+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda Bilişsel gelişimi etkileyen faktörler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Bilişsel gelişimi etkileyen faktörler








    Bilişsel gelişimi etkileyen faktörler







  2. Asel
    Bayan Üye





    Bilişsel gelişimi etkileyen faktörler

    Bilişsel gelişimi etkileyen faktörler hakkında bilgi



    ZEKA

    Zekaya tam bir tanım bulunamamıştır. Ama, tıpkı tanımı zor yapılan elektrik gibi , bilinmekte, ölçülmekte ve kuvveti gözlenebilmektedir. Genel olarak zeka şu şekilde tanımlanmıştır.

    Zeka, insanın kalıtım yoluyla doğuştan getirdiği bir kuvvettir. Bu var kuvveti hiçbir sebep azaltıp çoğaltamaz. Ancak bir insanın ana babadan getirdiği bu kuvvetin gelişmesi yavaşlatılabilir. Eğer insan elverişli eğitimi olarak ve koşullarına kavuşturulursa zekanın sonuna kadar geliştirilmesi mümkün olabileceğini açıklamıştır.(Başaran, 1989, s116)

    Zeka, hangi zeka testi kullanılmakta ise, testin ölçüsüdür. Piaget'e göre zeka çevreye uyum yapabilme yeteneği olarak açıklamıştır.(Bacanlı, 2000, s60)

    Stern'e göre zeka; yeni koşullara uyabilme yeteneğidir. Zekayı açıklayan iki karşıt görüş vardır. Bunlardan birinci görüşe göre zeka bir bütündür. Buna genel yetenek denir. Buna göre zeka bir takım özel yeteneklerin birleşmesiyle oluşmaz. Bu görüşü Stern ve Sparman temsil eder.

    İkinci görüşe göre zeka birtakım özel yeteneklerin bir araya gelmesiyle oluşur. Thurstone'a göre bu özel yetenekler: uzay ilişkisini kavrama, sözel yetenek, bellek ve uslamlamadır. Thorndike'e göre ise soyut, mekanik (somut) ve sosyal yetenekler olarak açıklamıştır.( Akay,1992,s57)

    Açıklamalardan anlaşıldığı gibi zeka tam olarak açıklanmıştır. Bundan dolayı karşıt görüşler ortaya çıkmıştır. Zeka her insanda var olup zekayı zamanla geliştirerek çevreye uyum sağlamakta yeni bulgular elde etmektedir. Zeka insanın öğrenmesi, öğrenmeyi öğrenmesiyle kendini geliştirmektedir. Kendini geliştirmiş insan bir başka değişle bilgili insan çevreye daha iyi uyum sağlamaktadır. Öğrenme zekanın ileri veya geri olmasıyla doğru orantılıdır.

    Piaget insanın doğuşta iki eğilimi olduğunu düşünmektedir.

    1)Örgütleme : karşı karşıya olduğumuz kavram ve olayları tutarlı bir bütün haline getirmeye çalışılması.

    -Dengeleme : yeni bilgiler onu dengesiz hale getirir.kişi daha sonra yeni bir denge durumuna ulaşarak gelişimini sürdürür.

    DENGE-DENGESİZLİK-(YENİDEN) DENGE

    2)Uyum sağlama: Çevreye uyum sağlamayı ifade eder. İki alt işlevi vardır.bunlar özümleme ve uymadır.sema; örgütlenmiş davranış ve düşüncedir. Özümleme ve uyma şemaların oluşum ve gelişimini açıklar.

    A) Özümleme:kişi ilk olarak gördüğü bir nesneyi, cismi veya bir varlığı kafasında bulunan semalarla anlayabilmesine denir.

    B) Uyma: İnsanın özümlediği cisimleri zihnindeki şemalar yetmezse ,bu kez çocuk zihnini duruma uydurmaya ,yani uymaya çalışacak demektir.

