+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Barışlar ve Savaşlar Forumunda mustafa kemal'in milli mücadele kongreler düzenlemesiyle ilgili düşünceleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Leyla
    Devamlı Üye

    mustafa kemal'in milli mücadele kongreler düzenlemesiyle ilgili düşünceleri








    Mustafa kemal'in milli mücadele kongreler düzenlemesiyle ilgili düşünceleri

    Mustafa kemal'in milli mücadele kongreler düzenlemesiyle ilgili düşünceleri hakkında bilgi


    mustafa kemal'in milli mücadele  kongreler düzenlemesiyle ilgili düşünc.jpg.


    Bilindiği üzere Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu topraklarının galip devletler tarafından işgali söz konusu olmuştur. Bu gelişme üzerine Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Anadolu’da kurtuluş mücadelesine başlanmıştır.. Çeşitli araştırmacılar tarafından Anadolu’da başlatılmış olan Milli Mücadele hareketi askeri, iktisadi, sosyal ve sair yönlerden inceleme konusu yapılmıştır.

    Bu dönemde gerek Mustafa Kemal ve gerekse diğer Ortadoğu halkları ve hükümetlerinin zaman zaman birlikte hareket ettikleri görülür. Bu müşterek hareketin muayyen sebepleri mevcuttur. Türk – Arap halkları ve hükümetlerinin Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa devletlerinin işgaline maruz kalmaları; yine Avrupa devletleri tarafından savaş öncesinde Arap halklarına bağımsızlık vaatlerinde bulunulmasına rağmen savaş sonrası bu vaatlere tamamıyla muhalif bir politikanın takip edilmesi ve bağımsızlık yerine işgallerde bulunulması; özellikle Birinci Dünya Savaşı nihayetinde ve antlaşmalar arifesinde Müslüman cemiyet ve temsilcilerinin İngiltere nezdinde Türkiye’nin istikbalini sorgulama girişimleri içerisinde olmaları Mustafa Kemal’i bu ülke veya bu ülkelerdeki gruplarla temas kurmaya, onlarla işbirliği içerisinde olmaya ve ittifak yapmaya veya yardımlarını elde etmeye itmiştir. Dolayısıyla da bu ve benzeri gelişmeler iki taraf arasında yakınlaşmayı artıran muayyen sebepler olmuştur.

    İslam aleminin içinde bulunduğu bu durum ve bağımsızlığa kavuşma arzusu, kaçınılmaz olarak kendilerini dayanışmaya sevk etmiş, batı hakimiyet ve işgaline karşı İslam milletleri arasında haklı bir tesanüt ve ittihat doğmuştur.. Bu durum ise, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları kadar, onları da Milli Mücadele ileri gelenleri ile faal bir surette teşriki mesaide bulunmaları gereği ile karşı karşıya getirmiştir. Mustafa Kemal Paşa bir konuşmasında bu hususa işaret etmiş, Haziran 1920 tarihine kadar uzanan bir zaman dilimi içerisinde, kendilerine muayyen önerilerde bulunduğu bir çok Arap liderleriyle antlaşma akdettiğini belirtmiştir.

    Arap ve İslam dünyasının duygularını iyi bilen ve hilafet hareketinin, Müslüman ülkelerin ve Arap milletlerinin durum ve tutumlarının kendi mücadeleleri ve Yakın ve Ortadoğu politikaları açısından büyük önem taşıdığının uzun bir süredir bilincinde olan Mustafa Kemal ve Türk milliyetçileri, bu ülkelerin maddi ve manevi desteğini elde etmek için bir takım tedbirler almışlar, hudutlarına yakın ülkelerden başlamak üzere, doğuda Kafkasya, İran, Afganistan ve Hindistan’a kadar, batıda Arnavutluk; güneyde Suriye, Filistin, Mısır ve Arabistan; güney batıda ise Cezayir ve Fas’a kadarr tüm İslam ülkelerini kapsayacak biçimde siyasi nüfuzlarını genişletmeye çalışmışlar; illi Mücadele esnasında Erzurum ve Sivas’ta kongreler düzenlenmesini; Hindistan, Afganistan, Azerbaycan ve Arabistan gibi İslam ülkelerinde beyannameler dağıtılmasını yararlı görmüşlerdir. Bu girişimlerin tabii bir neticesi olarak İslam ülkeleri maddi ve manevi yönlerden Milli Mücadele liderlerine ve dolayısıyla da Kurtuluş Savaşı hareketine yardımda bulunmaktan çekinmemişlerdir.

