+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda Dinimize göre inanç ve davranış ilişkisini açıklayınız Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dinimize göre inanç ve davranış ilişkisini açıklayınız








    Dinimize göre inanç ve davranış ilişkisini açıklayınız. Dinimize göre inanç ve davranışların nasıl bağlantıları vardır bana inanç ve davranış ilişkisi konusunda bilgi verebilirseniz çok memnun olurum.







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Dinimize göre inanç ve davranış ilişkisini açıklayınız

    Dinimize göre inanç ve davranış ilişkisi



    ’tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna kesin olarakinanmak” şeklinde tanımlanır.İslam dini evrenseldir. Yani herhangi bir millete veya ırka ait değildir. Müslüman olabilmek içintörenler, özel şartlar gerekmez. Annesinin Müslüman olması gibi bir şart veya belirli bir ırkamensup olması gibi bir gereklilik yoktur. Herhangi bir insanın kutsallığıyla onu dine kabul etmesiveya bir kurumun onaylaması gibi bir ön şarta da ihtiyaç yoktur. Dünyanın herhangi bir yerindenherhangi bir dili konuşan, herhangi bir insan “Kelime-i Şehadet”i söylediği zaman Müslümanolmuş demektir. “Kelime-i Şehadet”’in anlamında imanın tanımı vardır. “Ben tanıklık ederim ki

    ’tan başka ilah yoktur ve ben yine tanıklık ederim ki Hz. Muhammed Onun kulu ve elçidir.”“Ben tanıklık ederim ki” ifadesinde “emin olmak, şüphe etmemek, kesinlik” anlamlarını buluruz.Böylece iman kavramında tanıklık edecek kadar kesinlik, şüpheden uzaklık, mutlak olarak inanmakanlamları olduğu ortaya çıkar.Bir insan gözüyle görmediği bir şey için, “eminim, kesin olarak öyledir” diyebilir mi ? Elbette buaklıyla, düşüncesiyle ulaşabileceği bir bilgi ise diyebilir. Sonuçları üzerinde düşününce, doğru vekesin olarak nedenlerine ulaşabildiği her şey kesin bilgidir. Demek ki imanın kavram olarak içindeöncelikle bilgi vardır. Yüce ’ın yarattıkları üzerinde düşününce Onun sonsuz ilmine ve sınırsızkudretine ulaşabiliriz. Oradan, Onun varlığından emin olur, tekliğinden şüphe etmeyiz. İşte buimandır. Ancak iman yalnızca düşünceyle, akıl yürütmeyle ulaşılan bilgiden ibaret değildir. İmanaynı zamanda sevgidir. Yani iman, iman edilecek şeyin hem bilinmesi hem sevilmesidir. Buradanimanın akıl ve kalp ile ilgili bir olgu olduğu sonucuna ulaşırız.Kalbimizin Yüce ’ın varlığı ve birliğiyle, zihnimizin onun eserlerinin nedenlerini düşünerekilmi ve kudretiyle buluşmasına iman diyoruz. İman zorlamayla, baskıyla, kandırmayla oluşmaz.Tamamen insanın özgür iradesiyle meydana gelir. Bu yüzden onu elektrik enerjisiyle ampulünbuluşmasına benzetebiliriz. Bu buluşmadan ortaya ışık çıkar. Etraf aydınlanır.Salih Amel (İyi, Güzel İş) Nedir?Yüce , Kuran-ı Kerim’de bir çok ayette iman ile amel-i salih (iyi, güzel iş) tamlamasınıberaberce hatırlatır. Salih amelin iman kadar önemli olduğunu buradan anlarız. İyi güzel işlerinsanın davranışlarıdır. Davranışlarımızın bilinçli olanları önce iç dünyamızda, bir tasarı, bir kararolarak belirirler. Bu kararın eylem olarak ortaya çıkmasına “amel veya fiil” deriz. İyilik vegüzelliğin önce iç dünyamızda bir kavram olarak bulunması gerekir ki daha sonra bu davranışolarak gerçekleşebilsin.