    ZİHİN GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    1)Olgunlaşma:

    Olgunlaşma daha çok fiziksel gelişimi ifade eder. Fiziksel gelişimle birlikte zihinsel ve kişilik olarak ta gelişmektedir. tamamlamaktadır. Kişinin bedensel açıdan gelişmesi demektir. Kişi olgunlaşması ile doğru orantılı zihin gelişimi ilerler.

    Olgunlaşmada görülen bu tür farklılıklar piaget'ye göre genetik kalıtımla ilgilidir. Bu nedenle, olgunlaşma insan gelişiminin sınırını, dolayısıyla bilişsel gelişimin sınırını belirler. (Selçuk,1997,s65)

    2)Yaşantı:

    zihin gelişimi kişinin geçirdiği yaşantılarla artabilir. Özellikle yaşantı zenginliği kişinin zihin gelişimini de artırır. Bu faktör diğerlerine göre insanın müdahalesine en uygun olan faktördür.(Bacanlı,2000,s62)

    Aktif Yaşam= Bu kavram bireyin çevrelerindeki nesneleri manipule etmesi ve düşünce kalıplarını yeniden örgütlemesi anlamında kullanılmaktadır. Bir çocuğun evlerindeki bir musluğun nasıl çalıştığını anlamak armacıyla musluğu sökmesi, içindeki parçaları takıp çıkarması ve değişik muslukları çalışma sistemleri hakkında düşünmesi aktif yaşantıya örnek olabilir.aktif yaşantılar dünyayı anlamaları için gerekli bilgileri gerçekleştirmelerini s

    ağlar. Aktif yaşantıya diğer bir örnekte çok gezen insan değişik canlılar, yerler ve kültürlerle karşılaşır, bu sayede daha fazla bilgi öğrenir dengeleme işlemini daha hızlı ve iyi yapmasını sağlar.

    3)Kültürel(toplumsal)aktarım:

    Kültür bireylere yaşantı zenginliği sağlamasıyla zihin gelişimini artırır. Toplum üyelerine aktardığı bilgiler zihin gelişimini artırır. İnsanlar kültürleri ileriki nesillere aktarır ileriki nesillerde bu kültürleri geliştirerek yeni kültürler ve bilgiler elde eder.

    Kültürler bireylerin zihinlerini nasıl kullanacakları üzerinde gerçek davranış kalıpları, gerekse dil aracılığıyla belirtmede bulunmaktadır. Ayrıca, kültür bireylere yaşantı zenginliği sağlamasıyla da zihinsel gelişimi artırır. Toplum üyelerine aktardığı bilgiler zihinsel gelişimi artırır.

    4)Dengeleme:

    İnsan düşüncelerinde kararlı ve tutarlı eğilimler vardır. Doğal haliyle zihin tutarlı ve kararlıdır.Dengesizlik öğrenmeyi doğurur. Öğrenilen bilgiler ilk önce dengesizlik doğurur,sonra dengeye kavuşurlar. Zihin gelişimi kolay dengeleye bildiğinde hızlı olur. Dengeleme sonucunda daha net ve yeni bilgilere ulaşır.

    Etrafımızdaki gözlediğimiz olayları mevcut anlayışımızla açılaya biliyorsak dünya anlamlıdır ve bir dengeleme söz konusudur. Ancak, olup bitenleri kendi anlayışımızla açıklaya biliyorsak o zaman dengeden söz edilemez ve birey tedirgin hisseder. Bu gibi durumlarda tedirginliği ortadan kaldırmak amacıyla yeni ve daha iyi bir anlayış için arayış başlar. Örneğin; bir tenis topuyla bir basketbol topunu aynı yükseklikten atarsak basketbol topu daha önce yere düşer. Bu durum oldukça doğaldır.”ağır nesneler hafif nesnelerden daha çabuk yere düşer” şeklinde bir kuralla bunu açıklaya biliriz. Ancak, iki topunda aynı anda yere düştüğünü görürsek ne olur.? Doğal olarak dengeleme bozulur. O zaman “hava direnci kaldırılırsa nesneler ağırlığına bakılmaksızın aynı oranda yere düşerler”şeklinde yeni bir kuramdan söz etmek gerekir. Aksi halde zihinde dengeleme olmaz. Bu açıklamadan sonra dengeleme bireyin yeni karşılaştığı bir durumla, daha önceden sahip olduğu yaşantılar arsında denge kurmak için yaptığı zihinsel işlemler olarak tanımlar.

