+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Barışlar ve Savaşlar Forumunda Ermeni isyanlarının hangi sebeplerden çıktı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Leyla
    Devamlı Üye

    Ermeni isyanlarının hangi sebeplerden çıktı








    Ermeni isyanlarının hangi sebeplerden çıktı

    Büyük Savaş Sırasında Ermeniler

    Ermeni isyanlarının hangi sebeplerden cıktı1.jpg.

    Daha önce Roma ve Bizans topraklarında ve onların hâkimiyeti altında yaşayan Ermeniler, Türklerin Anadolu'da hegemon güç olmasıyla birlikte, Selçuklu ve Osmanlı toprakları üzerinde ve onların hâkimiyeti altında varlıklarını devam ettirmişlerdir.
    Hatta Müslüman Türklerin Anadolu'yu fethinde Türklere yardımcı olmuşlardır. Bu dönemde Türklerle Ermeniler iç içe, yan yana ve birlikte, dostça yaşamışlardır. Ermeniler, Türk kültüründen etkilenmişler ve kendi istekleriyle Türkçe konuşmaya başlamışlardır.

    Bizans hâkimiyeti altında Ermeniler büyük zorluklar çekmişlerdir. Gerçekte Bizanslılar, Gregoryen olan Ermenilere karşı mezhepleri yüzünden antipati beslemekteydiler. Ancak düşmanlıklarının kaynağında Ermenilerin kendilerine karşı olan ihanetleri vardı. Bu yüzden Bizanslılar, uzunca bir süre Ermenilere kin ve nefretle bakmışlar ve onlar aleyhinde olmuşlardır. Bu durum Ermenilerin Selçuklu hâkimiyetine girmelerine kadar sürmüştür. Burada şu iddia edilebilir ki, eğer Ermeniler Selçuklu hâkimiyetine girmemiş olsalardı dinlerini ve kültürlerini koruyamamış, doğal olarak da bugünlere gelememiş olacaklardı. Zira (IV. yüzyılda) Bizans döneminde Ermenilerin ana dili yasak edilmiş, ruhanî reislerinin millet üzerindeki haklan tanınmamış özellikle de 452 Chalcedoine (Kadıköy) meclisi toplantısından sonra Bizanslılar, Ermenilerin inançlarındaki aykırılıkları sökmek, kilisenin etkilerini, milliyet hislerini ortadan kaldırmak için onları sürgün etmiş ve Bizans'ın daimi politikası olarak Ermenileri daima bulundukları bölgenin dışına çıkarmışlardır.

    Türk-İslam felsefesinin Gayrimüslimlere yaklaşımı hoşgörü çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkler, fethettikleri bölgelerdeki Gayrimüslim halk ile onların hak ve hukukunu güvence altına alan zimmet adı verilen bir anlaşma yapmış ve bu halka da zımmi adını vermiştir.

    Osmanlı Devleti'nin kuruluşu, gelişmesi ve özellikle İstanbul'un fethi sonucu Bizans'ın yıkılmasıyla Ermeniler için tarihlerinin hiçbir döneminde yaşamadıkları yeni bir çağ açılmış, üzerlerindeki dinî, siyasî, toplumsal ekonomik ve kültürel her türlü baskı kalkmış, böylece barış, güven, huzur ve refah dönemi başlamıştır.

    Osmanlı Devleti Türk kökenli, İslami yapıya sahip ve çok uluslu bir devletti. Bu çok uluslu yapı içerisini Türkler kadar, diğer uluslara da yer vardı. Nitekim, ilk Osmanlı padişahı Osman Bey, Ermenilerin Bizans'ın zulmünden korunmaları için Anadolu'da ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermiş ve Batı Anadolu'daki ilk Ermeni dinî merkezi Kütahya'da kurulmuştur. Bursa'nın alınarak başkent yapılması üzerine bu dini merkez Kütahya'dan Bursa'ya taşınmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle Bursa'daki Ermeni dinî lideri Hovakim l461'de İstanbul'a getirilmiş, Fatih'in fermanı ile de İstanbul'da bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur. Bu gelişmeden hemen sonra İran, Kafkasya, Balkanlar, Kırım, Doğu ve Orta Anadolu'dan İstanbul'a Ermeni göçleri başlamıştır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu, Ermeniler için bir çekim merkezi hâline gelmiştir.

