+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Edebi metin nasıl bir iletişim aracıdı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Edebi metin nasıl bir iletişim aracıdı








    Edebi metin nasıl bir iletişim aracıdır? Kısaca edebi metinler hakkında bilgi verir misiniz?







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Edebi metin nasıl bir iletişim aracıdı


    Edebi metin nasıl bir iletişim aracı


    Edebiyat: Nazım ve nesir yoluyla hale ve duruma göre söylenen ya da yazılan zarif, ölçülü, ahenkli, dil kurallarına uygun sözler veya bu çerçevedeki sözlerden bahseden ilimdir.
    Edebiyat; aslında terbiye nezaket, zarafet ve haddeden geçme kıvama erme gibi manalara gelen "edeb" kökünden gelmektedir. Ama daha çokta insanın hayat tarzı yaşama üslubu, şekliyle alakalı ve onun duygusal, ruhi hayatının geliştirilmesine vesile olacak bir araç diye yorumlana gelmiştir.
    Edebiyat, Arapça “edep” sözcüğünden türemiştir. Edep sözcüğü “eğitim, iyi terbiye, naziklik, incelik” gibi anlamlara gelir. Ancak burada kastedilen ruhun eğitilmesi, incelmesi, kaba duygu ve davranışlardan arınmasıdır. İşte şiir, öykü, roman, tiyatro ve sinema gibi eserler karşısında bir heyecan ve coşku duyar ve ruhumuzun dinginliğini hissederiz. Peki edebiyat nedir?
    Duyguları, düşünceleri, olayları söz veya yazı ile güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatına edebiyat denir.
    Gerçekte edebiyat; duygu, düşünce, sevinç, umut, üzüntü, tasa, kaygı gibi bireysel duygular ile toplumsal hayattaki olayları olduğu gibi yansıtan bir sanat dalıdır.
    Öte yandan belirli bir bilim alanında yazılmış eserlerin tümü için de edebiyat sözü kullanılır: Tıp Edebiyatı, Hukuk Edebiyatı gibi. Bu anlamda bilim adamları arasında “literatür” sözcüğü yaygın olarak kullanılır. Bunun yanında edebiyat ile ilgili kuralları öğreten bilim dalına da edebiyat denir. Örneğin; nazım, nesir, ölçü, gazel, koşma gibi kavramların öğretildiği bilim dalının adı edebiyattır. Ayrıca belirli bir döneme ya da sanat anlayışına bağlı kalınarak yazılan eserlere de edebiyat denir; Halk Edebiyatı, Tanzimat Edebiyatı, Klâsik Edebiyat gibi.
    Edebiyat, derin hisler uyandıran duygu, düşünce ve hayallerin dil aracılığıyla güzel, etkili ve belli bir şekil içerisinde anlatımıdır.
    Edebiyat, güzel sanatların da bir koludur.
    Edebiyat, çıplak hakikat ve hayallerin süslü elbisesidir.
    Edebiyat, tabiî ve beşeri olayları anlatırken beyinlerde hayranlık uyandırmaktır.
    Edebiyat, fikir ve hisleri çeşitli şekillerde ifade etme yeteneğidir.
    Edebiyat, bir ressamın çizgilerle renkler arasında ilgi kurarak bir tabloya yansıtması gibi gerçekle hayali yer ve zamana göre birleştirme sanatıdır.
    Edebiyat, hayatın gizli sayfalarını görmek, mikroskobik bir işçilikle onları tetkik ve tahlil edebilmektir.
    Edebiyat, gönülden kopan duyguları aynı güzellikle başkalarına duyurabilmektir.
    Edebiyat, beşerî hareketlerin aynasıdır. Her şeyi onun içinde görmek mümkündür.
    Edebiyat, insanlara, hayvanlara ve etrafımızda gördüğümüz ve anladığımız maddî, manevî şeylerle alakalı hususlarda bir fikir, bir felsefe bulmak ve her türlü vaziyet ve hareketler arasında münasebet aramak, sınırlı gibi görülen halleri alakalarıyla genişletmek, takdir hissi verebilecek derecede izah etmektir.