    ZİHİN GELİŞİMİ DÖNEMLERİ

    Piaget'nin temelde kendine sorduğu soru “çocuklar dünyaya geldiklerinde hiç bir şey bilmezler. Peki daha sonra nasıl oluyor da üstün bilgi düzeyine ulaşıyorlar.” Sorusudur. Bu sorunun cevabı, zihin gelişimi dönemleridir.evre kuramının olmasının uzantısı olarak,kuramında dört temel kuram bulunmaktadır.

    1)evrelerin sırası değişmez.

    2)evreler bir hiyerarşi oluştururlar. Sonraki evre önceki evrenin kazanımında içerir.(Bacanlı, 2000, s64)

    Piaget bilişsel gelişim dönemlerinin geçişli bir özeliğe sahip olduğunu belirtmektedir. Yani, bir dönemden diğerine geçerken her iki dönemin özelliğini de gösterebilir. (Selçuk, 1997,s69)

    3)gelişim oranlarında farklılıklar vardır.yani aynı gelişim evresinde olan kişilerin gelişim oranlarımda farlılıklar vardır.

    4)gelişim kuramları ve piaget'nin gelişim kuramı her evre için tipik olan gelişim özeliklerini belirtmektedir. Belirtilen özellikler genel olarak o dönemde karşılaşılan ve kazanılan özeliklerdir. Piaget'nin kuranıyla ilgili araştırmalarında 2/3 veya ¾ oranını benimsemektedirler. Yani o yaştaki çocukların 566 veya 75'inin gösterdiği özellik o dönemin özelliği olarak kabul edilir.

    1)Sensori-motor dönem :

    Hiçbir zihinsel faaliyet yoktur. Bebek duyuları ve reflekslerine göre hareket eder. Bu dönemde bebek duyu organları yardımı ile dünyayı öğrenmekte, duyu organlarının bilincine varmakta ve bedeninin farkına varıp onları istediği gibi kullanmasını öğrenir. Bu dönemde kişi beş duyu organının farkına varır ve duyu organları gelişir.

    Şema oluşturmada kullanılan refleksler bilişsel gelişimin başlangıç unsurudur. Yeni doğan bebek çevresiyle emme, göz hareketleri, dokunma gibi refleks yoluyla ilişki kurmaktadır. Refleks şemalarla ilgili araştırmalar yapmakta, örneğin emme ve tutma işlemini değişik nesneler üzerinde de tekrarlar. Kişi emme refleksini geliştirerek yeme, ısırma, yememe, tükürme gibi şemalar edinir.

    Bebek başlangıçta kendisini çevredeki nesnelerden ayırt edemez. Yani bebek için ben-sen olmadığı gibi, kapı, pencere, biberon, vb. de yoktur. Varlığın ve yokluğun bilincinde olmayan bir durumdur. Bu bağlamda, bu dönemin doğadan ayrıştırma dönemi olduğu söylenir.(Bacanlı,200,s65)

    Duyu-hareket dönemindeki çocuğun hafızasında nesnelerin temsili söz konusu değildir. Gözden ırak olan zihinden de ırak olmaktadır. 4-5 aylık bebekler gözlerinin önünde kaybolan nesneleri takip edemezler. Örneğin annenin bebeğin gözü önünde arkasına sakladığı oyuncak bebek için yok olmuştur. Çünkü oyuncak gözü önünden kaybolduğu anda hafızada temsil edememektedir. Bu dönemin sonuna doğru bebekler kaybolan nesneleri ısrarla aramaktadırlar. Yani nesnenin devamlılığını kazanmış olur.(selcuk, 1997, s71)

    Bu dönemde çocuklar gözlemsel öğrenme acısından oldukça önemli olan taklit yeteneği gelişmektedir. Taklit bir davranış örneğini yada modelini takip ve kopya etme yeteneğidir. Çocuğun dağarcılığında bulunan davranışlar başlar. Örneğin, anne bebekle oynarken kendi elini açıp kapamaya başlarsa bebek bir süre sonra O'nu taklit edecektir. Annenin davranışı bebeği aynı hareketi yapmaya sevk etmiştir.

