+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda iki farklı yöreyi karşılaştırma Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Güneş Hoca
    Devamlı Üye

    iki farklı yöreyi karşılaştırma








    iki farklı yöreyi karşılaştırmam lazım nasıl bir taktik kullanacağım lütfen bana yardımcı olmanızı istiyorum







  2. Asel
    Bayan Üye





    iki farklı yöreyi karşılaştırma

    iki farklı yöreyi karşılaştırmam lazım nasıl bir taktik kullanacağım


    Hatay (Antakya) İli Gelenek ve Görenekleri

    EVLENME GELENEĞİ
    Evlenmelerde, toplumsal konum, geçim düzeyi ve etnik ayrılıklar belirleyici etkenler arasındadır. Antakya, İskenderun gibi merkezlerde bu anlayış büyük ölçüde değişmekle birlikte, öbür ilçeler ve kırsal kesimde etkisini sürdürmektedir. Genelde görücü yöntemi yaygındır. Görücü gidilen kızın yanında, ailesinin de özellikleri soruşturulur. Olumlu sonuç alınırsa, babası, birkaç kişi ile kızı istemeye “Dünürlüğe” gider. Bu “Söz Kesimi” anlamındadır, nişan-düğün tarihleri çeyiz, başlık kararlaştırılır. Başlık, Antakya’da “Hak”, Reyhanlı’da “Kan Parası”, Samandağ’da “Besleme Hakkı” diye adlandırılır. Nişan salonda değil ise kız evinde yapılır. Kadın-erkek eğlenilir. Kimi yerlerde ise mevlit okutulur.
    Düğün genellikle pazar ya da perşembe günü yapılır. Kentlerde nikah çağrısı, kasabalarda ise “Okuntu” gönderilir. İskenderun’da “Maşta” denen kadın, kapı kapı gezerek düğüne davet eder. Düğünden bir gece önce kına gecesi yapılır. Aynı gün gündüz gelin hamamı yapılır.
    Düğün günü kız evinde yüksek bir ağaca bayrak çekilir. Düğünler genellikle yemekli olur. Bir hafta öncesinden ekmek açılır, etli yemekler ağır basar, konuklara yörede “Tini” denen incir rakısı sunulur. Kına gecesi, kız evine getirilen çeyiz, kız evininkiyle birlikte oğlan evine gönderilir. Gelin odasında sergilenir. Ertesi gün düğün alayı gelin almaya gelir. İkindiye doğru, gelin arabaya bindirilir. Anası ve kız kardeşi de yanında oturur. Alay, gelin arabasının arkasından gelir. Gelinin kapısına eve bağlı olsun diye bir topak hamur yapıştırılır.
    Ertesi gün, İskenderun ve Yayladağı'nda “Süpha Günü” diye adlandırılır. Kadınlar çeşitli armağanlarla gelin görmeye gider. Birkaç gün sonra kız evine gidilir, akrabalar yemeğe çağrılır.

    EVLENME İLE İLGİLİ ADET VE ANANELER
    Kırıkhan(Hatay'ın ilçesi) ve çevresinde erkeklerin evlenme çağına geldikleri zaman genellikle şu iki durumla karşı karşıyadır;
    1 - Ya sevdiği birisi vardır,
    2 - Ya da büyüklerinin göstereceği bir kızla evlendirileceklerdir.
    Birinci şıktaki durum, yaşadığımız devirde sıklıkla karşılanmaktadır. Evlenme çağına gelen delikanlı sevdiği ve beğendiği kızı, bir punduna getirerek annesine veya kız kardeşine duyurur. Annesi kızı araştırır, beğenir ve oğluna layık bulursa durumu oğlanın babasına açar. Aile içinde herkesin görüşü usulüne uygun bir biçimde alınır. Olumlu ise kız tarafına, iki aileninde tanıdığı bir yaşlı kadın aracılığıyla haber gönderilir. “ Bir akşam size gelmek istiyoruz.” denilir. Kız tarafı bu istemi kendi durumlarına göre ayarlar ve günü daha sonra aradaki kadına bildirirler.

    KIZ İSTEME
    Oğlanın anne ve babası kız evine önceden belirlenen tarihte giderler. Hal hatır sorulur ve ziyaret sebebi açıklanır. “Allah’ın emri, Peygamber efendimizin kavliyle kızınız ’ı , oğlumuz ..’a istemeye geldik.” Bu arada kahve gelmişse çilmeden öylesine bırakılır. (kısmete dokunmamak için) Kız evi niyetlerini hemen açıklamaz. Kızın babası “Allah hakkımızda hayırlısını nasip etsin. Bizim de bize göre danışacaklarımız var. Danışalım, soralım. Size bir kaç gün içinde haber verelim” derler. Oğlan tarafı yapılan ikrama dokunmadan evden ayrılır. Kız tarafı oğlanı soruşturmaya başlar. Kötü alışkanlıkları var mı? kumar oynar mı? işi var mı? gibi kendilerince önemli saydıkları konuları araştırır. Kızın evliliğe niyeti olup olmadığı, başka birisini sevip, sevmediği anne tarafından araştırılır. Aile büyüklerine sorulur. Amca oğlu, dayı oğlu, hala oğlu varsa onların anne ve babalarına da bilgi verildikten sonra oğlan tarafına haber salınır.
    Oğlanın anne ve babası, abileri, ablaları, eşraftan tanıdık varsa yanlarına alınır. Kız evine belirlenen akşam gidilir. Tatlı günü kararlaştırılır. Kız tarafı bu arada altın, gümüş vs. isteklerini bildirir. (kalın) Kırıkhan da bu kalın isteme yavaş yavaş kalkıyor. Oğlan babası “ O kız bizimdir artık. Diğer çocuklarımıza ne yaptıksa buna da yapacağız” der. Tatlı günü kararlaştırıldıktan sonra evden ayrılırlar. Tatlı günü sabahı kız, annesi, ablası, varsa yengesi, oğlan, annesi. ablası, varsa yengesi köyden şehre alış-verişe gidilir. İkişer kat elbise, çanta, ayakkabı, terlik vs. bir de oğlan evi kıza “tatlı yüzüğü” alır.
    Tatlı, aile arasında yenilir. Oğlan tarafının yakın akrabaları gelir. Kız tarafıda kendi yakın akrabalarını davet eder. Tepsilerle baklava getirilir. Yenilir, içilir. Kıza tatlı yüzüğü takılır. Oğlan ve kız aile büyüklerinin ellerini öperler. Tatlı töreni sona erer ve herkes evine gider. Kız evi ve oğlan evi ertesi sabah konu komşuya baklava dağıtırlar. Eskiden davetliler baklava tepsilerinin parasını kendileri öderlerdi. Şimdi bu masrafı oğlan babası yapmaktadır.

    NİŞAN HAZIRLIĞI
    Tatlıdan münasip bir süre sonra oğlan evi nişan gününü belirlemek üzere kız evine giderler. Nişan günü iki tarafında hazırlıklarını tamamlayacağı bir süre sonrasına ve genellikle cumartesi, pazar günü kararlaştırılır.
    Nişandan onbeş gün ünce davetiyeler bastırılır. Nişana çağrılacakların listesi hazırlanır, davetiyeler yazılır. Dağıtılmaya başlanır. Oğlan tarafı, kızı şehre getirerek elbise, ayakkabı, çamaşır, nişan yüzüğü , kızın babasına gömlek, annesine elbise alır. Oğlana da kız evi tarafından elbise, gömlek, ayakkabı ve çamaşır, oğlan babasına gömlek, annesine elbiselik, oğlana nişan yüzüğü alır. Oğlanın kız kardeşleri varsa bunlara da elbise alınır, erkek kardeşi varsa gömlek alınır. Bu hediyeler kız tarafınca nişan sonrası oğlan evine gidildiğinde götürülür.
    Nişan on yıl öncesine kadar kız evinde yapılırken, şimdi oğlan tarafının belirlediği yerde, salon veya okul bahçesinde yapılıyor. Nişan iki türlü yapılmaktadır.
    1 - Davul ya da orkestra ile, yada ikisi birlikte,
    2 - Mevlüd - i şerif ile.
    Nişan töreninde mevsime göre ya dondurma, ya da meşrubat ikram edilir. Acıbadem pastası, özel şekerlik dağıtılır. Nişan yapılacak salonun orta yerine masa ve koltuk takımı yerleştirilir. Kız ve oğlan yan yana otururlar. Halaylar çekilir, oyunlar oynanır ve gür sesli biri Şaba (takıntı) yapılacağı anonsunu yapar. Nişan yüzükleri bir kurdela ile birbirine bağlanır. Gümüş bir tepsi, üzerine elle örülmüş bir örtü konulur. Yüzükler, birde makas hazır bulundurulur. Nişan yüzüğünü iki ailenin de saygı duyduğu bir kişi takar ve makasla kurdelayı keserek “hayırlı, uğurlu olması” dileğinde bulunur. Daha sonra oğlanın annesi, babası altın zincir takarlar. Bu zincir oğlan tarafının maddi durumuna göre 1.5 veya 2 m. uzunluğundadır. Oğlan ve kıza takıntılar altın bilezik veya para olarak yapılır, bir taraftan da misafirlere ikram yapılır. Bir süre nişan sona erer. Davetliler nişanlı çiftin masasına yaklaşır, iki genci tebrik eder ve “hayırlı olsun” dileğinde bulunarak salonu terkederler.