    Ele alınan bu çalışmada ise Milli Mücadele sırasında Irak, İran, Suriye, Libya, Hindistan, Yemen, Arnavutluk ve saire gibi Müslüman ülkeler ve Müslüman topluluklar ile olan münasebetler, yardımlaşma ve dayanışma çabalarına temas edilmek istenmiştir..

    Anahtar Kelime
    Turkish National Struggle, Mustafa Kemal, Islamic Countries, İslam , Religion.

    Tarihin seyri içerisinde Türk-Arap ilişkilerinde aralarında müşterek din olarak yer alan İslamiyet’in önemli bir yeri ve fonksiyonu olmuştur. Bu fonksiyon, milliyetçilik duyguları ve Batılı devletlerin vaatlerine kanarak asırlardır yan yana ve beraberce yaşadıkları Osmanlı yönetimine kıyamda bulunmalarından kısa bir müddet sonra ülkelerinde bağımsızlık yerine Hıristiyan ve Yahudi idarelerinin hüküm sürmeye başladığını görmeleri ile hatalarını anlamalarından sonra da önemli roller icra etmiştir. Esasen yirminci yüzyılın başlarında İslam ülkeleri tam bir çaresizlik içerisinde kalmışlar ve bu çaresizlik kendilerini zorunlu olarak bir takım kurtuluş yolları aramaya itmiştir. Örneğin 20 Şubat 1919’da Emanullah Han’ın iktidara geçmesinden sonra Afganistan İngiltere’ye karşı savaş ilan etmiş; İran, Asya’da genişlemekte olan Bolşevik hareketini fırsat bilerek İngiliz himayesinden kurtulma çabasına koyulmuş; Libya Senusileri Trablusgarb’da İtalyan askeri varlığına ve siyasi faaliyetlerine mukavemet etmeye çalışmış; Mısır’da Vefd Partisi İngilizler aleyhine tahriklerde bulunmuş; Necid ve Yemen’de ise muhtelif siyasi hareketler cereyan etmiştir. Diğer taraftan Filipin’de Morolor’un isyanı hüküm sürerken 1920’de Irak’ta ihtilal vuku bulmuş ve yine aynı tarihlerde Müslümanlar Pencap isyanına iştirak etmişlerdir1.

    Bu dönemde gerek Mustafa Kemal ve gerekse diğer Ortadoğu halkları ve hükümetlerinin zaman zaman birlikte hareket ettikleri görülür. Bu müşterek hareketin muayyen sebepleri mevcuttur. Türk-Arap halkları ve hükümetlerinin Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa devletlerinin işgaline maruz kalmaları; yine Avrupa devletleri tarafından savaş öncesinde Arap halklarına bağımsızlık vaatlerinde bulunulmasına rağmen savaş sonrası bu vaatlere tamamıyla muhalif bir politikanın takip edilmesi ve bağımsızlık yerine işgallerde bulunulması; özellikle Birinci Dünya Savaşı nihayetinde ve antlaşmalar arifesinde Müslüman cemiyet ve temsilcilerinin İngiltere nezdinde Türkiye’nin istikbalini sorgulama girişimleri içerisinde olmaları, Mustafa Kemal’i bu ülke veya bu ülkelerdeki guruplarla temas kurmaya, onlarla işbirliği içerisinde olmaya ve ittifak yapmaya veya yardımlarını elde etmeye itmiştir. Dolayısıyla da bu ve benzeri gelişmeler iki taraf arasında yakınlaşmayı artıran muayyen sebepler olmuştur.

    İslam aleminin içinde bulunduğu bu durum ve bağımsızlığa kavuşma arzusu, istikballerini kazanmakta onları kaçınılmaz olarak dayanışmaya sevk etmiş, batı hakimiyet ve işgaline karşı Ortadoğu milletleri arasında haklı bir tesanüt ve ittihat doğmuştur. Bu durum ise, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları kadar, onları da Milli Mücadele ileri gelenleri ile faal bir surette teşriki mesaide bulunmaları gereği2 ile karşı karşıya getirmiştir. Mustafa Kemal Paşa bir konuşmasında bu hususa işaret etmiş, Haziran 1920 tarihine kadar uzanan bir zaman dilimi içerisinde, kendilerine muayyen önerilerde bulunduğu bir çok Arap liderleriyle antlaşma akdettiğini3 belirtmiştir.

    Bu beyanatın örneklerinden birini Necef Şeyhi’nin göndermiş olduğu mektup oluşturmaktadır. 24 Mayıs 1920’de Şeyh’in sekreteri Abbas Bey tarafından imzalanan ve Mustafa Kemal’e yazılmış olan bu mektupta, Mustafa Kemal’in daha önce Necef Şeyhi’ne göndermiş olduğu mektuba ve hediyelere teşekkür edilmiş, cihadın ilan edileceğine dair tam destek sözü verilmiş ve Belucistan, İran, Hindistan ve Hadramut şubelerine gerekli talimatların verileceği ifade olunarak Mustafa Kemal’den bu ve benzeri faaliyetler için 15.000 altın lira istenmiştir4.