“Davranışımızın iyi ve güzel olabilmesi iyi niyete dayanmasına bağlıdır” cümlesinin anlamı budur.Dolayısıyla salih ameli iyi niyete dayanan tüm davranışlarımızdır şeklinde genel bir tanımın içindedeğerlendirebiliriz. Bazen bir davranış, kötü niyete dayandığı halde iyi sonuçlar ortaya çıkabilir.Bazen de tam aksi olabilir. Davranışın salih amel olabilmesi için niyetin de iyi olması gerekir.Kendimize, ailemize ve yakınlarımıza ve bütün insanlara faydalı olacak, güzel, beğenilen, iyi herPage 2davranışımız salih ameldir. Hatta o kadar ki, daha iyi ders çalışabilmek için dinlenmek ve güçtoplamak niyetiyle uyumamız bile salih amel kategorisinde değerlendirebilir.Salih ameli, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek gibi belirli ibadetlerlesınırlamak doğru değildir. Bunlarla beraber bilgilenmek için ders çalışmak, ailesinin geçiminisağlamak üzere helal kazanç için çalışmak, spor veya sanat kollarından biriyle boş zamanlarınıdeğerlendirmek gibi davranışlarımız da salih ameldir. Peygamberimizin “İnsanların hayırlısıinsanlara faydalı olandır” hadisi bize bu gerçeği göstermektedir.Örneğin, adak denince akla hemen kurban kesmek gelir. Ama biz kurban kesme gücümüz yoksaadakta bulunamayız diyemeyiz. Yüce ’ın beğendiği, öğütlediği, yapmamızı istediği herdavranışımızdan adakta bulunabiliriz. Kitap okumayı, yaşlı bir komşumuza yardım etmeyi, zordurumda olan arkadaşımızın sıkıntısını paylaşmayı, çevreyi kirleten herhangi bir şeyi ortadankaldırmayı, ailemizin üyelerini bir vesile bulup sevindirmeyi ve mutlu etmeyi salih amele örnekolarak gösterebiliriz.İnanç ve Davranış İlişkisiDavranışlarımızın önce iç dünyamızda bir karar şeklinde tasarlandığını, buna niyet dendiğini,tasarlanan ve verilen kararın eyleme dönüşmesinin ise davranış olduğunu daha önce öğrenmiştik.İnançlarımız iç dünyamızda oluşur. Bilgilendiğimiz, beğendiğimiz, sevgi ve saygı duyduğumuz herkavram bizim inancımızdır. Aklımızda, zihnimizde, gönlümüzde oluşan bu bilgi ve sevgilerimizçoğu zaman net, açık kurallar halindedir. Bu kurallara da yargılarımız diyebiliriz. Doğru, yanlış, iyi,yapılması gerekir, kaçınılması gerekir gibi yargılarımız işte bu kavram ve kurallarımıza bağlı olarakşekillenir. Bütün bunlar iç dünyamızda başlar, orada oluşur ve bir karar haline dönüşür. Artık sıraeyleme gelmiştir. Yaptığımız, veya yapabilecekken kaçındığımız her türlü eylem isedavranışlarımızdır.Bunlar bize davranışlarımızla inançlarımız arasında çok yakın bir bağın olduğunu gösterir. Fakatinançlarımız ile davranışlarımız aynı şeyler değildir. Elektrik ve ışık örneğinde olduğu gibi, ikiunsur birbiriyle yakın alakalıdır. Ama biz biliyoruz ki elektrik ve ışık birbirinin aynı değildir.Elektrik elle tutulmaz, gözle görülmez, yemez, içmez, tercihleri olmaz bir varlıktır. Enerjidir. Işıkise onun varlığını anladığımız, onun sonuçlarını gördüğümüz, denetlediğimiz, kontrol atındatutabildiğimiz, faydasına veya zararına uğradığımız fiziksel bir olaydır. Işık yoksa enerji de yokdiyemeyiz. Ama ışığı görüyorsak enerjinin mutlaka varolduğunu anlarız.İnançlarımız ve davranışlarımız arasında dikkat edilmesi gereken bir diğer özellik ise birbirlerindenetkileniyor olabilmeleridir. Yine aynı örneğe dönelim. Bu sefer otomobillerin şarj dinamoaygıtlarını gözümüzün önüne getirelim. Bu sistem hem elektrik enerjisi üretmekte hem de ürettiğielektriğe bağlı olarak aracın tekerlerine giden hareketten enerji almaktadır. Yine üretilen hareketile hareketi üreten enerji birbirlerinden etkilenmektedir. Araç uzun süre hareketsiz kalırsa aküdekienerji azalacak elektrik zayıflayacaktır.Davranışlarımız inançlarımıza uygun olmalıdır.Aslında davranışlarımız her zaman "gerçek" inançlarımıza uygundur. Gözlenebilen veyavarlığından söz edilebilecek uygunsuzluk, davranışlarımızla 'dile getirdiğimiz", 'beyan ettiğimiz"