    DÜĞÜN HAZIRLIKLARI
    Düğün günleri ekseriyetle mahsül (ürün) sonuna denk getirilir. Bu da tarlası, bağ bahçesi olanları için geçerlidir. Mesela “düğünümüzü pamuktan sonra yapacağız” vb. gibi konuşmalar bu yrörede oldukça yaygındır. Bir hususu da açıklamakta yarar var: Düğünü iki bayram arasına getirmemeye oldukça dikkat ederler. Bu da yöre insanımızın inanışından kaynaklanıyor.
    Düğün hazırlıkları oğlan evi ve kız evinde haftalar önce başlar. Bunlar mesela; Oğlan evinde misafirleri ağırlayabilmek içinbir hafta önce ekmek yapılır. Döşşek yapımında kullanılan yünler yıkanır. Akrabaların yardımı ile döşşekler, yorganlar yapılır. Oğlan evi ve kız evinden birkaç kişi köyden şehire mobilya beğenmeye gidilir. Her türlü alış-verişler yapılır. Davetiyeler basılır. Önceleri okuntu dediğimiz elbiselik gömleklik, çorap, mendil vs. gibi hediyeler alınır idi. Şimdi davetiye basılıp ev ev dağıtılıyor. Düğün yemeği malzemeleri alınır. Koyun alınır, sandelyeler, masalar, tabaklar, kaşıklar kiralanır. Perşembe veya cuma günü kız evinden çeyiz çıkartılır.
    Cuma günü öğleden sonra oğlanın kivresi tarafından bayrak kaldırılır. Bayrağın tepesine soğan takarlar. 2-3 el ateş edilir. O an hemen kan akıtılır. Ne kesilmiş ise (tavuk vs. gibi) orada bulunan davulculara verilir.
    Cumartesi günü öğleden sonra davullar düğün evine doğru gelirler iken düğün sahipleri ellerinde mendiller ile oynayarak, silahlar sıkıla sıkıla davulu karşılarlar. Artık düğün başlamıştır. Gelen misafirleri düğün sahibinden birkaç kişi ve bir davulla bir zurna yolun başında davulcuların eşliğinde karşılamaya çıkarlar.
    Yatsıdan sonra oğlanevinden kalabalık bir topluluk kız evine kınaya gider. Silahlar sıkarak geldiklerini kız evine duyururlar. Çerezler dağıtılır. Kına yakımında türküler söylenilir. Bunlardan en yaygın olanı şudur:
    Kınayı getir ane
    Parmağın batır ane
    Bu gece misafirem
    Koynunda yatır ane
    Yanında yatır ane
    Evli bekar kış günü
    Oldum kızlar düşkünü
    Ayak yalın baş açık
    Yola düştüm kış günü
    Kız evinde kına işleri devam ederken oğlan evinde de kına telaşı başlamıştır.

    GÜVEYİ KINASI
    Orta bir yere iki sandalye ve bir masa ayarlanır. Oğlanla, sağdıç oturur. Davulcular oyun havası çalmaya devam ederler. Oyunlar aynanır. Para takıntısı yapılır. Paralar bir tepsi içinde saklanır, oğlana bırakılır. Sağdıçtan para isterler. Vermez ise ayakkabısını çalarlar. O da para vermeye razı olur. Oğlan evinde de kız evinde olduğu gibi türküler söylenir. Çerezler yenilir. Silahlar sıkılır ve kına gecesi de böylece bitmiş olur.
    Pazar günü oğlan evi biraz daha erken kalkar. Akşamdan hazırlanan yemekler, öğleye yetiştirilmeye çalışılır.
    Öğleye doğru herkes takıntısını bir zarfın içine koyar, oğlan evine bırakır. Bir baştan da yemekler masalara dizilir.Yemek beş-altı çeşitten meydana gelir. Bunlar pirinç pilavı, kuru fasulye, döğme, sarma, vs. Herkes afiyetle yediğini yedikten sonra, ikindiye doğru gelin almaya gidilir.
    Gelin çıkarılır iken gelinin kardaşlarından birisi gelinin beline kırmızı kuşak bağlar. Gelinin kardaşları sandığa oturup oğlanın babasından para isterler. Gelin önce annesinin, babasının, kardeşlerinin ellerini öperek vedalaşır. Gelinin kardaşları arabaya kadar uğurlarlar.
    Gelin arabası ve konvoyu oğlan evine geldiği zaman silahlar sıkılır.
    Gelin arabadan inmeden oğlanın yakınları para, şeker, buğday, çerez, badem serperler veya bunlardan birkaçı bir arada serpilir. Arabadan indikten sonra eline şişe verilir, onu kırmaya çalışır.
    Oğlan yakınları hayırlı olsun dileklerinde bulunur ve düğün burada sona erer. 1939’da Hatay’da çeşitli ulusal ve dinsel toplulukların siyasal olaylardan kaynaklanan çeşitli sorunları vardı. Dinsel ve ulusal ayrılıklar, ilişkileri olumsuz yönde belirlerken, kültürel etkileşim de kaçınılmaz olarak yaşanıyordu. Bu, beslenmeden, giyim - kuşama, geleneklere dek her alanda gözleniyordu. 1937 ‘de ilde çeşitli araştırmalar yapan P.Barzantay’a göre : “ Uzun asırlarda oluşan birçok Devrimler Antakya’da din, dil, entellektüel yaşamı çok değiştirmişse de eski giyinişleri, ev ve çömlek eşyası şekillerini, et kesme usulünü, yükleri merkeblerin sırtına eskisi gibi yükleme biçimini değiştirememiştir.” ( Türkmen , 1937, s.57 )

    DOĞUM VE ÇOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER

    Yakın yıllara değin, bağ, bahçe ve tarla tarımı Hatay’ın başlıca geçim kaynağıydı. Çocuk ailenin işgücünü oluşturuyordu. Geçmişte 6’dan az çocuğu olanların kınandığına rastlanmıştır. Erkek çocuğa daha çok önem verilir.

    Çocuğu olmayanlar yatıra gider, mum diker ve adak adar. Doğumda çocuğun göbeğini kimi yerlerde gelinin kaynanası ya da eltisi keser. Çocuk doğar doğmaz yıkanır, terlememesi, ter kokmaması için tuzlanır. Çocuğun yaşaması dileğiyle, erkek çocukların saçları kesilir, tepede bir tutam bırakılır. Uzadıkça çevresi kesilir. Bu yedi yaşına kadar sürer sonra adağın yapıldığı yatıra gidilir, saç törenle kesilir.

    Yörede, diş hediği geleneği yaygındır. Bir kalbura Kur’an, ayna, makas, kitap ve altın konur. Çocuk da bunların üstüne oturtulur. Cuma selası verilirken, kaynatılan hedik, çocuğun başından dökülür. Dişleri sağlam olsun diye, sağlam dişli birinin ağzına aldığı hedik ipliğe dizilir, çocuğun omuzuna iğnelenir.