    Osmanlı yönetiminin Ermenilere karşı bu tutumu Ermeni toplumu ve kilisesinin yaşamasına ve gelişimine önemli katkıda bulunmuştur. Hatta denilebilir ki Osmanlı Devleti'nin ve -kilisesi de dahil olmak üzere Ermeni toplumunun gelişmesi paralel bir şekilde olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu Gregoryen Ermenileri "millet" adı altında örgütlemiş ve onları kendi dinî liderlerinin yönetimine bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Ermeni Patrikhanesini kuran fermanında, Patriğin, İmparatorlukta yaşayan bütün Ermenilerin hem ruhani hem de cismanî lideri olduğunu hükme bağlamıştır.

    Ermenilere, din, kültür, eğitim ve hayır işlerini yürütebilmeleri için gerekli malî olanaklara kavuşabilmek bakımından vakıf kurma imkanı da tanınmış, hatta kendi malî güçlerinin yetmemesi hâlinde Osmanlı yönetimi yardımda bulunmuş, Patrikhanenin eksiklerini tamamlamış, Ermeni kurumlarına malî destek sağlamıştır.

    Ermeni toplumu kendisine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yönetim biçimini de benimseyerek kısa süre içerisinde Osmanlı yönetiminin güvenini kazanmıştır. Bu güven sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir.

    Osmanlı tarihi. Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 11 üniversite,
    öğretim üyesi, ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermenilerin yapmış olduğu bakanlıklar arasında Dışişleri. Maliye, Ticaret ve Posta Bakanlıkları gibi son derece önemli ve kilit mevkiler olmuştur. Böylece, Ermeniler, Türkler başta olmak üzere, imparatorluğun bütün unsurlarıyla XIX. yüzyıl sonlarına kadar barış ve güven içerisinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimiyle ilgili herhangi bir sorunla karşılaşmamışlardır.

    XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ermeni sorunundan bahsedilmeye başlanır. Ermeni sorununa başlangıç arayanlar bunu, 1856 Islahat Fermanı ya da 1877 -1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve bunu izleyen Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Konferansına taşırlar. Aslında bu yaklaşımlar yanlış değildir. Ancak, meselenin 1856'ya veya 1877 - 1878'e taşınmasının alt yapısını incelemeden, buna neden olan faktörleri açıklamadan doğrudan Islahat Fermanına veya Berlin Konferansına bağlamak meseleyi oldukça kısır bırakır.

    Ermeni sorununun ortaya çıkışında dünya siyasasındaki gelişmelerin önemli etkisi ve katkısı olmuştur. Bunlardan birisi, Sanayi Devriminin çok tabî paraleli olan sömürgeciliktir. Bir diğer olay hemen bütün dünyayı etkisi altına alan Fransız İhtilâli ve paralelinde gelişen milliyetçilik olgusudur. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu içindeki azınlıkların birer birer isyan ettiklerini, bunların muhtariyet ve/veya bağımsızlıklarını elde ettiklerini görmüşlerdir. Bu olaylar neticesinde kendilerinin de böyle bir harekete girişebilecekleri düşüncesi ortaya çıkmıştır.

    Etkenlerden biri de dinî ideoloji bağlamında çıkmıştır. Osmanlı toplumu içerisinde ilk başta sadece mezhep olarak Gregoryen Ermenileri mevcut iken Fransa'nın çalışmaları sonucu Katolik bir Ermeni topluluğu ve akabinde Ermeni Katolik Kilisesi, İngiliz ve Amerikalı misyonerlerin çalışmaları ve İngiliz Hükümetinin baskısı ile Ermeni Protestan Kilisesi ortaya çıkmıştır.

