenileri’nin Anadolu’daki Ermeniler ile kurduğu irtibatın bu şekilde devam ettirilmiş olması, ikincisi ise, sınır boylarındaki askerî birliklerin yiyecek ihtiyacını karşılamak veya Anadolu’daki Ermenilere malzeme yardımında bulunmaktır.

    6 Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ermeniler, Anadolu’nun birçok mahallinde olduğu gibi, Erzincan’da da teşkilatlandıkları, silah ve cephane stoku yaptıkları anlaşılmaktadır. Zira Erzurum Valiliği’nden Dâhiliye husus te’yid edilerek; “Erzincan’ın Sormuşoğlu Mahallesi’nde bir Ermeni hanesi derununda bomba patladığı haber verilmesi üzerine, derhal me’murin-i inzibatiye ile bizzat azîmet ile hâne derununda henüz hüviyeti tayin etmeyen iki zükûr (erkek) Ermeni’nin parça parça olduğu ve bir kadının da mecruh bulunduğu gibi, bombanın şiddetinden hanenin yıkılmış idüğü görüldüğü ve enkaz altında daha başka cesed ve bombalar bulunması ihtimâline karşı fedakar-ı lâzime ittihaz ve murahhas vekili efendi de celbedilerek bomba ve cesedler irae ile tahkikatın ikmaline çalışmakta bulunmuş idüğü iş’ar bu vesile ile mahal-i asayiş adına bir hal bile vukua gelmediği ilâveten izbâr kılındığı gibi müteakiben mezkur mutasarrıflıktan aldığım diğer bir telgrafnâmede de geçenlerde Tercan tebabetine tayin olunup Erzincan’dan mufârakat eden ve şimdi Tercan’da bulunması lâzım gelen Saisyan Efendi, Erzincan’da bulunduğu müddetçe bazı Ermenilere bomba i’mali ta’lim etmiş olduğu ihbar edildiği bi’l-beyan icray-ı icabı bildirilmiştir”9 denilmektedir. 31 Mart 1329 (13 Nisan 1913) tarihli şifrede ise, bu patlamanın bomba i’mali esnasında meydana geldiğinin anlaşıldığı Onuncu Kolordu Kumandanı Ferik Muhlis Paşa’dan öğrenilmiştir.10 Ayrıca 1 Nisan 1329 (14 Nisan 1913) tarihli şifre telgrafnâmede ise; “Bombanın patladığı hanede icra edilen hafriyat neticesinde milletçi bir Ermeni daha enkaz altından çıkmış ve on adet el bombası, bir kutu kalverat da potas yerli dökmesi, memeli el bombası mevâdd-ı muhribeyeyi havi bir kutu, bir mavzer rovelveri, birkaç tane domdom kurşunu bulunduğu, maktulünün üçü de Erzincan’ın yerli ahâlisinden olduğu ve hükümetçe tahkikat ve taharriyata devam edildiği ma’ruzdur.”11 denilmektedir.

    Erzincan’da bombanın patladığı ev sahibinin, Erzincan Ermeni esnaflarından olduğu ve bu esnafın dökümcülük ile uğraştığı, şahsın dükkanında yapılan arama sonunda, biri üç memeli ve diğeri vida kapaklı iki adet el hançeresiyle dört santimetre uzunluğunda hançere fitili bulunmuştur.12 Bu belgelerden anlaşıldığına göre bomba, patlama sonunda ölen dökümcü Ermeni esnafının dükkanında i’mal edilmiştir. Ermeniler’in kahir ekseriyeti san’atkâr olduğundan, bölge dışından te’min edilemeyen veya mahallinde i’mali mümkün olan silahları kendi imkanlarıyla yaptıkları anlaşılmaktadır.

