+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Barışlar ve Savaşlar Forumunda Dünyada mülteci sorunu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Aycan
    Devamlı Üye

    Dünyada mülteci sorunu








    Dünyada mülteci sorunu

    Dünyada mülteci sorunu hakkında bilgi

    Dünyada mülteci sorunu.jpg

    1849 MACAR VE LEH MÜLTECİLER SORUNU

    Tarihte çeşitli zamanlarda daha iyi şartlar altında yaşamak istemiyle toplumlar içinde bazı başkaldırı hareketleri meydana gelmiş bunların az bir kısmı isteklerini elde edebilirken büyük çoğunluğu mevcut düzen tarafından tasfiye edilmiştir.Bu tasfiye işlemi sırasında duruma sebep olanlar daha insanca yaşamak istemelerinin bedelini ağır ödemişler kaçabilenler ise canlarını başka sınırlar içindeki topraklara emanet etmişlerdir.İsyan hareketleri bilhassa çok uluslu toplumlar içerisinde yaygınlık kazanmış www.alasayvan.net egemen ulusa karşı daha fazla özgürlük elde etme uğruna birtakım mücadeleler verilmiştir.En fazla özgürlük mücadelesinin yaşandığı yerlerden biri de içinde çok sayıda ulusu barındıran Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olmuş çeşitli nedenlerle isyan eden bu topluluklar başarısızlığa uğradıklarında tek çare olarak mülteci kimliğiyle en yakın ve himayesinden kuşkulanmayacakları devletlerin kapılarını çalmışlardır.

    Habsburgların Protestan Macar halkının din ve vicdan hürriyetleri üzerinde yapmış oldukları baskı ve zulümler Avusturya’da 1670’lerden itibaren başlayıp on yıl kadar süren mülteciler devrinin yaşanmasına neden olmuştur. Macar asilzadelerinden Wesselenyi Ferenc’in imparator ve saray aleyhine giriştiği hareket bahsedilen mülteciler devrinin başlangıcını teşkil etmiştir. İmparator I.Leopold’ün Macar tacını giyerken ağır muamele ve baskı yapılmayacağına dair verdiği söz Macarları umutlandırdıysa da daha sonra tam aksi davranışları onları hayal kırıklığına uğratmıştı. Bu durum karşısında Macar büyükleri ve asilleri öncelikle Macar anayasasının devamı için imparatora müracaat etmeyi geri çevrildikleri takdirde ise son çare olarak kendisine karşı mücadele vermeyi kararlaştırmışlardı.Fakat bu mücadeleyi destek olmaksızın kazanmaları mümkün olmadığından dış yardım istemeyi düşünmüşler ve bu konuda ilk akla gelen isim de en yakın komşuları ve dostları Osmanlı Hükümeti olmuştu.. Bu sıralarda Girit Savaşlarıyla uğraşan Osmanlı hükümeti yapmış olduğu Vasvar Anlaşmasını bozarak Avusturya’yı karşısına almayı göze alamamış sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa böyle bir girişimi uygun görmemiştir. Mücadeleciler Osmanlı’dan bekledikleri desteği alamayınca bu kez de Fransa kralından yardım istemişler fakat aynı netice ile karşılaşmışlardı.Üstelik durumdan imparator Leopold’ün de haberi olmuştu. Tüm bunlara rağmen Macar asilleri başladıkları işi yarım bırakmamışlar ve Avusturya’ya karşı isyan bayrağını açmışlardı. Ancak bu isyan teslimiyetle sonuçlanmış ve asilerin önde gelenleri idam edilerek cezalandırılmıştı.

    Bu hareket şüphesiz ki merkezi Avrupa’da kuvvetlenmeye başlayan absolutizm cereyanının bir sonucu idi bu monarşilerin asilzade sınıfları aleyhine kuvvetlenmesi demek oluyordu. Avusturya bu ilaaai benimsedikten sonra uygulamaya geçmiş ve bunun için de ilk olarak Macar Anayasasını yürürlükten kaldırmayı ve böylece Macar asillerine tanıdığı hakları geri almayı uygun görmüştü. Bu amaçla Macarlar üzerinde bir ilhak politikası uygulanmaya başlanmıştı. Böylece asilzadesi olsun köylüsü olsun tüm halkı amansız bir baskı altına giren dini ve milli duyguları zedelenerek ağır bir müdahaleye maruz kalan Macar milletinin yok olma aşamasına gelmesi tüm bu istiklal mücadelelerinin sebebini oluşturuyordu.