    inançlarımız arasındadır. Bu da demektir ki; "benim inancım şudur ki : " diye dile getirdiğimiz,ifade ettiğimiz inanç, davranışlarımıza yansımadıkça, davranışlarımız bu inanca uygunlukgöstermedikçe, 'gerçek inanç' değil, olsa olsa "göstermelik" bir inanç olarak kalacaktır. O haldeöncelikle kendi kendimize karşı dürüst olmalı, (eğer varsa) göstermelik inançlarımızı kaldırıpatmalıyız. Bunu yapabilirsek davranışlarımız da gerçek inançlarımıza uygunluk gösterir; tamgerektiği gibi, 'içi-dışı bir' insan olabiliriz.Elbette insan hayatının mekanik bir kurgu içinde devindiğini söyleyemeyiz. İnsan davranışlarınıetkileyen o kadar çok etken vardır ki bunları belirli kalıplar içinde değerlendirebilmek mümkündeğildir. İman ve davranışın aynı şeyler olmaması bize hatalarımızdan, yapacağımız yanlışdavranışlardan geri dönme ve onları düzeltme imkanı verir. Bu imkanla ne kadar hata yapmışolursak olalım bir geri dönüş şansımız var demektir. İşte bu şansı kullanabilmek dedavranışlarımıza yansıyan inancımızla mümkün olacaktır.İnanan İnsana Yakışan DavranışlarBilinçli tercihler olarak yaptığımız davranışlar her zaman iyi güzel ve doğru olmaz. Bazen kötü,çirkin ve yanlış davranışlarımız da olabilmektedir. Hangi nedenle olursa olsun yaptığımız yanlışdavranıştan mutlaka rahatsız oluruz. “Böyle olmaması gerekirdi” diye düşünürüz. Bu pişmanlıkbizim iç dünyamızda varolan güzelliklerden kaynaklanmaktadır. Pişmanlığın kendisi de içdünyamızda barındırdığımız bir güzelliktir. Hatalarımızı bazen ayıplandığımız, bazen küçükdüştüğümüz bazen de zarar verdiği için rahatsızlık verici buluruz. Biliriz ki bunun aksine iyidavranışlarımız olsaydı, beğenilir, yüceltilir ve övülürdük.Bazı yanlış ve hatalı davranışlar yaygınlaşmış olsa da iyi davranışların iyi insan olmak için şartolduğu bütün insanların ortak yargısıdır. Hele inançları olan, inanan insanın iyi davranışlargöstermesi daha önemlidir.Dürüst OlmakDürüst olmak sözlerimizin ve davranışlarımızın doğru olması demektir. Konuşulan sözde yalan,yapılan işte hile olursa dürüstlük kaybolur. Karşımızdakini aldatmaya ve kandırmaya yönelik hersöz yalan ve her iş hiledir.Yalan en çirkin ve en kötü davranışların başında gelir. Çünkü yalan söyleyen bir insan güvenilirolma özelliğini kaybeder. Güvenilir olmayan bir insanla ise hiçbir ilişki ve iletişim kurma imkanıkalmaz. Yalancılığın çok nedeni vardır. En çok zor duruma düşmekten kurtulmak için yalansöylenir. Yalancı geçici olarak düşülen o zor durumdan kurtulsa bile kısa zamanda yalanı ortayaçıkar bu sefer daha zor bir durumda kalır. Peygamberimizin “Yalan ve iman bir arada bulunmaz”sözünde inanan, Yüce ’ın her an kendisini gördüğünü ve duyduğunu bilen bir insanın yalanateşebbüs etmeyeceğini biliriz. Aldatmak için yapılan hile de böyledir. Geçici olarak karşısındakialdattığını zanneden insan kısa bir zaman sonra asıl aldananın kendisi olduğunu anlar.Yalana ve hileye tenezzül etmeyen insan dürüst insandır. Dürüst insan dürüstlüğü yüzünden bazıkazançlardan mahrum kalıyor gibi görünse bile uzun zaman içinde saygınlığı ve güvenilirliği ileçok daha kazançlı çıkacaktır. Dürüst insan; içi dışı bir, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görüneninsandır. Olduğundan farklı görünmenin, önce kendi kendisine duyduğu saygıyı zedeleyeceğinibilir. Kendisine duyduğu saygı zedelenmiş kişiler, özgüvenlerini kaybetmiş, huzursuz, kendi içindeçelişkiler yaşayan, bu yüzden mutsuz kişilerdir. Tutarlı içinde ve yaptığından ettiğinden herhangibir korku duymadan yaşayabilmek için dürüstlük bir ön şarttır.