    Edebiyat, bütün malzemesi ve şekli, kelimelerden kurulan bir sanat abidesidir. Üzerindeki nakış ve renkler, ilmin, dehanın nakış ve renkleridir.
    Edebiyat, sosyal ilimlerin tercih edilmesidir. Ancak onun sahnesinde her hakikat tecessüm eder.
    Edebiyat, bütün ilimlerin neticesi ve özüdür. Bunun içindir ki edebiyat, ilim ve felsefenin ilerlemesinden sonra parlaklığını göstermiş ve medeniyet aleminde hakimiyeti temin etmiştir.
    Edebiyat, bazen top, tüfeklerin, bombaların yapamadığı tesiri yapar, onun sihirli parıltıları, bir toplumun karanlıklarını daima aydınlatmağa kafi gelebilir.
    Edebiyat, şekli ve yapılışı itibariyle her zaman semaların derinlerine uçabilen bir balondan farksızdır. İlim ve fenden kuvvet aldıkça yok olması mümkün değildir.
    Edebiyat ne çocuk oyuncağına benzer, ne de “Arşimet” kanunları gibi ciddiyet ve sebat gösterir. Asırdan asıra, halden hale değişen bir hakikattir ki aksini ispat, hiçbir vakit mümkün olamaz.
    Edebiyat, güzelliğin olduğu kadar çirkinliğin de ifadesidir. Hiç bir ilim ve sanat bu derece tesire sahip değildir.
    Edebiyat, musiki gibi yalnız seslerin bestesi değil, kendine mahsus fikir ve duyguların da bestesidir. Edebiyat olmasaydı musiki öksüz kalırdı.
    Edebiyat, ilkbaharlarda açan çiçekli ağaçlara benzer. Esen fırtınalardan her ne kadar çiçeklerini dökerse de yine düştüğü yerleri süslemekten geri kalmaz.
    Çeşitli alanlarda düşüncelerinden ışık aldığımız Atatürk'ün güzel sanatların dallarından biri olan edebiyata ilişkin görüşleri şöyledir ;
    "Söz ve anlamı, yani insan aklında yer eden her türlü bilgileri ve insan kudretinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alâkalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki edebiyat ister nesir, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, musiki gibi güzel sanatlardan sayıla gelmektedir."
    Edebiyatın Konusu: Genel anlamda insan, yaşam ve doğa edebiyatın konusudur. Günlük yaşamın her bölümü, doğada bulunan varlıklar, tarihle ilgili olaylar vb. konular sanatçıların ilgi alanına girer. Bu olayları sanatçı,hayal gücünü de kullanarak edebiyatın konusu yapar.
    Edebiyatın Muhtevası : Edebî eserlerde işlenen konu, yazarın konuyu ele alış biçimi,dil ve anlatım özellikleri muhtevayı (içerik) oluşturur.
    Şair ve yazarlar ele aldıkları konuları kültür ve birikimleri ölçüsünde, hayal güçlerini de katarak zenginleştirirler.
    Edebiyatın Metodu : Edebiyatın konusu olarak düşündüğümüz insan, doğa ve yaşam diğer bilim dallarının da konusudur. Fakat bu bilim dallarının insana, doğaya, yaşama bakış açıları farklıdır.
    Sanatçı ele aldığı konuları; gördüklerini, duyduklarını, bildiklerini işlerken olduğu gibi yansıtır veya değiştirir.

    EDEBİYATIN DİĞER BİLİM DALLARI İLE İLİŞKİSİ
    Edebiyat araştırmalarında; özellikle tarih, dinî bilimler, sosyoloji, felsefe, psikoloji vb. bazı bilim dallarının metotlarından faydalanılmaktadır. Zira edebiyat araştırmacısı, eserin yazıldığı dönemin sosyal ve siyasî şartlarını, kültürel değişimlerini, toplumun bazı değer yargılarını tarih, dinî bilimler ve sosyoloji yardımıyla ortaya çıkarır. Bu bilgiler ışığında eserin, edebî akımların, şahsiyetlerin birçok yönden incelenmesi sağlanabilir. Bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bilgiler de özellikle, tarih, ilâhiyat, sosyoloji ve felsefe bilim dallarına malzeme hazırlama niteliği taşımaktadır. Bu durumda tarihçiler, teologlar, sosyologlar ve felsefeciler, edebî araştırmaların sonuçlarından yararlanarak toplumun tarihî, dinî, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili tespitlerde bulunabilirler. Demek oluyor ki Türk edebiyatının hangi bilim dalında olursa olsun yapılacak olan araştırmalarda onun faydalandığı bilim dallarına bakmak gerekecektir.
