+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda Sanayinin Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Nevriye Uzun
    Üye

    Sanayinin Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi








    Sanayinin Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi







  2. Asel
    Bayan Üye







    Sanayinin Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi İle İlgili Bilgi



    Ülke ekonomisinin en dinamik ve üretken kesimi sanayidir. İhracatımızın % 90′ı sanayi ürünlerinden gerçekleşir. Sanayileşme ile birlikte daha önce dışardan ithal edilen mallar kendi ülkemizde üretilmeye başlanmış ve birçok insana iş alanı açılmıştır. Ayrıca dış ülkelere ihraç edilen ürünlerle ekonomiye büyük katkılar sağlanmaktadır. Sanayileşmeyle ülkemizdeki zengin hammadde kaynakları değer kazanmıştır. Ülkemizde sanayi daha çok tarıma bağlı olarak gelişmiştir. Son yıllarda Türkiye sanayi ülkesi olma durumuna geçmiştir.

    Ülkemizdeki sanayi tesisleri dengesiz bir dağılım göstermektedir. Sanayi tesislerinin büyük çoğunluğu Marmara Bölgesi’nde toplanmıştır. Ülkemizde sanayi kolları içinde ilk sıraları dokuma, tekstil, makina ve gıda sektörü alır.

    Türkiye’deki Başlıca Sanayi Kolları
    Endüstri kollarının dağılışında hammaddeye, enerji kaynağına, pazarlara ve ana ulaşım yollarına yakınlık önemli rol oynar.

    A. Besin Sanayisi
    Türkiye, bol miktarda ve çok çeşitli tarım ürünleri ürettiği için, besin sanayi de gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Besin sanayisi Türkiye’de en yaygın sanayi kollarından biridir.

    Un ve Un Ürünleri Sanayisi
    Buğday, Türkiye’de üretimi yaygın temel besin maddesidir. Bu nedenle un ürünlerine dayalı sanayi kuruluşları çok fazladır ve yaygındır. Bununla birlikte, un, makarna, irmik, bisküvi gibi hammaddesi tahıla dayalı fabrikalar en çok İç Anadolu Bölgesi’nde ve büyük kentlerde yer almaktadır.

    Süt ve Süt Ürünleri Sanayisi
    Bu sanayi alanının başlıca ürünleri; Pastörize süt, süt tozu, peynir, tereyağı ve yoğurttur. Süt ürünleri işletmeleri süt üretiminin fazla olduğu ve mandıracılığın yaygın olduğu Trabzon, Edirne, Tekirdağ, Erzurum, Erzincan, Kars gibi hayvancılığın geliştiği yerlerde ve İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Bursa gibi büyük kentlerin çevresinde bulunmaktadır.

    Yağ Sanayisi
    Ayçiçeği, zeytin, mısır, susam, haşhaş, soya fasulyesi, fındık, keten-kenevir ve pamuktan bitkisel yağ elde edilir. En çok üretilen yağ ayçiçek yağı ve zeytinyağıdır. Zeytinyağı üretiminde Türkiye, Dünya’da ilk sıralarda gelir. Ege Bölgesi’nin kıyı kesimi zeytinyağı sanayisinin en yoğun olduğu alanlardır. Çanakkale, Balıkesir, İzmir ve Gaziantep zeytinyağı üretim merkezleridir. Ayçiçek yağının üretimi en fazla Marmara Bölgesi’nde özellikle Trakya’da yaygın olarak yapılmaktadır.

    Konserve Sanayisi
    Meyve suyu, konserve, salça fabrikaları daha çok Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Türkiye’de sebze ve meyve konserveciliği ileri bir düzeye geldiği halde, konserve tüketimi beklendiği kadar artmamıştır.

    Bunun başlıca nedenleri;
    - Halkımızın meyve ve sebzeleri daha çok yaş olarak tüketmesi
    - Türkiye’de hemen her mevsimde taze sebze ve meyve bulunması
    - Halkımızın önemli bir bölümünün konserve ihtiyacını kendi üretimleriyle (salça yapma, sebze kurutma vb.) karşılamasıdır.

    Şeker Sanayisi
    Şeker pancarından, küp veya toz şeker elde etmeye dayanan şeker sanayisi, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri gelişme göstermiştir. İlk şeker fabrikası 1926′da Uşak’ta kurulmuştur. Şekerpancarı ekim alanları genelde fabrikalar çevresinde yoğunlaşmıştır. Türkiye’nin iklim koşulları şekerpancarı tarımına elverişli olduğu için şeker fabrikaları Türkiye’nin (kıyı kesimleri hariç) hemen her tarafına dağılmıştır. Ağrı, Kırklareli, Burdur, Muş, Afyon gibi yurdun dört bir tarafına yayılmış 30 civarında şeker fabrikası vardır.