    Nesne devamlılığı ve taklit yeteneğinin gelişmesi bir sonraki dönemde gerçekleşecek olan sembolik düşünce için bir temel teşkil eder. Diğer yandan, sembolik düşüncenin gerçekleşiyor olması çocuğun nesnelerle haşir neşir olmasını ve modelleri gözlemesi engellenemez. (selçuk, 1997, s71)

    Bu dönemde en önemli zihinsel kazancı sürekli nesne kavramının edinilmesidir. Bebek başlangıçta nesneleri fark edemez. İlk olarak hareketsiz nesneleri tanımlar. Daha sonraki dönemlerde hareketli cisimleri tanımlar. Hareket eden cisimlerin varlını kavrayarak cisimlerin yerlerini değiştire bilmektedir.

    Bu dönemin ortalarında 29-30 kelime hazinesine sahip olabilmekteler. Dönem sonuma doğru 126 kelimeye çıkabilmekteler ve iki veya üç kelimelik cümle kurduğu görülmektedir.

    Sensori-motor dönemin en önemli kazanımı hedefe-yönelik davranıştır. Çünkü bebek, eline-koluna hakim değil iken, dış dünyanın farkında değil iken, elini-kolunu beli bir amaçla, belli bir nesneye doğru kullana bilir hale gelir. Bu dönemin sonunda çocuk bir şeyi arzu eder ve ona yönelik bir davranışta bulunur. Başlangıçta istemsiz kas hareketlerinden oluşan hareketler, bu dönemin sonunda belli bir amaca yönelir. Buna örnek olarak bir çocuğun ikl önce kutunun içindeki oyuncakları çıkartmak için kutuyu sallar ileriki zamanlarda da kutuyu açmaya çalışacaktır.

    Piaget'e göre zihin gelişiminin temeli, bu zamanda atılır. Bu nedenle, çocuğun bu yaşlarda özgür hareketine engel olmamak gerekir.

    2)İşlem öncesi dönem :

    İki ile 7 yaş arasını kapsar. Bu çağ bütün zihin yeteneklerinin hızla geliştiği dönemdir. İki yaşındayken bir veya iki kelime olan cümleler üç yaşına vardığı zaman 5-6 kelimelik cümleler haline gelir. 6 yaşında ise cümlenin her şeklini görmek mümkündür.

    Çocuk henüz kelimeleri etkili bir şekilde kullanamadıkları için taklide başvurur. Bu taklit sesleri geneldir, yani henüz ayrımlaşmamıştır. Örnek için, çocuklar yemeğe mama der, köpeğe hav hav der ilerki zamanlarda yemeğe yemek, köpeğe ise köpek demeye başlar. İşlem öncesi dönem bu tür ses kullanımlarının azaldığı, yerine kelimelerin aldığı dönemdir.

    İşlem öncesi dönemde düşünce tek-yönlüdür. Başka bir ifadeyle sadece eşleştirme ve sıralama içerir. Örnek için, 4+2 = 6 olduğunu bilen bir çocuğa 6-2 = ? sorusu yöneltildiğinde cevap veremez. 2 kere 8 kaç eder sorusu cevaplanırken, peki 8 kere 2 kaç eder sorusu cevaplanamaz.

    Çocuk karşısındaki eylem ve nesneleri zihinsel bir şemaya dönüştüre bilir ve sembollerle temsil etmeye başlar. Dil gelişir. Kişi nesneleri zihninde canlandırabilir. Ancak, henüz o temsiller sembollerle işlem yapa bilecek düzeyde değildir.