    Zira bu edebiyat; kendini besleyebilmek, geliştirebilmek için de diğer bilim dallarının kaynaklarından, kadrolarından ve kullandığı metodundan faydalanmasını bilecektir. Bunlar da:
    - Tarih; Genel tarih , İslâm tarihi, Türk tarihi ve millî kültür unsurları, dinler tarihi;
    - Mitoloji; Türk Mitolojisi, İran Mitolojisi, dünya Mitolojisi;
    - Dil Bilimi ve Tarihi; Anonim Türk halk edebiyatı mahsulleri, atasözleri ve deyimler, halk söyleyişleri;
    - Dinî Bilimler; Dinî inançlar, İslâmî ilimler (Kur’an ilmi, Hadis ilmi, Tasavvuf ilmi)
    - Sosyoloji; Genel sosyoloji , Toplum sosyolojisi, Edebiyat sosyolojisi
    - Coğrafya - Felsefe - Psikoloji - Folklor (Halk Bilimi)

    DİL – KÜLTÜR - EDEBİYAT İLİŞKİSİ
    Dil, insanların birbirleriyle anlaşmasını sağlayan en önemli araçtır. Kültürün geçmişten geleceğe taşınmasında dilin önemi çok büyüktür. Bir kültür aktarıcısı olan edebiyat, dil ile ifadesini bulur. Nasıl sessiz müzik, renksiz resim olmazsa dilsiz de edebiyat olmaz. Görüldüğü gibi kültür, dil ve edebiyat birbirleriyle çok sıkı bir bağ içindedirler.
    Dil olmadan edebiyat olmaz; edebiyat olmadan dil gelişimini sürdüremez.

    METİN
    Okumaya ve konuşmaya konu olan, basılı ve yazılı, anlam ve anlatım bütünlüğü taşıyan her şey geniş anlamda bir metindir. Bir şiirden bir romana, bir cümleden bir paragrafa kadar basılı ve yazılı dil ürünlerinin hepsini metin terimiyle adlandırıyoruz.
    Bir metinde amacın yoğunlaştırılarak yargıya dönüştürülmesine, bir önerme biçiminde belirmesine ileti (ana düşünce) denir.
    Konuşmacı ya da yazar (iletici), iletmek istediğini, okuyan ya da dinleyenin de paylaştığı bir iletiye (metne) dönüştürerek gönderir. Metin bir iletişim aracı, okuyucu ve dinleyici de birer alıcıdır. Edebî metinlerde ileti, metnin dokusu içinde eritilmiştir. Yazar iletisini okuyucuya aktarmada konuyu bir araç olarak kullanır. Yazıyı yönlendiren temel öğe olarak düşünülen ileti, yazarı yazmaya iten temel sebeptir. Bu sebeple iletiyi içeren cümleye amaç cümlesi ya da ana düşünce cümlesi denir.
    Öğretici yazılarda ve sözlerde ileti tektir. İyi düzenlenmiş bir metinde her paragraf bir düşünce birimidir. Bir metinde kaç paragraf varsa o kadar da düşünce vardır.
    Sözcük bir kavramı karşılar. Kavramlar yargıları, yargılar düşünceleri, düşünceler de paragrafları oluşturur. Her yeni düşünce öne sürülürken yeni bir paragraf yapılır. Paragrafların ilk cümlelerinin yeni bir düşünceyi ele alması bundandır. Bu sebeple bir metnin anlatım bütünlüğü de paragrafları arasındaki uyuma bağlıdır.




  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Her metin bir dil sistemi, bir dil ürünüdür. Dilin kullanımına göre de metinleri yazılı ve sözlü anlatım türlerine ayırıyoruz.