    Çay Endüstrisi
    Türkiye çay işleme tesisleri, Doğu Karadeniz Bölümü’nün kıyı kesimlerinde yoğunlaşmıştır. Fabrikaların büyük çoğunluğu Rize Hindedir. Artvin, Trabzon ve Giresun illerinin kıyı kesimlerinde çay fabrikalarına rastlanır. Diğer tarımsal endüstri kuruluşlarına göre yayılış alanı en dar olanıdır.

    B. Tütün ve İspirtolu İçkiler Sanayisi
    Türkiye’de üretilen tütünün bir bölümü ihraç edilirken, bir bölümü de sigara fabrikalarında işlenmektedir. Samsun, Tokat, Adana, İzmir, Malatya ve İstanbul’da sigara fabrikaları vardır. Arpa, mısır, çavdar ve üzüm gibi bitkilerden ispirtolu(alkollü) içki imal eden küçük imalathanelerin yanısıra, İstanbul, İzmir, Ankara, Yozgat ve Tekirdağ’da rakı ve şarap fabrikaları vardır.

    C. Dokuma, Deri ve Giyim Sanayisi
    Türkiye’de işyeri ve çalışan işçi sayısı bakımından dokuma, deri ve giyim sanayi ilk sırada yer almaktadır.
    Dokumacılık sanayisinin ülkemizde en gelişmiş kolu pamuklu dokumadır. İç pazar, ihtiyacını karşıladığı gibi ihracata da yönelmiştir. Pamuklu dokuma üreten büyük fabrikalar İstanbul, Adana, Antalya, Tarsus, İzmir, Nazilli, Aydın, Manisa, Kayseri, Karaman, Konya Ereğlisi, Malatya, Erzincan ve Adıyaman’da bulunmaktadır.

    Yünlü dokumacılık; Daha çok iç pazar için üretim yapmaktadır ve fazla gelişmemiştir. Bu alanda üretim yapan büyük fabrikalar İstanbul, Hereke, Bursa, İzmir, Uşak ve Kayseri’dedir.
    Örme işleri (trikotaj); Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerdeki atölyeler de yapılmaktadır. Kazak, çorap, iç çamaşırı başlıca trikotaj ürünleridir.

    İpek dokumacılığı; Gemlik, Bursa ve İstanbul’da toplanmıştır. Suni ipek kullanımının giderek yaygınlaşması üzerine ipek dokumacılığı gerilemektedir. Ancak son zamanlarda ipek halı ticareti ipek dokumacılığını biraz da olsa hareketlendirmiştir.

    Hazır giyim sanayisi (konfeksiyonculuk); Son yıllarda büyük gelişme göstermiştir. Başta İstanbul olmak üzere, Bursa, İzmir, Ankara ve Adana’da büyük fabrikalar vardır.
    Ülkemizde dokumacılığın önemli üretim, alanlarından biri de halıcılıktır. Gerek el yapımı, gerekse makina üretimi halılarımız çok ünlüdür. Kula, Uşak, Gördes, İsparta, Bünyan, Konya, Sivas, Hereke başlıca halı üretim merkezleridir. El halıları daha çok Avrupa ve A.B.D’ye, makina halıları ise Orta Doğu ülkelerine ihraç edilmektedir.

    Deri ürünleri sanayi; istanbul’da yoğunlaşmıştır. Deri sanayi tesisleri İstanbul, İzmir, Kayseri, Erzincan ve Erzurum’da toplanmıştır.

    D. Maden Sanayi
    Madenlerin yer altından çıkarılması ve onların mamul veya yarı mamul hale getirilmesi faaliyetleridir. Maden sanayisinde, ilk akla gelen demir-çelik fabrikalarıdır. Türkiye’de kurulan ilk demir-çelik tesisi Kırıkkale’de hizmete girmiştir. Bu tesis daha sonra Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na devredilmiştir. Kırıkkale’deki fabrikada silah, çelik, pirinç, elektrik makinaları ve barut üretilmektedir.