    Oyun bu dönemin hem sembolik fonksiyon hem de devresel tepki olgularını gösteren bir davranış biçimidir. Bu dönemde oyunun simgeselleşerek geliştiğini söylemek mümkündür. (Bacanlı, 2000, s.67)

    Ben merkezcilik piaget'nin kuramının en önemli kavramlarından biridir. Çocuk bu dönemde ben merkezcidir. Dünyanın merkezi kendisidir. Yani kendini başkasının yerine koyamadığı için, kendin bildiğini herkesin bildiğini, gördüğünü herkesin gördüğünü sanır.

    Çocukların bu dönemdeki oyunları birlikte oyun olarak değil, daha çok bir arada oyun olarak değerlendirilebilir. Piaget bu tür oyuna paralel oyun demektedir. Başka bir ifadeyle çocuklar bir arada oynarlar, ama birlikte oynamazlar. Herkes kendi oyununu oynar.

    Çocuklar özellikle bu dönemin ilk yıllarında Piaget'nin toplu monolog adını verdiği bir konuşma yaparlar. Toplu monolog tipi konuşmada herkes kendine göre bir şeyler konuşuyordur. Arada bir birbirlerini dinlemiş ve karşılıklı konuşmuş gibi görünseler bile, çocuklar kendi kendilerine konuşuyor gibidirler.

    Önceki dönemde nesnelerin sürekliliğini kazanan çocuk bu dönemde kişilerin de sürekli olduğu anlayışına ulaşır. Piaget, bu dönemin başlarındaki çocuğunun, başka birinin elbiselerini giyen bir kişinin artık başkası (elbise sahibi) olduğunu söylediğini yazar. Yani, Ayşe Fatma'nın elbisesini giymişse Fatma olmuş olarak algılanmaktadır. Bu dönemde çocuk kişinin elbise ve görüntülerin arkasında kalıcı olduğunu öğrenir.

    İnsan düşüncesinde animizm özelliğini ağır bastığı dönem işlem öncesi dönemdir. Animizm kısaca doğadaki cansız nesnelere de canlı imiş gibi davranmak olarak tanımlanabilir. Çocuk oyuncak köpeğine nasıl davranıyorsa gerçek köpeğe de öyle davranır. Hayvanların canlı olduklarını ve canlarının acıyabileceğini düşünemez.

    Bu dönemdeki çocuklara verilecek eğitim onların dil ve kavram gelişimlerini artırmaya yönelik olması gerekir. Çocukların nesnelerle ilgili deneyimlerini artırmak hedeflenmelidir. Çocukların oyuncakları da bu amaca yöneliktir. Kum havuzu, oyun hamuru gibi oyun(cak)lar çocuklara çeşitli nesne deneyimlerini sağlamaktadır. (Bacanlı, 2000, s.68)

    3)Somut işlemler dönemi :

    İşlem öncesi kavramları edinen çocuk, 7-12 yaşları arasını kapsayan somut işlemler döneminde işlem yapabilir hale gelir. Ancak, henüz gözünün önünde , somut olan işlemleri yapabilir. Soyut olan işlemleri henüz gerçekleştiremez.

    Bu dönem sınıflama becerilerinin edildiği dönemdir. Çocuk çeşitli açılardan çeşitli sınıflandırmalar yapacağı bu dönemde anlamaya başlar. Hatta birkaç boyutu dikkate alarak sınıflandırma yapabilir hale gelir.

    Örnek, farklı uzunluklarda üç çubuk alınır. İlkönce 1 ve 2 numaralı çubuklar çocuğa gösterilir. Bu iki çubuktan hangisinin daha uzun olduğu sorulur. Çocuk ikinci der. İki numaralı çubuk daha fazla gösterilmeden 1 ve 3 numaralı çubuklar yan yana konur ve incelemesi istenir. Daha sonra 2 ve 3 numaralı çubuklar arasında nasıl bir ilişki olabileceği sorulur.

