+ Yorum Gönder
Ekoloji ve Çevre ve Çevre Bilimi Forumunda Türkiye'de savunma sanayinin gelişimi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Türkiye'de savunma sanayinin gelişimi








    Türkiye'de savunma sanayinin gelişimi


    Türkiye'de savunma sanayinin gelişimi.jpg






    Türkiye’de savunma sanayiinin kurulmasına yönelik ilk girişimler, Osmanlı Devleti’nin yükselme dönemine kadar uzanmaktadır. 17nci yüzyıla kadar güçlü bir konuma sahip olan savunma sanayii, 18nci yüzyıldan itibaren Avrupa’daki teknolojik gelişmelerin dışında kalmış, Inci Düya Savaşı sırasında ise etkinliğini büyük ölçüde yitirmiştir.

    Bu nedenle Cumhuriye’tin ilk yıllarında savunma sanayiine ilişkin ciddi bir altyapı devralınmamış, bu alandaki faaliyetler Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara çevresinde yoğunlaşan birkaç temel üretim tesisi ile sınırlı kalmıştır. Savunma sanayiinin, topyekün sanayileşmenin ve kalkınmanın bir parçası olduğunun bilincinde bulunan Cumhuriyet Yönetimi, ilk planlı dönemde sanayileşmenin ve dolayısyla savunma sanayiinin Devlet eliyle ve yönlendirilmesiyle gelişmesini öngörmüş ve girişimlere başlamışsa da yurt içinde uçak üretimine ulaşan faaliyetlere rağmen, iç ve dış koşulların zorlaması sonucu bu alanda güçlü bir altyapı oluşturamamıştır.

    IInci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye –ABD ilşkileri ve Türkiye’nin NATO’ya girişiyle sağlanan dış savunma yardımı nedeniyle, Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan, ancak devlet desteğinin bulunmaması nedeniyle daha fazla gelişemeyen savunma sanayii faaliyetleri de tıkanmıştır.

    Bununla birlikte, 1960’lı yıllarda Türkiye’nin bölgesel sorunları, 1963 ve 1967 Kıbrıs bunalımları ve özellikle Kıbrıs Barış Harekatı ve söz konusu harekat sonrasında Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu, milli kaynaklara dayalı bir savunma sanayiinin gereğini ortaya koymuştur.

    1974 sonrasında kurulan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakıfları bu anlayışla oluşturulmuş, sınırlı da olsa bazı yatırımlar başlatılmıştır.

    Ancak Cumhuriyet döneminde 1980’lere kadar elde edilen sınırlı birikimin korunması ve geliştirilmesi konusunda karşılaşılan idari ve mali güçlüklerin yanısıra sınırlı mevcut kaynaklar ve uygulanmakta olan tedarik politikalarıyla Türk silahlı Kuvvetleri’nin biriken ve giderek büyüyen savunma teçhizatı açığının kapatılmasının mümkün olmayacağı anlaşılmıştır.

    Bu noktadan hareketle, ihtiyaç duyulan politikaların tespiti ve bu politikaları tatbik etme yetki ve sorumluluğu haiz mekanizmaların oluşturulmasına 1980’lerde ağırlık verilmiş, 1985 yılında ise 3238 Sayılı Kanun’la, bugün Savunma Sanayii Müsteşarlığı olarak yeniden düzenlenmiş bulunan Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (SaGeB) kurulmuştur.

    Özetle arz edilen Cumhuriyet Dönemi savunma sanayii gelişmelerinin başlıca 6 dönemini kapsayan faaliyetlerine, izleyen bölümlerde yer verilmektedir.

    1923-1950

    Inci dünya Savaşı sonunda İstanbul ve çevresinde gizlice Anadolu’ya getirilen makineler, ustalar ve işçiler, İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında çok önemli bir rol oynamışlardır. Ankara, Konya, Eskişehir, Keskin ve Erzurum’da kurulmuştur.

    Kırıkkale’de entegre bir silah ve mühimmat sanayiinin kurulmsı hususu ilk kez İzmir İktisat Kongresi’nde ele alınmıştır.

    1924 yılında Ankara’da hafif silah ve top tamir atölyeleriyle fişek ve marangoz fabrikaları, 1927 yılında yeni mühimmat fabrikası, 1928 yılında pirinç fabrikası, 1930 yılında Kayaş kapsül fabrikası, 1931 yılında Kırıkkale Elektrik Santrali ve çelik fabrikası, 1936 yılında barut, tüfek ve top fabrikaları, 1943 yılında Mamak Gaz Fabrikası (gaz maskesi üretimi için) kurulmuştur.