    Arapların daha önce vuku bulan isyan ve ayrılık teşebbüsleri bu dönemde gerçekleştirilen işbirliğine engel gibi görülebilirse de bunun ciddi manada hiç bir etkisi olmamıştır denebilir. Zira Arapların gerek milliyetçilik cereyanına kapılmaları ve gerekse Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nden ve idaresinden ayrılma temayül ve teşebbüsleri içerisinde bulunmaları Osmanlı idaresinin kendilerine çok kötü muamele etmiş olmasından yahut efendilerini değiştirmek, kendilerine İngiltere, Fransa gibi yeni efendiler bulmak düşüncesinden değil, bağımsızlığa kavuşma arzu ve isteklerinden dolayı olmuştur.

    Arap ve İslam dünyasının duygularını iyi bilen ve hilafet hareketinin, Müslüman ülkelerin ve Arap milletlerinin durum ve tutumlarının kendi mücadeleleri ve Yakın ve Ortadoğu politikaları açısından büyük önem taşıdığının uzun bir süredir bilincinde olan Mustafa Kemal ve Türk milliyetçileri, bu ülkelerin maddi ve manevi desteğini elde etmek için bir takım tedbirler almışlar, hudutlarına yakın ülkelerden başlamak üzere, Doğu’da Kafkasya, İran, Afganistan ve Hindistan’a kadar, Batı’da Arnavutluk; Güney’de Suriye, Filistin, Mısır ve Arabistan; Güney Batı’da ise Cezayir ve Fas’a kadar tüm İslam ülkelerini kapsayacak biçimde siyasi nüfuzlarını genişletmeye çalışmışlar; Milli Mücadele esnasında Erzurum ve Sivas’ta kongreler düzenlenmesini; Hindistan, Afganistan, Azerbaycan ve Arabistan gibi İslam ülkelerinde beyannameler dağıtılmasını yararlı görmüşlerdir. Bu girişimlerin tabii bir neticesi olarak İslam ülkeleri maddi ve manevi yönlerden Milli Mücadele liderlerine ve dolayısıyla da Kurtuluş Savaşı hareketine yardımda bulunmaktan çekinmemişlerdir.

    Anadolu’nun emperyalist güçlerin istilasından kurtarılması maksadiyle başlatılmış olan Milli Mücadele’nin daha ilk yıllarından itibaren bir taraftan dahili yönetimde İslamiyet lehine bir takım değişiklikler yapılıp dini duyguların kuvvet kazanmasına ortam hazırlanırken, diğer taraftan da İslam ülkeleri ile olan münasebetler geliştirilerek müşterek düşmanlara karşı işbirliğine girişilmiş ve hatta bu girişimlerde başarılı olabilmek için İslam ülkeleri arasında İslam Birleşmiş Milletleri oluşturulmasına dahi teşebbüs edilmiştir5.
    ı.








  2. Leyla
    Devamlı Üye





    Aşağıda bu hususlar, tespitlerimiz nispetinde ele alınarak izah olunmaya çalışılmıştır.

    Aşağıda bu hususlar, tespitlerimiz nispetinde ele alınarak izah olunmaya çalışılmıştır. Hakkında bilgi


    SURİYE

    Milli Mücadele sırasında başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, Anadolu’da bulunan milliyetçi liderlerin Suriye ile olan ilişkilerine ve Suriyelilerin Milli Mücadele’ye karşı takındıkları tutuma bakıldığı zaman iki kesimin de birbirleriyle yakın bir temas içerisinde oldukları söylenebilir.
    Türkiye bu dönemde karşılaştığı hadiselerin dehşet ve şiddetine rağmen gerek Faysal ve gerekse Fransız mandası döneminde Suriye olayları ile yakından ilgilenme gereğini hissetmiştir. Bu temaslar çeşitli alanlarda gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bir taraftan idarede bulunan şahıslara yönelik çalışmalar sürdürülürken diğer taraftan da halka yönelik faaliyetlere girişilmiştir. Hedef aldığı kesimin farklılığı yanında, birbiriyle alakalı olmakla birlikte, bu faaliyetin sahasının da farklı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu sahaları askeri, siyasi ve dini olmak üzere üç ana başlık altında toplamak mümkündür.