    1 2 1 3

    işlem öncesi dönemdeki çocuk bu problemi yapamaz. Somut işlemler dönemindeki bir çocuk ise üç çubuk arasındaki büyüklük küçüklük ilişkisini açıklayabilir.

    Bu dönem döşünce tersine bilirlilik özelliği edinir. Bu özellik bu dönem içerisinde kazanılır. Bu özellik sayesinde çocuk işlemleri tersinden de ele alabilir hale gelir. Örneğin buz haline gelen suyun tekrar su haline gelebileceğini de düşünmeye başlar.

    Ben merkezci olan çocuk bu dönemde ben merkezcilikten kurtulur. Çocuk bu dönemde sınıflama ve sıralama konusunda ustalaşırlar. Aynı zamanda kendi dışındaki çocuklarla ilişki kurduğu dönemdir.

    Somut işlemler döneminde de üç evre göze çarpar. Bu evreler her konuda görülür. (Binbaşıoğlu, 1982, s. 109)

    1. “Madde” Kavramının korunması ilkesi: “Çocuğun önüne, plastik hamurundan yapılmış iki top veriliyor. Toplar aynı büyüklükte olsun. Önce, bu iki topun, aynı büyüklükte olup olmadığını çocuğa soruyoruz. Aynı dense sorun yok, ayrı derse, bu iki topu aynı büyüklükte yapmasını isteyelim. Daha sonra toplardan birini, sosis şekline sokalım. (çocuk da yaptığımız işlemi görmeli!) topun hamuru ile sosis şeklindeki hamurun aynı olup olmadığını soralım. Çocuk, sosis daha uzun olduğu için daha çok hamurdan yapıldığını söyleyecek ( 1. evrede); 2. evredeki çocuk ise, kimi zaman topun “daha geniş göründüğü” için! Kimi zamanda sosisin “daha uzun göründüğü” için daha çok hamurdan yapıldığını söyleyecek 3. evrede ise, her ikisinin de eşit miktarda hamurdan yapıldığını belirtecektir. Artık biçimsel ayrılıklar onun dikkatini dağıtmamaktadır. “madde” miktarının değişmediğini bilir ve bunda ısrar eder. Çünkü, kendisine maddenin korunması fikri yerleşmiştir.

    2. “Ağırlık” kavramının korunması ilkesi: “Ağırlık kavramının gelişimini incelemek için, demin ki deneyde plastik hamurundan yapılmış toplar bir terazinin iki kefesine karşılıklı konur ve eşit ağırlıkta olmaları sağlanır. (Çocuk, bu tartı işlemini görecektir). Derken, toplardan biri alınır ve gene sosis şekline sokulur ve çocuğa; “şimdi bunları yeniden tartsam, acaba hangisi daha ağır gelecek?” diye sorulur ve “yoksa terazinin kefeleri dengede mi kalacaktır?” diye de eklenir. Çocuk “biçim değiştirme” nin ağırlığı etkileyemeyeceğini düşünebilmek gelişim evresine ulaşmışsa, ağırlığın eşitliği ilkesini koruyacaktır. Bu evreye (somut işlemler evresine) ulaşmamış olan çocuk ise, ağırlığın değişeceğini söyleyecektir. Çocuk, bu alandaki koruma ilkesini, ancak 9-10 yaşlarında tam anlamıyla zihnine yerleştirebilecektir.

    3. “Hacim” kavramının korunması ilkesi: “Bu konuyu araştırmak için gene eşit büyüklükte iki plastik top, iki ayrı bardak içine yerleştirilir. Bardaklara aynı düzeye kadar u doldurulur. Toplar çıkarılınca, su düzeyleri aynı oranda düşecektir. Daha sonra, “şimdi bu sosisi demin ki bardağa koysan, yanındaki bardağa da topu koysan, bardaklardaki su çizgisi aynı mı olur? Hangisi yüksek olur?