İnsanın başkalarına karşı dürüst olduğu kadar kendine karşı da dürüst olması gerekir. Aynayabaktığında kendisinden utanmayacağı bir kişiliğe sahip olabilmesi için dürüstlüğünden ödünvermemelidir. Bütün insanları aldatsa, söylediği yalana herkesi inandırsa bile, gece yatağayattığında, kendisiyle baş başa kaldığında gerçekle yüzleşeceğini asla unutmamalıdır.Dürüst ve güvenilir insanların yaşadığı toplumlar, içinde huzurla yaşanan, ticaretin, sanatın, aileninve her türlü birlikteliğin sağlıklı zeminlere oturduğu toplumlardır. Ama unutmayalım ki toplumolarak dürüst olmak birey olarak dürüst olmamıza bağlıdır.Çalışmak ve Üretmek“İşte muhakkak zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (Evet) zorlukla beraber bir kolaylık vardır.Boş kaldığında tekrar çalış ve yorul” (İnşirah – 5-8)İnanan insan bir dakikasını bile boş veya yararsız işlere harcamamak çabası içindedir. Çünkü bilir kidünya hayatı sınırlı zaman boyutuyla vardır. Geçicidir ve bitecektir. Zamanını değerlendirmek,bunun için planlı ve düzenli yaşamak zorundadır. Zaman elden çıkınca bir daha geri dönüşüolmayan, kaybedince tekrar kazanılması mümkün olmayan bir değerdir.İnanan insan savurganlığın günah olduğunu bilir. Nasıl parasını sokağa atmıyorsa, hattakaybolunca üzülüyorsa, zamanın da aslında çok önemli bir değer demek olduğunu unutmaz. Enbüyük savurganlığın zaman konusunda yapıldığını aklından çıkarmaz. Çalışır.Çalıştığı her ne ise Yüce ’ın mutlaka onun karşılığını vereceğinden umudunu kesmez.Çalışmak ve üretmenin mutluluğun asıl kaynağı olduğunu, insanın ancak çalıştığı zaman mutlu vehuzurlu olacağını, eğer çalışmaz boş durursa zihnen ve bedenen çökeceğini, mutsuz ve huzursuzolacağını aklından çıkarmaz. Emek harcayarak, ter dökerek ortaya çıkardığı eserini gördüğüzaman nasıl mutlu olacağının farkındadır. Büyük veya küçük, önemli veya önemsiz olduğunabakmadan, her eserin, üretilen her şeyin, sabrının ve direncinin zaferi olduğunun bilincindedir.Kendisine sabrı, direnci, aklı, üretebilmek için gerekli olan gücü verdiği için Yüce ’aşükreder.İnanan insan, her türlü hayal kırıklığının, umutsuzluğun, karamsarlığın ilacının da çalışmak veüretmek olduğunu bilerek, kendini her kötü hissedişte çare olarak bir şeyler yapmayı seçer. Yüce’ın “Boş kaldığın zaman” uyarısını dikkate alır, bir çok kötülüğün, zararlı alışkanlığın, sonuiyi bitmeyecek yönelimlerin “canım sıkılıyor” cümlesiyle başladığını hiç aklından çıkarmaz. Boşkalmaz, her boş kaldığında yeni bir işe koyulur. Kendini yeni bir işe bağlar. Böylece başıboşluktankurtulmuş olur. Çalışır ve üretir. Çalıştığı ve ürettiği her şeyin sonunda bir faydası olacağındanemindir. Yolda gördüğü taşı alıp uzağa atmasının bile, birinin ayağına çarpmasını engellediği içinkendisine sevap kazandıracağını bilir.İnanan insan; iyiliklerini artırmak, iyilik defterine mümkün olduğu kadar çok iyilik notu yazdırmakçabası içinde olduğu için boşa geçirecek zamanı yoktur.