    Tarihi bağların yanında coğrafi durumun da etkisi ile Suriye halkı Milli Mücadele ile yakından alakadar olmuştur. Özellikle alt ve orta derecedeki Suriyeliler Türk taraftarlıkları ile dikkat çekmişlerdir. Milli Mücadele’ye karşı gösterilen sempati ve tezahürat Şam ve Halep’te belirgin bir şekilde mevcudiyetini ortaya koymuş, istemedikleri bir Avrupa devletinin hakimiyeti altında yaşamaktansa Türkiye ile birleşmeyi tercih etmişlerdir. Dolayısıyla da özellikle bu iki şehir ve çevresinde Türk tarafgirliği ve tesiri oldukça etkin ve belirgin hale gelmiştir. O kadar ki, bölge halkı Faysal’ı, Suriye’yi Fransızlara satmak ve savaş sırasında Türkiye aleyhinde ve İngiltere lehinde bir politika takip etmek suretiyle İslam’a ihanet etmekle suçlayacak kadar ileri gitmiş ve Anadolu’daki harekete karşı duymuş oldukları ilgi ve sempatiyi açıkça sergilemekten kaçınmamışlardır6. Aynı şekilde Şam ve Haleb’e ilaveten Nablus kentinde de Türk tesiri görülmüştür. Bu kent halkı ile Mustafa Kemal Paşa arasında yoğun bir muhabere tesis edilmiştir7. Suriye, Filistin ve Irak’taki bağımsız partiler birleşerek Pan-islamist ve Türkiye’den yana bir siyaset izlemeye başlamışlardır8. Suriye’deki bu Türk nüfuzu Fransa’yı ciddi denecek derecede endişeye sevk etmiş, bu durumdan faydalanmaya çalışan Mustafa Kemal ise, Fransa’yı, baharda Halep üzerine harekete geçmekle tehditte bulunmuştur9.

    Mustafa Kemal tarafından Şam müftüsüne, Anadolu’da Yunanlılara karşı elde edilen galibiyeti bildiren ve mezkur müftüden İslam davasının başarıya ulaşmasına vesile teşkil etmesi için mevlit ve dua okunmasını isteyen bir telgraf gönderilmiştir. Bu zafer haberi Şam ve Halep’te büyük bir sevinçle karşılanmış, şenliklerle kutlanmış, Mustafa Kemal’e Şam ahalisi ileri gelenleri tarafından tebrik telgrafları çekilmiş ve hatta kendisine Seyfu’l-İslam unvanı verilmiş, ayrıca bu başarıdan dolayı bir kısım camilerde 22 Eylül akşamı mevlit okutulduğu gibi Beyrut’ta toplanan on bin altın lira da yardım olarak Anadolu’ya gönderilmiştir10.

    Özellikle Halep ve Şam bölgelerinde olmak üzere Suriye’de, Anadolu’daki mücadeleye karşı duyulan sempatinin oluşmasında ve gelişmesinde buralarda kurulan cemiyetlerin büyük etkisi olmuştur. Bu cemiyetlerden birisi 1921’de mevcudiyetinden bahsedilmeye başlanan Milli Mücadele taraftarlarının Halep’te kurduğu ve Şam’da da bir şubesinin bulunduğu belirtilen İstikbal adlı cemiyettir. Buna ilaveten diğer bir cemiyet ise Türk taraftan bazı Suriyeliler tarafından kurulan Yakındoğu Kurtuluş Cemiyeti’dir. Cemiyet, Anadolu’daki mücadeleyi desteklemeleri yolunda Suriyelileri teşvik etmiş ve bu yönde faaliyetlerde bulunmuştur. Berlin’de kurulup üyeleri değişik İslam ülkeleri ileri gelenlerinden oluşan, Şam’da bir şubesi bulunan ve Mısır, Ankara ve daha başka yerlerde faaliyetleri olan bir başka cemiyet ise İslam Cemiyeti olmuştur”.

    İngiliz temsilcilerinin hazırlamış ,
    oldukları bir rapora göre, bölge halkını işgalci kuvvetlere karşı ayaklandırmak ve harekete geçirmek üzere Mustafa Kemal tarafından Halep ve Şam’a iki subay gönderilmiştir12. Ayrıca Mustafa Kemal’in kumandası altındaki ordu ile birlikte hareket etmek üzere tüm Arabistan’da genel bir ayaklanmayı sağlamaya yönelik13, karakter itibariyle Avrupa aleyhtarı, özü itibariyle İslami esaslara dayalı14 bazı planlar düzenlenmiştir. Bu doğrultudaki tasarıları müzakere etmek üzere ayrıca Şam’da bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıya Halep Askeri Valisi Cafer Paşa el-Askeri, Halep Tümen Kumandanı Rüşdü Bey Safedi, Amman Askeri Valisi Reşid Bey el-Medfai, Yasin Paşa ve Emir Zeyd’in danışmanlığını yapan Mevlüd Paşa da iştirak etmişlerdir13.

