+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Coğrafya Forumunda İklimin Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HARBİKIZ
    Moderator

    İklimin Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi









    İklimin Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi Ne Olabilir?

    İklimin Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi.png
    Sıcaklık ve yağış koşulları, doğal bitki örtüsü, tarım ürünleri, hayvan türleri ve akarsu rejimleri üzerinde belirleyicidir. Bu nedenle ekonomik faaliyetler de iklime bağlı bir dağılış gösterir. Örneğin; Yağış azlığı ve yaz kuraklığına bağlı olarak oluşan bozkırların yaygın olduğu bölgelerde küçükbaş, yaz mevsiminin serin ve yağışlı geçmesine bağlı olarak oluşan çayırların yaygın olduğu bölgelerde büyükbaş hayvancılık yaygındır. Çiçekli bitkilerin yaygın olduğu bölgelerde arıcılık, kışların ılık ve güneşli geçtiği bölgelerde seracılık, yazların sıcak ve kurak geçtiği kıyılarda ise kıyı turizmi gibi ekonomik etkinlikler gelişir.







  2. can2533677
    Yeni Üye





    Bana uzun bilgi lazım bulabilirmisin




  3. Mine
    Devamlı Üye
    İklim Değişiklikleri ve Tarıma Etkileri



    Gıda ve Tarım
    Dünyada meydana gelecek olan sıcaklık artışları nedeniyle tarım alanlarının kutuplara doğru kayacağı tahmin edilmekte ve böylece tarım ürünlerinde ciddi boyutlarda bir azalmanın yaşanacağı beklenmektedir.
    Bu Avrupa için şu anlama gelebilmektedir: Kuzey ve Orta Avrupa'da sıcaklık artışının yavaş olması durumunda tarımsal alanlarda bir iyileşme beklenebilmekte. ancak sıcaklığın daha da artması durumunda bu olumlu gelişme hızlı bir şekilde dezavantajlı bir duruma dönüşebilecektir, Güney Avrupa ve Akdeniz bölgesinde yağışların ciddi bir şekil* azalacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Yağışların ve buharlaşmanın etkileri tropik ve subtropik bölgelerde daha belirgin hissedilecektir, Yüksek seyreden sıcaklıklar nedeniyle, toprağın kuruması ve Muson dönemlerinin değişmesi sonucunda tarımdaki verimin azalacağı öngörülmektedir.





  4. can2533677
    Yeni Üye
    İklimin ekonomik faaliyetler ve doğal yaşama etkisi .Uzun bilgi bulan yokmu yaww

  5. Ziyaretçi
    güzel ama bence çok kısa uzun yazı çıksa benim oyum sizden ama yine teşekkür ederim öğretmenin beğeneceğine 100'de 100 güveniyorum

  6. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    İklimin Ekonomik Faaliyet Türüne Etkisi