    İyi bir metin; bir ana düşünce çevresinde gelişir. Okuyucuyu olumlu etkiler, ona yeni görüşler kazandırır. Bir yazılı metinde; sözcüklerin doğru olarak seçilmesi, cümlelerin gereği gibi kurulması ve birbirine mantıksal bir ilgiyle bağlanması, bilgilerin doğruluğu, duyguların içtenliği önemli niteliklerdendir. Bu niteliklerin yanı sıra anlatıma uygun bir iletişim yolu seçilmesi, yazım kurallarına uyulması, noktalama işaretlerinin doğru kullanımı bir metinde bulunması gereken niteliklerdendir.
    Bir metinde bulunması gereken di! ve biçim özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
    • Sözcükler anlamca yerinde kullanılmalı: Her sözcük, karşıladığı kavrama uygun bir anlam taşır. Anlatımda, bir sözcük başka bir sözcük yerine kullanılırsa anlam karışır. Bir sözcüğün anlamını bilmeden, gelişigüzel kullanmak yanlışlıklara yol açar.
    Örnek: "Bu elbise size iyi yakıştı." cümlesinde iyi sözcüğünün yerine doğru sözcüğünü getiremeyiz.
    • Kültür dili sözcükleri kullanılmalı: Konuşmada ve yazmada yerel ağızların, söyleyişlerin yerine, kültür dilini kullanmalıyız. Yerel ağızların sözcüklerini herkes tanımaz. Kültür dili yöresel kullanımların üstündedir. Türkçe’mizde kültür dili, İstanbul ağzına dayandırılarak geliştirilmiştir.
    Örnek: Kayserililer "Üzümü arıstağa astık." derler. Bu cümlede arıstak, tavan anlamında yöresel bir sözcüktür.
    • Argo sözcükler ve argo deyimler kullanılmamalı: Argo, bir bölgenin kullandığı bir dil olmadığı gibi ağızdan da ayrılır. Bu tür sözcükler belli gruplar içinde özel anlamlar içerdiği için argoyu anlatımda kullanmamız doğru olmaz.
    Örnek: "Ahmet bugün arpasız (parasız) kalmış, biraz yolunu bulsun."
    • Kaba sözcük ve sövgü kullanılmamalı: İnsanlarla olan ilişkilerimizde saygılı olmalıyız. Kırıcı olmamak, gönül okşayıcı sözler kullanmak değişmez bir kuraldır. Bu nedenle onur kırıcı söz ve sövgülerin konuşmada ve yazmada kullanılması düşünülemez.
    • Türkçe sözcük ve deyimler kullanılmalı: İnsan topluluklarını ulus yapan en etkili bağ, dildir. Türkçe de, bizim ulusal bağımızdır. Dilimizi yaşatmak, zenginleştirmek ve belli yetkinliğe eriştirmek için çalışmalıyız. Bu amaçla, bir kavramı anlatan sözcükler arasında Türkçe olanı seçmeliyiz.
    Örnek: Malumat yerine bilgi, kompitür yerine bilgisayar sözcüklerini kullanmalıyız.
    • Gereksiz sözcükler kullanılmamalı: Bazen cümlede anlam genişliği sağlamak amacıyla aynı anlama gelen sözcükler yan yana kullanılır. Bu durum, anlatımı bozar.
    Örnek: "Polisiye romanları ara sıra, nadiren okurum.", "Büyüklerimize karşı her zaman, hürmet ve saygıda kusur etmemeliyiz."
    • Sözcükler yanlış yapı ile kullanılmamalı: Yazılı, sözlü anlatımda özellikle türemiş sözcükleri kullanırken çok dikkatli olmalıyız. Yapılarını bozarak kullandığımız sözcükler, bizle' zor duruma düşürür.
    Örnek: "Ayşe Hanım, eve giderkene bize uğrar.", "Pencereyi açaraktan bağırdı."
