+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler?








    Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler. bunun dışında dünya üzerinde yaklaşık olarak kaç tane piramit vardır ve bu piramitlerden en önemlileri hangileridir isimleri var ise isimleri nelerdir. son olarak piramitler nasıl yapılmıştır kısaca açıklayalım.







  2. Dangerus
    Yeni Üye





    Yaklaşık olarak İÖ 450'de, Heredotos, bütün hazinesini tü*ketince, kız kardeşini belli bir miktar getirmesini emrederek, bir geneleve gönderecek kadar soysuz bir firavun olan Khufu hak*kında anlatılan bir öyküyü nakletmişti. Sadık kız kardeş denile*ni yapmıştı. Ama yattığı erkeklerin sayısının dışında, başka bir şeyle anımsanacağı umuduyla, yattığı her erkekten kendisine bir taş hediye etmesini de istemişti. İşte Nil nehri yakınlarındaki Gazze platosunda hala ayakta duran dev piramitlerden birini bu taşlarla inşa ettirmişti!
    Heredot yazdığı sırada, piramitler birkaç bin yıllıktı. Bunun*la birlikte, o zamandan günümüze kadar geçen iki bin küsur yı*la rağmen, pipamitlerin kökeni konusunda garip teoriler hiç ek*sik olmadı.
    Bazı Ortaçağ yazarları, piramitlerin Kutsal Kitap'ta söz edi*len Yusuf'un Mısır'da bolluk yıllarında tahıl depolamak için kullandığı tahıl ambarları olduğuna inanıyorlardı. Son zaman*larda, piramitlerin güneş saati ve takvim, astronomi gözlemev*leri, gözlem araçları ve UFO'lar için yer istasyonları oldukları söylenmiştir.
    En yaygın kabul gören teoriye göre, piramitlerin firavun me-

    zarları olduğunu Heredot bile biliyordu. En saygın eski Mısır bi*limcilerin bu teoriye hala inanmaları nedensiz değil. Piramitler, Mısır mitlerinin hem güneşin batışı hem de ölümden sonraki ya*şam yolculuğuna bağladığı Nil'in batı yakasında dizilidir. Arke*ologlar yakınlarda firavunların öbür dünyaya yelken açtıkları tö-rensel cenaze gemilerini bulmuşlardı. Piramitler firavun sara*yındaki çeşitli görevlilere ait olduğu sanılan diğer mezarlarla çevrilidir.
    En etkili olanı da, birçok piramidin içinde taş lahitler ya da tabutların bulunmasıdır. On dokuzuncu yüzyılda, lahitlerin üzerlerindeki ya da çevrelerindeki hiyeroglif yazıların, firavun*lara bir dünyadan ötekine geçişte yardım etmek amacıyla hazır*lanan büyüler olduğu anlaşılmıştı.
    Gel gelelim mezar teorisi, çok önemli bir kanıttan yoksundu; bir kere, bunların içinde gömülü hiç kimse yoktu. On dokuzun*cu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başlarında, kaşifler ve daha sonra arkeologlar art arda piramitlere girdiler. (Nil Vadisi bo*yunca çeşitli durumlarda seksenden fazla piramit vardır; çöl kumları altında gömülü başka piramitler de olabilir.) Bu araştır*macı ve arkeologlar, firavun tabutları sandıkları tabutlar buldu*lar, soluklarını tutup açtıklarında -her seferinde- içlerinin boş ol*duğunu gördüler.
    Boş mezarlar hep piramitlerin soyulmasıyla açıklanmıştı. El*bette, mezar soyguncularının çoğu, firavunların cesetlerinin de*ğil, hazinelerinin peşindeydi. Ama cesetlerin gerektiği gibi sak*landıkları yerleri bulmak için zaman harcamayacaklarının söy*lenemeyeceği gibi, saf altınla kaplı herhangi bir mumyayı geri*de bırakacakları da söylenemez.
    Tik mezar soyguncularının eski Mısırlıların kendileri olduğu*nu, onları kandırmak için büyük çaba harcanmasından çıkarıyo*ruz. Örneğin, Hawara'da III. Amenemhet piramidinde, giriş hiç-