    Türk himayesi altında kurtuluşu amaçlayan Macarlar arasında Katolik ve Protestan ayrımı da artık yavaş yavaş ortadan kalkıyor siyasi özgürlükleri adına Katolik Macar asilzadeleri Protestanlarla anlaşma gereği duyuyorlardı.Bu gelişmeden ise Avusturya hiç edişe duymuyordu çünkü imparator çoktan Protestanları gözden çıkarmıştı. Nitekim 1671’de Viyana’daki İsveç elçisi doğrudan doğruya imparatora müracaatla Macarlara karşı dini takibatı terk etmesini rica ettiği ve aksi takdirde bütün Macarların Türklerin kollarına atılacağına dikkatini çektiği zaman şu cevapla karşılaşmıştı: ”Katolik olmayanlara müsamaha göstermektense o vilayeti kaybetmek daha iyidir. Böyle bir vilayetin www.alasayvan.net Türklere geçmesi bizim için felaket sayılamaz.” Tarihe “kurucz” hareketi olarak geçen Macar özgürlük hareketi bundan sonra II.Rakoczi Ferenc’in üvey babası olan İmre Tökeli’nin liderliğinde yeni bir maceraya başlayacaktır.1687’de Kesmark’da doğan Tökeli İmre’nin malikane sahibi bir asilzade olan babası Avusturyalılar tarafından öldürülmüştü. Osmanlı tarihlerinde kurs(kurucz) kralı olarak geçen Tökeli İmre henüz ondört onbeş yaşlarındayken isyan hareketlerine başlamıştı. Kurucz birlikleriyle imparator I.Leopold’e karşı bağımsızlık savaşına giren Tökeli’nin aldığı yenilgi üzerine istediği yardım Avusturya ile yaptığı anlaşma gereğince Osmanlılar tarafından geri çevrildi. Fakat Tökeli Avusturya-Macar sınırlarında eşkıya hayatı yaşarken bir yolunu bulup önce sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sonra da padişahın himayesini kazanarak 1682’de Orta Macar Kralı ünvanını aldı. Aynı yıl Erdel prensi I.Ferenc Rakoczi’nin dul karısı Ilona Zrinyi ile evlenen Tökeli Merzifonlu ile beraber Viyana kuşatmasına katıldı ancak buradaki başarısızlıkta payı olduğu gerekçesi ile yakalanarak tutuklandı bir süre Edirne ve İstanbul’da kaldıktan sonra serbest bırakılarak Erdel beyi Mihail Apafi’yi dizgin altına almak için Erdel’e gönderildi ve Erdel Kralı ilan edildi. Ancak 1696’da Erdel’in tamamen elden çıkması ve Zenta yenilgisi üzerine İstanbul’a gelen Tökeli’ye Haliç’te Fener taraflarında oturacak bir konak verildi. Karlofça Anlaşmasında Avusturya Tökeli İmre’nin kendilerine teslimini istediyse de bu talep şiddetle reddedildi fakat ısrarlar üzerine İstanbul’dan uzaklaştırılarak kendisine bir çiftlik tahsis edilmek suretiyle İzmit’e gönderildi. 1705’deölümü üzerine İzmit Ermeni mezarlığına gömülen Tökeli İmre’nin mezarına “burada kahramanca işler görmüş olan vatanının hürriyetini korumak için cesaretle yapılmış bahadırlıkları ile bütün Avrupa’da ün kazanmış Macaristan ve Transilvanya Prensi İmre Tökeli yatmaktadır” diye yazıldı. Türk dostu olarak sadakatini ve bağlılığını her zaman gösteren ve hizmet eden bu Macar kahramanı kendisini şöyle tanıtıyordu:

    Muin-i Âl-i Osmanım itaat üzereyim emre
    Kral-ı Orta Macarım ki nâmım Tökhely İmre