    RAMAZAN BAYRAMI:

    Bayram günü, erkekler Bayram Namazına gider. Köylerde Bayramlaşma, genelde Camide olur. Küçükler, büyüklerin elini öper, büyüklerin araya girmesi ile kırgınlar barışır. Bayram Namazından sonra mezarlıklar ziyaret edilir. Dualar edilir. Mezar üzerine su dökülür.
    Mezarlıktan dönüldükten sonra evdekiler sıra ile Baba’nın elini öperler, çocuklara harçlıkları verilir. Bir ay süren Orucun acısı çıkartılırcasına hazırlanan mükemmel bir kahvaltı yapılır. Köylerde, taze ve sıcak ekmek (bazlama), süt, tereyağ, çökelek, yeşil zeytin, zeytin salatası, katıklı ekmek, yumurta, biber ezmesi, peynir, kaymak, kekik salatası gibi mevsimine göre sofrada yiyecek servisi yapılır. Eskilerde yer sofrasında kahvaltı ve yemek yenirken, iletişimin etkisiyle masada ve herkese ayrı tabak servisi yapılmaya başlandı.
    Kahvaltı sonrası önce yakın komşulara ve akrabalara bayramlaşmaya gidilir. Eve gelenlere mutlaka kömbe ve şeker ikramında bulunulur.

    KURBAN BAYRAMI
    Kurban Bayramı öncesi kurban kesecek erkek ve kadın için kent merkezinde açılan canlı hayvan pazarından yoğun bir pazarlık sonrası kurban alınır. Eve getirilir. Evde ve komşular içinde Kurban kesmeyi bilen yoksa, kasapla anlaşma yapılır. Eve getirilen kurban temizlenir, gerekiyorsa bir güzel yıkanır, yiyecek ve su verilir. Kimi köylerde yünü çeşitli renklerle boyanır. Kurbanlık koç ise boynuzuna renkli kurdela bağlanır.
    Mezarlıklar ziyaret edilir. Mezarlara murt yaprakları konulur. Dualar edilir.
    Arife günü ev temizliği tamamlanır. Mahalli yemeklerden Dövme hazırlanır. Şeker, kolonya veya gülsuyu alınır. Elbiseler ütülenir. Erkekler berbere giderek saç ve sakal traşı olurlar.
    Bayram sabahı baba ve varsa erkek çocuk erkenden kalkar. Abdest alıp camiye giderler. Bayram namazı kılındıktan sonra cemaat ile ayrı ayrı bayramlaşılır. Büyüklerin elleri öpülür. Küsler ve dargınlar barışır.
    Evde ise hummalı bir faaliyet başlamıştır. Yataklar toplanmış, Kurban kesimi için hazırlıklar yapılır. İp bulunur, keskin bıçaklar, et için değişik ebatlarda tepsiler hazırlanır. Bir kova su ve Kurbanlık, şehirde ise kesim yapılacak yere götürülür, köylerde ise genellikle evin bahçesi kesim için en uygun yerdir. Şehirlerde Apartmanlarda kesim banyoda ya da evin giriş kısmında yapılır.
    Aile reisi camiden geldikten sonra bayramlaşılır. Kurban kesimi için yapılan hazırlıklar gözden geçirilir. Varsa, eksikler tamamlanır. Kurbanı kesecek kasap ya da şahıs beklenir. Kısa sürede kurban kesilir, dağıtılacak et evin yaşlı kadını tarafından hazırlanarak çocuklara dağıtılır. Sabah kahvaltı yapılmadığı için yoğun bir trafik başlamıştır. Bir yandan kebap için mangal hazırlanırken, bir yandan da taze ekmek, salata, soğan salatası (zerzevat) hazırlanır, kebap şişleri mangala sürülür ve bu yemek öğle vaktine kadar devam eder. Kadınlar bulaşıkları temizlerken, et ağırlıklı yemekler için çalışmalar yapılır.
    Bayramın birinci günü mümkün olduğu kadar kısa ve çok yakınlara bayramlaşmaya gidilir. Asıl bayramlaşma ikinci günden itibaren yapılır.

    SÜNNET DÜĞÜNÜ İLE İLGİLİ ADETLER
    Sünnet olacak çocuğa ailenin sosyal yapısına göre bir kirve bulunarak başlanır. Kirvenin aile içindeki konumu çok önemlidir. Kirve artık aileden biridir.
    Sünnet tarihi belirlenmeden önce sünnetin düğünle mi, yoksa mevlüt okunarak mı, yoksa sade bir törenle mi yapılacağı kararlaştırılır. Ona göre dosta, akrabaya haber verilir. Davetiye (okuntu) gönderilir. Bu davetiye türü, ailenin gelir düzeyine uygun olur. Kimi aileler mendil, kumaş, gömlek, çorap dağıtır. Kimi aileler ise matbaada bastırılan davetiye gönderirler.
    Çocuğun sünnet elbisesini kivre alır. Diğer tören masraflarının bir bölümünü de karşılar. Sünnet olacak çocuğa törenden bir gün önce sünnet elbisesi giydirilir, çevrede gezilecek yerlere götürülerek gezdirilir.
    Sünnet olmadan önce düğünlerdeki gibi kına gecesi yapılır. Sünnet günü evde çok çeşitli yöresel yemekler yapılır. Bunlardan en önemlisi “ DÖVME “ dir. Dövme değirmende özel çekilmiş buğday ve et ile yapılan bir yemektir. Sünnet’i yapan kişiler Kırıkhan, Antakya, Reyhanlı yörelerinde oturan belirli kişilerdir. Sünnetçilik bu kişilerin baba mesleğidir.
    Sünnet düğününde davullar çalınır, halaylar çekilir. Mevlüt ile yapılan sünnette mevlüt okunur ve sonra sünnet töreni icra edilir.
    Kirve çocuğu kucağına alır sünnet yaptırır. Çocuğu yatağa yatırır. Davetliler hediyelerini çocuğa verir.Kirve aileden biridir. Onun kızı alınmaz, onun oğluna kız verilmez. Çünkü artık bir amca, kardeş, dayı gibidir. Kirvelik Kırıkhan’da çok yaygındır.

    ÖLÜM İLE İLGİLİ ADETLER
    Ölüm olayı olduğu zaman önce camilerle sela verilir. Selada ölenin kimliği, gömüleceği yer bildirilir. Cenaze dini törenle defnedilmek üzere hazırlanır. Ölen şahıs erkek ise imam yıkar, bayan ise cenazeyi yıkamayı bilen bir bayan yıkar. Sonra kefenlenir, tabuta konur. Erkekler gelip cenazeyi camiye götürürler. Camide cenaze namazı kılınır. Namazdan sonra mezarlığa götürülür. Mezarlıkta cenazenin yakınları cenazeyi toprağa verir. Hocanın dini telkinlerinden sonra ailede en yaşlılar başta olmak üzere taziye kabul etmek için sıraya girerler. Herkes gittikten sonra aile büyükleri birbirlerine taziye dilerler. Mezarlıktan sonra eve gidilir. Eve gittikten sonra yedi gün yas tutulur. Yedi gün evde yemek pişmez. Akrabalar ve komşular yemek yapıp cenaze evine getirirler. Üçüncü gün mevlüt okunur, gelen misafirlere helva dağıtılır. Yedinci gün cenaze sahipleri kurban kesip yemek yaparlar. Akrabalar, tanıdıklar çağrılır, mevlüt okunur. Yedi güne kadar erkekler banyo yapmaz, sakal kesmezler. Mevlütten sonra sakal kesip, banyo yaparlar. Yedi gün boyunca sabah güneş doğmadan mezara gidilir.Yedinci günden sonra cenaze evinde yas kalkar. Cenaze sahiplerinin yaşamları normale döner. Cenazenin toprağa verilişinin kırkıncı günü ve elli ikinci günü mevlüt okunur.
    Elli ikinci günde okunan mevlütün amacı cenazenin etinin kemiğinden ayrıldığı gece olduğu içindir. Et kemikten ayrılırken onun acı çekmemesi için mevlüt okunur. Bayramlarda mezarlar ziyaret edilir. Kurban Bayramında ailenin durumu iyi ise bayramdan bir gün önce arefe günü kurban kesilir. Buna arefelik denir ve yedi yıl yedi kurban kesilir.