    İnsanlara Yardımda Bulunmakİnanan insan Yüce ’ın kendisini, içinde yaşadığı toplumla beraber yarattığını bilir. Toplumdanbağımsız olamayacağını, bu yüzden yalnız ve tek başına yaşamasının mümkün olmadığına da inanır.Sadece kendisi için yaşamak, yalnızca kendi çıkarlarını planlayıp hesaplayarak davranmak bugerçeği gözardı etmek olacaktır. Oysa her şey diğer insanlarla güzeldir. Güzellik bile eğer başkalarıvarsa anlam kazanır. Toplum halinde yaşamanın ilk kuralı ise bütün insanların yardımlaşma içindeolmalarıdır. Herkesin kendi dünyasında yaşadığı, kimsenin kimseyle ilgilenmediği bir hayat hayaledilebilir mi ? Toplum bir “duvarın tuğlaları gibi” birbirleriyle bağlantılı, birbirleriyle dayanışmaiçinde olursa ayakta kalabilir.Bu bağlantının şartı ise herkesin öncelikle hangi yardımı ve desteği alacağının beklentisi içindeolması değil, öncelikle hangi yardımı yapacağının hesabı içinde olmasıdır. Yardımseverlik içinde birçok iyi davranışı barındıran ahlaki özelliktir. Bir kere yardımsever insan bencil değildir. Öncekendini değil, yanındakileri düşünmektedir. Amacı almak değil vermektir. İkinci olarakyardımsever insan cömerttir. Sahip olduklarını kendine saklamamakta, paylaşmayı bilmektedir.Üçüncü olarak yardımsever insan merhametlidir, acıma duygusu vardır. Katı ve sert değildir.İnsanlara yardım etmek, zor durumda olanın, yardıma muhtaç olanın sıkıntısını gidermek; Yüce’ın en çok övdüğü ve öğütlediği davranışların başında geldiği için inanan insanyardımseverdir. İnsanlara yardım etmenin şekli, biçimi, miktarı, azlığı veya çokluğu önemlideğildir. Yaşlı birinin elindeki yükünü alıp evine kadar taşımaktan, borçlunun borcunu ödemeyekadar her türlü iyilikten insanlara yardım etmenin sevabı elde edilir. Hasta, yolda kalmış, doğalafetlerle zarara uğramış, yardıma muhtaç kim varsa, onun kim olduğuna bakmadan, sadece insanolduğu için elinden gelen yardımı yapmak inanan insanın görevidir.İnanan insan başkalarına yardım ederken, yaptığı yardımın bir üstünlük taslama veya gösterişanlamına gelmesine sebep olacak davranışlardan da kaçınır. Çünkü bu yardımı şayet görevolduğuna inanarak yapıyorsa ondan sevap alacak, başka bir amaçla yapıyorsa sevap elde etmesimümkün olmayacaktır.'a ŞükretmekBir şeyin ne kadar değerli olduğunu ona duyulan ihtiyaç belirler. Bu yüzden genellikle sahipolduğumuz şeylerin değerini bilmemek gibi bir yanılgıya düşeriz. Sanki nasıl olsa sahibiz ve artıkona ihtiyacımız olmayacak gibi gelir. Bir çok şeyin değerini de elimizden gidince anlarız. Sağlıkgibi, boş zaman gibi. Çok basit sebeplerle kırdığımız dostlarımız gibi.İnanan insan, farkında olduğumuz veya olamadığımız her nimeti bize verenin Yüce*olduğunu bilir. Öncelikle varolmamızı ona borçluyuz. Sonra sayısız varlığın içinde insan oluşumuzonun nimeti. Sonra, aklımız, bedenimiz, organlarımız, sağlığımız. Sonra yediklerimiz, içtiklerimiz,soluduğumuz hava, bir damlasına her şeyimizi vermeye razı olacağımız su, gecenin uykusu,gündüzün canlılığı, bizi ısıtan güneş, sayısız tatlar sunan bereketli topraklar, renkleriyle gönlümüzüaçan, kokusuyla yaşama sevinci duyduğumuz, bir çok hastalığımıza ilaç olan çiçekler gibihayatımızı devam ettirecek her şey. İçimizi ısıtan duygularımız; sevebiliyor, üzülebiliyor,ağlayabiliyor, gülebiliyor olabilmemiz. Ailemiz, arkadaşlarımız, dostlarımız, uğruna can vermeyehazır olduğumuz vatanımız, bayrağımız, hayallerimiz, amaçlarımız gibi hayatımıza anlam katan her