    Ermeniler’in silahlı bir iç çatışmaya hazırlandıkları yukarıda bahsedilmeğe çalışılan olay neticesinde açığa çıkmış olup, silahlanma hususunda ihtiyaç duydukları malzemeleri Trabzon üzerinden Erzincan’a getirdikleri de yine bu bomba tahkikatı sonunda ortaya çıkmıştır. Zira; Erzurum Valisi Reşid Bey’in 3 Nisan 1329 (16 Nisan 1913) tarihinde Dahiliye Nezâreti’ne gönderdiği telgrafta; “3 Nisan 329 hadise-i cinaiyeye aid tahkikat esnasında Erzincan tüccarından Mumcuyan Serkis Efendi’nin damadı olup, Trabzon’da komisyonculuk ile meşgul bulunan Rupen Efendi’nin kalver duponas ve dinamit vesaire gibi mevadd-ı muhribeyi çivi fıçıları derununda Erzincan’a sevk ve ithal eylemiş iddüğü haber verildiği şimdi Erzincan Mutasarrıflığından bildirilmesi ile derdest icra olunan tahkikat bir kat daha tevsi’ ve tenvir edilebilmek üzere bu bapda tahkikat ve inde’1-icab taharriyat icrası lüzumu Trabzon vilayetine yazıldığı ma’ruzdur”13 denilmektedir. Reşid Bey’in bu telgrafına verilen cevapta ise özetle; “Olayın ehemmiyetine müsait surette adliye ve mülkiye ile birlikte hareket edilmesi, Erzincan haricinde yapılacak olan tahkikatın bile mümkün olduğu kadar kanunlar muâhecesinde yapılmasına dikkat edilmesi lüzumu”14 istenmiştir.

    .





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Erzincan’da meydana gelen bomba patlaması hadisesi üzerine, bir kısım Ermeniler olayla ilgili görülerek tevkif edilmiştir. Bunun üzerine Piskopos Simpad, Ermeni Patrikliği’ne 29 Nisan 1329 (12 Mayıs 1913) tarihinde bir telgraf göndererek, bu telgrafta; “Evvel ve ahir arz olunduğu vechle, bomba meselesi iştialinden telef olan üç dört kişinin teşebbüsat-ı şahsiyeleri olduğunu bura hükümetince tebeyyin ve ilân olmuş iken, şimdi onüç biçâre Ermeniler taht-ı tevkife alınmış, buniarın ma’sumiyetlerine kaviyyen emin olduğumuzdan mahbusiyetlerinin devamı, mağduriyetlerini daimî bulunduğundan tahliyesinin tesri’i zım-mında icabının icrası cemiyetimiz namına istirham ve intizar olunur efendim”15 diyerek yardımda bulunulması hususunda gayret göstermiştir. Piskoposun bu telgrafı göndermesinin asıl maksadı, Avrupa devletlerinin dikkatini bölgeye çekmek, daha önceki tarihlerde birçok defalar ve birçok yerde yapıldığı gibi Avrupa devletlerinin koruyuculuğunu Erzincan’da da te’min etmektir.

    Piskopos Simpad’ın bu teklifi kabul görmüş olacak ki; Dahiliye Nezâreti’nden 6 Mayıs 1329 (19 Mayıs 1913) tarihinde Erzincan Mutasarrıflığı’na bir telgraf gönderilerek, “Bomba hadisesininin adliyece suret-i tahkik ve telakkisi hakkında tedkikat-ı icra ile ve hilâf-ı kanun hiç bir muameleye meydan vermemek üzere nezareti adliyece oraya i’zam olunan İstinaf Müdde-i Umûmisi’nin binnetice tedkikatı ile müstenid olmayanlar var ise, bunlar ile meznunen mevkuf bulunanlar meyanında tevfı’an delail ve emâret-i maddiyeye mevkufiyetleri caiz olmayacağından bu babdaki istidlâad olanların acilen iş’arı”16 gerektiği bildirilmiştir.

    Erzincan Ermenileri’nin niyetleri bomba olayı sebebiyle açığa çıkması üzerine, Erzincan Ermeni tacirlerine “boykotaj” ilân edildiği17 ilgililere şikayet edilerek bildirilmesi üzerine, konu Erzurum Valiliği’nden sorulmuş, Vali Reşid Bey 11 Mayıs 1329 (24 Mayıs 1913) tarihli telgrafında; “Erzincan’da boykotaj ilânı hakkındaki ihbar sebebinden hilâf-ı hakikat olup, anasır arasında kemâkân musâfat mütekâbili mevcud ve ahz ve i’ta hususunun da sevabıkı vechle bilâ tefrik sabit ve cari iddiğü cevaben Erzincan Mutasarrıflığından bildirilmiştir. Bir müddetten berü, bazı kimselerin bu kabil erâcif neşri i’tiyâdında bulundukları ma’ğlum olmasına göre işbu ihbarında o gibilerin ihtirââtından ibaret olması derkâr id-düğünden ona göre tekzibi ma’ruzdur”18 cevabını vermiştir.

