+ Yorum Gönder
Dünya Tarihi ve Barışlar ve Savaşlar Forumunda Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu








    Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu


    7.Cumhuriyet Döneminde Ermenilik Faaliyetleri

    Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Ermeni faaliyetleri belli bir durgunluk devresine girmiştir. Bunun nedeni ise; Ermenilerin Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla, Türkiye toprakları üzerinde bağımsız devlet kurma planlarının başarısızlıkla sonuçlanması ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi devletlerin Ermenilere verdikleri vaatlerin Antlaşmayla birlikte sona ermesinin getirdiği hayal kırıklığı olarak kabul edilmektedir.

    Lozan Antlaşmasının imzalanmasından günümüze kadar Ermeni faaliyetleri yoğunluk ve nitelik bakımından üç ayrı dönemde karşımıza çıkmaktadır.
    1.Dönem (1923-1965): Daha çok "edebi alanda yürütülen" ve Ermenilerin Türkler tarafından katledildiği iddiasını kuvvetlendirmek amacıyla eserlerin yayınlandığı hazırlık dönemidir. Bir çok bilimsel eser literatüre sokularak, davalarının ilmi yönünün alt yapısını oluşturmak suretiyle, ileriki tarihlerde gündeme getirecekleri çeşitli faaliyetlere zemin oluşturma gayreti göstermişlerdir.
    2. Dönem (1965-1973):1960'lı yıllara gelindiğinde, "çeşitli siyasi nedenlerin ve Ermenileri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyen bazı odakların da etkisiyle Ermenilik konusu yeniden işlenmeye başlamış", salon ve meydan toplantıları düzenlenmiştir. Bilhassa sözde Ermeni soykırımının 50. yılı olarak kabul ettikleri 1965 yılında, bilinen iddiaları çerçevesinde propaganda faaliyetlerini artırmışlardır. İlk defa 24 Nisan 1965 tarihinde Beyrut, Paris, Los Angeles ve Londra'da sözde "Katliamın 50. Yılı" münasebetiyle Türkiye aleyhinde mitingler düzenlenmiştir.
    3. Dönem (1973-Günümüze Kadar): 1970'li yıllara gelindiğinde "Ermeniler şiddet eylemlerine yönelmiştir".

    27 Ocak 1973 tarihinde 70 yaşındaki Mıgırdıç YANIKYAN isimli bir Ermeninin, Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve yardımcısı Bahadır DEMİR'i bir restoranda aniden silahını çekerek şehit etmesiyle Ermenilerin ilk eylemi gerçekleşmiştir.
    Ermeni terör örgütleri 1973 yılında gerçekleşen ilk eylemden itibaren "zincirleme" denilebilecek tarzda geliştirdikleri şiddet eylemlerini günümüze kadar sürdürmüşlerdir. "Ankara-Esenboğa ve Fransa-Orly" katliamları halen beyinlerde tazeliğini korumaktadır.

    1991 yılından bu yana; 29 Nisan 1997 günü Beyrut Büyükelçiliğimize yönelik molotof kokteylli saldırı, 04
    Mayıs 1997 tarihinde Kudüs Konsolosluğuna molotof kokteyli atılması ile 21 Haziran 1997 tarihinde Brüksel Büyükelçiliğimize yönelik olarak gerçekleştirilen bombalı saldırı eylemleri istisna olmak üzere terör eylemlerine rastlanmasa da, değişen şartlara göre yeniden terör eylemlerine başlayabilecekleri düşünüldüğünde, bu sürecin halen devam ettiği kabul edilmektedir.

    8. Ermeni Talepleri Ve Propagandası
    Sözde soykırım iddialarının dünya kamuoyu gündemine oturması için tarih boyunca sürekli olarak isyanlar ve terör eylemlerini bir propaganda aracı olarak gören Ermenilerin "Büyük Ermenistan"a ulaşmak yolundaki ilk hedefleri sırasıyla dört ana planda toplamışlardır. Bunlar; Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak olarak sıralayabiliriz. Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye tarafından "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" ve "toprak" alınacaktır şeklinde sonuçlandırılacaktır. Bu plana dayanak oluşturan Ermeni iddiaları ise şöyledir:
    a. Türkler Ermenistan'ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
    b. Türkler 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.
    c. Türkler 1915 yılından itibaren Ermenileri planlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.
    d. Talat Paşa'nın Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.
    e. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.
    Ancak bu iddiaların hepsi de Tarihsel, Akademik ve objektif bir inceleme karşısında dayanaksız kalmaktadır.
    Şöyle ki;
    Türklerin Anadolu'ya ilk ayak bastıklarında bağımsız bir Ermenistan devletinin mevcut olmadığı, dolayısıyla da Ermenilerin topraklarının ellerinden alınması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı açıktır.
    1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Ermenilerin çıkarttıkları isyanlara ve giriştikleri katliama da yukarıda yer verilmiştir. Ermenilerin bu tutumunun Batı dünyasındaki propagandalarına bir zemin hazırlamak amacıyla benimsenmiş bulunduğu da artık açıklığa kavuşmuş bulunmaktadır.

    1915 yılındaki olayların kendisini arkadan vuran Ermenilere karşı Osmanlı Hükümeti'nin uygulamaya koyduğu bir tehcir işleminden ibaret olduğuna da keza daha önce işaret edilmiştir. Kaldı ki "soykırım" kavramının bu husustaki Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ndeki tanımlamasına göre, soykırım suçunun oluşması için bir hükümetin bir ırkı ortadan kaldırmak yönünde bir niyetinin bulunması şartı aranmaktadır. Oysa, Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ırkını ortadan kaldırmak gibi bir niyetinin bulunduğunu gösteren hiçbir işaret olmaması bir yana, tam tersine tehcire tabi Ermenilerin güvenlik ve refahının eksiksiz olarak sağlanmasına yönelik hükümet emirleri mevcuttur.