    İldeki toplumsal devingenlik, giyim - kuşamda geleneksel öğelerin değişimini hızlandırmıştır. Altınözü, Samandağ, Hassa, Kırıkhan gibi ilçelerden - mevsimlik de olsa - Antakya ve İskenderun merkezlerine göç olgusu, öte yandan sanayi kuruluşlarındaki yönetici ve teknisyenlerin belli merkezlerdeki giyim - kuşam özelliklerini ile getirmeleri çağdaş öğelerin benimsenmesinde etkili olmuştur. 1964’te Samandağ Vakıflı Köyü’nde yapılan araştırmada, birkaç evde moda dergilerine rastlanmıştır. Antakya, İskenderun gibi merkezlerde terzilik, giyimevi gibi işyerleri 1970’li yıllarda büyük bir artış göstermiştir. Aynı dönemde kent yaşamının kırsal kesimdeki etkisi artmış, moda etkeni giderek yaygınlaşmıştır.1980’lerde kadın ve erkek giyiminde yer yer rastlanan şalvar dışında, giyim - kuşamda geleneksel özellikler tümüyle ortadan kalkmış gibidir.
    İki kısımdır. Birinci pamuklu hırka; pamuklu dokuma içine pamuk konarak köpürme (sırıma) yöntemi ile dikilir. Kalınlığı 1,5 veya 2,5 cm. dir. Kışın giyilir. Birde kısa Hırka vardır ki, altta giyilir. Buna bazı yerlerde pamuklu mintan derler. Kışın çok sıcak tutar. Diğeri de “ Şam Hırkasıdır “ ; yazın giyilir. Daha çok hoca ve dervişler giyer. Sarı, beyaz, pembe ve mavi renklerden yapılır. Bir de kırk yamalı, melami dervişlerine özgü bir hırka vardır. Her yaması terzi bohçası gibi başka bir renktedir.Yenileri çok bol bir üsteceliktir. Genellikle ulema sınıfında olanlar giyer. Siyah ve mavi çuhadan yapılır.Dize kadar uzun bir ceket. Yakası dönmeli. Yenisini köy ağaları giyer, eskidiğinde aptallara verilir, onlar giyer. Buna da Aptal Sakosu denir.Bele kadar uzunluğu olan, yakasız, onü açık, kol ağzı yalmanlı, zaman zaman kol ağzı arkaya kıvrılır ve iç taraftaki canfes görünür, bu da fiyaka anlamına gelmektedir. Fermana mavi çuha kumaştan yapılır.


    Hatay Halk Oyunları :

    Hatay’da oynanan oyunlar halay grubuna girer. Yöremizde davul, zurna, def, zil, argun ve dümbelek ile çalınıp oynanan bu oyunlarda daha çok karakter olarak aşk, sevinç, taklit ve ağıt (dertlenme) konuları işlenir. Hatay oyunları Adana, Gaziantep yöreleri ile benzerlik gösterir. Ayrıca yörede çerkez oyunları {Çeçen, Aspura, Kafe, Rig (Viğ) gibi} da oynanmaktadır.

    İlde halen oynanmakta olan başlıca halk oyunları şunlardır :

    1- Halebi 9- Deliarap
    2- Kaba 10- Kırıkhan
    3- Küllük 11- Hizmeli
    4- Koyser 12- Zennube
    5- Garibin ayağı 13- Arci
    6- Şerci 14- Yağlık kenarı
    7- Rişko 15- Eli elime değdi
    8-Havuş 16- Bağdat’ın hamamları

    GİYİM KUŞAM

    Kırıkhan’ın birçok yerinde tarihi hatırlatan giysilere rastlanır. Bu gün modanın kitle iletişim araçlarıyla yaygınlaşmasının bir sonucu olarak sandıklara kaldırılan bu giysiler şunlardır :

    FERMANA
    SAKO
    CÜPPE
    HIRKA
    ABA : Bugün Gaziantep ve çevresinde sık rastlanılan bir üsteceliktir. Birkaç cinstir. Yerli Aba, Maraş Abası. Humus Abası, Torun Abası, Siyah Aba, Çuha Aba. Çuha Aba; Çuhadan yapılır. Yerli Aba; genellikle dokunurken yakasına bir süs işlenir. Boz Aba; Fıstıkçı köylüleri ile, dere ve yazı köylüleri giyerler. Kırmızı Aba; daha çok kıraç köy yerlerinde oturanlar giymektedir. Maraş Abası; Yapıcı ustaları ve ameleler giymektedir. Kara Aba; Çiftçiler giyer. Humus Abası; Çok süslü ve sırma işlemeli kollu olduğundan, zenginler, toprak ağaları, eşraf bayram elbisesi olarak giyer.
    MEŞLAH : Birkaç cinstirler. İnce ve sırma işlemeli, kollu ve kolsuz, uzunca siyah kırmızı, kahverengi, iç kısmı genellikle kuzu derisinden yapılmış, kürk gibi uzun bir paltoyu andırır.
    YAMÇI : Kolsuzdur. Keçeden yapılır. Çobanlar, mekkareciler gibi kışın açık havada çalışmak zorunda kalanlar giyer. Bir de üzeri tüylü Çerkez Yamçısı vardır.
    KÜRK : Kuzu derisinden yapılır.
    LATA : Eski medreselerde mollalar giyermiş. Dar kollu, vücuda yapışık, paltoyu andıran bir giysi. Ayaklara kadar uzundur.
    BUZİYE : Beyaz patiskadan yapılmış, ince, beyaz Meşlahtır. Yazın giyilir.
    CEPKEN : Kolsuz ve saltalıdır. Saltalarda ve Göğüste sırma işlemeli süsler vardır. Zamanın Kırıkhan Konsolosu ve Kavası böyle giyerlermiş.
    ZIBIN : Birkaç cinstir.Ceket altına giyilir.
    ÇİNTİYAN : Mavi veya siyah bezden yapılmıştır. Pantolon gibi dar ve pahalı olmadığı için işçiler çoğunlukla Çintiyan giyer.
    ŞALVAR : Çintiyan gibidir. Fakat çuhadan yapılır. Zenginler ve hocalar giyer. Mavi çuhadan yapılır. Uçkurluğu pembe ve ipekli patiskadandır. Uçkurların uçları ipek püsküllüdür. Ön tarafta görünecek şekilde sarkar ve süs şeklini alır. Bazılarının iki yanında zırh şeklinde ibrişimli veya ibrişimden işlemeli süsleri vardır.
    ÇAKŞIR : Eski Mevlevilerin giydikleri bir tür şalvardır. Çuhadan yapılır, renk ayrımı yoktur. Giyecek olanın zevkine göre renk seçilir.
    TUMAN : Bugünkü adı iç pantolondur. Şalvar kadar bol ve topuklara kadar uzundur. Uçkurluğu vardır. Uçkur; ipek veya iplikten işlemelidir.
    KUŞAKLAR : Şal kemer, Trablus, kayış, kuşak ve bele kuşanılan her hangi bir şey olabilir.
    POSTAL : Birkaç çeşittir. Yemeni postal, Kundura, Edik, Kapkap Hede, Telik Çarık, Kaluşlu potin, Papuç Laptin, Karçin. Ayağa giyilir şeylerdir.
    BAŞA GİYİLENLER : Fes, küllah, Tellik, Sarık. Cumhuriyet Hükümetinin gelişimi bazıları yok olmuştur. Şimdi şapka, külah ve bazen tellik giyilir.
    KADIN KIYAFETLERİ : Kadınlar genellikle çit ( pamuklu veya basma pazen ) giyerler. Başlarına dolak veya keçik bağlarlar. Yazma denilen bir nevi oyadır. Namaz kılarken, mevlüt dinlerken veya dini törenler esnasında başa şeş tabir edilen ince, beyaz bir dolak dolamak adettir. Yazın çit ve dolakla gezerler.

