+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Fuzuli divanının osmanlıca yazılışı, tasavvufun amacı vikipedi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Fuzuli divanının osmanlıca yazılışı, tasavvufun amacı vikipedi








    Osmanlıca da Fuzuli divanının yazılışı nasıldır? Ayrıca tasavvufun amacı nedir? hakkında kısaca bilgi verirseniz sevinirim.







  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    Tasavvuf(Tarikat) nedir?



    Tarikatın kelime anlamı yoldur.Dini manada ise Allaha giden yol demektir.Tarikat ve tasavvuf anlam itibariyle ayrı olsada gerçek anlamda birdir.Tabi öncelikle o tarikatın kuran ve sünnete mutabık olması şarttır.Tarikat demek ayrı bir din demek değildir.Tarikat bir yetiştirme okuludur.Dini bir anayasadır.



    Tasavvuf olsun, tasavvufun içindeki yöntemler olsun,

    bir amac degildir, ihlası kazanmak için bir aractır..

    Asıl olan (Şeriatın)Kuran- sünnetin kendisidir. Yaşamaktır



    İnsanı Namazda ilerletmeyen bir tasavvuf anlayışı olabilir mi?

    Elbette ki olmaz. Eger, Tasavvufi yöntemlerden yararlanarak

    kuran ve sünneti yaşarsanız, imani bir zirve yapabilirsiniz..

    Tasavvufun amacı Kuran ve sünneti yaşatmaktır..

    Mesela namazın hakikatine kavuşturur.

    Hem de, imanı kurtaracak en alt seviyeden tutun da, en üst maximum seviyeye kadar.



    Tasavvuf, kuyumcu dükkanının yanındaki ,

    oyuncakcı dükkanı degildir,

    Kuyumcu dükkanının önündeki kırmızı halılarla döşenmiş korkulukları çok süslü merdivenlerdir..

    Merdiven ve halılı yol, insanı o kuyumcu dükkanına götürür

    ve manevi zenginlige kavuşturur..

    Dükkandan dışarı çıkarak merdivenin başına gelen ve

    bizim elimizden tutarak, merdivenleri çıkmamıza yardım eden

    ve (kuran-sünet) dükkanının içine götüren kişi ise mürşidi kamildir.



    Şimdi mezhep imamlarının görüşlerine bakalım,Maliki mazhebinin imamı İmamı Malik (R.A) şöyle buyuruyor;



    ”Kim tasavvufun öğrettiği ahlak ve manevi hal ilmiyle yetinip fıkıh öğrenmese,dinden çıkacak işler yapar,zındık olur.Kimde fıkıhla yetinir ahlak ve manevi halleri öğreten tasavvuf ilmini öğrenmese büyük günahları işler fasık olur.Her iki ilmi öğrenen kimse gerçek Müslüman olur.”



    İmam Şafii (R.A) ise şöyle der;

    “Hem fakih ol hem mutasavvuf,sakın birisiyle yetinme.

    Bu sana hak için bir nasihattir,dostum incinme.

    Sadece fakih olanın kalbi katı olur,tadamaz takvayı

    Öbürüde cahil kalır,nasıl yapar ıslahı.



    Ayrıca şu mutasavvufların meclisleriden ne istifade ettin? diye sorulunca

    İmam Şafii (R.A) şöyle cevap verir;

    En fazla şu sözlerden istifade ettim ”vakit bir kılıçtır,sen onu kesmesen o seni keser.yani sen vakitten istifade etmesen,o senin ömründen bir parça kesip atar.Sen nefsini hayırlarla meşgul etmesen,o seni kötülüklerle meşgul eder.



    İmam Azam Ebu Hanife (R.A) “Ömrümün son iki yılı Caferi sadıka müntesib olmasaydım helak olmuştum buyuruyor..”



    İmamı Ahmed Bin Hanbel (R.A)

    “Mutasavvuflar bildikleriyle amel ederek bize üstünlük sağladılar.bizler zahiri ilmi belki onlardan daha iyi biliriz ama onlar Allahu taalayı bizlerden daha iyi tanımaktadır” buyurmuştur.