    Talat Paşa'nın Ermenilerin soykırıma tabi tutulması yolunda gizli emirleri bulunduğuna ilişkin olarak ilk kez Andonyan adlı Ermeni tarafından ileri sürülen ve yıllar boyunca Ermeni iddialarının geçerliliğinin temel kanıtı addedilen "belgeler"in tümüyle bir sahtecilik eseri olduğu, tarihçiler tarafından yapılan incelemeler sonucunda hiçbir kuşku veya tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuştur.
    Bu telgraflar daha önce 1919'da İngiltere'de Daily Telegraph gazetesinde neşredilmiştir. General Allenby kuvvetlerinin Halep ve civarını öngörülenden daha kısa sürede işgal etmeleri üzerine Osmanlıların bütün belgeleri imha edemediklerine ve bu telgrafların Allenby'nin eline geçtiğine inanılmaktadır, İngiliz Dışişleri bu iddia üzerine durumu işgal komutanlığından sormuştur. Sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince ortaya çıkarılmadığı ve Paris'te bir Ermeni grubu tarafından ileri sürüldüğü anlaşılmıştır. Buna ait doküman İngiliz devlet arşivlerinde mevcuttur.

    Talat Paşa'nın katili Tehliryan'ın Berlin'deki muhakemesi sırasında da bu telgraflar ortaya atılmış ve bilirkişi heyetince beş tanesi gerçek olarak kabul edilmiş ve mahkemede muamele görmüştür. Oysa, telgrafların yazılış ve kaleme alınış şekli, yazıldıkları kağıtlar, bunların Osmanlı belgeleri olmadığını göstermekte ve yukarıda da belirtildiği üzere sahtecilik eseri oldukları kanıtlanmış durumdadır.

    Ölen Ermenilerin sayısının 1,5 milyon olduğu iddiası da hiçbir geçerli temele dayanmamaktadır. Dönemin birçok yabancı kaynaklarınca doğrulanan Osmanlı nüfus rakamlarına göre tüm Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ermenilerin sayısı 1,3 milyon civarındadır. Toplam nüfusları 1,3 milyon olan bir topluluğun 1.5 milyon ölü vermesi mümkün olamayacaktır.

    Ölen Ermenilerin sayısının kesin olarak hesaplanmasını sağlayacak bir belge ya da yöntem bulunmamaktadır. Örneğin, Lozan Barış Konferansı'na katılan Ermeni heyeti başkanı Bogos Nubar o tarihte Türkiye'de toplam 280,000 Ermeni bulunduğunu, 700,000 Ermeni'nin ise başka ülkelere göç ettiğini belirtmiştir. Bu rakamlar doğru ise toplam Ermeni nüfusu 1,3 milyon olduğuna göre, Ermeni kaybı 300,000 dolaylarında kalmaktadır. Bu rakama çete harekatında veya Rus kuvvetleri saflarında yer alarak ölenler de dahildir. Ayrıca bu kayıpların on misline ulaşan yaklaşık 3 milyon Müslüman'ın da aynı dönemde hayatlarını kaybettikleri unutulmamalıdır.

    9. Yeni Terörizm, Özellikleri Ve Bu kapsamda Ermeni Sorunu
    Yeni Terörizm kavramı aslında çok da yeni bir kavram değildir. Daha doğrusu bu kavram 11 Eylül olaylarıyla ortaya çıkmışta değildir aslında. Aksine 1980'li yıllarda işaretlerini veren bu yeni olgu, 1990'lı yıllarda çeşitli defalar kendisini göstermiştir. Bu nedenle Batılı bir çok istihbarat örgütü kaynaklarının yarıdan fazlasını terörizme ayırmışlardır. Bu bağlamda 11 Eylül olayı bir korkunun tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasını sağlamıştır diyebiliriz.

    Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, yok edici teknik bilginin tüm dünyaya yayılmasıyla kendisini hissettiren bu yeni kavramın ilk özelliği "eski terörizm"in aksine, teknoloji ve iletişim ile olan yakın bağlantısı olmuştur. Kimyasal silahlar, biyolojik silahlar vb. öylesine büyük bir öldürücü etkiye ulaşmış ve bu silahlar öylesine kolay üretilebilir bir hal almıştır ki, artık milyonlarca askerin yapamayacağı etkiyi birkaç kişi yapabilir hale gelmiştir.

    'Yeni terörizm'in ikinci önemli özelliği ise bilginin Batı'dan çıkarak, diğer medeniyetlere, 'diğer ülkeler'e ve 'tehlikeli kişiler'in eline geçmiş olmasıdır. Burada "medeniyet" kavramına dikkat etmek gerekmektedir. Bunun sebebi dünyayı medeniyetler çatışması içinde görmemizden değil, Batı'nın dünyayı bu çerçevede değerlendirmesindendir. Diğer bir deyişle Batı kavramını tanımlayabilmek için diğerlerine 'öteki' diyen Batı adeta üretmiş olduğu bilgi ile vurulmaktadır.











  2. AZMİYE
    Devamlı Üye





    Ermeniler ile Osmanlı devletinin arası iyiydi ancak Osmanlı devleti zayıflama sürecine girerken burayı işgal etmek isteyen Avrupalı devletler Ermenistan ile Türkiyeyi birbirine karşı kışkırtmaya başlamıştır ve Batılıların desteğini almak isteyen Ermenistan ezilmiş bir halk numarası yapmaya başlamıştır ve Islahat fermanından sonra Ermeni sorunu tam olarak kendini göstermeye başlamıştır.




+ Yorum Gönder