    İklim değişikliğinin felaket getirici sonuçlarını her geçen gün arttırdığı bir ortamda BM ve ilgili kuruluşları bu olgunun insan kaynaklı olduğunu kesin bir dille vurguluyorlar. Türkiye’nin ve ABD’nin henüz imzalamadığı Kyoto Protokolü çeşitli mekanizmaları devreye sokarak 2012 yılına kadar Sera Gazları (SG) salımında indirimler yaptırmayı öngörüyor. Dünyadaki dev firmalar yatırımlarını daha az SG olacak şekilde yenilikçi teknolojilere kaydırıyorlar. Enerji-yoğun sektörler (fosil yakıtlı enerji sektörü, çimento, cam, demir-çelik,vb.) teknolojik yenilikler peşinde. İstedikleri kadar SG salım indirimi yapamayan firma veya ülkeler, kalkınmış veya kalkınmakta olan ülkelerde SG salımını azaltıcı faaliyetlere yatırım yaparak buradan kazanılan SG kredilerini kendi paylarından düşüyorlar (karbon ticareti). 1990’dan 2005’e kadar SG salımını % 74,4 oranında arttırarak bu alanda dünya birincisi olan Türkiye’ye bu yolda devam etmesi durumunda hiç kimsenin hoşgörü göstermesi beklenmemelidir. Özel sektörün pek çok alanında acaba bu durum yeterince anlaşılmış mıdır? Milli firmalarımız ürettikleri mal ve hizmetlere gelecek karbon vergisi konusunda hem mali yönden, hem de itibar bakımından kayba uğramayı göze alabilecekler midir? Bu makalede bu hususlara değinilecektir]
    GİRİŞ
    Artık küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği meselesi iyice güncel hayatımızda yerini almıştır. Özellikle ülkemizde son yıllarda kış mevsimlerinin ılık ve az yağışlı geçmesi, şiddetli sıcaklarla dolu yaz mevsimleri yaşanması ve buna bağlı olarak daha çok büyük şehirlerde görülen su yetmezliği kamuoyunun “iklim değişikliği” üzerindeki ilgisini yoğunlaştırmıştır. Aslında iklim değişikliği konusu çok farklı parametrelere bağlı oldukça derinlemesine inceleme gerektiren yeni bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun en açık kanıtı, Birleşmiş Milletlerin (BM) bünyesinde “İklim değişikliği çerçeve sözleşmesi”nin oluşturulmuş olması ve iklim değişikliğine yol açan sebepleri incelemek üzere “Hükumetlerarası İklim Değişikliği Paneli” (HİDP) adında bir teşkilât kurulmuş olmasıdır. Bilimsel ve teknik çalışmalar yapan HİDP’nin 2007 sonunda açıkladığı ve Bali’de çerçeve sözleşmesi taraflar konferansında tartışılan raporuna göre “iklim değişikliğine yol açan etkenlerin % 90’dan fazla olasılıkla insan faaliyetleri sonucu oluştuğu” açıklıkla ortaya konmuştur. Söz konusu etkenlerin başında sera gazlarının (SG- karbon dioksit, metan, azot oksit, vb. gazlar)) atmosfere salınması gelmektedir; SG salımı da sanayi, enerji üretimi, tarım, inşaat, taşımacılık vb. gibi ekonomiyi birinci derecede ilgilendiren insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. SG salımının sektörler arası ve ülkeler arası dağılımı ile küresel ısınma ve iklim değişikliğini nasıl etkilediğine dair ayrıntılı bilgileri içeren eserler bulunduğundan burada daha fazla ayrıntı verilmeyecektir.
    BM İklim Değişikliği sözleşmesinin temel felsefesi, insan faaliyetleriyle oluşan iklim değişikliğini insan faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi yoluyla olabildiğince azaltmaktır. Aksi takdirde SG’nın bugüne kadar olduğu gibi atmosfere denetimsiz olarak salınması durumunda 2050’de 2 oC’lik ve 2100 sonunda da 5-6 oC’lık ortalama sıcaklık artışları olacağı kesin bir dille ifade edilmektedir. Ancak SG salımındaki azaltmalar kaçınılmaz olarak sanayi faaliyetlerini etkilediğinden, bunun ekonomik kayıpları da olacaktır. Önemli olan, hiçbir şey yapılmadığı takdirde meydana gelecek ekonomik kayıpların, SG salımlarını azaltmak için yapılacak ekonomik fedakârlıkların çok üstünde olacağının kavrayabilmektir.
    KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN TAŞIDIĞI RİSKLER
    Dünya ortalama sıcaklığını arttıran ve dolayısıyla beklenmedik iklim değişikliklerine yol açacak olan insan kaynaklı SG salımları alınan bütün tedbirlere rağmen durdurulamazsa 2050 yılına doğru dünya ortalama sıcaklığında 2o’lik bir artış olacağı kuvvetle öngörülmektedir. Bu artışın iklim üzerinde meydana getireceği olumsuz değişiklikler kalkınmış ülkelerde ve çok daha ağır bir şekilde kalkınmakta olan ülkelerde hissedilecektir. 21. yy.ın ikinci yarısında bu artış devam ederse 2o’nin üzerinde olacak ortalama sıcaklık artışları küresel felâket olarak adlandırılacak çok daha vahim iklim değişikliklerine yol açacaktır.
    2o’lik bir artışta çok daha kolay bir şekilde yapılan tahminlere göre, sıcak günlerin sayısı artacak, soğuk günlerin sayısı azalacak, dünyanın pek çok yerinde artan neme bağlı olarak daha şiddetli fırtınalar daha sık görülür olmaya başlayacaktır. Buna karşılık, uzun ve sıcak geçecek olan yazlar şiddetli kuraklıkları da beraberinde getirecektir. Bu arada şiddetli yağışlar ve sel baskınları daha güçlü ve daha sık görülür olacaktır. 20. yy’ın son yıllarına göre, 21. yy.da aşırı sıcaklar 100 kez daha fazla meydana gelecektir. Aşırı hava koşullarının sıklığı ve şiddeti de artış gösterecektir. Unutmayalım 2005 yılında meydana gelen doğal felâketler dünya ölçeğinde 220 milyar dolarlık zarara sebep olmuştur.
    İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkileri incelendiğinde, önce, daha ılıman olan iklim ve atmosferde artan CO2 (karbondioksit) miktarının 2050’ye kadar tarım ürünleri verimini bir miktar arttıracağını göstermektedir. Unutulmamalıdır ki verimde görülecek bu artış kuzeydeki ülkelerde görülecek, daha güney enlemlerde yer alacak bölgelerde kavurucu sıcaklar ve kuraklık hükmünü daha çok gösterecektir. Bu arada fosil yakıtların (petrol, kömür, doğalgaz) kullanılmasından ortaya çıkan CO2’in bitkilerin büyümesini biraz hızlandıracağı bilinmekle beraber aynı zamanda fosil yakıtlardan kaynaklanan yeryüzüne yakın atmosferde “ozon” miktarındaki artış tam tersi etki yaparak CO2 artışının sağlayacağı verim artışını süratle yok edecektir. 2050’den veya 2o’lik artıştan sonra ise tarımda kesin bir verim düşüklüğü baş gösterecektir. Bu durumda ya tarım alanları daha kuzey bölgelere kaydırılacak (tabii imkân varsa), ya da söz konusu kurak ve daha sıcak iklime dayanıklı bitki türlerinin geliştirilmesine ağırlık verilecektir.
    İklim değişikliğinin sanayi ve altyapı üzerindeki etkileri daha çok şiddetli fırtınaların, sellerin ve sıcak hava dalgalarının sayısındaki ve şiddetindeki artıştan kaynaklanacaktır. 2005 yılındaki sâdece Katrina kasırgasının maddî zararının 135 milyar dolara çıktığını hatırlatmakta yarar vardır. Ortalama sıcaklığın artışı deniz yüzeyindeki su sıcaklığını da arttıracağından hortumlar Akdeniz kıyılarında da daha sıklıkla ve şiddetle görülmeye başlayacaktır (son yıllarda Antalya kıyılarında görülmeye başlayan hortumları unutmayalım!). Bu arada sıcak dalgaları sırasında enerji ihtiyacı (soğutma amaçlı olarak) hızla artacak, dolayısıyla enerjinin hem temini, hem de maliyeti bundan etkilenecektir. Özellikle elektrik enerjisi durumunda barajların doluluk oranları düşerken, suyla soğutma sağlayan termik santrallar ve nükleer enerji santralları daha fazla üretime zorlanırken, su kaynaklarının azalması işi daha vahim hâle sokacaktır. Bir başka deyişle, daha da ısınacak sıcak mevsimlerde suya olan ihtiyaç şiddetlenirken, elektrik üretecek santrallar da talepten dolayı daha fazla soğutma suyuna ihtiyaç duyacaklardır. Ancak Türkiye’de yapılması planan nükleer enerji santrallarının soğutma suları göl ya da akarsulardan değil denizden (Akdeniz veya Karadeniz) temin edilecektir; deniz suyundaki sıcaklık artışının nükleer santrallardan çekilecek enerjinin veriminde bir miktar düşüş yapması kaçınılmazdır.
    İklim değişikliğinin temiz su kaynaklarına olan etkileri olarak içme suyu, temizlenme, tarım ve sanayi ihtiyaçları açısından miktar ve kalite olarak temiz su temini oldukça zorlaşacaktır. Dünyanın bir yerlerinde aşırı yağışlar sellere, dolayısıyla tarım ürünlerinin zarar görmesine, can ve mal kayıplarına yol açarken, başka yerlerinde görülecek olan aşırı kuraklıklar can kayıplarına, göçlere, tarım ürünlerinin zarar görmesine, dolayısıyla açlığa sebep olacaktır. Ayrıca insanlar için hayati öneme sahip akarsuları besleyen dağlardaki kar ve buz kütlelerindeki azalma yaz aylarında, yani suya en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanlarda akarsuların yeterince su taşıyamamasına yol açacaktır. Benzeri durumu 2007 yılında Marmara ve Ege bölgelerinde yaşadığımızı hatırlamakta yarar vardır.
    İklim değişikliğinin insan sağlığına ve ekosistemlere olan olumsuz etkileri de giderek artacaktır. Sıcaklıkların artması bazı mikropların daha uzun süre yaşamasını ve yayılmasını kolaylaştıracaktır. Değişen iklim koşulları ekosistemlerin yapısını değiştirecek, bazı canlı türleri yol olacaktır. Ortalama sıcaklık değerleri artan Karadeniz kıyılarında bazı balık türlerinin bulunamaz olması veya geç ortaya çıkması güncel haberler arasında yerini almıştır.
    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN EKONOMİK MALİYETİ
    İklim değişikliğine yol açan SG salımlarında daha hassas ölçümler yapıldıkça, gelecek ile ilgili iklim değişikliği sonuçları daha açık olarak belirlenmeye başlamıştır. Buna ait son veriler 2007 Aralık ayında Bali’de toplanan BM İklim Değişikliği Sözleşmesi 13. Taraflar Konferansı sırasında ortaya konmuştur. SG salımlarını azaltmak artık bütün dünya devletlerinin nerdeyse en öncelikli konusu haline gelmiştir. Çünkü bir ülkenin sorumsuz davranarak SG salımını kontrolsüz olarak arttırması diğer ülkeleri de yakından ilgilendirdiğinden bu küresel problem bütün insanlığı ilgilendiren bir mesele olmaktadır. Hiç kimse bu sorumsuzluğa sonuna kadar izin veremez.





+ Yorum Gönder


iklimin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkileri,  iklimin ekonomik faaliyetlere etkisi,  iklimin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkileri nelerdir,  iklimin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi,  iklimin ekonomiye etkileri,  iklimin ekonomi üzerindeki etkileri