    • Anlatılan olay ve düşünceler sıraya konulmalı: Olayların ve düşüncelerin anlatılırken bir sıraya konması gerekir. Bu sıraya plân denir. Plansızlık olaylarda, düşüncelerde karışıklık
    demektir. Anlatımda plân konuya göre özellik gösterir. Olayların anlatımında hareketli plân,
    düşüncelerin anlatımında düşünsel (mantıksal) plân, şiirlerde de duygusal plân egemendir.
    • Anlatımda birlik olmalı: Sözlü ve yazılı anlatımda konu dışında hiçbir olaya, düşünce ve duyguya yer verilmemelidir. Anlatımda yer alan her ayrıntı; konuyla ilgili, onu açıklayıcı ve tamamlayıcı olmalıdır. Buna anlatımda birlik denir. Birlik, anlatımın her türünde önemli bir niteliktir.
    • Anlatımda duruluk ve akıcılık olmalı: Konuşmada ve yazmada olay, düşünce ve
    duyguları en az sözcük ile eksiksiz anlatabilmeyi ilke edinmeliyiz. Buna anlatımda duruluk
    denir. Anlatımın duruluğu, cümlelerin duruluğu ile yakından ilgilidir. Cümle duru olursa anlatım
    da duru ve akıcı olur. Akıcılık, anlatımda anlamayı güçleştiren sözcük ya da sözlerin bulunmaması demektir.
    • Bilgilerde doğruluk, duygularda içtenlik olmalı: Bir konuşmayı dinleyen, bir yazıyı
    okuyan kişi; bilgi almak, bir şeyler öğrenmek, konuşanın ya da yazanın düşüncelerini öğrenmek
    ister. Bu amaçla verilen bilgilerin doğru, duyguların doğal olması, yadırgansa bile içtenlikle
    ortaya konması gerekir. Anlatımda abartmalardan, övünmelerden; propaganda yapmaktan ve
    kavram karışıklığına yol açmaktan kaçınmalıyız.
    • Konu-bildiriş ilişkisi olmalıdır: Her duygu ve düşüncenin karşımızdakilere sözle ya da
    yazıyla duyuruluşu birbirinden farklıdır. Sevinçli bir haber bildirilirken anlatıma sevinç duygusu
    katılır. Bilimsel bir konu açıklanırken ağırbaşlı, üzüntülü bir konu anlatılırken ise üzgün olunur.
    İşte konunun kendi niteliğine ve buna katılan duygulara göre anlatılışına bildiriş denir.
    • Yazım (imlâ) kurallarına ve noktalama işaretlerine uyulmalı: Bir dildeki sözcüklerin nasıl yazılacağını belirleyen kuralların ve kullanımların tümüne yazım (imlâ) denir. Bir dilin yazma biçimini belirleyen kurallar da yazım kuralları adını alır. Türkçe’mizin yazımında, her sesin bir harfle gösterilmesi ilkesi benimsenmiştir. Bu tür yazıma sesçil (fonetik) yazım denir. Türkçe’nin yazımında da her dilde olduğu gibi kurallar uygulanır. Büyük harflerin kullanımı, birleşik sözcüklerin yazımı, ünlülerin ve ünsüzlerin birleşmesi gibi. Noktalama işaretleri, bir yazının kolay okunmasını, anlaşılmasını sağlar. Bu nedenle yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine uyulmalıdır.
    • Anlatım açık olmalıdır: Anlatımın en önemli özelliklerinden biri de açıklıktır. Açıklık, konuşma ve yazmada anlamın ve amacın yeterince bertilmesidir. Bu nedenle yanlış anlamaya yol açabilecek ifadelere ve belirsizliklere yer verilmemelidir. Başka bir deyişle anlatımdan bütün okuyucu ya da dinleyicilerin aynı şeyi anlaması demektir.
    • Anlatım özgün (orijinal) olmalıdır: Anlatımda özgünlük hiç kimseye benzemeye çalışmadan, kimseyi taklit etmeden, biçim ya da içerikte tek olmaktır. Özgün bir anlatım (üslûp) kendiliğinden oluşmaz. Bunu sağlamak için çok fazla okumak ve yazma çalışması yapmak gerekir.