    Türkiye'de Ermeni meselesi üzerine yazılmış kaynak niteliğindeki kitaplar incelendiğinde hemen hepsi sorunun ortaya çıkışındaki baş aktörü Rusya olarak gösterir. Ancak Rusya. Ermeni ayaklanmalarındaki etkilerden,
    sadece biridir. Rusya'nın yanı sıra Ermeniler arasında Katoliklik propagandası yapan Fransa'nın; Ermeniler üzerinde Protestanlığı çıkarları için yerleştirmeye çalışan İngiltere'nin; ABD ve Almanya gibi devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak mesele üzerinde göz ardı edilmeyecek kadar önemli etkileri olmuştur. Bu devletler 1840 tarihinden sonra çıkan olaylardan faydalanarak mezheplerinden olardan himaye etmek amacıyla Osmanlı İmparatorluğundaki nüfuzlarını kuvvetlendirmeye başlamışlardır.








  2. Leyla
    Devamlı Üye





    Rusya ve ABD'ye karşılık Avrupalıların Ermenilerle ilgilenmeleri genelden özele doğru bir seyir gösterir. Buna bağlı olarak gelişen Ermeni meselesi de bu toplumun değil, Osmanlı topraklarında menfaatleri çatışan iki büyük devletin, İngiltere ve Rusya'nın davası olarak politik bir hüviyetle ortaya çıkarılmıştır.

    Ayastefanos Antlaşması ile Kafkasya'ya hâkim olan Rusya, Doğu Anadolu ve Balkanlarda da etkili olmuştur. Bu durum geleneksel İngiliz politikasına ters düşmüştür. Çünkü Rus nüfuzunun bu şekilde yayılması sadece İngiltere'nin Hindistan'la olan bağlantısını tehditle kalmayacak, aynı zamanda Ortadoğu'daki gücünü de zayıflatabilecekti. Bu bakımdan İngiltere, hemen konuyla ilgilenmeye başlamıştır.