    bir yere çıkmayan dar bir geçide götüren küçük boş bir odaya çı*kar. Bu geçidin tepesinde yirmi iki tondan ağır çeken dev bir taş vardır. Kaygan iniş yolu izlenince tekrar hiçbir yere çıkmayan bir üst koridorla karşılaşılır. Bir duvarda gizli bir tuğla kapı, üçüncü bir geçide açılır, sonra bir ön odaya ve en sonunda me*zar odasına ulaşmadan önce, eğik iki tavan bloğu daha geçilir.
    Gene de tüm bunlar boşunaydı; Mısırlı mezar soyguncuları*na engel olunamıyordu. Bu adamların kararlılıkları, sadece arke*ologları değil, dokuzuncu yüzyıl Arap yöneticisi Abdullah Al Mamun gibi geleceğin hazine avcılarını da düş kırıklığına uğra*tacaktı. Abdullah Al Mamun, geride Khufu'nun Büyük Pirami-ti'ne ilk keşif seferi olduğunu düşündüğü gezisi hakkında ayrın*tılı bir rapor bırakmıştı. Kafileyi bir dizi sahte geçit ve kapalı ga*lerilerde dolaştırdıktan sonra, en sonunda boş lahitlerden başka bir şey bulamadığı mezar odasına ulaşmıştı.
    Napoleon'un fethinden sonra, Mısır'a giden Avrupalı kaşif*ler, mücevherlerden çok kesme taşlarla ilgilenmelerine karşılık, firavunların anıtlarına onların Mısırlı ve Arap torunlarından an*cak biraz daha fazla saygılı davrandılar. 1818'de sonradan kaşif olan eski bir İtalyan sirk göstericisi Giovanni Belzoni, .Khu*fu'nun oğlu Kefren'in piramit duvarlarını aşmak için koçbaşı kullanmıştı. Belzoni Londra'da yaklaşan sergisi için malzeme toplamakla uğraşırken, mezar odası olduğu düşünülen odalarda ceset arayacak kadar uzun süre kalmıştı. Bulduğu tek kemik ka*lıntısı, belki de firavunun cesedini kaçıran bazı eski soyguncular tarafından bir tür adak amacıyla lahite atılan bir boğaya aitti.
    Hazine ve ceset arayışı 1923'te, İngiliz arkeolog Howard Carter, Tutankhamon'un mezarını keşfettiğinde başarıya ulaştı. Carter'ın bulduğu muhteşem ve el değmemiş hazine düşünülür*se, "Kral Tut" şimdi, haklı olarak belki de en ünlü firavundu. Hazine, som altından bir tabut ve firavunun cesedi üzerinde al*tın bir masktan oluşuyordu.
    Ne yazık ki, bu keşif piramitler hakkında hiçbir şeyi kanıtla*madı, çünkü Tutankhamon bir piramit içinde gömülü değildi. Mezarı Mısır'ın Krallar Vadisi'ndeki kayaların içine oyulmuştu.
    Carter'ın ekibini daha da şaşırtan şey, seferi finanse eden Kont Carnarvon'un ölümüydü. Carnarvon, Krallar Vadisi'ne vardıktan hemen sonra, Kahire'de ölü bulunmuştu. Mezara gir*miş olan diğer iki kişi de -önce Louvre Müzesi'nde Mısır antik eserleri bölümünün başkanı, sonra da New York Metropolitan Sanat Müzesi'ndeki Mısır antik eserlerinin korunduğu bölümün başkan yardımcısı- kısa süre sonra ölmüşlerdi.
    Kaçınılmaz olarak, bu ölümler "firavunun laneti" konusunda her türden saçma sapan spekülasyona yol açmıştı. Bir spekülas*yona göre, Carter mezarda üzerinde "Firavunun huzurunu kim bozarsa, ölümün kanatları onu ortadan kaldıracaktır" yazılı bir tablet bulmuştu.
    Lanet olsun olmasın, arayış sürüyordu.
    195 2'de, Tutankhamon'un mezarının keşfinden sadece iki yıl sonra, George Andrew Reisner liderliğindeki Amerikalı ar*keologlardan oluşan bir ekip, Khufu'nun Büyük Piramiti'nin ta*banı yakınlarında çalışıyordu. Makinenin ayaklarını yerleştir*meye çalışan bir fotoğrafçı, rastlantı eseri kayada kesilmiş gizli bir kapının sıvasından bir parçayı kazıdı. Böylece yukarıdan aşağıya taş duyarla kaplı otuz metre yüksekliğinde sütunun bir parçası ortaya çıktı. Dibe ulaşmak iki hafta aldı.
    Orada Reisner, Khufu'nun annesi Kraliçe Hetepheres'in ta*butunu buldu. Mezar o zamana kadar çok iyi gizlenmiş olduğun*dan, Reisner el değmemiş bir gömüt ile karşılaşacağını umar*ken, lahit boş çıkmıştı. Sadece yaşadıkları düş kırıklığını atlat*tıktan sonra, arkeologlar odanın duvarında, arkasında küçük bir sandık buldukları sıvalı bir kısmın bulunduğuna dikkat ettiler. İçinde kraliçenin mumyalanmış iç organları vardı.