    • Anlatım etkileyici olmalıdır: Anlatılan ya da yazılan metnin, okuyucu ya da dinleyici üzerinde olumlu etki bırakması, hoşa gitmesi ve benimsenmesi durumudur. Güçlü ve etkili bir anlatım, düşüncenin daha kolay benimsenmesini sağlar.

    Bir metnin oluşabilmesi için iki öğenin bulunması gerekir.
    Metindeki söz ve söz grupları arasındaki anlam bağıntısına tutarlılık denir. Örneğin; neden-sonuç, amaç-sonuç, yorumlama, özelleştirme, şart, karşılaştırma
    Metni meydana getiren söz ve söz grupları arasında dil bilgisi öğeleriyle (ses, hece, ek, kelime, cümleler) bağlantı sağlanmasına bağdaşıklık adı verilir.
    Metin Türleri:
    1. Bilgi Aktarma Amaçlı Metinler: Bu tür metinlerde amaç okuyucuya bilgileri, gerçekleri sunmak; bir duygu ya da düşünceyi tam olarak aktarmaktır. Bu metinlerde, nesnel bir anlatım egemendir. Bütün sözcükler gerçek anlamlarıyla karşımıza çıkar. Bilgi aktarma amaçlı metinlerde; açıklayıcı, tartışmacı anlatım biçimlerine başvurulur.Düşünceyi geliştirirken; konunun bütün yönleriyle aydınlatılabilmesi için tanımlama, karşılaştırma, örnekleme, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma gibi yöntemlerden faydalanılır.
    Makale, inceleme, rapor gibi bilimsel türler; tarih, coğrafya eserleri ve ders kitapları, gazete ve dergi haberleri bu amaçla yazılmış metinleri kapsar.
    2. Bilgiyi Denetleme Amaçlı Metinler: Denetleme; kontrol etme, eksik yanlarını ortaya çıkarma amacıyla inceleme, araştırma ve değerlendirme demektir. Bu inceleme, araştırma ve değerlendirmeyi günlük yaşamın her aşamasında sıkça yaparız. Değerlendirme yapabilmek için o konu hakkında her şeyden önce bilgi sahibi olmalıyız. Bir şeyi dikkatle okumadan görmeden ve işitmeden doğru bir yargıya varmak imkânsızdır.
    Denetleyicinin bilgi dağarcığı geniş olmalıdır. Uyanık ve ince bir zekâya, sağlam bir mantığa sahip bulunmalıdır. Tarafsız kalmasını bilmelidir. Ayrıca sabit fikirli olmamalı, her dönem ve ortamda toplum değerleriyle birlikte kendini yoklamalı ve yenilemelidir. Denetleyici, eseri iyi tanımalı eserle ilgili yazılı ve sözlü kaynaklardan sağlam bilgiler toplamalı. Bu sağlam bilgilerin ve kendi kültürünün ışığı altında eseri inceleyerek doğru bir yargıya varmaya çalışmalıdır.
    • Öznel yaklaşımda denetleyici, kişisel beğeniler, duygular açısından metne yaklaşır. Bu
    yaklaşım görecelidir, kanıtlanamaz.
    • Nesnel yaklaşımda denetleyici kanıtlara dayanmalı, bilimsel verilerden yararlanmalı,
    duygularını karıştırmamalı ve tarafsız olmalıdır.
    Aktarılan bilgilerin değerini ortaya çıkaran şüphesiz denetlemedir. Eleştiri, inceleme, araştırma, rapor, röportaj vb. yazılar Bilgiyi Denetleme Amaçlı Metinlere örnektir.
    3. İletişim Kurma ve İletişim Sürdürme Amaçlı Metinler: İletişim kurma ve sürdürme amaçlı metinlerde amaç; duyurulmak, açıklanmak istenen iletinin kendisidir. İletici, iletisini alıcı (çözücü)'ya ulaştırmak için konuyu ve dili bir araç olarak kullanır. Başka deyişle ileticiyi (konuşmacı ya da yazar) iletişim kurmaya iten temel neden kurulmuş bir iletişimi sürdürmektir. İletişim kurma amaçlı metinler sözlü ya da yazılı olabilir. Yazılı metinlerde, ileti amacı açıkça belirtilebileceği gibi metnin tümüne sindirilmiş olabilir. Sözlü metinlerde ise dilin iç ve dış yapısını etkileyen etmenler göz önünde bulundurulur. Ses, ton, vurgu, jest, mimik, ünlem
    İleti yanlış anlaşılmamalı; çözücünün zihnindeki her türlü soruya cevap vermelidir.