  3. Harbi @ kız
    Bayan Üye
    Bazı insanlar şunu sorarlar; Asrı saadet döneminde tasavvuf,tarikat ve şeyh varmıydı?

    Evet şeyh,mürşit,tarikat ve tasavvuf kelimeleri asrı saadet döneminde yoktu.fakat bunlarla anlatılan her şey vardı.o devirde iman,ihlas,ibadet,amel,takva,edep,hizmetgibi dinin bütün emirlerinin üzerinde aynı derecede duruluyor ve gereyi yapılıyordu.zaten hepimizdende istenen bunlar değimli?ancak,zaman içinde ümmet belirli vazifeleri yerine getirdi,fakat bir çok ilahi emri ya ihmal yada terk etti.işte ihmal edilen bu vazifelerin başındakalbe ait ilimler,edepler,hal ve ahlaklargeliyordu.namaz,hac,zekat,oruç ve kurban gibi zahirdeki ibadetlere sahip çıkılıyor,fakat yakin,ihlas,huşu,huzur,rıza,zikir,şükür,sabır,teve kkül,tefekkür,murakabe gibi kalbe ait ibadet ve ahlaklar üzerinde pek durulmuyordu.

    Yine Müslümanlar genellikle içki,kumar,hırsızlık,faiz,rüşvet,yalan, gibi görünen ve bedenle yapılan günahlardan uzak durmaya çalışıyordu.fakat çoğunluk kibir,haset,benlik,gösteriş,gaflet,aşırı dünya sevgisi,,ölümü unutma,ilahi rahmetten ümidini kesme,halka bel bağlama,eşya ve varlığa güvenme,tövbeyi terk,kader ve kazaya itiraz gibi kalple işlenen ve görülmeyen büyük günahlara gerekli duyarlılığı göstermiyorlardı.



    İşte gerçek sufiler,rabbani alimler,kamil mürşitler bu eksikliği gidermek,Müslümanları gafletten uyandırmak,dışı gibi içinide güzelleştirmek ve dini ihlasla bütünüyle yaşamak için gayret ettiler.Öncelikle kalbe yöneldiler,nefsin terbiyesi ile meşgul oldular,ilahi sevgiye ulaşmanın yollarını aradılar.Buna mani olan şeyleri tespit ettiler.Kalple Allah arasına giren engelleri temizlediler.Böylece güzel kulluğun yolunu açtılar.



    Tasavvufun yöneldiği ilme,irfana hakikate,edebe,feyze,sevgiye ve hizmete en fazla alim olanlar muhtaçtır.Çünkü alimin dini bizzat yaşama yanında onu tebliğ ve temsil etme görevide vardır.İslam alimi kendisini değil Hz. Peygamberi temsil eder,etmelidir.Dinin zahiri ve Batıni yönü aynı derecede önemlidir.Din birinci derecede kalbe hitap eder,kalbin ıslahını ele alır ve her şey kalbe göre şekillenir,değerlenir,değerlendirilir.



    Tasavvufun yöneldiği ilim ve ahlak dinimizin her müminden istediği ilim ve ahlaklardır.Ümmetin bu ilim ve ahlakları öğrenmesi ve yaşaması gerekir.Bunu öğretecek ve o yolda örnek olacak ilk önce alimlerdir.Alimin edebi ilminden fazla olmasa,faydası az olur.Edep,Allahın boyasıyla boyanmaktır.Edep,içi ve dışıyla Allah adamı olmaktır.Edep kalp,gönül,fikir,fiil,dil,ahlak ve bütün bir hayat ile Efendimiz s.a.v’e harfiyen uymaktır.