    Reisner'in tahmini -aklına bundan başka bir şey gelmediğini itiraf etmişti- kraliçenin önceden başka bir yerde gömülü olma*sı gerektiğiydi. Demek ki, soyguncular mumya sargılarının al*tındaki mücevherleri almak için kraliçenin cesedini kaldırdıktan sonra, kalıntıları kocası ve oğlunun yanına tekrar gömülmüş ol*malıydı.
    Bir piramit içinde el değmemiş bir gömüt bulma umudu 1951 'de, eski Mısır bilimcisi Mısırlı Zekeriya Goneim, Giza'nın dokuz kilometre güneyinde Sakkara'da eskiden bilinmeyen bir piramidin kalıntılarını bulduğunda yeniden canlandı. Bu piramit daha önce hiç dikkat çekmemişti, çünkü yapımcıları daha sonra çöl kumlarının örttüğü temelden başka bir ilerleme kaydedeme-mişlerdi. Başlangıçta, Goneim yarım kalmış bir piramidin sade*ce bir firavun kalıntısı bulunursa önem kazanabileceğini düşün*dü. Ama bir tünelin içinde dar bir geçidi izlerken umutları art*mıştı. Üç taş duvar boyunca kazarken, daha da heyecanlanmış*tı; en başta, bu yol üzerinde hiçbir soyguncu bir mezarı yeniden kapatacak zamanı bulmuş olamazdı. Piramitte mücevherlerin bulunması, nihayet burada soyguncuların hiç erişemedikleri bir mezar olabileceğini gösteriyor gibiydi.
    En sonunda, Goneim, hakkında çok az şey bilinen ama gene de bir firavun olan Sekhemkhet'e ait olduğunu bulduğu bir me*zar odasına ulaştı. Goneim altın bir lahdi bulduğunda, o ve mes*lektaşları danfs edip ağlayarak birbirlerini kutladılar. Birkaç gün sonra, Goneim bilim insanları ve gazetecilerden oluşan seyirci*lerin önünde tabutun açılmasını istedi.
    Tabutun boş çıkması yeni bir şok yaratmıştı.
    Mezarında bir firavun bulunmaması, birçoğu eski Mısır bi*limcilerinin piramitlerde gördüğü matematik düzenliliklere da*yanan sayısız teorinin doğmasına neden oldu. Örneğin, on doku*zuncu yüzyılda, İskoçyalı astronom Charles Piazzi Smyth, Bu