    Eskiden temel uğraşlardan biri olan ipekböcekçiliği, özellikle kadın giyimini etkilemiştir. 20. yy. başlarına değin ilde entari, kuşak ve başörtülerinde ipekliler egemendi. Sonraki yıllarda bunun yerini pamuklu dokumalar almıştır.
    Geleneksel kadın giyimi; zıbın, mavi yünlü ya da pamuklu kumaştan, bel bol ve büzgülü entari, üstüne “güdük” denen pamukludan kısa bir yelek, belde kuşak ya da yağlık , ince yün çorap, yemeni, çarık yada kundura, başta ak şal ve kefiyeden oluşurdu. Güdük yerine cepken, kefiye yerine fes giyildiği de olurdu. Fes üstüne, iki yandan saç uçları görünecek biçimde yaşmak bağlanır, yaşmak çözülmesin diye kara kaytanla örülür, uçları altınla süslenirdi. Takı, günümüzde de yaygındır.Altın küpe, bilezik, yüzük, eskiden “sırma” denen altın dizileri, kadın giyim - kuşamının tamamlayıcı öğeleri arasındadır.
    Geleneksel erkek giyiminde de yöreden yöreye değişen özellikler vardır. Ancak, ağ kısmı bol, gittikçe daralan paçaları dar ve işlemeli şalvar, erkek giyiminin değişmeyen parçasıdır. Bele enli ve kalın kuşak sarılır, üstüne melez gömlek (köynek) giyilir. Antakya, Altınözü, Samandağ ve Reyhanlı’da melez gömleğin yerini yakasız mintan alır. Üstte kimi yörelerde “aba” denen yelek giyilir. Hatay’a özgü kısa kollu, uzun, etek ve kolları ince çizgili büyük motiflerle bezeli bir ceket türü vardır. Motiflerle küçük desenler ve özgün bir işçilik görülür. Kimi yörelerde bu ceket, yerini “salta”ya bırakır. Başa terlik yada takke denen el örgüsü bir başlık giyilir, çevresine poşu (kenarları püsküllü ipek başörtüsü) sarılır. Takkenin üstüne renkli poşu bağlanan yerler de vardır. Yün çorap ve yemeni giyimi tamamlar.

    Yöresel Yemekler

    Bulgur, ayran, et ve baharat, İl mutfağının temel öğelerini oluşturur. Beslenme, büyük ölçüde buğday ve buğdaydan elde edilen ürünlere dayanır. Üretimi yaygın sebze - meyve tüketimi de çoktur. Kırsal kesimde ise bulgur ve süt ürünlrine dayanan, sınırlı bir beslenme biçimi görülür.
    Patlıcan, biber, fasülye gibi yiyecekler kurutularak kışa saklanır. Tarhana, bulgur, lor, çökelek de yazdan hazırlanan yiyeceklerdendir. Nar suyu, biber, domates, şalgam turşusu çok kullanılan katkılardır. Künefe, cezerye, güllaç ve lokma de İldeki tatlı türleridir.
    Köylerde bazlamaya benzer, tandırda yapılan ekmeğin hamuruna biber katılır. İlçelerde de yufka ekmeği pişirilir.
    Bütan gaz kullanımı kırsal kesimde yaygınsa da yemekler daha çok tandır ya da maltız da pişirilir. Sabah kahvaltısında, çayın yanı sıra tuzlu yoğurt yenmesi ilin beslenme kültüründeki özgünlükler arasındadır. Kış aylarında tuzlu yoğurt yerine, biberli çökelek yenir.
    Hatay’da pilavlar ; iç pilav, cevizli pilav, tavuklu dövme pilav, bulgur aşı, yoğurtla yapılan ”siresil” gibi çeşitlilik gösterir. En beğenileni çorba türü ayran, sumak ve bulgurla yapılan “toğga”dır. Tarhana ya da çekilmiş nohut ve ayranla yapılan “lepeç”de özgün çorbalar arasındadır.
    Çiğköfte, içli köfte, oruk yanında, kıyma ,domates, soğan ve biberle yapılıp, sıcak pide üstüne yayılarak yenen Arap Kebabı ildeki yaygın et yemeklerindendir.
    Oruk : Yağları ve sinirleri alınmış yağsız et tahta üzerinde macun haline gelinceye dek dövülür. Bulgur, tuz, biber, bolca baharat konularak iyice yoğrulur. Fıstık eklenerek ya küçük köfte ya da el ayası büyüklüğünde yassı parçalara bölünür. Fırında ya da tavada kızartılır.
    Künefe : Tel kadayıfla yapılır. Kadayıfın yarısı tepsiye yayılır, üstüne kaymak ya da tuzsuz lor döşenir. Öbür yarısı da peynirin üstüne yayılır. Ateşte bir yüzü kızarıncaya değin yavaş yavaş çevrilerek pişirilir. Alt üst edilerek öbür yüzün de kızarması sağlanır. Ateşten indirilince soğumuş şerbet dökülür.
    Künefede kullanılan kadayıf sıvıya yakın kıvamda bir hamurdan evda de yapılabilir. Hamur, özel bir tahta kapla sıcak saç üstüne tel tel dökülerek pişirilir.

    Neleri İle Ünlü?

    Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

    Şehrin Adı Nereden Gelmekte?

    Hatay isminin en eski kökü Hititler zamanında bu bölge için kullanılan "Hattena" veya "Hatti" kelimeleri. Ayrıca "Hatay" isminin Atatürk tarafından verildiğini de unutmamak lâzım. Belli ki Atatürk, kendi tarih bilgisine dayanarak bu ismi vermiş.

    Bilindiği üzere "Antakya", Hatay'ın merkez ilçesi. Osmanlıca efsanevî bir el yazmasına göre Antakya, dünyada kurulan ilk dört kentten biriymiş. Makedonyalı Büyük İskender'in doğuya doğru fetihlerini sürdürürken Pers Kralı Darius (Codomannus)'la yaptığı savaşlardan birinin İ.Ö.333 yılında Issus yakınlarında, bugünkü Payas İlçesinde, Pinarus nehri (bugünkü Deliçay) üzerinde gerçekleştirildiği düşünülmektedir. Bunun hemen ardından Gaugamela denilen yerdeki savaşta Büyük İskender'in ordusunun galip gelmesinden sonra İskender, Fenike topraklarını elde etmek amacıyla Asi (Orontes) boyunca güneye ilerledi. Suriye ve Mezopotamya bölgesi Makedonyalıların eline geçti. Ancak Büyük İskender'in M.Ö.323 yılında Babil'deyken ölmesinin ardından fethedilen topraklar İskender'in komutanları arasında bölündü. Suriye ve Mezopotamya bölgesi üzerindeki güç savaşı Seleucus Nicator'un lehine sonuçlandı(M.Ö.301). Öncelikle Seleucus Krallığının başkenti olarak, Akdeniz kenarında bir liman olduğundan Seleucia Pieria (bugünkü Samandağ, Çevlik) seçilmişti. Seleucus, yendiği rakibi Antigonus'un bugünkü Antakya'nın 5 km. kadar kuzeyindeki yönetim merkezi Antigonia'yı yıkarak halkını kendi adıyla kurduğu bu yeni başkente naklettirdi. Ancak Mezopotamya civarı ve güney Suriye'nin kontrol edilebilmesi açısından ve Seleucia'nın denizden gelecek saldırılara açık olması nedeniyle yeni bir kent, Antiocheia kuruldu.

    İşte bu "Antiocheia" bugünkü Antakya idi.



    Giresun İli Gelenek ve Görenekleri

    ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

    Yöre halki büyük sehirlere göçe basladigindan beri eski gelenekleri az da olsa terk etme yolunu tutmustur. Ancak büyük çogunluk eski, göreneklerine baglidir. Bu gelenek ve görenekler çogunlukla eski söylentilere dayanir.

    Her yil Mart ayinin 14' ünde yilbasi tutulur. O sabah erkenden kalkilir, deniz veya akarsudan su alarak eve gelinir ve sag ayak ile esikten geçilerek eve girilir. Su evin dört bir tarafina serpilir. Eger hayvanlar varsa onlarin üzerine de serpilir. O gün kimse evine ugursuz gelir diye misafir kabul etmez, ancak ayagi denenmis birisi varsa o eve çagrilir. Gelen kisi sag ayagini içeriye atar yeni yiliniz hayirli olsun martinizi bozuyorum der o gece evde isirgan veya paça pisirilir içine yesil boncuk atilir. Bunlari yerken boncuk kimin agzina gelirse o yil bu sahis ekine baslar, aile içerisinde bol rizikli kabul edilir.

