+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda 1869 yılından itibaren kadınlara verilen haklar tarih sırasına göre Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    1869 yılından itibaren kadınlara verilen haklar tarih sırasına göre








    1869 yılından itibaren kadınlara verilen haklar tarih sırasına göre







  2. HAKAN
    Özel Üye





    Kısaca 1869 yılından itibaren kadınlara verilen haklar tarih sırasına göre

    İlk Talepler

    Kadınların politikaya katılımlarının ilk adımları Fransız devrimi sırasında, 1791 yılında Olympe de Gouges’in Kadın Hakları Bildirgesi’ni yayınlamasıyla atılmıştır. 1831 ve 1848 devrimleri esnasında da Fransa’daki kadınlar seçme hakkını talep ederken, İngiltere’de de Kadın Hakları için ilk çıkışlar 1832’de gelmiştir. Bunlardan başka da İskandinav devletlerinde kadınlar 1880’li yıllarının başlarında politik haklarını ilan etmişlerdir. Buna karşın Orta Avrupa’daki ilk talepler 1900’lü yıllardan sonra, bazı Akdeniz ülkelerinde de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmıştır.
    Kadın Hakları hareketinin oluşumunu başlatan;
    Sadece erkeklerin işine yarayan ve kadınları göz ardı eden seçim hakkı düzenlemeleri
    İngiltere ve Avusturya’da olduğu gibi ayrıcalıklı kadınlar azınlığının sahip olduğu seçme haklarını düzenleyen seçim yasası
    Sadece vatandaşlık haklarını değil, aynı zamanda da politik hakları elde etmeye çalışan kadın hareketlerinin güçlendirilmesi olmuştur.
    Rusya, Avusturya ve Prusya devletlerinin hükmettiği Doğu Avrupa ülkelerinde, bağımsız bir kadın hareketi gelişememiştir. Buralarda, kadın haklarından daha çok bağımsızlık savaşı öncelik kazanmıştır.

    Stratejiler ve mücadele yöntemleri

    Bütün ülkelerde kadınlar, taleplerini ilk olarak gazetelerde ve bültenlerde duyurmuşlardır. Daha sonra da dilekçe ve yasama girişimi ile lobileşme ve halkla ilişkilere yönelmişlerdir. Protestan ülkelerde kadın hakları savunucuları imza listeleri oluşturmakla uğraşmışlardır. Böylece 1907 yılında İzlanda’da Kadın Hakları Birliği 11.000 kadının imzası ile kadınların da seçme hakkına sahip erkeklerin sayısı kadar olduklarını gösterebilmişlerdir. Sadece İngiltere ve Hollanda gibi devletlerde, 20. yüzyılın başlarında sokak protestoları ve gösteriler yapılmıştır.
    Kurgusal hikâyeler ve tiyatro eserleri aracılığıyla eğitim çalışmaları İsveç’te yaygınlaşmıştır. İsviçre’de de 1920’lerde film ve ışıklı reklâmlar gibi modern reklâmlar kullanılmıştır. Daha sonraları kadın hakları talep ederken yüksük, kurşun kalem, sofra takımı ve cep aynası gibi günlük öğeler popüler olmuştur. En hayalperestleri de İngiliz Süfrajet’ler olmuştur; onlar kendi mağazalarını açmış ve erguvan, beyaz ve yeşil renkli “Corporate Identity”i (kimlik birliği) geliştirmişlerdir. Fransız eylemciler vergi boykotu ve medeni kanunun yakılması gibi isyancı eylemlerini yürütmüşlerdir. Ancak kendilerine taraftar bulamamışlardır. Bu olay, sadece İngiltere’de kitle hareketine dönüşmüştür. Büyük bir çoğunluk, eylemleri ılımlı bir şekilde düzenlerken, küçük bir azınlık 40–50 yıl sonra milletvekillerine saldırmak, pencere doğramalarını kırmak ve yangın çıkarmak gibi başarısız protestolar yapmışlardır. Yakalandıklarında da açlık grevi yapmışlardır.
    Genel olarak onların endişelerini kültürel kabul çerçevesinde gidermek, seçme hakları hareketleri için önemli bir olgu olmuştur. Yerleşik cinsiyet ortamının, kadınlara resmi bir çıkış yolu önermediği anlaşılınca, güney Avrupa’da olduğu gibi siyasal hayata katılıma taleplerin meşruiyeti yönünde yeni kimlikler oluşturulmuştur.

    Uluslararası Ağ

    1904 yılında Berlin’de kadınların oy hakkı için bir dünya federasyonu kurulmuştur. Bu federasyonun amaçlarından birisi cinsiyetler arası oy hakkı mesafesini azaltmaktır. Bu federasyon hem kısıtlanmış taraftarların hem de bütün kadınların haklarını birleştirmiştir. Bütün yurttaş üye dernekleri oy hakkı için girişimde bulunmuşlardır. Dünya federasyonu, dünya çapında bir ağ için kendi düzenli kongrelerini yapan ve birçok ülkeden hakları için gelen kadınları destekleyen önemli bir araç olarak bir çatı organizasyonu oluşturmuştur.
    Sosyalist kadınlar Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda birleşmiştir. İlk sosyalist Kadınlar Kongresi 1907 yılında Clara Zetkin önderliğinde Stuttgart’ta düzenlenmiştir. Zetkin’in yoldaşları erkek vatandaşlara tanınan genel oy hakkının aynısını tüm sosyal tabakaları kapsayacak şekilde kadınlar için de etmişlerdir. 1910 yılında Kopenhag’daki ikinci buluşmalarında kadınların seçme hakkı için mücadele günü olarak uluslararası bir kadınlar günü kararlaştırmışlardır (8 Mart). Birçok ülkede kadınların seçme hakkı için, ilk gösterileri düzenlemişlerdir.