    Türkiye’de bu alanda kurulan ikinci önemli tesis Karabük Demir-Çelik Fabrikası’dır. Daha sonra Ereğli Demir-Çelik Fabrikası ile İskenderun Demir-Çelik Fabrikası işletmeye açılmıştır. Batı Karadeniz Bölümü’ndeki Karabük ve Ereğli Demir-Çelik fabrikalarının yanında demir madeni çıkarılmadığı halde demirin işlenmesinde enerji kaynağı olarak kullanılan taşkömürünün burada olmasından dolayı fabrikalar bu bölüme kurulmuştur.

    Demir-çelik fabrikalarının dışında Seydişehir’deki alüminyum, Elazığ ve Antalya’daki ferro-krom, Ergani, Murgul ve Samsun’daki bakır tesisleri önemli maden sanayi tesislerimizdir.

    E. Makine Sanayi
    Savunma sanayine ait araçlar, elektrikli makineler, kara, demir, deniz ve hava yolu ulaşım araçları makine sanayinin başlıca kollarını oluşturur. Türkiye’de makine sanayinin en gelişmiş kolu otomotiv sanayidir. Bu sanayide traktör, kamyon, kamyonet, minibüs, |N otomobil gibi ulaşım araçlarının üretimi gerçekleştirilir. 1950′lerden sonra montajla başlayan otomotiv sanayisinde 1970′lerden sonra yerli üretim artmıştır. Otomotiv sanayisi Bursa, İstanbul, İzmit, Adapazarı, Adana, İzmir ve Gaziantep illerinde yoğunlaşmıştır. Ülkemizde demiryolu araçları üretimi Eskişehir, Adapazarı ve Ankara illerinde yapılmaktadır. Ülkemizde gelişme gösteren sanayi kollarından biri de gemi yapımıdır. Bu sektöre ait tersaneler İstanbul, İzmit ve İzmir’de yoğunlaşmıştır.


    F. Kimya Sanayi
    Üretim alanlarının çok çeşitli oluşu nedeniyle kimya sanayi ilaç, suni gübre ve petro-kimya sanayi gibi bölümlere ayrılarak incelenebilir. İlaç sanayi İstanbul, İzmir ve Ankara’da faaliyet göstermektedir. Suni gübre sanayi, Kütahya, İskenderun, İzmit, Elazığ, Gemlik, Samsun, Karabük, Bandırma, Mardin (Mazı dağı) ve Mersin’de gelişmiştir.

    Petrol rafinelerinin yakınlarında kurulan ve hammaddesi petrole dayalı ürünler imal eden petro-kimya endüstrisi kuruluşları da Batman, Mersin, İzmir, İzmit ve Kırıkkale çevresinde yoğunlaşmıştır. Batman Rafineri’sinin kurulmasında hammaddeye yakınlık etkili olurken diğerlerinin kuruluş yerlerinin belirlenmesinde ulaşım ve pazar şartları etkili olmuştur.

    G. Orman Endüstrisi
    Odunun hammadde olduğu en önemli üretim alanı kağıt endüstrisidir. Türkiye’de kâğıt üretimi tüketimi karşılamadığı için kağıt ihtiyacının bir kısmını ithalat yoluyla karşılar. Sanayileşmiş ülkelerin çoğunda, hammadde kaynaklarının önemli bir bölümünü kullanılmış kâğıt oluşturmaktadır. Böylece, orman kaynakları korunduğu gibi, çevre kirlenmesine de daha az meydan verilmiş olmaktadır. Ülkemizde bir yıllık bitkilerden kâğıt üretilebilecek tesislerin kurulması ve kâğıt üretiminde kullanılmış kâğıt kullanım oranının arttırılması yolunda çalışmalar sürdürülmektedir.

    Batı Karadeniz Bölümü’nde Bolu, Kastamonu ve Sinop çevresinde orman sanayisi oldukça gelişmiştir. Bu durum hammaddeye yakınlıkla ilgilidir.

    Başlıca kâğıt fabrikaları:
    - Giresun-Aksu
    - Zonguldak-Çaycuma
    - Muğla-Dalaman
    - Afyon-Çay
    - Kastamonu-Taşköprü
    - Silifke-Taşucu
    - Balıkesir’de bulunmaktadır





  3. Zeyneb
    Bayan Üye
    "Türkiye ve AB'de Tarımın Ekonomideki Önemi


    Tarım sektörü, dünyada olduğu gibi Türkiye ve AB ülkelerinin de birçoğunda; nüfusun gıda maddeleri gereksinimini karşılaması, tarıma dayalı sanayinin hammadde kaynağını oluşturması, belli bir kesime istihdam olanağı sağlaması, dışa bağımlılığın önlenmesi ve ödemeler dengesi üzerinde önemli etkilerinin olması vb. nedenlerle, ekonomide stratejik rol ve işlevini korumayı sürdürmektedir.