    Yine Mart'in 14 ünde gün tutulur. Mart'in 14'ü, Mart 15'i , Nisan 16'si, Mayis v.b. aylar olarak adlandirilir. O günlerdeki havanin durumuna göre o aylarin nasil geçecegi hakkinda fikir yürütülür.

    6 Mayis'ta hidrellez tutulur. Bu gün Hizir ve Ilyas Aleyhissamlarin bir araya geldigine ve artik kis ayinin bitip güzel günlerin gelecegine inanilir.

    Yine aksamdan 3-5 genç kizlar niyet tutarak bir gül agacinin dibine yüzüklerini gömerler. Sabahleyin mani okuyarak onlari çikarirlar. Söylenen maninin manasina göre talihlerini denerler.

    MAYIS YEDİSİ(AKSU ŞENLİKLERİ)

    Her yil Mayis ayinin 7'sinde (Miladi 20 Mayis) kutlanir. 1977 yilina kadar "MAYIS YEDISI" adiyla sürdürülen törenler bu tarihten sonra "AKSU SENLIKLERI" adini almistir. Daha sonra 1992 yili basinda alinan yeni bir kararla daha genis kitlelerle sosyal ve kültürel iliskilerin saglanmasi ve sürdürülmesi amaçlanarak adinin "ULUSLARARASI KARADENIZ AKSU FESTIVALI" olmasi kabul edilmistir. Her yil 20 Mayis günü Giresun'un dogusunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birlestigi yerde insanlar toplanirlar. Özellikle hastalar, dertliler, çocugu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu Deresinin kiyisina giderler bir dilek dileyip yedi çift bir tek tasi suya atarlar. Aksu mahallinde yapilan bu törenler üç ana bölümden olusur.

    1-SACAYAKTAN GEÇME GELENEGI: Soyun sürdürülmesi kültürüne dayanir. Çocugu olmayanlar dilekte bulunarak üç kez sacayaktan geçerler. Üç kutsal sayilan bir rakamdir. Sacayak ana rahminin simgesidir.

    2-DERE TASLAMA GELENEGI: Ilkbahar , doganin hayat buldugu mevsimdir. Doganin getirdigi yasama zevkiyle insanlar da bütün kötülüklerden arinmak geregini duyarlar. Aksu Deresinin denize döküldügü yerde toplanan insanlar "Derdim Belam Denize" diyerek yedi çift bir tek tas atarlar. Yedi kutsalligi olan bir rakamdir. Tek tas, dilegin yerini bulmasi için atilan sonuncu tastir.

    3-ADANIN ETRAFINI DOLASMA GELENEGI: Soyun sürdürülmesi inanciyla yapilan sacayaktan geçme gelenegi Ada'nin etrafinin dolasilmasiyla tamamlanir. Ada turu Hamza Tasi'nin önünde baslar. Yine Hamza Tasi'nin önünde son bulur. Törenin amaci; soyun sürdürülmesi, belalarin denize atilmasi, döllenmenin bu mevsimde baslamasi ve topragin bereketlenmesi. Her yil Mayis ayinin 20'sinde yapilan bu festival Uluslararasi boyutlara ulasmistir. Bu festivalin Halk Oyunlari bölümünü organize eden GIFSAD (Giresun Kültür Sanat ve Folklor Dernegi) ayni zamanda Giresun yöresi oyunlarinin yurt içinde ve yurt disinda tanitimini da yapmaktadir. Dernekle ilgili bilgi 0-454- 212 6222 no'lu telefondan alinabilir.

    YÖRESEL YEMEKLER:

    Her yörenin kendine has mutfağı olduğu gibi Giresun'un da kendine özgü çok değişik ve lezzetli yemekleri vardır. Özellikle yörenin en önemli sebzesi olan Karalahanadan değişik yiyecekler yapılmaktadır. Bunun yanında mısır unundan da yiyecekler yapılır. Tabi ki Karadeniz denilince aklımıza ilk gelen hamsi, Giresun mutfağını da süsler. Yemeklerden Bazıları:
    · · Hamsi Böreği
    · · Karalahana çorbası, dolması ve dible,
    · · Isırgan püresi,
    · · Mısır Ekmeği,
    · · Fasulye Turşusu,
    · · Kiraz Tuzlaması,
    · · Pezik Mıhlaması

    YÖRESEL GİYİM:

    Il Merkezi ve kiyi bölgelerinde çagdas giysiler giyildigi halde iç kesimlerde geleneksel giysiler yaygindir. Giresun'da pestamal kadin giyiminin degismez bir parçasidir. Kadinlarda basa örtülen, bele sarilan pestamalin degisik türü vardir. Kadinlar baslarina "Kesan Pestamal " denilen gösterisli ve ince bir dokumayi bellerine de düz çizgili veya direkli pestamal diye adlandirilan dokumayi sararlar. Kadinlar eskiden canfes (üç etek) de giyerlerdi. Ev gezmelerinde, dügün ve bayram gibi özel günlerde kadinlar baslarina altin tepelik , boyunlarina besibiryerde ve kollarina da hasir bilezik takarlardi. Hasir bilezikler günümüzde de büyük ilgi görmektedir. Eskiden dokunan yün çoraplara günümüzde pek rastlanmamaktadir

    Boyali yasmak ve çember, pestamal, entari, hirka ve yelek günlük kadin giyimini olusturmaktadir. Ayaklarina giyilen kara lastik artik kullanilmamaktadir. Kentte de görülen bu giyimin yaninda modern giyim de yaygindir. Erkek giyiminde daglik kesimlerde "Aba Zipka" denen paçalari dar, baldirdan yukarisi bol pantolonlar giyilir. Bu giyimde yörenin sert ikliminin etkisi vardir. Erkeklerde aba zipkanin yaninda çerkes kayisi, kama, (belde), gümüs kamaligi , (boyunda) , kabalak (basta) ve çizme giyilmektedir. Erkekler il merkezinde, kiyi ve kasabalarinda ceket ve pantolon giyerler, kasket takarlar. Günümüzde Giresun halki modern giyimi kullanmaktadir. Yine köy ve kasabalarda kadinlar ev içinde oyali yasmak veya çember, entari, pestamal veya sal olarak, ayaklarina lastik veya kundura giyerler.

    HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:

    Karadeniz Bölgesi halk oyunlari bazi ince ayrinti farkliliklari disinda genelde birbirine benzerler. Bölge halki kiyisinda yasadigi deniz gibi hareketli ve coskundur. Giresun oyunlari içinde en önemlisi Giresun Karsilamasi ve horondur. Horonu erkekler yine bölgenin meshur çalgisi kemençe veya davul zurna esliginde oynarlar. Kadinlar ise def, zurna , ud ve saz esliginde oynarlar. Horonun düz horon, xxx saray, dik horon ve karsilamanin tüfekli çandir karsilamasi, bel kirmasi, sallama gibi müzigin ritmine göre degisen çesitleri vardir.

    Giresun, Giresun türküleri yönünden de zengin bir ildir. Giresun türkülerinden bazi örnekler; Mican, Tamzara, Karahisar Türküsü, Fingil, Bir Findigin Içini, Merekte Sari Saman, Oy Giresun Kayiklari, Aksu Derler Adina, Al Perde Yesil Perde, Sokakbasi Meyhane v.s. dir. Giresun'da bugün unutulmamış ve hala halkın ve çeşitli oyun gruplarının oynamış olduğu oyunlardan bahsedecek olursak Karşılamalar, Tüfekli çandır karşılaması, Horonlar, kız Sallama horonu, erkek Sallama horonu, erkek Sıksara ( Sıksaray- sık Horon)Horonu, Kolbastı ( Fingil, Metelik) Gürcü sallaması gibi oyunları sayabiliriz.