    Mustafa Kemal 9 Ekim 1919’da Halep ve Şam’da Suriye halkına hitaben bir beyanname yayımlamıştır. Bu beyannamesine “despotizmin eline düşmüş ve düşmanın kötü emellerine maruz kalmış mahzun bir milletin sesine kulak verin” cümlesi ile başlayan Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Suriye halkını, Müslümanları birbirine düşüren ve parçalayan çekişmelere boyun eğmemeleri; aralarındaki yanlış anlamaları terk etmeleri; kuvvet ve güçlerini ülkelerini parçalamaya çalışan inançsız düşmana karşı birleştirmeleri ve bu imansız ve İslam düşmanlarının vaatlerine kapılmamaları; bu düşmanların kendi aralarında ittifak ettikleri, Gladstone’un mevcut uygulamasının bunu anlamaya gayet yeterli bulunduğu noktalarında uyarmış; maksatlarının ülkeyi ve İslam’ı yok olmaktan kurtarmak olduğunu; Allah’ın yardımı ile inananların düşmana karşı savaşmaya karar verdiklerini; Konya ve Bursa’dan düşmanın atıldığını ve hakka güvenen mücahitlerin yakında Arap kardeşlerinin ziyaretine geleceklerini, düşmanı defedeceklerini ve artık dinde kardeş olarak yaşamak gerektiğini ifade etmiştir16.

    Suriye halkına yönelik propaganda faaliyetleri Milli Mücadele’nin ilerleyen yıllarında artarak devam etmiştir. Bu propaganda metinlerinin bir kısmı bizzat Mustafa Kemal imzasıyla yayımlanırken bir kısmı da diğer şahıslarca kaleme alınmış ve neşredilmiştir. Türk propagandası yapan neşriyat, ya ücretsiz veya gerçek ücretinin çok altında bir fiyatla halka dağıtılmıştır. Bu propaganda malzemeleri arasında en çok dikkat çekeni Anadolu’da bulunan Şeyh Ahmet es-Senusi ile Mustafa Kemal Paşa ve Selahaddin Eyyubi’yi Kuran-ı Kerim kuşatmış bir şekilde gösteren resim olmuştur. Yine Türk ve Arap halklarının kardeşliğini simgeleyen ve üzerlerinde “inananlar kardeştir, kardeşlerinizin arasını bulunuz” ayetlerinin yer aldığı bayraklar taşınmıştır17.

    Mustafa Kemal Paşa imzası ile Suriye halkına hitaben neşredilen bir beyannameden, o tarihlerde, O’nun ve silah arkadaşlarının prensiplerini ve gerçekleştirmeye çalıştıkları hedefleri şu şekilde tespit etmek mümkündür18:

    1) Yabancılarla savaşma taraftarı olmadıkları ve bu savaşın mecburiyetten kaynaklanmış olduğu;

    2) Ülkede yabancı bir hükümetin varlığına rıza gösterilemeyeceği ve dolayısıyla da manda tarzındaki fikirlere karşı bulunulduğu;

    İstikbalde tesis edilecek idarede, hiç bir surette ayırıma tabi tutulmadan herkesin dininde ve inancında serbest olacağı;

    4) Düşman hakimiyetinde ve işgalinde yaşamaktansa ölümün tercih edildiği;

    5) Wilson Prensipleri uygun görmese de Türkiye’ye ait olan toprakların elde edilmesi gerektiği;

    6) Herkesin işi ile meşgul olmasının icap ettiği ve adaletin esas kabul edildiği;

    7) Yukarıda belirtilen kararların tahakkuku için her yola baş vurulacağı ve ister Hıristiyan ve isterse Müslüman hiç kimsenin bunların tahakkukuna mani olamayacağı;

    8) Sultan’a bağlılığın devam ettiği ve hilafetin kendi hakları olduğu;

    9) Halkın doğudan batıya, Erzurum’dan İzmir’e kadar silaha sarılma amacının arz edilen prensiplerden kaynaklandığı;

    10) Üç yüz bin Ermeniye yaşama hakkı tanıyanların on altı milyon Türk’e yaşama hakkı tanımadığı, yaşamak ve haklarını savunmak için uğraşacakları, bu uğurda ölümden kaçmayacaklar





+ Yorum Gönder


kongreler,  atatürk kongreler,  milli mücadele ile ilgili resim