    Türkiye'nin 1984 yılında GSMH'da tarımın payı %17,7 iken, 2001 yılında %14'e 2003 yılında da %12.4'e gerilemiştir. AB'de 1962 yılında GSMH'da tarımın payı %11'den, 2001 yılında %1,9'a düşmüştür (TOBB, 2003, 126).

    Bu oranın Türkiye'de yüksek olması, tarımın günümüzde de önemini koruduğunu, AB'de azalması ise, tarımın giderek önemsiz hale geldiğini göstermektedir. Ancak; AB'de tarımın AB bütçesi ve mevzuatının yaklaşık yarısından fazlasını kapsaması nedeniyle, tarım halen önemli bir sektör olma niteliğini sürdürmektedir.Türkiye'de tarımda çalışanların sayısı 15 üyeli Toplulukta tarımda çalışanların sayısından fazla ve tarım sektöründe aktif nüfusu en çok olan ülkedir. AB üyeleri arasında, tarım sektöründe en fazla aktif nüfus Yunanistan'da ve en az aktif nüfus ise İngiltere'de yer almaktadır. Türkiye'de tarımda istihdam edilen nüfusun aktif nüfus içindeki payı 1998 yılında % 43 iken, bu oran azalarak 2003 yılında %33,9 olmuştur (TOBB, 2003, 120).

    Türkiye'de 1998 yılından 2005'e kadar geçen 7 yıllık süre içerisinde, Tablo 2'de ele alınan ekonomik göstergeler açısından tarım sektörünün payı azalmakla birlikte, halen önemini korumaya devam ettiği görülmektedir.

    Türk tarımındaki işgücü verimliliği, sanayileşmiş ülkelere göre dört ile on dört kat daha azdır. Bu sebeple Türkiye'de, tarım sektöründe işgücü verimliliğini artırıcı ve tarımsal nüfusun şehirlere göçünü önleyici acil tedbirleri, vakit geçirmeden yürürlüğe koymak gerekir (Karluk, 2002a, 192).

    Türkiye ve AB'de Tarım Sektörlerinin Karşılaştırılması

    Türkiye ve AB'nin tarım sektörleri tarımsal yapı, girdi kullanım düzeyi, bitkisel ve hayvansal üretim ve tarım politikaları açısından karşılaştırılmaktadır.

    * Tarımsal Yapıların Karşılaştırılması

    Türkiye ve AB ülkeleri arasında arazinin cinsine göre, ortalama tarımsal işletme büyüklüğü ile arazi mülkiyet ve tasarruf şekilleri açısından karşılaştırıldığında aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

    Arazinin cinsine göre dağılımına bakıldığında, Türkiye'nin tek başına AB karşısında önemli bir tarım arazisi varlığına sahip olduğu görülmektedir. 2001 yılı verilerine göre, Türkiye topraklarının % 34,4'ünü tarım arazisi oluşturmakta ve bunun % 69'ını ekilen tarla arazisi ve % 18,9'unu da nadas alanı olmak üzere % 87,9'unu işlenen tarım arazileri, % 3'ünü sebze bahçeleri, % 2'ini bağ, % 4,9'unu meyve ve % 2,2'sini de zeytin ağaçlarının kapladığı alan oluşturmaktadır.

    Türkiye'de ekilen ve nadasa bırakılan tarla arazisinin tamamı prodüktif tarıma elverişli değildir. Çünkü bu alanların bir kısmı özellikle 1948-56 yılları arasında, traktör sayısının hızla artması sonucu, çayır mera alanlarının aleyhine olarak genişleyen tarla arazileri olup, engebeli ve meyilleri yüksek arazilerdir.

    * 4. sınıf arazilerde, 1,5 milyon hektar alanda orman ve fundalık yer alırken, orman ve mera olması gereken 6,1 milyon hektar alan uygun olmamasına rağmen tarıma açılmıştır. 1-4. sınıf tarıma elverişli alanların bir kısmı tarım dışı amaçlarla şehirleşme ve endüstrileşme için kullanılmaktadır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın Organize ve Küçük Sanayi siteleri kurulmasına tahsis ettiği alanların % 62'sini, 1-4. sınıf araziler oluşturmaktadır