    KARŞILAMALAR

    Giresun yöresinin temel esasını oluşturan oyun karşılamadır. Oyun çok eskiye dayanır. İsmini karşılıklı oynamaktan alır. Buradaki karşılama "Karşılık" kökünden gelen, karşı karşıya oynama diye de nitelendirilen karşılamayı esas alır. Karşılamada ise kız ve erkekler karşı karşıya oynarlar. Oyun ritmik olarak 9 zamanlıdır. Bu karşılama türünde ayak değişmeden ritim kalıbında değişiklikler olabilir. Örneğin kalıpta bulunan üçlünün yeri her zaman sonda olmayabilir.Örneğin; Miralay müziğinin üçlüsü sondadır .( 2 + 2 + 2 + 3 = 9 ) Bağlamam Perde Perde müziğinin üçlüsü ise ikinci sıradadır. ( 2 + 3 + 2 + 2 = 9 ) bunun sebebini müzik geleneği konusunda anlatmıştık. Kullanılan müzikler; Miralay, Bağlamam Perde Perde, Altın Yüzük Var Benim, Oy Giresun Kayıkları, Giresun'un Evleri, Al Tavandan Belleri, Çıkma Fındık Dalına, Bulancak Karşılaması, Zurna Karşılaması .

    Çoğunlukla bağlama, davul - zurna ve kemence ile oynanır. Eskiden kalma karşılama müziklerinin bazıları bugün çoğunlukla kullanılır. Fakat bazı bölümleri özellikle kullanılmaz. Çünkü icrası oldukça zordur. Ritm ve ölçü kaçırma riski çoktur. Örneğin; Çandır Karşılamasının (tüm repertuar kayıtlarında bu türkü Giresun karşılaması olarak bilinir) oyun bölümündeki çarptırma ve taramalar(tıramola) herkesin yapabileceği bir şey değildir. Onun için halk oyunları grupları bu ezginin sadece türkü bölümünü kullanırlar.

    TÜFEKLİ ÇANDIR KARŞILAMASI
    Oyun adını Giresun iline bağlı Çandır köyünden alır. Giresun'da bir gerçeğe inanılır. "Giresun'da en güzel Çandırlılar oynar."Herkesin bildiğinin aksine bu oyun savaşı anlatmaz. Giresun ve çevresinde yapılan düğünlerde "Konak Gitme" olayı vardır. Bu ziyaretlerde herkes kendi köyünün, kasabasının veya bulunduğu yerin oyununu oynar. İşte Çandırlılar konak gittikleri köylerde ilk olarak bu oyunu oynarlar. Oyun şöyle oynanır;

    Tüfeği olan herkes ortaya toplanıp bir daire kurarlar. İçlerinden tecrübeli biri çavuşluk yapar. Oyun özellikle davul ve zurna ile oynanır. Önce müzik başlar. Normal karşılama ritminden daha ağır oynanır. Çavuşun komutuyla yavaş yavaş oynanmaya başlanır. Yine çavuşun "nişan al" komutuyla havaya, daire ortasına yere veya birbirlerinin ayakları dibine nişan alırlar. Çavuşun "ateş" komutuyla herkes ateş eder. Boşalan tüfekleri çavuş doldurmaya başlar. Tekrar aynı şekilde nişan ve ateş komutlarıyla oyun böylece devam eder. İlk zamanlar çakmaklı üstten doldurmalı tüfekler kullanılırdı. Boşalan tüfeklere ezva (barutu ateşlemeye yarayan tıpa) ve barut doldurma işini de çavuş yapardı. Daha sonra ki zamanlarda mavzer, sonra da av tüfekleri kullanıldı. Bu seferde boşalan tüfeklere fişek ve mermi doldurma işini yine çavuş üstlenirdi.

    Oyun dokuz zamanlıdır (2 + 2 + 2 + 3 = 9). Normal karşılama ritminden daha ağır (yavaş) ritmle oynanır. Oyunda göze çarpan özellik ise tüfek ile havaya ve yere ateş etme özelliğidir. Kullanılan müzikler; Çandır Tüfekli Karşılaması.

    HORONLAR

    Giresun il merkezinde horon görüldüğü gibi, ilimizde esas olarak horon Görele ilçesi ve çevresinde sıkça icra edilir. Çoğunlukla kemence ve davul - zurna ile oynanır. Görele'de yaygın olmasının sebebi büyük kemence üstatlarının Göreleli olmalarında ileri gelir. Horonların isimleri de, bu ustaların isimleriyle anılır. Bunun sebebi bu eserleri ilk icra eden kişi olmaları, yani yaratıcısı olmalarıdır. Örneğin Tuzcuoğlu horonu, ***oğlu Sıksarası gibi. Görele konum itibariyle Trabzon ile Giresun'un tam ortasında yer alır. Coğrafik olarak Giresun'a bağlıdır. Ancak birçok kültürel değer bakımından (türkü, halk oyunları) Trabzon'a daha yakındır. Yayla olarak da Trabzon ile aynı yaylayı, yani Sis Dağı ve Kadırga Yaylasını kullanır. "Bu olayın sebebini birazdan yayla kültürü konusunda anlatacağız". Trabzon halk oyunları olarak Giresun'dan önce atılım yapmış kullandıkları oyun ve müzikleri halka, yıllar içerisinde icra yoluyla göstermiştir. Halk da bu oyunları Trabzon yöresi diye kabullenmiştir. Hatta Giresunlular dahi bunu kabul etmiştir. Fakat sonra kendi oyunlarını ve müziklerini ortaya çıkarmak istediklerinde "Bu Trabzon yöresi, bunu Giresun yöresi olarak oynayamaz, tanıtamazsınız" şeklinde eleştiriler aldılar. 196O'lı yıllardan önce her iki ilde bu müzikler kullanılırken ve bu oyunlar oynanırken kimse Trabzon Giresun ayrımı yapmazken günümüzde bu ayrım yapılmaktadır. Mecburen yeni müzik ve oyun (Trabzon'da kullanılmayan) arayışına girildi.En büyük kemence ustaları Giresun'dan çıkmasına rağmen horonlarda çoğunlukla Davul - Zurna kullanılmaya başlandı. Şu gerçeği de unutmamak lazımdır. Harşit çayı doğal bir sınır olduğundan, Harşit çayının Doğusu ve Batısı arasında bir takım kültürel farklılıklar vardır. Her ne olursa olsun; Görele, Espiye, Eynesil yöreleri ayrı değerlendirilmelidir.

    KIZ SALLAMASI:
    Giresun'da karşılama türü oyunların dışında yöre karakterine ve coğrafyasına uygun olan bir başka oyun da horon türüdür. Bu oyun cumhuriyetten sonra ortaya çıkmıştır. Nedeni ise; kızların kendi aralarında yaptıkları eğlencelerde erkekleri taklit ederek oynamaya başlamalarıdır. Figür zenginliği 5 veya 6'yı geçmez. 7 zamanlıdır. Oldukça yumuşak, narin ve cilveli bir şekilde oynanır.
    Çoğunlukla kemençeyle oynanır. Bağlama, Def, Ud gibi sazlarda kullanıldığı görülür. Kullanılan müzikler; Çavuşlu Horonu, Püsküllü .

    ERKEK SALLAMASI:
    Giresun tarihi kadar eskidir. En az 3 kişi ile oynanır. Tatlı sert bir anlayış vardır. Yöresel tabiriyle "gevrek" tir. Oyun 5 zamanlıdır. Figür zamanları 10 birim zaman ve bağlantılıdır. Oyun halka şeklinde oynanır. Oynanılan yerin şekline göre bağlı dizi düz, halka, yarım halka şeklinde de oynanır. Figür bakımından zengindir. Horonun olmazsa olmazı olan "alaşağı" figürü sıkça yapılır. Bir nevi sık horona geçmek için, alıştırma ve ısınma oyunu da diyebiliriz.
    Genellikle kemençe veya davul zurnayla oynanır. Müzik olarak çoğunlukla Merekte Sarı Saman kullanılır

    SIKSARAY (SIKSARAY,HORON):
    Bu oyun sallamanın aksine daha sert ve coşkulu oynanır. Sık'ın anlamı çok çabuk demektir. Bir çeşit sık oyun, sık horon çabuk horon demektir. Az zaman içinde çabuk ve fazla figür yapmak gerekmektedir. Sıksara, zamanla sıksaray olmuştur. Burada yörelerin mahalli ağızları büyük rol oynamıştır. Oyun 7 zamanlıdır.