    Hacim alanındaki “koruma” ilkesi 11-12 yaşlara kadar tam gelişememekte ve bu dönemden önce yanılmalar görülmektedir. Küçük çocuklar, sosis atılan suyun daha çok yükseleceğini; biraz daha büyükler, kimi zaman topun, kimi zaman da sosisin suyu daha çok yükselteceğini iddia ediyorlar. Bu alandaki gelişim sırası, diğer deneylerde sağlanan sonuçlarla koşutluk göstermektedir.

    4)Soyut işlemler dönemi :

    Bu dönemde eşyayı görmeden de soyut uslamlamalar yapabilir. Bu devrede genç, düşüncesini eleştir; düzeltir, kuramlar kurar ; deyim ve ata sözlerini gerçekten anlamını sezmeye başlar.

    Bu dönem birleştirmeci (kombinasyonel) düşünmektedir.birkaç faktörü birlikte ele alarak sorunun çözülmesi bu dönemde edinilir. Ayrıca faktörler birbirinden bu dönemde soyutlana bilir.

    Ergenlik döneminde de ergen benmerkezciliği denilen herkesin ona dikkat ettiği gibi bir düşünce biçimi görülür. Bu düşünce biçimi yüzünden ergen herkesin ona baktığı, onu gözlediğini düşünür ve kendini sürekli olarak sahnede hisseder. Bu benmerkezcilik, görüldüğü gibi çocuğun başkasının perspektifinden olaya bakamamasından farklıdır. Ergen başkalarının perspektifini alabilmeye başladığı için “ya onlar ne der?” diye düşünmeye başlamıştır. (Bacan, 2000, s,71)

    Bu dönem bireysel farklılıklar artmaya başladığı bir dönemdir. Bu yüzden gelişim kuramcıları bu dönemde itibaren yaş belirtmeye başlar.

    Somut ve soyut işlemler dönemindeki çocukların başlıca farklılıklarını üç noktada toplamak mümkündür. (Selçuk, 1997, s.75)

    a. 11 yaşından küçük bir çocuk gördüğünün arkasındaki muhtemel ilişkileri kavrayamaz. Ergen ve yetişkin ise, görünen gerçeğin, gerçeğin ta kendisi olduğu konusunda şüphecidir.

    b. Ergen ve yetişkin görünen olayları, aralarında zihninden birleştirme yoluyla çoğaltır. Yeni ve ilk bakışta görülmeyen kombinezonları düşünür. Somut işlemler dönemi çocuğu ise yalnız bir yada iki kombinezon üstünde durur, bunları da zihinsel işlem yoluyla değil, rastlantı sonucu elde eder.

    c. Ergen ve yetişkin düşüncesi daha az saplantılı ve dolayısıyla daha esnektir. Somut işlemler çağı çocuğuna göre daha az paniğe kapılır. Aynı sonuca değişik yol ve yöntemlerle varabilir.

    İlgili gelişim alanları

    1) Kavram gelişimi :

    İnsanın yaşamı boyunca geliştirdiği kavramlar, onun öğrenme hayatının temel ve köşe taşlarını ifade eder. Başka değişle öğrenmemiz geliştirdiğimiz kavramlara ve onların sağlıklı olduğuna bağlıdır. Kavramlar geliştirme gücü bir zihin yeteneğidir.çocuk elde ettiği bilgi ve becerilerle gittikçe çoğalan kavramlar geliştirir.(Başaran,1989,s125)

    Kavramları kendiliğinden edinilen kavramlar ve öğretilen kavramlar şeklinde ikiye ayrılır.

    Kendiliğinden edinilen kaynaklar gündelik hayatta kullanılan kavramlardır, kardeş kavramı da böyledir. Bu tür kavramlar tümdengelim yoluyla edinilir. Yani çocuk başlangıçta her keşin kardeşi olduğunu düşünür, sonra kardeş olmayanları çıkara çıkara kardeşlere ulaşır.