    Bomba olayıyla ilgili olarak 14 Mayıs 1329 (2 Mayıs 1913) tarihinde Reşid Bey Dâhiliye Nezâreti’ne gönderdiği bir telgrafta; “Erzincan’da bulunan istinaf müdde-i umumisinden alınan ma’lumata göre, bomba meselesine aid tahkikatın harf-ı asar ve vesaika müstenid olarak icra kılınmakta olan ta’mikatı bi’1-ikmâl maznunen mevkuf bulunanlardan üç ve elde edilemeyen iki ki, beş şahsın cinayet ve birinin kabahatle kulüp hey’et-i idaresinden olup, cemiyetler kanunu ahkâmına muhalif hareketleri anlaşılan beş kişinin de haps ile lüzum-ı muhakeme ve diğerlerinin dahi men’i muhakemelerine karar verildiği ve evvelce tevkifleri istirdad edilen dört şahıstan başka bu kerede gerek men’i muhakeme ve gerek kabahat kararlarıyla altı kişinin dahi tahliyeleri icra kılındığı anlaşılmış ve muâmelat-ı mütebakiyenin ifası zımmında mumaileyhin merkez vilâyete müteveccihen hareket eylemiş olduğu ma’ruzdur”19 demiştir.

    Erzincan’da Sürp Agop kilisesine gömülen binlerce bombanın olduğu, Ermeni komitacıların kilise mahzenlerini silah deposu olarak kullandıkları yukarıda belirtilen bomba patlaması hâdisesi üzerine açığa çıkmıştır. Bu hâdise üzerine Erzincan Piskoposu Patrikhane tarafından Kemah’a tayin edilmiş ve bu Piskopos, Kemah’da Karni, Canlı Vank köylerinden etrafına topladığı Ermeniler ile çevrede katliamlar yaparak yeni bir isyanın çıkarılması eşiğindeyken, bunların içine sızmış olan asker kaçağı konumundaki kişiler tarafından haber alınması üzerine Kasım 1914’de isyan hareketi çıkmadan önlenmiştir.20 Olay ile ilgili yapılan soruşturmada; Erzincanlı Papasyan Dikran ifadesinde: “Üç beş gün daha geçmiş olsaydı, komiteler aldıkları tertipler sonunda bütün Erzincan’ı ateşleyeceklerdi” diyerek, birçok yerde mazgallar, menfezler, yeraltı tünelleri inşa edildiği görülmüştür. Halkın maneviyatını kırmak için yalan yanlış haberler çıkarıldığı görülmüştür.21

    Erzincan’da meydana gelen Ermeni hadiselerinin yanısıra, Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi üzerine savaş hazırlıklarına başlamış olması, Doğu-Batı bağlantısı üzerinde bulunan Erzincan’ın konumu bu askerî hazırlıklar açısından elverişli bulunması sebebiyle, Erzincan’ı Batı’ya bağlayan geçitlerin kış şartlarında güçlük çıkarması düşüncesinden hareketle 3. Orduya bağlı 3. Kolordu’nun kış bastırmadan Erzincan’a intikal ettirilmesi kararlaştırılmış olup, ihtiyaç hâlinde Konya ve Ankara’dan bu bölgeye vasıta nakli yapılacağı Dâhiliye Nezâreti’nin 7 T.sani 1330 (20 Kasım 1914) tarihli telgrafından anlaşılmaktadır.22

    İç sıkıntıların yanında savaşın getirdiği sıkıntılar da Erzincan’da önemli rol oynamış olup, zaman zaman yiyecek yardımlarının yapıldığı görülmektedir. Bu cümleden olarak; 13 Şubat 1330 (26 Şubat 1915) tarihinde 158.567 Kg. muhtelif malzeme 23, 3 Şubat 1333 (16 Şubat 1917) tarihine kadar ise; “7.735 kilo dakik, 3.699 kilo peksimet, 46.819 kilo arpa, 200.000 kilo pekmez, 4.513 kilo yağ, 3.730 kilo kavurma, 642 kilo üzüm ki, ceman 67.043 kilo erzak ile 508 adet koyun derisi, 1530 adet mintan, 457 çift çorap, don , 4 adet harar-ı Erzurum, 2.374 kilo arpa, 8069 kilo buğday, 1.880 kilo kavurma ki, ceman 12.324 kilo erzak ile 260 kilo yapağı ve 282 adet keçi derisi, 213 adet koyun derisi, 16 adet sığır ve deve gönü, 50.506 kilo dakik, (ayrıca yine) 1.747 kilo dakik, 1.747 kilo pirinç, 12.129 kilo buğday, 13.430 kilo bulgur, 58 kilo kavurma, 179 kilo fasulye, 1098 kilo nohut ki, ceman 79.200 kilo sevk olunmuş ve üç mahale vuku’ bulan sevkiyat miktarı 158.567 kilodan ibaret bulunduğu ma’ruzdur





+ Yorum Gönder