+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Coğrafya Forumunda Dil olmasaydı felsefe ve bilim yapılabilir miydi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Dil olmasaydı felsefe ve bilim yapılabilir miydi









    Dil Olmasaydı Felsefe ve Bilim Yapılabilir miydi Sizce?


    Dil! Deyip geçmeyelim. Bizler dili konuşmaya başladığımızda, onun içine çoktan doğmuşuzdur. Dili, en sıradan yetimiz olarak kendi, doğallığı içinde kullanırız. Ancak dilimiz üstüne düşünmeye başladığımızda, ne kadar karmaşık, geniş ve tartışmalı bir alanda olduğumuzu fark ederiz.

    Burada, dil üzerine yapılan çalışmaları temel alarak, dilin genel bir görünümünü vermeyi deneyeceğim. Daha sonra, felsefece, düşünmenin dil olgusuna yaklaşımı konusunda görüşleri özetlemeye çalışacağım.

    Metin, alan dışından bir meraklının, anlama çabası olarak değerlendirilmelidir. Her alt başlığın bağımsız bir alan oluşturduğunun bilincinde, olarak, dikkatimizi alanlararası ilişkilere çekmek, metnin amacını oluşturmaktadır.

    Dil gerçeği, dirimsel (biyolojik), fiziksel, tinsel, bireysel, toplumsal, tarihsel, estetik birçok etken ile ilişkilidir. İnsana yönelik tüm anlama çabalarında var olan sorun,“dil” için de söz konusudur. Dil sonuçta, kendini kullanarak, kendini , betimlemeye, bilmeye, yorumlamaya, anlaşılır kılmaya çalışır. Dil üstüne düşünme, kimi durumlarda, “üstdil” dediğimiz dile getirme katmanı ile olanaklı hale gelmektedir. Ayrıca, “dil”in gerçekliği yansıtmadaki sınır ve olanaklarının, kendini betimlemesi ve anlamlandırmasında da söz konusu olduğunu belirtmeliyiz.

    dil-olmasayd-felsefe-ve-bilim-yap-labilir-miydi.gif

    “Dil” üstüne düşünmeye başladığımızda, bir çok soru ile karşılaşırız.

    -Dil nedir?
    -Ne zaman konuşmaya başladık?
    -Bu kadar çok dil hangi koşullarda ortaya çıktı? ( Dünya üzerinde 5-6 bin dil olduğu tahmin edilmektedir.)
    -Dillerin farklılığının nedeni nedir?
    -Dil aileleri arasındaki ilişkilerin kökeni nedir?
    -Dilin değişimi ile tarihsel koşulların ilişkisi nedir?
    -Dillerin birbirine çevrilmesi olanaklı mıdır? Olanaklı ise ne gibi sınırlar söz konusudur?
    -“Dil” in, iç ve dış gerçekliği, yeterince betimleme ve yansıtma gücü var mıdır?
    -İletişim aracı olarak dilin işlevi ve sınırlılıkları nelerdir?
    -Dil ile doğa, dil ile kültür arasındaki gizemli ilişki nedir?
    -“Dil” imiz düşünceleri tam olarak yansıtabiliyor mu?
    -Anlam nedir? Anlamak nedir?Anlatmak nedir? Dil ile ilişkileri nelerdir?
    -Dili kullanırken, ne tür bir, etkinlikte bulunuruz?
    -Anlamı taşıyan temel birim nedir? Sözcük mü? Tümce mi? Metin/söylem mi?
    -Dillerin yapısını ortaya koyacak, diller üstü, evrensel bir dilbilim kurmak olanaklı mıdır?
    -Doğumdan sonraki süreçte, konuşma yeteneğini nasıl kazanırız?
    -Dili kullanmamızın aygıtsal işleyişi nedir?
    -Dil yetimizin doğuştan gelen yanı var mıdır?
    -Dilsel süreçte çevrenin etkisi hangi boyuttadır?

    Dil olgusunun değişik yönlerine, değinen, herhangi bir sistematik gözetmeyen bu sorularımızın yanıtları, değişik alanlardan farklı araştırmaların konusunu oluşturmaktadır.

    Dil çalışmalarının tarihsel sürecine bakıldığında, her şeyden önce pratik kaygıların öne çıktığı görülür.

    “ Yeryüzünde dili ele alan çalışmaların bilinen en eskileri Eski Hint’e,Eski Yunan’a kadar uzanır. Dil konusuna ve dilin işlenmesine, yönelmede başlıca iki etken rol oynamıştır. Bunlardan ilki, dindir. Dualara ve dinle ilgili metinlere gösterilen özenin dil çalışmalarını kamçıladığını söyleyebiliriz. Bilindiği gibi, bir duanın yanlış okunması, yanlış değerlendirilmesi hiçbir dinde hoş karşılanan, doğru bulunan bir şey değildir.
    Kutsal kitapların, dine ilişkin metinlerin kuşaktan kuşağa doğru aktarılabilmesi için çaba harcanmaya başlanmış, birtakım yazım ve okuma kurallarının konmasına çalışılırken de dilbilgisi kavramları belirmiş, bunlar üzerinde durmak gerekmiştir.” (Aksan,1995:16)

    Doğan Aksan’ın değindiği, dinsel etken bağlamında, Eski Hint’te köklü bir dilbilgisi geleneğinin yerleştiği biliniyor.

    Eski Yunan’da M.Ö. VI.yy. dan başlayarak, dilbilgisi, dilbilim ve bugünkü dil felsefesinin çerçevesi içinde görülen konular, düşünürler tarafından gündeme getirilmiştir.

    Dilbilgisi kavramlarının belirlenmesi, kuralların konulması, daha çok Aristoteles döneminde olmuştur.

    Daha sonra “diller” üzerine çalışmalar yapılmıştır.

    XVII.yy.da Paris’teki Port Royal Okulu, öğrencileri için hazırlanan “Port Royal Dilbilgisi” (1660) dil-mantık ilişkilerini ele alarak, dil incelemelerine yeni boyutlar katmıştır.

    Dil olgusunun değişik görünümlerine yönelen tanıdık isimler arasında; Bacon, Leibniz, Herder, Humboldt gibi düşünürlerin isimlerini görüyoruz.

    XX.yy. a kadar daha çok tarihselci ( artsüremli) bakış ile ele alınan dil, XX.yy.ın başında İsviçreli dilbilimci F. de Saussure tarafından “yapı” olarak görülmüş ve betimlenmiştir. Saussure’ün öncülük yaptığı, tarihsel bakışı ikincil konumda ,gören, dilin belli bir süre içindeki yapısını çözümleyen ve elde edilen bulguları betimleyen görüşler, dilbilim çalışmalarının temelini oluşturmuştur. Daha sonra N. Chomsky’e uzanan süreçte araştırmalar, yüzey yapılardan derin yapılara doğru ilerlemiştir.








  2. Meryem
    Bayan Üye





    çok zor yapılıtdı işaret diliyle olmazdı herhaldfe örneğin ıslık ile iletişim var ama ondada dil var insan oğlu bir şekilde yazılıda olsa yapardı herhalde




+ Yorum Gönder