    Horon,"Karadeniz bölgesinde özellikle Doğu Karadeniz'in kıyı kesimlerinde toplu olarak ve daha çok bağlı diziyle oynanan disiplinli halk oyunlarının genel adı dır. Horum, Horun, forom vb. şekillerinde de söylenir.
    Horon Cenevizlilerden kalmadır. Karadeniz'e özellikle Harşit havzasına gelip buradan da Türk ve Yunan kavimlerine geçmiştir. İstila ve temaslar sonucu oradan Batı Avrupa'ya ve Karadeniz'in doğusuna yayılmıştır.
    Genel olarak ülkemizde Doğu Karadeniz bölgesinde Trabzon, Rize Giresun civarında oynanır. Bunun yanı sıra az da olsa Artvin, Ordu, Samsun, Bayburt, Gümüşhane gibi illerde de görülebilir.

    Horonda denizin dalga hareketlerini ve kıpırtılarını, balıkların çırpınışını görür gibi oluruz. Horonların oluşmasında Karadeniz bölgesinin çok engebeli doğal yapısının, fırtınalı hırçın bir deniz olan Karadeniz'in sarp bir arazide bazen bir ayağını bile zor basabildiği patika yollarda yürüyen ve sırtında yük taşıyan Karadeniz insanının çevikliği anlatılmaktadır. Horonda yapılan hareketler incelendiğinde, belleme, çapalama, deniz dalgalarının parçalanması, dalgaların kıyıdan geri çekilirken çakıllarda çıkardığı ses, kürek çekme, balıkların ağlara yakalandıkları andaki çırpınışları gibi doğal olayların veya işle ilgili tarımsal hareketlerin canlandırıldığı görülür.

    Horom kelimesi ve horla üzerindeki dik olarak kümelendirilmiş birkaç bağdan oluşan mısırlara verilen bir isimdir. Horomların bulunduğu tarla uzaktan görünüş olara kollarını havaya kaldırmış bir şekilde duran insan kalabalığını andırır. Horon oyunlarında genellikle kollar havaya kalkmış bir biçimde oynanır. Bu duruş horomları andırmaktadır. Bundan esinlenerek Horon adını aldığı söylenir. Horonlar dizi oyunu biçiminde onandıkları zaman dizi biçimleri sıra dizi-lişi, görünüşünde olarak tek sıra erkek, tek sıra kadın, düz dizi, eğri dizi, koşut dizi, bağlı dizi, bağlı tek dizi, bağlı alaca dizi, açık diziş kapalı dizi biçiminde oynanmak-tadır.
    Oyun 7 zamanlıdır. Ayak figürleri 10 birim zamanlı ve bağlantılıdır. Çoğunlukla kemençe, davul - zurna ile oynanır. Belli bir müziği yoktur. Mahalli saz sanatçılarının isimlerini de verdikleri kendine özgü özel horon ezgileriyle icra edilir. Halka oyunu biçimindeki dizilişlerde ise; düz halka, koşut halka, bağlı halka, tek halka, kapalı halka, açık halk, bağımlı halka, tek halka erkek, tek halka kadın, halka, tepeli halka dizilişleri görülmektir

    KOLBASTI (Fingil-Metelik):
    Fingil (Kolbastı - Metelik) havası çoğunlukla türkülü oyunlardır. Giresun'da bu gün hemen hemen bütün gruplar ya Lazutlar'ı yada Dereboyu Kavaklar'ı kullanırlar. Bunlar çoğunlukla popüler olduğu ve insanların kulağında ezgileri zaten var olduğu için icrası da kolay olduğundan çokça rağbet görür. Oysa Giresun'da daha bir çok fingil havası türküsü vardır. Özellikle Sokakbaşı Meyhane, Oy Bahçenize Ben Giremedim vb. daha bir çok türkü mevcuttur. Bunlar halk oyunlarında da kullanılabilen türkülerdir. Ancak sorulduğunda özellikle Sokakbaşı Meyhane türküsünü halk oyunu olarak çok ağır bulurlar. Bu sebepten kullanmazlar. Fakat eskiyi araştırdığımızda bu oyunun zaten ağır, aheste oynandığı söylenir. Halk oyunları müzikleri bazen metronomları artırılarak çalınır. Ancak bazıları buna müsait değildir. Bu müsait olmayanlardan birisi olan "Sokakbaşı Meyhane" isimli Fingil oyun havasıdır. Sözlü oyun grubuna girer. "Bu oyuna "Kol Ağası" da denilmektedir. Genelde 2 ve 4 zamanlıdır. Bolu yöresindeki bazı oyunlara benzemektedir. Genelde "Lazutlar" türküsüyle oynanır. 4 zamanlıdır. Bazı Yörelerde; zağma, bildiş oyun havası diye bilinen bu tür oyunlar ve müzikler Giresun yöresinde karşımıza Kolbastı ve Metelik olarak çıkar. Kol deyimi kolcudan gelmektedir. Cumhuriyetten önceki ve de sonraki o dönemlerde; gümrük görevi, polis görevi ve jandarma görevi verilen görevliler vardı. Hatta kişilere ormancı görevi de verilirdi.Karakol ismide buradan gelir. Kara üzerinde ve şehir içinde görev yapan emniyet ve asayiş birimi. Kolcu ise şehir dışında köylerde, kırsal kesimde mermi, silah, tütün, uyuşturucu, alkollü içecekler kaçak ağaç kesme vb. davranışları durdurmakla ( bugünkü köy korucusu) görevli kişilerdi. Bunlar; mert, korkusuz, silahlı ve atlı gezerler. Çünkü görev alanları çok geniştir. Cumhuriyet öncesinde işret (alkollü içki) yasak olduğundan bu defa yöre delikanlıları da aksine sazlı ve sözlü içki muhabbeti yaptıklarından; işte çoğu zaman kolcularca baskına uğrarlardı.

    Muhabbet yapan yöre delikanlıları cesur, yiğit ve atak olmak zorundaydılar. Çünkü, her an baskına uğrayacakları için silahları da vardı. Başka bir eğlence şekli olmadığından yasakla vicdanları arasında bir çeşit savaş verirlerdi. Zamanla baskın yapa yapa ve zamanla basıla basıla kolcu ile yöre delikanlıları birbirlerini görmezlikten gelirler ve arkadaş olurlardı. İşte bu her iki insanın oyunlara karışması hatta oynaması ile oluşan ve oynanan bir oyun olduğundan buna zamanla kol havası, kol oyunu veya kolbastı denilmiştir. Kol havasının bir çeşitlemesi de Fingil ve Meteliktir. Oyun 2 ve 4 zamanlıdır. Figür genişliği pek yoktur. Bağlama en çok kullanılan enstrümandır. Müzikle ayak figürleri uyumludur. Kullanılan müzikler; Oy Bahçenize Ben Giremedim, Lazutlar, O Yaylanın Çimenine, Sokakbaşı Meyhane . biz burada Lazutlar müziğinin nota ve ritmik yapısını aşağıda gösterdik.

    GÜRCÜ SALLAMASI:
    Giresun Merkezden, Ordu iline doğru olan bölgelerde, özellikle Bulancak ve Piraziz ilçesi ile yükseklerinde sıkça görülür. Muhacirler zamanında buralara yerleşen Gürcü halkı tarafından yöreye getirildiği sanılmaktadır. Giresun'da pek oynanmaz. Bunun için nota ve ritmik yapısını göstermeye gerek yoktur. Ordu yöresinde görülen Gürcü Horonu ile gerek müzik, gerek ritm ve gerekse figür olarak aynıdır. Oyun; 8 ( 3 + 2 + 3 ) zamanlıdır. Ziyadesiyle aynı oyun Ordu yöresinde oynanır.

    NELERİ İLE ÜNLÜ:
    Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Gedikkaya.




+ Yorum Gönder


cevresinin gunluk giyim kusami ile torensel giyim kuşam karsilastir