    şey. O’nun lûtfu, O’nun merhameti, O’nun bağışlaması, O’nun günahlarımızı örtmesi. O’nundualarımızı kabul etmesi. Saymaya kalksak asla sayamayacağımız her nimetin Yüce ’tangeldiğini bilmek O’na şükretmektir.Soframızda karnımızı doyurduktan sonra “Elhamdülillah” demekle “Ey ’ım, bana bu nimetleriveren sensin, sen olmasaydın bunlar da olmazdı. Bana bunları verdiğin için şükrediyorum, yalnızsana şükrediyorum” demiş oluruz.Şükür de her güzel davranış gibi önce iç dünyamızda şekillenir. Önce orada sahip olduklarımızınasıl sahibinin, asıl bize verenin kim olduğunu düşünürüz. Bu düşüncelerimizdeki şükürdür. Sonrabunu “Elhamdülillah” demek suretiyle dilimizle ifade etmiş oluruz. Bu da sözlerimizle şükürdür.Daha sonra ise, sahip olduğumuz her şeyin kıymetini bilmek, onları har vurup harmansavurmamak, savurganca harcamamak, çoğaltmak için çaba harcamaya sıra gelir. Bu çabaylaberaber yüce ’ın hoşlandığı şeyleri yapmak, hoşlanmadıklarından kaçınmak, emrettiğiibadetleri yapmak, yasakladığı kötü işlerden uzak durmak da davranışlarımızla yaptığımızşükürdür.Sabırlı Olmakİnanan insanın en belirgin özelliklerinin başında sabırlı olmak gelir. Yüce *sabredenleri sever.Cennete sabırla girilir. Sabır dinin yarısıdır. Sabır aceleci olmamaktır. Bütün oluşlar yavaştır. Bütünmeydana gelişler, olması gereken basamakları ve evreleri geçtikten sonra gerçekleşir. Bir şeyin biranda olmasını isteyen hiçbir şey istemiyor demektir.Bu genel kuralları hayatımızın ayrıntı sayılabilecek küçük parçalarına yaydığımız zaman görürüz ki,kurtulmak istediğimiz sıkıntı, varmak istediğimiz hedef, sürmesini istediğimiz iyi ve hoş durumsabırlı olmamıza bağlıdır.Hayatımız düz bir çizgi halinde değildir. Sıkıntılarımız ve mutlu anlarımız birbirini takip eder.Geceyle gündüzün birbiri peşisıra gelmesi gibi. Eğer sıkıntıya düştüğümüzde, başımıza gelen bela,musibet, hastalık, felaket anlarında bu durumun hiç bitmeyeceğini zannedersek direncimizi vemücadele gücümüzü kaybederiz. Oysa her şey gibi bizi üzen durum da bitecektir. İşte sabır bunubilmek, başımıza gelen kötü durumla mücadele etmeyi sürdürmek ve direnmek demektir.Kendimizi bırakıvermeden, azmimizi kaybetmeden, bütün gücümüzle ve cesaretimizle doğru olanıyapmaya devam ediyorsak sabır sınavını kazanmışız demektir. Artık kimse bizi, zorluklara karşıdirenmeden teslim olmakla, kendimize acıyarak, yakınarak ve şikayet ederek mücadele etmeyibırakmakla suçlayamaz.Sabır aynı zamanda amaçlarımıza ulaşmak için verdiğimiz karardan dönmemek, başladığımız işiyarıda bırakmamak demektir. Karşımıza mutlaka engeller çıkacağını bilerek işe başlamalı, herhangibir engeli görünce geri dönmemeliyiz. Bu tavrımızın adı da sabırlı olmaktır.Güzel ve hayırlı işlerde sabırlı olmak en az diğerleri kadar önemli ve gereklidir. Buradaki sabır,devamlı ve kararlı olarak işlediğimiz hayrı sürdürmemizdir. Çünkü her işte olduğu gibi güzelişlerde de yapılmasını, sürdürülmesini, tamamlanmasını engelleyecek olumsuzluklarla karşılaşırız.Buna aldırmadan, niyet ettiğimizi yarım bırakmadan devam etmemiz sabır olacaktır.İnanan insan, her istediğini her istediği zaman birileri tarafından avucuna konulmayacağını bilir,