  2. Aycan
    Devamlı Üye





    Karlofça Anlaşması ile Budin Macaristan ve Erdel’in kaybedilmesini bir türlü hazmedemeyen Osmanlı Devletinin eline bu sıralarda bir fırsat daha geçmişti ki o da tıpkı üvey babası gibi Avusturya’ya karşı direnen II.Ferenc Rakoczi(Rakoçi)’nin başlattığı isyan hareketiydi. Her ne kadar Bâb-ı Âli ilk etapta bu hareketin mahiyetini kavrayamamışsa da sonraları bu fırsatı değerlendirmek için harekete geçmişti. Rakoçi giriştiği mücadelede başarılı olabilmek için Osmanlı Devletini arkasına almak istediğinden elçileri yoluyla bu dileklerini hükümete iletmiş fakat bu sıralarda uğraşılması gereken başka sorunlar olduğu için ciddiye alınmamıştı (1706-1709). Buna rağmen Rakoçi’nin elçileri Divan-ı Hümayun tarafından büyük bir nezaketle kabule devam edilmişti. İsteklerinden vazgeçmeyen Rakoçi birkaç yıl sonra nihayet amacına ulaştı. Venedikliler ile Mora’da yapılan savaşa Avusturya’nın müdahale isteğinden dolayı Osmanlı Hükümeti ile Avusturya’nın arası iyice açılmış savaş kaçınılmaz duruma gelmişti. Bu sıralarda Temeşvar beylerbeyinden gelen haberler de ortalığı daha da kızıştırıyordu (1716). Viyana Hükümeti Macarları Osmanlıdan soğutmak ve uzaklaştırmak için onların büyük bir umutla beklediği Osmanlı ve Tatar kuvvetlerinin asıl amacının Macarları kılıçtan geçirip toptan yok etmek olduğu yolunda haberler çıkarmış fakat Macar büyükleri bu haberlere itibar etmemişlerdi. Tüm bu olaylar üzerine Rakoçi’nin özgürlük mücadelesini destekleme kararı alan hükümet Rakoçi’yi Macar kralı ilan ederek her türlü yardımın yapılacağına dair bir ahitname verdi. Fransa’dan sadrazam tarafından aldırılmak suretiyle Edirne’ye gelen Rakoçi ile sadrazam Halil Paşa arasında görüşmeler yapıldı ve bu görüşmelerde Rakoçi İspanya-Avusturya arasında harp olma ihtimaline karşılık Osmanlının bu durumdan faydalanması gerektiğini ileri sürerek hükümeti savaşa kışkırttı. Habsburglara karşı üçüncü bir müttefik olarak İspanya’yı düşünmesine rağmen İspanya tarafından da onay alamayan Rakoçi nihayet orduy-u hümayun ile birlikte Avusturya’ya karşı harekete geçmeye karar verdi. Fakat mücadelenin kaybedilmesi üzerine Fransa ve İspanya’ya sığınma girişimleri de sonuçsuz kalınca 1718 Temmuz’da Edirne’ye geldi.

    Adamları için Edirne’de üç ev tutuldu 15 günlük kirası olarak 2400 akçe ödendi yine 4720 akçeye bir han kiralandı. Bu sırada Rakoçi’nin tayinatı günde 9021 beraberinde bulunan Forgach’inki günde 732 akçe Rakoçi’nin yanına verilen altı çavuşun ücreti ise 7200 akçe tutuyordu. Rakoçi’nin Edirne’den İstanbul’a seyahati esnasında kullandığı 14 Sirem arabasının ücreti 7200 akçe harcırahı da 160.000 akçe idi. Rakoçi İstanbul’da Yeniköy’de ikamet ediyor kendisine lazım olan şarap Adalardan sağlanıyordu. O sıralarda Divan-ı Hümayunun izni olmaksızın yabancılara şarap verilmezdi. Bu sebepten verilen hükümde Akdenizdeki adalardan Rakoçi’nin ihtiyacı için satın alınacak 2000 mudra şarabın oturduğu yere nakline engel olunmaması bildirilmişti. Aynı suretle konağına gelecek domuzlardan da gümrük resmi alınmaması konusunda ilgililere talimat verildi.Ancak Rakoçi’nin buradaki macerası da fazla sürmedi Avusturya elçisinin baskısı üzerine Tekirdağ’a gönderilerek kendisi ve maiyetine 23 ev tahsis edildi daima kendisine saygılı davranılması için hükümler gönderildi. Yine burada da Rakoçi’nin her türlü ihtiyacı için ödenekler tahsis edilmiş işlerine bakmak üzere iki çavuştercüman olarak İbrahim Müteferrika ve Mustafa Ağa hizmetine verilmişti. 1735’de Tekirdağ’da ölen Rakoçi’nin cenazesi İstanbul Saint Benoit Kilisesine getirilerek annesinin yanına gömülmüştür.