    Ayrıca 1930’lu yıllarda İstanbul Haliç yöresinde kurulmuş olan Nuri KİLLİGİL tesisleri de, dönemin silah üreten iki özel firmasından birisi olmuştur. Bu firma, tabanca, 81mm havan ve mühimmatı, çeşitli tahrip kalıpları, patlayıcı ve yanıcı maddelerle, piroteknik maddelerin üretimini gerçekleştirmiş ve IInci Dünya Savaşı yıllarında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin desteğini sağlamıştır. Ancak savaş sonrası dönemde, dış askeri yardımların etkisiyle bu fabrikalar üretimlerini sürdüremeyerek dağılmışlardır.

    1924 yılında, Yavuz zırhlısının bakımı amacıyla, Gölcük tersanesi kurulmuş ve 1941 yılında da, taşkızak tersanesi tekrar faaliyete geçirilmiştir.

    Türk havacılık sanayii faaliyetleri, 1926 yılında Tayyare ve Motor Türk AŞ (TaMTAŞ)’nin kurulışu ile başlamıştır. TaMTAŞ’ın Kayseri’de kurduğu tesisler 1928 yılında üretime geçmiş ve 1939 yılına kadar, 15 adet Alman Junkers A-20 uçağı, 15 adet ABD Hawk muharebe uçağı, 15 adet Gotha irtibat uçağı olmak üzere toplam 112 uçak üretilmiş, 1939 yılından sonra Hava kuvvetleri Komutanlığı’na ait uçakların bakımını yaparak uçak üretimini durdurmuştur.

    1936 yılında Nuri DEMİRDAĞ’ın istanbul2da kurduğu uçak fabrikasında da, lisansla ‘Nu. 37’ koduyla uçak üretimine başlanmıştır. Bu uçaktan 24 adet ve çok sayıda da planör üretilmiştir. Ancak, özel sektöre ait olan bu fabrika da 1943 yıkında dağılmıştır.

    Havacılık sanayiindeki ilk büyük girişim, Türk Hava Kurumu’nun 1941 yılında Ankara’da kurduğu uçak fabrikası olmuştur. Bu uçak fabrikası, 1944 yılından itibaren üretime başlamış ve Miles Magister eğitim uçağından 80 adet, bir miktar iki motorlu ambulans uçağı, THK-10 hafif nakliye uçağı, 60 adet iki kişilik Uğur eğitim uçağı ve çok sayıda çeşitli planörlerin üretimini gerçekleştirmiştir. 1945 yılında da uine, Ankara’da ilk uçak motoru fabrikası kurulmuş ve bu fabrika 1948 yılında üretime geçmiştir. Bunların dışında İkinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere’den satın alınan uçakların bakım ve onarımını yapmak için 1942-43 yıllarında malatya’da uçak onarım atölyeleri kurulmuştur.

    IInci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin NATO ittifakı’na katılması ile başlayan ve kısa süre içinde artış gösteren askeri yardımlar, henüz kuruluş aşamasında bulunan savunma sanayiinin gelişmesini durdurmuştur.


    1950-1960


    Bu yıllar savunma sanayiinin geliştirilmesi yerine, dış yardım ve dışalım politikasının uygulandığı dönem olmuştur. Türkiye, bu dönemde savunma ihtiyaçlarını NATO çerçevesinde ve şemsiyesi altında karşılamıştır. IInci Dünya Savaşı sonrasında başlayan soğuk savaş ve askeri ve siyasi bloklaşma bu politikanın belirlenmesinde önemli bir etkenn olmuştur.

    IInci Dünya Savaşı’ndan sonra, giderek artan dış yardımların da etkisiyle, savunma sanayiinin geliştirilmesi için sarf edilen çabalar yavaşlamış, Silahlı Kuvvetlerin yurt içi siparişleri azalmış, bu nedenle askeri fabrikalar verimliliklerini yitirmiş ve Milli Bütçeye önemli bir yük olmuşlardır. Bütün bu nedenlerle askeri fabrikalar, 15 Mart 1950’de Kamu İktisadi Devlet Teşekkülü şeklinde kurulan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu bünyesinde alınmıştır.