    Tasavvuf,baştan sona edep okuludur ve terbiye mektebidir.Sevgi merkezi ve hizmet ocağıdır.Kuran ve sünnet edebinin kalbe işlendiği,hayata nakşedildiği bir sanattır,Yani insan mimarlığıdır.O sistemde kamil insan yetişir,Allah dostluğu kazanılır,ilahi aşk tadılır,insanın kalbi işletilir,ruhu terakki ettirilir,nefsi arındırılır,huyu güzelleşir,kısaca insan melekleşir.İşte böyle bir insan yeryüzünde yüce Allahın halifesi ve şahidi olur.bu sıfat önce alimlerde bulunmalıdır.Çünkü asıl vazife onlarındır.



    Şu nokta inkar edilemez bir gerçektir ki; İnsan usta bir marangozun yanında staj görmeden bu mesleği öğrenemez.Marangozlukla ilgili aletleri eline alıp onlar gibi ustalıkla kullanamaz.Bunun için mutlaka usta bir marangozun yanında çalışmak ve mesleğinin inceliklerini öğrenmek gerekir.Terzilik ve diğer sanatlarda aynı bunun gibidir.Onlarında araç ve gereçlerini kullanmak için ustasına ihtiyaç vardır.Bundan dolayıdırki tasavvufu anlatmak yetmez,yaşamak lazımki içindeki lezzetin ve maneviyatın ne olduğu o zaman anlaşılır.



    Büyük müceddid imam rabbani (K.S) şöyle buyurur;

    ”Hakikaten dini yaşamak ve şeraite uygun hareket etmek ehli sünnet vel cemaat yoluna girmeğe bağlıdır.Veliler kurtuluş fırkasını temsil ederler.Bu büyüklere tabi olmadan kurtuluş çok zordur.Bunların davet ettiği hak yola uymadan kimse felaha eremez.akla,nakle ve keşfe dayalı deliller bunu ispat etmiştir.Bu gerçek hiç değişmez.Bütün hal ve hayatları sıratı müstakim olan bu zatların takip ettiği edep yolundan azıcık olsun uzaklaşan kimselere yanaşmamalıdır.Böyle kimselerin sohbeti insan için öldürücü bir zehirdir.Onlardan sakınılmalıdır.”



    Bu yolun büyüğü Şahı Nakşibend Hazretleri de şöyle buyurur; ”Yolumuza girmek isteyen ve bize katılmak isteyen kişinin yapması gereken,sohbetimizin tesiri oluncaya kadar bizimle beraber olmasıdır.Çünkü bu beraberliğin sonucunda kendisinin yeteneği ortaya çıkar.Yolumuz çok ender bulunan kıymetli bir yoldur.Bu yol kopmaz sağlam bir kulp durumundadır.Bu yol hazreti Peygamberin yoluna dört elle sarılmak ve Ashabı kiramın izini takip etmeğe dayanır.Bizim sohbetimize katılanların kalbine ilahi muhabbet tohumları ekilir.Bize düşen görev,müritlerin kalplerindeki kirleri gidermek,kalpte ilahi tohumların gelişmesini engelleyen zararlı maddeleri temizlemektir.Kalplerinde muhabbet tohumu olmayan kimseler için yapmamız gereken,onların gönüllerine ilahi muhabbet tohumlarını ekmemizdir.Eğer bu kimseler elden geldiği kadar hallerini korumaya özen gösteriyor ve feyiz almak için,nefsin engellerini aşmak için çaba harcıyorlarsa,bu durumda bize düşen vazife,feyiz ve şefkatle onların terbiyesi ile meşgul olmaktır.Bu terbiye gece gündüz devam eder.Onların bize uzak veya yakın olmaları fark etmez.”



    Şeyh Muhammed Elhaznevi (k.s) şöyle buyurur ;

    ''Bu yolu tatmayan anlayamaz, tadan ise almak için ruhunu verir.'' Tasavvuf İslam'ın özü, atan canlı kalbi,hatta tasavvuf Islam'ı en güzel bir sekilde yasamaktir.Dolayisiyla Hazreti Peygamber'in dinine, sünnetine ve şer'i şerifine muhalif olan herhangi bir tarikat yalandır, batıldır.İnsanlarin böyle bir yola ve tarikata girmeleri ve onu kendilerine ittihaz etmeleri uygun ve caiz degildir.´





    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    (Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi.)