    Görüldüğü gibi hükümet mültecilerin huzur güven ve rahatlığı için hiçbir masraftan kaçınmamış tüm tedbirleri almıştır. Yine onlarla diplomatik ilişkilerini de düzenlemiş aralarından seçilen başbuğ ile zaman zaman görüşmek suretiyle ihtiyaçlarından haberdar olmuştur. Her dönemde kendisine sığınan Macar mültecilerine ilticagâh olan Osmanlı hükümetinin gerek bu tutumu gerekse de mültecilere karşı gösterdiği yakınlık bundan sonra da Avusturya’ya karşı isyan bayrağını açan ve başarısızlıkla karşılaşan yeni mülteci gruplarına davetiye olmuştu

    1830-1848 İHTİLALLERİ

    1830 İhtilali

    1815 Viyana Kongresinde mutlakiyetin korunması adına alınan kararlar ve Metternich sistemi Avrupa’da halk arasında büyük tepkilere yol açmış Fransız İhtilali ile ortaya çıkan özgürlüklerin kısıtlanması ve monarşilerin tekrar kurulması siyaseti bu özgürlükleri benimsemiş olan halkın otoriteye karşı çıkmasına neden oluşturmuştu. Avrupa’da anayasa ile yönetilmeye başlanan ülkelerde Viyana statükosunu benimseyen hükümdarlar bu anayasayı kaldırmak ya da en azından sınırlarını daraltmak için faaliyete geçmişlerdi. Böylece anayasayı hak ve özgürlükleri daha da genişletmek isteyen liberaller ile mutlakiyetçiler arasında şiddetli mücadeleler başlamış işte tüm bu gelişmeler de 1830 ihtilallerinin patlamasına zemin teşkil etmişti.

    Önce Fransa’da başlayan ihtilal kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışıldıysa da ok yaydan çıkmıştı ve liberaller kolay kolay pes etmeyeceklerdi. Nihayetinde anayasanın Katolikliğin devlet dini olduğu maddesiyle krala geniş haklar www.alasayvan.net tanıyan maddeleri kaldırılmak suretiyle ve halk tarafından seçilen kralın başa geçmesiyle Fransa’da demokrasi tekrar sağlandı. Bundan sonra Fransa’da liberalizmin yerleşmesine ve milli egemenliklerin güçlenmesine neden olan 1830 ihtilali burayla sınırlı kalmayıp hızla diğer Avrupa ülkelerini de tesiri altına aldı. Belçika İtalya Almanya Polonya İspanya İngiltere gibi ülkelerde hızla gelişen ihtilal ve getirdiği akımlar 1815 Viyana statüsünü oldukça derinden sarstı.

    Bu gelişmeler devletler arası siyasi ilişkilerde de etkisini gösterdi. Nitekim daha olayların başında liberallerin Fransa’da başarı sağlaması üzerine Metternich karşı harekete geçmek istediyse de buna cesaret edemedi. Rusya X. Charles’in tahttan uzaklaşmasından memnun kalmamıştı. Çünkü bu devlet dış siyasette çoktandır Fransa’ya dayanıyordu. Yeni kral Louis Philippe’nin dış siyaseti ise İngiltere’ye yönelikti. Bu da Rusya ve Avusturya’yı 1830’larda daha çok birbirlerine yaklaştırdı. Bundan sonra Avrupa’daki olaylar ve gelişmeleri süresince “Beşli İttifak” devletlerinin birbirlerine zıt düşen değişik hareket ve girişimleri bu ittifakın çözülmesine ve yeni gruplaşmaların doğmasına yol açtı.Yeni gruplaşmalar kısa bir süre içinde Avrupa’da daha yeni oluşumların ortaya çıkmasına neden oldu.





  3. Aycan
    Devamlı Üye
    1848 İhtilalleri

    1830 İhtilali sonucu kazanılan milli egemenlik ve anayasal düzen haklarının devam etmesi aynı zamanda arttırılması yolundaki istekler ve devletler arasında meydana gelen yeni bloklar 1840 yıllarına gelindiğinde kıta Avrupasında değişik bir ortam yaratmıştı. 1830 İhtilalinden sonra Fransa’da liberalistlerin istekleri olmuş ve anayasanın sınırları biraz daha genişletilmişti ancak başa geçen Louis Philippe’nin yaptığı düzenlemelerle burjuvazi sınıfını kayırarak imtiyazlarını arttırması burjuva sınıfının ekonomik egemenliğini de beraberinde getirmişti.
    İşte bu sınıfın hızla güçlenerek kapital sistemi geliştirmesi o zamana kadar adı duyulmamış ancak şimdi haklarını aramak için yola çıkmış olan yeni bir işçi sınıfını ortaya çıkarmıştı. İşçi-işveren ve toplum ilişkilerini tekrar düzenlenmesini isteyen sosyalist gruplarla gittikçe şiddetlenen rejime karşı direnen liberallerin ortak bir noktada birleşmeleri muhalefeti daha da güçlendirmişti.