    yük Piramit'in yeryüzünün çevresini ölçmek için bir model ola*rak kullanıldığını "keşfetti." Ne yazık ki, Piazzi Smyth'in dik*katli hesaplamaları, büyük miktarda molozun piramidin tabanı*nı hala kapladığı bir zamanda yapılan ölçümlere dayalıydı.
    1974'de, fizikçi Kurt Mendelssohn, piramitlerin mezarlardan çok, kamu işleri projeleri olduğunu ve dağınık kabileler halinde*ki Mısırlılara ulusal bir kimlik kazandırmayı amaçladığını öne sürdü. Mendelssohn'un teorisi sadece cesetlerin bulunmayışını değil, mezar teorisinin bir başka çetin sorununu, yani birçok fi*ravunun neden birden çok piramit yaptırdığını da açıklıyordu. Örneğin, Khufu'nun babası, Snefru'nun üç piramidi vardı; öldü*ğünde cesedinin bunların arasında dağıtılmasını istediği kolay kolay düşünülemez. Khufu'nun kendisinin sadece bir piramidi vardı ama burada yeraltı odaları olarak tasarlandığı görülen üç oda bulunuyordu.
    Birçok savunucusu olan bir başka teori, piramitlerin anıt ol*duğunu söylüyordu -bunlar ölen firavunların anıtlarıydı ama soygunculardan uzak tutmak için başka yerlere gizlenen gerçek mezarları değildi. Cenaze takı ve süslerinin bol miktarda bulun*masına karşılık, cesetlere rastlanmayışınm nedeni buydu.
    Yine de, eski Mısır bilimcilerinin çoğunluğu, başka amaçla*ra hizmet de etmiş olsalar, piramitlerin en başta mezar olarak in*şa edildiğine inanmaya devam ediyorlar. Bunlar daha alt düzey*de görevlilere*tot olan diğer mezarlarla çevrilidir. Eski ve yeni soyguncular onların kalıntılarının çoğunu çaldıysa bile, firavun*ların cesetleri eskiden buralarda bulunuyordu.
    Üzerinde uzlaşılan görüşe göre, piramitleri en iyi, bugün (içinde cesetlerin bulunduğu) 'mastaba' denilen ker***ten dik*dörtgen şeklindeki, düz tepeli mezarlarla başlayan mimari iler*lemenin parçası olarak anlayabiliriz. Daha sonra, mimarlar bir düz tepeli yapıyı diğerinin üzerine yerleştirmeye başlamışlar, en ünlüsü Kahire'nin güneyinde, Sakkara'da hala ayakta duran


    "basamaklı piramitler" olarak bilmen yapıları yaratmışlardı. En sonunda, birisi basamakları doldurmayı akıl etmiş ve belki de Sakkara'nın altmış kilometre kadar güneyine düşen Meidum'da bilinen tam piramit doğmuştu.
    Arkeolojik gelişme, tanrıbilimsel değişikliklerle çakışmıştı. Mastabalarda bulunan metinler, firavunun gökyüzüne piramitle*rin basamaklarını tırmanarak çıkacağına inanıldığını gösteriyor. Gerçek piramitler döneminden kalma daha sonraki metinler, gü-neş-tanrı tapımını yansıtıyor ve firavunları güneşin ışınlarına yükselirken betimliyordu. Güneş ışınlarının yeryüzünü aydınlat*masına benzetildiği kadarıyla, piramidin eğimli kenarları, gök*yüzüne açılan yeni yoldu.
    Güneş tapımı Mısırlı mimarlara piramitleri tasarlamak için esin vermiş miydi? İlk bakışta, sadece bir merdivenin artık gök*yüzüne ulaşmanın pratik bir yolu olarak görülmemesi nedeniy*le, tonlarca taşın çıkarılması, taşınması ve yerlerine yerleştiril*mesi olanaksız görünüyor. Ama 4500 yıl sonra bizim için bunu kavramak ne kadar zor olsa da, Mısır halkı bunun çabaya değdi*ğini düşünmüş olmalıydı. (Ve piramitleri Yahudi köleler inşa et*tiği şeklindeki yaygın inanışa rağmen, bunları yapan Mısırlı-lar'dan başkaları değildi.)
    Mısır uygarlığından kalan hemen hemen her şey ölümle ilgi*lidir. Ölümün dinlerinin, edebiyatlarının, sanatlarının belirleyi*cisi olduğu anlaşılıyor. Firavunlar için, ölümden sonraki yaşam, ister merdivenlere tırmanarak olsun, ister güneş ışınları yoluyla olsun, açıkça çok somut bir amaçtı. Bu nedenle, eski Mısır uy*garlığını günümüze taşıyan bu anıtların, ölülerine bir yuva bul*mak amacıyla yapıldığını neredeyse kesin bir biçimde söyleye*biliriz.
    Kyanak: Tarihin büyük sırları




  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Piramitler bilindiği gibi çok ilginç ve de çok farklı yapılardır. bunun dışında bilindiği gibi bu yapıtlar yani piramitler o zamanlar firavun ve onların eşleri için yapılmakta idi.bunu dışında bilindiği gibi bir piramitin sadece bir taşı tam olarak 20 tondur. son olarak Keops Piramidi Mikerinos Piramidi gibi piramitler en önemli piramitlerdir.




+ Yorum Gönder


firavunlar piramitleri neden inşa ettirdiler