    İngiltere, Rusya'nın sıcak denizlere inmesine engel olmak için uzun süreden beri bu devlete karşı Osmanlı Devleti'ni desteklemiştir. İngiltere, bu desteğini sürdürürken de Osmanlı memleketlerinde Protestan misyonerlerin faaliyetlerini yönlendirmiştir. Ermeni milliyetçiliğinin uyanmasında bu faaliyetlerin rolü büyük olmuştur. Rusya'nın, Doğu Anadolu'da Kars, Ardahan gibi çok önemli stratejik noktaları ele geçirmesi, İngiltere'nin doğu ticareti bakımından hayati önem taşıyan yolların güvenliğini tehlikeye düşürmekteydi. Dahası, İngiltere, Rusya'nın Balkanlarda gerçekleştirdiği bölünmeyi, 16. madde ile Anadolu'da yapmasından da çekinmekteydi. Ermeniler aslında 16. maddeyle önemli bir yol kat etmişlerdi. Bu maddeyle "Ermenistan" denilen bir memleketin varlığı ve idaresinin ıslahata muhtaç olduğu, Ermeni Milleti'nin Kürtler ve Çerkezler tarafından tehdit edildiği gibi hususlar, Bâbıâlî'ye resmen kabul ettirilmiş oluyordu. Rusya'ya karşı buralarda yapılması taahhüt edilen ıslahatlara hemen başlanacak ve bu ıslahatlar tamamlanıncaya kadar Rus işgali devam edecekti. Diğer bir ifadeyle Rusların Doğu Anadolu'yu boşaltmaları ıslahatların uygulanışına bağlı kalıyordu. Elbette ki, Ruslar bu işgali sürdürebilmek için, ıslahatların tamamlanmadığını ileri süreceklerdi. Zaten bu maddeyi takip eden maddeler Rusların amacını ortaya koyuyordu. Antlaşmanın 19. maddesine göre Ruslar, savaş tazminatının bir kısmına karşılık olmak üzere, Kars, Ardahan. Batum şehirleriyle Bayezid ve Eleşkirt vadisine yerleşecekti. Böylece, bir taraftan bütün Ortadoğu'ya hâkim, önemli bir köprü başını ele geçirirken diğer yandan da Ermeniler üzerinde nüfuzunu kuvvetlendirmiş oluyordu. Ancak, İngiltere'nin bunu kabullenmesi imkansızdı. Nitekim Ayastefanos Antlaşması şartlarını üç gün sonra öğrenebilen İngiliz Elçisi Layard, ortaya çıkan bu durumu hükümetine bildirirken, Rusların Doğu Anadolu'da önemli stratejik noktalan ele geçirdiklerini. İngiliz ticareti için hayati önemde olan bu ticaret yollarının, Dicle ve Fırat vadisine inmeye çalışan Rusya gibi rakip bir devletin kontrolü ve dolayısıyla tehdidi altına girmiş olduğunu, Ermenilerle ilgili 16. maddenin Balkanlardaki bölünmeyi Anadolu'da da gerçekleştirmek için atılmış ilk adım saymak gerektiğini yazıyordu. Ayastefanos Antlaşmasındaki Ermenilerle ilgili maddeler İngiliz kamu oyunda tepkilere yol açmış ve millî hislerini tahrik etmiştir. Savaş esnasında Osmanlı İmparatorluğu'nu Rusya karşısında kaderiyle baş başa bırakan İngiliz Hükümeti, kendi menfaati söz konusu olunca derhal harekete geçmiştir. Daha Ayastefanos görüşmeleri sırasında donanmasını İstanbul önlerine kadar getirmiş olan İngiltere, yapılan son antlaşmanın 1856 Paris muahedesi hükümlerini ihlâl anlamı taşıdığını ileri sürerek, acilen yeni bir konferansın toplanması gerektiğini ve antlaşma şartlarının burada yeniden gözden geçirilmesinin zorunlu olduğunu teklif etmiştir.

    Durum böyle olunca İngiltere, Balkanlarda ve Akdeniz'deki dengenin bozulduğunu ileri sürerek Ayastefanos Antlaşması yerine öteki Avrupa devletlerinin de katılmasıyla yeni bir antlaşma yapması isteğini Rusya'ya kabul ettirmiştir. Böylece yeni antlaşmanın Berlin'de yapılması kararlaştırılmıştır.

    Osmanlı Devleti, Berlin'de İngiltere'nin kendisine destekte ve yardımda bulunacağını umuyordu. İngiltere Babıâli'nin içinde bulunduğu kötü şartları çok iyi değerlendirmişti. Bunun için Berlin'deki konferansta tehdit yoluna başvurarak, Babıâli'den Kıbrıs'ı geçici de olsa almayı başarmıştır. Nitekim 4 Haziran 1878'de imzalanan ve 15 Temmuz 1878'de de II. Abdülhamit tarafından tasdik edilen antlaşmaya göre Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu'daki Ermeniler için İngiltere ile birlikte kararlaştıracağı bir ıslahat yapacaktı. İngiltere'de Doğu Anadolu'da bulunan Rus tehdidini önlemek için bu tehlike kalkıncaya kadar Kıbrıs adasına yerleşecekti. Böylece İngiltere, Hindistan'a en kısa yolun güvenliği sağlamış olmaktaydı.