    bunun için gerekli olanları yapmakla yükümlü olduğuna inanır ve öyle davranır. Yani sabırlıdır.’a Güvenmek ( Tevekkül)Bir amaca ulaşmak için yapılması gereken şeyleri zihnimizde düzenleriz. Buna planlama denir. Birdüzenlemenin gerçek anlamda planlama olabilmesi için, kağıt üzerinde yazılmış ve matematikhesaplara dayanması gerektiğini biliyoruz. Ama her amaç için böyle hesaplamalara girmediğimizide biliyoruz. Sadece; şunları yaparım, sonra şunlar olur, onun üzerine ben tekrar bunları yaparımtarzında bir düşünmeyi bile planlama sayabiliriz. İster böyle önemsiz küçük amaçlar içinzihnimizden geçirdiğimiz düzenlemeler, isterse büyük hedefler için hesaplanarak yapılanplanlamalar olsun; gelecek için yapılan bütün tasarıların içine bir “tevekkül” faktörü eklemekgerekir. Çünkü hiçbir planlama geleceğin bütün bilinmezliğini ortadan kaldıracak kadar kapsamlıolamaz.Tevekkül; “üzerine düşen bütün görevleri yerine getirdikten sonra işin sonucunu ”abırakmak” şeklinde tanımlanır. Bu tanım üzerinde düşünelim. Bir amacımız var, bu amaca ulaşmakiçin yapmamız gereken bir çok şey var. Bütün bunların hepsini yapsak bile sonuç almamız kesindeğil. Bilemediğimiz, tahmin edemediğimiz başka etkenler işin işine karışabilir. Burada “Benüzerime düşeni yapayım da, Yüce *bana yardım eder” diyerek, işe başlamak, diyebilmektevekküldür. ’a güvenmektir.Çiftçi örneğinde olduğu gibi: Çiftçi ürün elde etmek için tarlasını sürer, gübresini ve suyunu verir,eker, çapalar. Daha sonra “Ben üzerime düşen yaptım, bu ürünü alabilmem, yağmurun yağmasına,iklim şartlarının uygun gitmesine bağlı olduğunu biliyorum. ’a tevekkül ediyorum,güveniyorum” demesi tevekkülü açıklamaktadır.İnanan insan ’a güvenir, tevekkül eder. Bu güveni doğru olarak anlar. Hiçbir şey yapmadan,üzerine düşeni yerine getirmeden ’ın, her istediğini, her istediği zaman vereceğini düşünmekgibi bir yanılgıya kaptırmaz kendini. Böyle düşünmenin ’a güvenmek demek olmadığını bilir.Üzerine düşen her şeyi son raddesine kadar yerine getirdikten sonra, o işin hayırlı ise yüce ’ınkendisine nasip edeceğini düşünür. Bu onu isteklerinin esiri olmaktan kurtarır. Hırstan, öfkeden,başkalarına zarar vermekten korur. ’a güvenmekle o istediğini elde etmek, o amaca ulaşmak için kendine olan güvenini tazeler. Yalnız olmadığının bilincine varmasını sağlar.




  3. Gülşen
    Devamlı Üye
    İnsanlar inandıkları dinin önerdiği davranışlara göre hareket ederler. Her dinin emir ve yasakları bulunmaktadır. İnsanlar inandıkları dinin emir ve yasaklarına uygun bir şekilde davranış göstermektedir.




+ Yorum Gönder


dinimize göre inanç ve davranış ilişkisi