    Louis Philippe rejiminin meydan getirdiği hoşnutsuzluk buna karşılık doğan düşünce akımlarından doğan muhalefet ve istekler Fransa’yı bir defa daha ihtilal ortamına getirmişti. En büyük muhalefet yeni uyanan bir hareketten sosyalizm ve cumhuriyetten geliyordu. Paris’te süren kanlı çarpışmalardan sonra Loui Philip’in krallığı devrildi ve krallık yerine cumhuriyet idaresi kuruldu seçimlere kadar geçici bir hükümetin kurulmasına karar verildi. İşte bu geçici hükümetin nasyonalist akımları destekleyeceğine dair tüm dünyaya yayınladığı beyanname Fransa’da başlayan ihtilalin çeşitli yerlere hızla yayılmasına yol açtı. Avrupa’nın pek çok memleketinde bağımsızlık hakkı için fırsat bekleyen uluslar hükümdarlarına baş kaldırdılar. İhtilallerin bir kısmı işçi haklarından yola çıkarak siyasi rejimleri değiştirmeye yönelik amaçlar taşırken diğer bir kısmı ise milliyetçilik akımlarından yola çıkarak bağımsız teşekküller oluşturmaya yönelikti. Her ne kadar bu bağımsızlık hareketleri başarıya ulaşamamışsa da 1848 İhtilali sonucunda nasyonalizm akımı daha bir belirginlik kazanmıştı.

    1848 yılında Avrupa’nın her yerinde büyük kitle hareketleri başlamıştı. Bu sıralarda İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi olarak atanan Lord Stratford Canning’in İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığında çeşitli merkezlerde karşılaştığı manzara bize ihtilalin bir panoramasını sunar: “Birbiri ardı sıra başkentler öğrenci ve asker çetelerinin eline düştü. Krallar asiller korku içinde titreşedursunlar sokaklar meydanlar ihtilalci naralarıyla dolup dolup boşalıyordu. Berlin’de kan gövdeyi götürüyordu. Viyana’da öğrenciler nezaretleri basmışlar Metternich: ”kırk yıldan beri memleketime hizmet ettim şimdiye kadar ihtilallere pabuç bırakmadım bundan sonra da dayatacağım” demiş fakat boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu sıralarda yeniden işin azıttığı Prusya Kralının kaçtığı haber alındı. Brunswick’e gelindiğinde pencerelerden bayraklar dalgalanıyordu. Berlin’de acayip bir sessizlik hakimdi ortada in cin top oynuyordu. Münih’te Bavyera Kralını ziyaretten sonra Atina’ya doğru yola koyulmak üzere Trieste’ye gelindiğinde orasının da karışıklığı göze çarpıyordu. Venedikle Lombardiya ayaklanmış Sardunya Kralı ise İtalyanların tarafını tutmuştu…

    Şüphesiz ihtilal İspanya İrlanda İtalya Belçika Hollanda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu dahil tüm Avrupa’yı etkisi altına almıştı ancak biz burada konumuz gereği 1848 İhtilalinin bunlardan yalnızca Avusturya-Macaristan ile Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkilerini incelemekle yetineceğiz.


    1848 İhtilalinin Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna Etkileri

    Daha önce de belirttiğimiz gibi ihtilal toplumları iki yönde etkilemişti; birincisi mutlakiyete ve otoriteye karşı çıkmak diğeri ise bağımsızlık uğruna ayaklanmak şeklinde idi. Sahip olduğu çok uluslu yapı gereği Avusturya baştan beri Fransa’da çıkan ihtilallere ve getirdiği fikirlere karşı çıkmış ülkesini bu akımlardan korumaya çalışmıştı. www.alasayvan.net Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın sonunda Metternich’in korktuğu başına gelmiş ve 1848 ihtilali Avusturya’da da çift taraflı etkisini göstermeye başlamıştı. Alman olmayan uluslar istiklal mücadelesine kalkışırken diğer halk arasında da mutlakiyetin kaldırılmasına dair isyanlar baş göstermişti.





+ Yorum Gönder