    AB ülkelerinde ise; genel olarak yüzölçümlerinin % 26.4'ü tarım arazisine, % 17.7'i de çayır ve mera alanlarına ayrılmıştır. Ülke bazında Tablo 3'deki rakamlar incelenecek olursa, tarım arazilerinin toplam yüzölçümleri içinde en fazla pay aldığı ülkeler sırasıyla Danimarka (% 53.4), İtalya (% 37.9) ve İspanya (% 36.6)'dır. Toplam yüzölçümü içinde tarım arazilerinin en düşük pay aldığı ülke % 6.1 ile İsveç'tir. Çayır mera alanlarının toplam yüzölçümleri içinde en fazla pay aldığı ülkeler ise sırasıyla İrlanda (% 47.5). İngiltere (% 46.3) ve Yunanistan (%39.0)'dır. Türkiye'nin tarım alanları AB'deki tarım alanlarının % 20'si kadardır (Eraktan, 2001, 78).

    Ortalama tarımsal işletme büyüklüğü açısından Tablo 4'deki rakamlar incelendiğinde, 1991 yılı verilerine göre Türkiye'de 4.068.432 adet tarım işletmesi 23.451.099 hektar alanda faaliyet yapmakta ve işletme başına 5.8 hektar arazi düşmektedir.

    Bu veriler, 1990'lı yıllarda Türkiye'de var olan küçük işletme tipinin yanı sıra, toprak dağılımında da dengesiz bir yapının söz konusu olduğunu göstermektedir. İşletmelerde uzmanlaşma yaygın olmayıp, genelde bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte yapıldığı karma işletme tipi ağırlıklı olarak görülmekte ve bunların da büyük bir çoğunluğunu aile tipi işletmeler oluşturmaktadır.
    Mevcut Miras Kanunu nedeniyle işletmelerin parçalanması ve giderek küçülmesi halen devam etmektedir. Kırsal alandaki yoğun nüfus artışı ve yasal yetersizlikler parçalanmayı teşvik etmektedir.

    2001 yılında ise, 3 075 516 adet tarım işletmesi 184 329 490 hektar alanda faaliyet göstermekte ve bu durumda işletme başına 59.9 hektar arazi düştüğü görülmektedir.

    Tarım işletmelerinin büyüklüğü modernizasyon, gübre, sulama gibi faktörlerin yanı sıra, üretim kapasitesini yakından ilgilendirmektedir. Tarım işletmelerinin küçülmesi, önemli ölçüde ölçek ekonomisi problemlerine neden olmaktadır. Veri teknoloji altında, üretimin artması halinde ortalama maliyetlerin düşmesi durumunu ifade eden ölçek ekonomileri, tarım işletmelerinin küçülmesi ile giderek önemini kaybetmekte ve üretim azalan verimlere doğru yönelmektedir.

    AB'de 1997 yılı verilerine göre, mevcut tarım işletmesi sayısı 6.954.300 adet, buna karşılık ekilen alan 128.691.000 hektardır. Bu durumda işletme başına düşen arazi genişliği 18,5 hektardır.

    AB ülkelerinin kendi aralarında da, tarım işletmelerinin büyüklüğü açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. İşletme başına düşen arazi miktarının en yüksek olduğu ülkeler sırasıyla İngiltere, Lüksemburg ve Fransa, en düşük olduğu ülkeler ise Yunanistan, İtalya ve Portekiz'dir. İşletme başına düşen arazi miktarı İngiltere'de 69.3 hektar, Lüksemburg'da 42.5 hektar, Fransa'da 41.7 hektardır. Buna karşılık işletme başına Yunanistan'da 4.3 hektar, İtalya'da 6.4 hektar ve Portekiz'de 9.2 hektar arazi düşmektedir.

    AB ülkelerinden sadece Yunanistan'da, işletme başına düşen arazi varlığının Türkiye'ye oranla daha az olduğu görülmektedir.

    Birliğe üye ülkelerde tarımsal işletme sayısı zaman içerisinde azaltılarak ortalama tarımsal işletme genişliği arttırılmaya çalışılırken, Türkiye'de son tarım sayımına kadar geçen sürede işletme sayısında artış görülmekle birlikte parçalanma nedeniyle, işletme genişliği sürekli azalmaktadır. AB'de ortalama işletme büyüklüğü 16.4 hektar ile Türkiye'nin 2.8 katı büyüklüğe sahiptir (Soydemir, 2004, 33).

    Tarımsal yapının diğer bir göstergesi olan arazi tasarruf şekilleri açısından da AB ve Türkiye arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Türkiye'de mülk arazi tasarruf şekli AB'den daha yaygındır.





+ Yorum Gönder