    .







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Silahlı Kuvvetlerin sahip olduğu silah, araç ve gereçlerin geliştirilmesi çabaları, Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde, 1954 yılında kurulan ArGe Dairesi Başkanlığı ile birlikte gündemde tutulmuş, 1970 yılında Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii ve Teknik Hizmetler Başkanlığı Dairesi Başkanlığı’nın kurulması ile de savunma sanayiinin geliştirilmesi çabaları yeniden gündeme gelmiştir.


    1960-1970


    Bu yıllar bölgesel anlaşmazlıklarının ve Kıbrıs sorununun ağırlaştığı dönemi kapsamaktadır.1963 ve 1967 Kıbrıs bunalımları ile 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve bunun sonucunda Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu, ulusal bir savunma sanayii gereğini ortaya koymuştur. Türkiye yaşadığı bu bunalımlar sırasında savunma araç ve gereçlerinde başka ülkelere bağımlı olmanın sıkıntısı ile karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan bu çıkmaz ve sıkıntılar, ulusal savunma sanayiinin canlandırılması arayışlara yol açmıştır. Ancak, kapsamlı yatırımların yapıldığı bu yıllarda, Federal Almanya’dan alınan lisanslar ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nda gerçekleştirilen G-3 ve MG-3 tüfek üretimi, izlenen bu politikanın somut örneklerini teşkil etmiştir.


    1970-1980
    1970’li yıllar ulusal savunma sanayiinin kurulması yolunda somut girişimlerin başlatıldığı dönem olmuştur.Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında uygulanan ambargoya gösteren ulusal tepki sonucu, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfıları kurulmuştur. Bu vakıflar toplanan bağışlarla çağın gerektirdiği savunma sanayii gereksinimlerinin karşılanamacağı kısa sürede açıklık kazanmıştır.


    1980-1985


    1980’li yıllar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonu ve çağdaş teknolojiye dayalı ulusal savunma sanayiinin Devlet eliyle ve yönlendirmesiyle oluşturulması çalışmalarının hız kazanmaya başladığı yıllardır.

    Bu konuda ilk adım, 1983 yılı sonlarında kamu iktisadi teşebbüsü niteliğinde Savunma Donatım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıdır. Ancak bu kuruluş KİT olmanın getirdiği sınırlamalar nedeniyle kendinden beklenen çalışmaları gösterememiş ve bütün mal varlığı ile birlikte, 3238 Sayılı Kanun ile 1985 yılında kurulan Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na devredilmiştir.


    1985 Sonrası, 3238 Sayılı Kanun ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM):
    3238 Sayılı Kanun’la Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın kurulması, savunma sanayii politikasının yeni esaslarını da beraberinde getirmiştir.

    3238 sayılı Savunma Sanayii Hakkında Kanun’un amacı ‘Modern bir savunma sanayiinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması’ şeklinde ifade edilmektedir.


    Bu kanun çerçevesinde uygulanan temel politika:

    * yerli sanayi altyapısından azami ölçüde yararlanmak,

    * ileri teknolojili yeni yatırımları yönlendirmek ve teşvik etmek,

    * yabancı teknoloji ile işbirliği ve sermaye katkısını sağlamak,

    * araştırma-geliştirme faaliyetlerini teşvik etmek suretiyle gerekli her türlü silah, araç ve gerecin mümkün olduğunca Türkiye’de üretimini sağlamaktır.


    Yeni politika ile, eski uygulamalardan farklı olarak;

    yerli ve yabancı özel sektöre açık,

    dinamik bir yapıya kavuşmuş,

    ihracat potansiyeline sahip,

    yeni teknolojilere adapte olmakta güçlük çekmeyen,

    teknolojik gelişmeler karşısında kendini yenileme kabiliyetini bulunan,

    Türkiye’yi başta NATO ülkeleri olmak üzere, diğer pek çok ülke karşısında sürekli alıcı durumundan kurtarıp dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir savunm sanayii kurulması öngörülmüştür.


    3238 Sayılı Kanun ile Teşkil Edilen Yapılanma:

    1985 yılında çıkarılan 3238 sayılı Kanun ile; savunma sanayiini sağlam bir temel üzerine inşa edebilmek için sürekliliğin, kaynak ihtiyacının ve devlet yönlendirmesinin gerekli olduğu noktalarından hareketle, bu alandaki çalışmaları tek elden yürütmek ve koordine etmek amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulmuştur. Kanun’un amacı, ‘Türkiye’de modern bir savunma sanayiinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması’ şeklinde ifade edilmiştir. Bu amaca ulaşılabilmesinin temel prensibi; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu her türlü silah, araç ve gerecin mümkün ve ekonomik olduğu ölçüde Türkiye’de üretilmesidir.