    Sınıf ve cinsiyet ayrımının kaldırılması

    Genel kadın haklarını elde etme uğraşı, erkeklerin seçim hakkının kaldırılması uğraşı ile iç içe girmiştir. 1906 yılında, o dönemlerde Rusya’ya bağlı olan Finlandiya Grandüklüğü gibi çok az devlette her iki cinsiyet için genel seçme hakkı yürürlükte olmuştur. Erkekler kayıtsız şartsız seçme hakkına sahip oldukça kadınlar da bunun için daha uzun süreli mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Avrupa’nın tıpkı Yunanistan ve Bulgaristan’da gibi, erkek egemenliği önde olan en eski devletleri olmaları nedeniyle Fransa ve İsviçre sonradan bu hakkı elde etmişlerdir.
    Bazı ülkelerde kadınların istekleri doğrultusunda ilk destekleyenler sosyal demokratlar olmuşlardır. Erkeklerin seçme hakkının genellenmesine duydukları ilgiye bağlı olarak ve kadınların desteğine ihtiyaç duydukları zaman, kadınların oy kullanma hakkıyla yakından ilgilenmişlerdir. Sık sık işçilerin seçme hakkını kabul ettirmek için kadınların seçme hakkının bir engel olabileceğinden endişe etmişlerdir.
    Birçok devlette liberaller kadın seçme hakkı ile ilgilenmişlerdir. Ancak sonuç olarak liberal politikacılar bir ortak kabul diretmişlerdir ve sosyal durumun veya eğitimin bağlı olduğu bir politik katılımda bulunmuşlardır. Bu durumda kadın vatandaşların çoğunluğu sınırlanmış olsa da hemcinsleri için bir seçme hakkı talep etmişlerdir. İlk etapta, bir kısım kadın hakları savunucuları tarafından ilk adım olarak görülen, cinsiyet ayrımının kaldırılması gerçekleşmiştir; bunu daha sonra genel seçim hakkının elde edilmesi takip etmiştir.
    Bütün Avrupa’da bir soru oluşmaya başlamıştır: İşçi sınıfına mı yoksa kadınlara mı öncelik verilmeli? Her bir taraf bu sorunun kendisi için olumsuz sonuçlar doğurmasından korkmuştur. Sosyalistler ve liberaller her şeyden önce kadınların oy haklarından tutucuların ve aşırı dincilerin fayda sağlamasından endişe etmişlerdir ve tutucu partiler kadınlara tanınacak oy hakları sayesinde sol ve liberal partileri güçlendirmesi tehlikesinden korkmuşlardır.

    Kadınlara özgü kısıtlamalar

    Neredeyse bütün devletlerde erkekler kadınların politik katılım talebine aynı şekilde itiraz ederek mesafeli durmuşlardır. Böylelikle politika erkeklerin dünyasına ait iken evdeki işlere uygun görülen kadınların “doğal” oylama hakları ileri sürülmüştür. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu yetki alanlarını kadınlarla, özellikle de ilk olarak eşleriyle paylaşmak istememişlerdir. Erkekler kadınların sosyal rolleri yüzünden bağımsızca karar veremeyeceklerini düşünmüşlerdir. İngiliz reformcular, ailede eşler arasında politik ayrımlara sebep olabileceğinden, “1867 Reform Eylemi”ne dair kadınların seçme hakkını önlemişlerdir. Bu sebeple İskandinavlarda ve İngiltere’de ilk olarak bekâr ve boşanmış/dul kadınlar seçme hakkını elde etmiş ve idari gerekçelerle evli kadınlar da eşleri ile temsil edilmişlerdir.
    Kadınlar cinsiyetlerinden kaynaklanan engellere karşı mücadele etmişlerdir, erkekler bu engellerle hiç karşı karşıya kalmamışlardır. Anneler Belçika, İtalya ve Ortodoks Bulgaristan’da yerel seçme hakkını elde etmişlerdir, bu ülkelerde annelerin bu ayrıcalığı elde etmesinin sebebi de çocuğu olmayan kadınlara nazaran toplumda daha değerli olmalarıdır. Bu düşünceye erkekler de hiçbir zaman karşı çıkmamışlardır.
    Parlamenterler kadın seçme hakkının sözde beklenmeyen sonuçlarını en aza indirmek için kadınlara özel oylamayı olanaklı kılacak tüm biçimleri üzerine tartışmışlardır. Yunanistan gibi bazı ülkelerde kadınlar için sağlam bir eğitim oylama koşulu konulmuş; kadınlar, erkek seçmenlerin tam tersine okul eğitimlerini kanıtlamak zorunda kalmışlardır. İngiltere, Macaristan ve İzlanda’da ara sıra kadınlar için yaş koşulu uygulamışlardır. Böylece 30 ile 40 yaş arasındaki kadınlar seçme haklarını kullanmışlardır. Başka bir biçimi de ahlak koşuludur. Avusturya, İspanya ve İtalya’daki “sokak kadınları” ağır bir ayrımcılıkla karşı karşıya getirilerek seçme hakkından mahrum bırakılmıştır. Bu sırada bu kısıtlamaya dâhil olmayanlar seçme haklarını kullanmışlardır.





+ Yorum Gönder