    İletinin amacına ulaşabilmesi için; iletici ile iletiyi çözenin yollarının aynı olması ve bir
    noktada kesişmesi gereklidir.
    İleti çözücüye ulaştırılırken tanımlama, örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme,
    nesnel verilerden yararlanma, neden-sonuç ilişkisini gösterme gibi düşünceyi geliştirme
    yöntemleri kullanılmalıdır.




  4. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    İletişimi kurma ve sürdürme amaçlı metinler sözlü ve yazılı iletişime dayanan tüm
    metinleri içerir. Sözlü iletişime dayalı metinlere tanışma, tartışma, karşılıklı konuşma vb.
    metinleri; yazılı iletişime dayalı metinlere ise dilekçe, mektup, davetiye, tebrik, özgeçmiş
    yazıları ile gazete ve dergi haberleri, ilanlar örnek verilebilir.
    4. Davranış Geliştirme Amaçlı Metinler: Bu tür metinlerde okuyucunun ya da dinleyicinin kanılarını değiştirmek veya onu bir yönden etkileyerek onda birtakım davranışların gelişmesini sağlamak amaçlanır. Bu amaca ulaşmak için de özellikle eylem ve ünlem ağırlıklı sözcüklere önem verilir, insanda birtakım çağrışımlar uyandıran, duygu değeri ağırlıklı sözcük ve cümleler seçilir. Açıklama gibi bilgiye yönelik metinler; öyküleme, betimleme gibi sanatsal anlatım biçimleri bu amaca yönelik hazırlanabilir. Bu metinlerde benzetme, ilgi kurma, karşılaştırma, örnekleme, soru sorma gibi duygu ya da düşünceyi geliştirme yöntemlerinden biri ya da birkaçı bir arada kullanılabilir.
    Bir savaş öncesi komutanın askerlerine, bir maç öncesi takım çalıştırıcısının sporcularına yaptığı konuşmalar; bir din adamının dinsel nitelikli konuşması, karşısındaki insanları bir hedefe yöneltmek, motive etmek içindir. Bunlar davranış geliştirme amaçlı metinlerdir.
    5. Estetik Yaşantı Oluşturma Amaçlı Metinler: Estetik, güzel duyu demektir. Mantık, gerçeğe ermek için akla nasıl yol gösteriyorsa estetik de güzeli bulmak için duyuya öyle yol gösterir. Çünkü insanlar dünyayı güzel ve çirkin yönleriyle algılar. Estetik duyu bize bu konuda yol gösterir, güzele ve güzelliğe ulaşmamızda yardımcı olur. Bir eserin estetik eser olabilmesi için alıcıya zevk vermesi gerekir. Estetik bir eserin bizde uyandıracağı yaşantıya estetik yaşantı diyoruz. Bu yaşantı faydacı bir tutumdan bütünüyle uzak kalmakla gerçekleşir. Estetik yaşantı oluşturan metinleri ondan şu veya bu şekilde yararlanmak, onu kullanmak amacıyla okumayız. Dikkatimiz sadece eserin kendisine dönüktür. Eseri keyif (zevk) için okuruz. Bütün sanat eserlerinde estetik değer vardır. Edebiyat da güzel sanatların bir kolu olduğuna göre bu özelliği edebiyatın bütün ürünlerinde görmek mümkündür. Çünkü edebî metin öğretici metnin tam tersidir. Edebî metnin amacı öğretmek değil, güzelliği yaşatmaktır. Edebî metin dilin anlatım imkânlarının alabildiğince güzel kullanıldığı kurmaca bir yaşantı sunar. Bu yaşantı ne gerçeğin kendisidir ne de büsbütün onun dışındadır. Bize dil zevkini tattırır, beğenimizi geliştirir.