    Arifler demişlerdir ki: “Kendi başına büyüyen ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez. Bir edeb ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine yetmez.”





    Bediüzzaman hazretleri de Şöyle buyurur;



    ''Ehli sünnet vel cemaatin bir kısım zahir alimleri ile,ehli sünnet vel cemaate mensup bazı siyaset ehli gafil insanlar,tarikat ehli içinde gördükleri bazı suistimalleri ve hataları bahane ederek,o muazzam hazineyi kapatmak,tahrib etmek ve bir nevi ab-ı hayatı dağıtan o kevser kaynağını kurutmak için çalışıyorlar.Oysa eşyada kusursuzluk sözkonusu değildir.Ehil olmayanlar bir işe girseler,elbette suistimal edebilirler.Fakat cenabı hak,ahirette,amellerin muhasebesi dusturiyla,rabbani adaletini,hasenat ve seyyiatın muvazenesiyle gösteriyor.Seyyiat üstün gelse cezalandırır,reddeder.Hasenat galip gelse mükafatlandırıyor.Madem,ilahi adalet böyle hükmeder ve hakikat dahil bunu hak görür.Tarikatın yani sünneti seniyye dairesindeki tarikatın-hasenatının seyyiatına üstün geldiğine delil tarikat ehlinin,dinsizliğin hucumu zamanında imanlarını koruyabilmeleridir.Sıradan,samimi bir tarikat ehli,zahiri bir ilim ehlinden çok kendisini muhafaza edebilir.O tarikat zevki sayesinde ve evliyaya duyduğu muhabbet yönüyle imanını kurtarır.Günahlarla fıska girebilir ama asla dinsiz olmaz.Şiddetli bir muhabbet ve metin bir itikadla kutup olarak gördüğü meşayih silsilesini,onun nazarında hiç bir kuvvet çürütemez.

    139.NURSİ.1.CİLT.S.562

    tasavvuf risalesi





    İmâm-ı Gazâli Hazretleri

    Hicri beşinci asrın en büyük âlimlerindendi ve kendisine “Hüccetül-İslâm” ünvanı verilmişti. Zamanın en büyük ilim merkezi olan Nizamiye medresesi’nde yüzlerce talebe okutuyordu, yüzlerce âlim yetiştirdi. Yaşadığı devrin bütün ilimlerine vukûfiyet kesbetmişti.



    Buna rağmen içindeki boşluğu dolduramıyordu, bir türlü tatmin olamamıştı.

    Nihayetinde tasavvufa yönelmiş, on yıl kadar süren bir inziva hayatına çekilmiş, seyr-ü sülûk yolundaki zevki tattıktan sonra durumunu şu şekilde dile getirmiştir:



    “Sonra kendi durumuma baktım. Bir de ne göreyim! Dünyevî alâkalar içine dalmış batmışım. Bu alâkalar beni her taraftan sarmışlar. Yaptığım işlerimi gözden geçirdim. Onların en güzeli tedris ve tâlim idi. Fakat bu sahada da ehemmiyetsiz, âhiret yoluna faydası olmayan ilimlerle meşgul olduğumu anladım. Tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızâsı için değil, mevki ve şöhret kazanmak gayesi ile olduğuna kanaat getirdim. Bu hâlimle uçurumun kenarında bulunduğuma, eğer durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanaat getirdim.”



    “Yakinen anladım ki, sûfiler hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkları ahlâkların en temizidir.



    Dünyadaki bütün akıllı insanların akılları, hikmet sahiplerinin hikmetleri, şeriatın bütün teferruatını bilen zâhir ulemâsının ilimleri, onların gidişat ve ahlâkından bir şey değiştirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere bir araya gelseler, buna muvaffak olamazlar.



    Onların zâhir ve bâtınlarındaki hareket ve duyguların hepsi, Nübüvvet kandilinin nûrundan alınmıştır. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan başka hidâyet rehberi, nûr kaynağı yoktur.”




+ Yorum Gönder