    Öğretilen kaynaklar ise gündelik hayatta değil okuldaki karşılaştığımız kavramlardır. Örnek olarak A ülkesinin B ülkesini sömürdüğünü öğrenen çocuk, önceleri sömürünün sadece “A'nın B'ye yaptığı ” olarak algılar. Sonradanda başkalarının da başkalarını sömürdüğünü öğrene öğrene genelleşmeye ulaşır, yani öğrenilen kavramlar tümevarım yoluyla edinilmektedir.

    2) Dil gelişimi :

    Zihin yeteneklerin önemlilerinden olan anlatım gücü, insanın dilinin gelişimine bağlıdır. Dilin gelişimi insanın büyüme ve gelişimin bir yönü olarak, genel görünüşü ve ilkeleri ile, diğer yönlerin gelişimine bir paralellik gösterir. Dil gelişimi bedenin olgunlaşmasına ve öğrenmeye dayanır.


    Dil gelişimi aslında zihin gelişiminin bir parçasıdır. Chomsky, dilin doğuştan getirdiği bir nitelik olduğunu, hatta (biraz aşırılaştırılarak ifade edilirse) çocuğun doğuştan tüm dilleri bilerek doğduğunu, ama anne ve babasının ona diğer dilleri unutturup anadilini muhafaza etmesini sağladıkları düşünür.

    3) Ahlak Gelişimi :

    Ahlak gelişimi kişilik gelişimi ile yakından ilişkili ise de, aynı zamanda zihinsel gelişim düzeyi ele bağlantılıdır. Piaget, zihin gelişiminden söz ederken ahlak gelişimi ile de ilgilenmiştir. Ona göre, çocuklar somut işlemler dönemine kadar ahlaki gerçekçidirler.

    4) Mizah Gelişimi :

    Kişilerin neye güldükleri ve neyi komik buldukları da zaman içinde farklılık gösterir. Poul McGhee mizahın gelişimi konusunda bir kuram ortaya atmıştır. Komik olan şey, ona göre bir tutarsızlıktır. Beklenmedik durumlar tutarsızlığa işaret ettikleri için komik bulunurlar. Başka bir açıdan ifade edilirse komik olan şey bilişsel senaryolara aykırı durumdur. Yani, kişilerin olay veya nesnelerle ilgili olarak zihinlerinde taşıdıkları olay örgüsüne aykırı bir durumla karşılaşılmıştır. Beklenmeyen (ve bilinmeyen) durumlar korkutucudur. Ancak korku her zaman yerinde bir davranış olmaz, çünkü bazen beklenmedik bir davranışla karşılaşıldığında korkulacak bir dorum yoktur. Korkulacak durumun olmadığı anlaşılınca gevşeme ve gülme meydana gelir. Buna göre espri, bilişsel senaryoya aykırı, ama tehlikesiz olduğu anlaşılan durumdur. Başka bir ifadeyle, mizahın gelişimi zihinsel gelişimle bağlantılıdır.

    5) Oyun Gelişimi :

    Çocuk için oyunun temel işlevi dünyaya uyum sağlamasını kolaylaştırmaktır. Çocuk gerçek dünyanın ne olduğunu onunla oynayarak anlar. İstemediği durumlarda oyun oynayarak başa çıkar. Dil, kavram, vb. gelişimlerinin temel taşlarını oyun yoluyla kurar. Çeşitli toplumsal rolleri oyun yoluyla dener. Gerçek dünyada her zaman hazır bulamadığı uyarıcıları oyun yoluyla bulur. Kısacası, oyun herkes için olduğu gibi çocuk için de çok yararlıdır.

    Okul öncesi dönem çocukları çocuklar genellikle kendi kurallarını kendilerinin koydukları oyunları oynarlar. Bazı çocukların 2-3 yaşlarında veya 9-10 yaşlarında bir hayali oyun arkadaşı edinmeleridir. Bunun normal bir gelişim örüntüsü ve yararlı bir uğraş olduğu bilinmelidir.




+ Yorum Gönder