    Görüldüğü gibi Ermeni ıslahatı konusunda İngiltere Ermenileri değil kendi menfaatlerini korumak için harekete geçmiş ve Kıbrıs Antlaşması'nı imzalayarak Kıbrıs'a yerleşmiştir. Gerçekten de Doğu Anadolu Bölgesi ve Trabzon - Erzurum - Doğu Bayezid güzergahı Karadeniz'i İran'a ulaştıran ticaret yolu İngiltere için büyü ehemmiyet taşımaktaydı. 1840'lardan itibaren Mancheter'e yerleşmiş olan Ermeni tüccarlar. Britanya adalarında imâl edilen pamuklu kumaşları yukarıda belirtilen yol üzerinden İran ve Türkistan'a pazarlıyorlardı. 1870'li yıllardan itibaren İngiltere'de artmaya başlayan pamuklu mamul stokları İngiltere için büyük bir iktisadi kriz yaratma eğilimi göstermekteydi. Bu stoklar erimez ve yeni imalât için de pazar bulunmazsa birçok fabrikanın kapanması, iflasların birbirini takip etmesi





  3. Leyla
    Devamlı Üye
    İngiltere'de büyük bir işsiz kitlenin ortaya çıkarak devletin başına bela olması kaçınılmazdı. Karadeniz-İran güzergahı stokların nakliyesi için tek yoldu. İngiliz'le sevkıyatı hızlandırmak gayesi ile Doğu Anadolu'da Ermeni tüccarlarına sermaye ve kredi yardımında bulunmuşlar, bunun çok faydasını görmüşlerdi. İşte bu yüzden İngiltere Ayastefanos Antlaşması'nın söz konusu yolu Rusların kontrolüne sokan 19. ve 20. maddelerin itiraz etmiş ve Berlin Konferansı'ndaki 61. maddeyle bu yerlerin tekrar Osmanlı Devleti'ne geçmesini sağlamıştır.

    Ayrıca yine Ayastefanos Antlaşması'nın Ermenileri ilgilendiren 16. maddesi az da olsa değiştirilerek Berlin Konferansı'nda 61. madde olarak yer almıştır. Değiştirilen bu maddeyle Osmanlı Devleti. Doğu Anadolu'da ıslahat yapacak, asayişi sağlayacak ve bu konularda aldı- ğı tedbirlerin icrasına ara sıra ilgili devletler de nezaret edecekti.

    Ermeniler, Berlin Konferansı ile siyasî açıdan büyük yararlar elde etmiş ve ileride belirleyecekleri stratejilerinde dikkate alacakları bazı dersler almışlardır. Her şeyden önce, 61. madde ile "Ermeni Meselesi" milletlerarası siyasî sistemin gündemine giriyordu. İkinci önemli nokta ise bu dönemde Ermeniler emellerine İngiltere'nin desteği olmaksızın ulaşamayacaklarını anlamış oldular.

    Aslında, İngiltere'nin Ermeni Meselesi'ni benimseyişinde önemli maddî çıkarları bulunuyordu. Burada İngiltere inisiyatifi eline alarak, Doğu Anadolu'nun Rusya tarafından "Balkanlaştırılmasına" ve bu anatomini Ortadoğu'daki nüfusuna sekte vurmasına engel olabilirdi. Başka bir deyişle Londra, Bâbıâlî'nin tek başına Rus tasavvurlarına karşı duramayacağını, fakat kendi himayesindeki bir Ermeni devletçiğinin, Petersburg'un saldırganlığına karşı daha sağlam bir set oluşturabileceğini düşünmeye başlamıştı. Ancak Londra'ya göre, Rusya'nın Ermeni Meselesi'nden tamamıyla soyutlanması da doğru değildi. Yakın Doğuda kayaya çarptığını fark eden Rus sömürgeciliği, gözlerini Uzak Doğuda yayılma imkanları aramaya çevirirse, o zaman İngiltere'nin Çin üzerindeki nüfuz tekeli tehlikeye düşebilirdi. işte bu yüzden Ermeni ıslahatı bahanesiyle Rusya'yı Osmanlı ülkesiyle meşgul etmek ve dikkatini Doğu Anadolu'da tutmak, İngiltere'nin söz konusu dönemdeki (1890'lı yıllar) siyaseti olmuştu. Nasıl olsa ıslahat konusunun tartışılacağı uluslararası platformlarda diplomasi uzmanı bir İngiltere için Rusya'yı dizginlemek çok zor olmayacaktı. Yeter ki, Babıâli yalnız başına Rusya ile karşı karşıya bırakılmasın.