    3238 Sayılı Kanun, tamamıyla yeni bir savunma sanayii
    anlayışının yanı sıra, son derece esnek ve hızlı işleyen bir sistem getirmiştir. Bahse konu sistemin 5 temel mekanizmasını; Savunma Sanayii İcra Komitesi, Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu ve Savunma Sanayii Denetleme Kurulu oluşturmaktadır.


    Savunma Sanayii İcra Komitesi:

    Sistemin asıl karar mekanizması olan Savunma Sanayii İcra Komitesi, Başbakan’ın başkanlığında, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’nın iştirakiyle teşekkül etmektedir. İcra Komitesi’nin başlıca görevi; Stratejik Hedef Planı doğrultusunda temin edilecek silah, araç ve gereçlerin üretimine ve gerektiği taktirde yurt dışından tedarikine ilişkin kararları almaktır.


    Savunma Sanayii Müsteşarlığı:

    3238 Sayılı Kanun ile oluşturulan bu sistemin icra mekanizmasını ise, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olan Savunma Sanayii Müsteşarlığı teşkil etmektedir. Müsteşarlığa tevdi edilen başlıca görevleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

    İcra Komitesi’nin aldığı kararları uygulamak,
    Milli sanayimizi, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre re-organize etmek,
    İhtiyaç duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel ve kamu kuruluşlarında imalatını planlamak,
    Modern silah sistemlerini araştırmak, geliştirmek, prototiplerin imali sağlamak, avans vermek, uzun vadeli siparişler ve diğer mali ve ekonomik teşvikleri tespit etmek,
    Savunma sanayii ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmek.



    Savunma Sanayii Destekleme Fonu:

    Müsteşarlığın proje ve faaliyetlerine, bütçe dışı mali kaynak sağlamak suretiyle, sürekli ve istikrarlı bir finansman temini amacıyla kurulmuştur. Fon’un başlıca gelir kaynakları arasında; Gelir ve Kurumlar Vergisi’nden alınan payları, Akaryakıt Tüketim Vergisi’nden alınan payı ve tekel maddelerinden alınan vergileri saymak mümkündür. 1986 yılından bu yana Savunma Sanayii Destekleme Fon’unda toplanan 11 milyar dolar mertebesindeki kaynağın; %80’i yurt içi üretim faaliyetlerine, %16’sı yurt dışından doğrudan alım projelerine ve %4 oranındaki kısmı ise İTEP Projesi kamulaştırma harcamalarına sarf edilmiştir.


    SONUÇ:


    Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın tamamladığı, yürütmekte olduğu ve yakın zamanda hayata geçireceği projeler ile, Türk savunma sanayii altyapısı daha da güçlendirilmiş olacaktır.

    Savunma Sanayii Müsteşarlığı, üstlenmiş olduğu faaliyetler çeçevesinde milli savunma ihtiyaçlarını ön planda tutarak, Türkiye’de mevcut sanayi potansiyelinin değerlendirilmesiyle, özel sektörün azami düzeyde iştirak edeceği, teknolojik yeniliklere uyumlu ve bu yeniliklerin kaynağı olabilecek milli bir savunma sanayiini geliştirmeyi en önemli hedef olarak değerlendirmektedir. Bu sayede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları azami ölçüde yurt içinden karşılanacak ve Türk savunma sanayii 21 nci yüzyılda en ideal yapılanmaya ulaşacaktır.

    Yüksek teknolojiye dayalı üretim yapan ve ürünlerini ihraç edebilen bir milli savunma sanayii, sivil amaçlı üretim yapan diğer sanayi dalları için de itici güç olacaktır. Savunma sanayiinin diğer sanayilerle entegre olabilmesi sonucunda, araştırma-geliştirme, uluslararası işbirliği, offset imkanlarının devreye sokulması ve teknoloji transferi yoluyla sağlanacak artı değerler de, sivil ve savunma sektörleri arasında paylaşılacaktır




+ Yorum Gönder


sanayinin gelişimi,  savunma sanayi gelişimi