    Şair ve roman yazarı olaylara öyle biçimler verir ki göz duraklamak zorunda kalır, bakmaktan zevk alır; kulak yalnızca dinlemek İster; zihin faydacılıktan uzaklaşarak anlamanın merak ya da hayret etmenin hazzını tadar. Artık olay bir olay olmaktan çıkmış, düzen ve canlılık dolu bir an, bir yaşam parçası durumuna gelmiştir.
    Estetik amaçlı metinler, güzel sanatların içinde en çok müzikte; edebî eserlerden de şiirde ve tiyatroda görülür. Müzikte estetiği sağlayan ritim, melodi ve armonidir. Şiirde, sözcükler arasındaki uyum,ölçü, uyak vb. dir. Tiyatroda ise sözle eylemin göz ve kulakla aynı anda algılanmasıdır. Edebî eserlerin tümü bu metin türünde oluşturulur.
    Estetik, edebî eserlerde iç yapı ile ilgilidir, insanın duygu ve düşüncelerine güzellik katar. Bir yanıyla da metnin dış yapısı ile ilgilidir, göze hitap eder. Aslında estetik anlamıyla güzellik bireyin nesneyi algılayışına ve içinde yaşadığı kültürel ortama bağlıdır.
    Metinlerdeki estetik duyguları algılayabilmek için bireyin istekli olması gerekir. Aksi durumda estetik kavramı birey için sınırsız bir hayal olur. Öyleyse estetik, güzel ve hoş olanı ele alır. Bilgiyi denetleme amaçlı metinler ise doğru ve yanlışı ele alır. Roman ve öykü gibi sanatsal metinler de estetik yaşantı oluşturmayı amaçlar.
    6. Bir Düşünceyi Savunma, Karşı Çıkma Amaçlı Metinler:Bu tür metinlerde ele alınan bir düşünce savunulur ya da bir düşünceye karşı çıkılırken tartışmacı anlatım biçimi kullanılır. Düşünceyi geliştirirken ilişki kurma, karşılaştırma, kanıtlama ve tanık gösterme gibi yöntemlerden birine ya da birkaçına başvurulur.
    Bu metinler; makale, fıkra, söyleşi, eleştiri, deneme gibi yazınsal türlerde karşımıza çıkar. Metinlerde birbirine karşıt iki düşünce ele alınabileceği gibi bir düşüncenin iki yönü de ele alınıp işlenebilir.
    Bir düşüncenin doğrulanması, savunulması ya da bir düşünceye karşı çıkılması amaçlanan metinlerde iki görüş vardır. Bunlar tez ve antitez olarak adlandırılır. Tez savunulan, antitez ise karşı çıkılan görüştür. Bu tür metinlerde önce karşı çıkılan görüş, sonra savunulan görüş ortaya konur.

    EDEBÎ ESER
    İnsanda estetik duygular uyandıran, duygu, düşünce ve hayal dünyasını zenginleştiren dil ürünü eserlere Edebî Eser (edebî metin) denir.
    Öyküler, romanlar, şiirler, tiyatro ile masallar birer edebiyat eseridir. Eğitim-öğretim amacıyla yazılmış eserler bu tanımın dışındadır. Edebî eserleri yaratanlara sanatçı denir. Sanatçılar çevremizde gördüğümüz olayları, duygu, düşünce ve izlenimlerini katarak bize güzel, etkili ve özgün bir biçimde aktarır. Edebî eserler bize çeşitli yararlar sağlar. Bunlar şöyle sıralanabilir:
    * İnsanların duygu, düşünce ve hayal gücünü geliştirir, zenginleştirir.
    * İnsanlar arasında dostluğun kurulmasını sağlar.
    * Çevremizdeki güzellikleri bize gösterir; hatta duyup da tanımlayamadığımız duyguları tanımlar.
    * Çevremizde gördüğümüz kötülükleri, sezgi ve telkin yoluyla düzeltmeye çalışır.
    * Eserde yer alan olaylar ve durumlar, edebî bir anlatımla verilmiş olmalıdır.
    * Eser, insanda derin duygu ve düşünceler uyandırmalı ve belli bir form içinde yazılmış olmalıdır

+ Yorum Gönder