    Ancak, Rusya, İngiltere'nin bu tuzağını fark etmekte gecikmedi. Petersburg'un amacı başarılı bir savaşın meyvelerini toplayarak. Doğu Anadolu'nun ilhakını bir oldu bitliye getirmekti. Yetkili bir ağızdan Rusya, "Er-menisiz bir Ermenistan" istiyordu. Fakat, Berlin bunun gerçekleşemeyeceğini de hatırlatmıştı. Aynı zamanda "Ermeni Islahatı" Rusya için tehlikeli gelişmeleri de beraberinde getirebilirdi. Şöyle ki, Ermenilere verilecek bir muhtariyet, Rusya'nın kendi uyruğundaki Ermenilere de benzeri emeller beslemeleri için ilham verebilirdi. Hatta Kafkas Ermenileri Anadolu Ermenileriyle işbirliği imkanı arayabilirlerdi. Ayrıca Rusya, Balkanlarda büyük ümitlerle yarattığı Bulgaristan meydana çıkınca, İngiliz oyunuyla, nasıl ilk kez kendisine cephe aldığını ve kendisinin yayılmasını frenleyecek bir tampon oluşturduğunu biliyordu. Rusya geri adım attığında "Ermeni Meselesi" İngiltere'nin kucağına düşecekti.

    Dönemin Padişahı II. Abdülhamit, ıslahat konusunda söz vermiş, ancak bu tasarıları uygulamakta direnmişti. Ne var ki, 1894 yılında İngiltere'nin Van Konsolosunun yerinde incelemeler yapmak maksadıyla, Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu yörelerde yaptığı geziyi fırsat bilen Ermeni komitecilerinin Bitlis'te çıkardıkla-n ayaklanmayla, ıslahat görüşmeleri, Londra'nın teşebbüsüyle, yine uluslar arası siyasî platformlara girmiştir. Bu sıralarda Avrupa'nın muhtelif şehirlerinde Ermeniler lehine gösteriler yapılmıştır. Bu dönemde, Ermenilerin yabancı ülkelerdeki yayın gücü. hiçbir azınlık grubunun sahip olamadığı bir düzeydeydi. İngiliz gazetelerinin Türkiye muhabirleri, gazetelerine asılsız Ermeni davasını öven yazılarını göndermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar; yazılarında, meydana gelmiş küçük bir olayı kasten büyütüyorlardı. Çok geçmeden İngiltere, Babıâli'yi Berlin Antlaşması'nın yükümlülüklerini yerine getirmeye davet etmiştir. Bununla da yetinmeyerek, hazırlamış oldukları ıslahat tekliflerini önce Avrupa ahengine tasvip, daha sonra da Babıâli'ye dikte ettirmeye çalışmışlardır. Padişah, ıslahatları uygulama hususunda ayak diretince, İngiltere, Osmanlıya müeyyide uygulanacağı yolunda tehditlere başlamıştır. İngiltere'nin buradaki niyeti, Doğu Anadolu'da şeklen bir Avrupa ahengi oluşturmak gibi görünse de, gerçekte fiilen kendi himayesinde bir Ermeni topluluğu ortaya çıkarmaktı. Ancak İngiltere'nin bu isteği büyük güçlerce destek görmedi. Yalnız başına kalan İngiltere, son çare olarak donanmasını Çanakkale Boğazı'na kadar getirdiği halde gerek Büyük Güçler arasındaki görüş ayrılığı gerekse II. Abdülhamit'in kararlı tutumu karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştı (1895).





+ Yorum Gönder