+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Coğrafya Forumunda jeopolitiğin önemi nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    jeopolitiğin önemi nedir








    Jeopolitiğin Önemi Hakkında Bilgiler


    İsveçli bir coğrafyacı olan R. Kjellen “coğrafi teşekkül veya yer içinde, ilmî olarak devletin araştırılması” olarak jeopolitiği tanımlamaktadır. Bir başka deyişle devlet varlığının tabiat kanunları ve insanların davranışları açısından araştırma ve değerlendirilmesine jeopolitik olarak ifade etmiştir. Bir ülkenin arz üzerinde işgal ettiği konum dolayısıyla sahip olduğu askerî, siyasî ve ekonomik önemi jeopolitik olarak tanımlayanlar da vardır. C.Haushofer ise jeopolitiği “coğrafî bölgenin ve tarihî gelişmelerin etkisi altında devletin üzerinde yaşadığı yer ile ilişkisi” olarak ifade etmiştir. Yine Haushofer‘e göre jeopolitik; yeryüzü ilişkilerinin siyasî gelişmelerle olan bağlantısının ilmi’dir.

    Suat İlhan jeopolitiği; “coğrafyanın bütün türleri ve verileri ile aktifleşmesi” olarak tanımladıktan sonra sürecin, bugünkü ve gelecekteki politik güç ve politik amaç ilişkisinin coğrafî gücü esas alarak incelenmesini kapsadığını ifade etmektedir. Burada coğrafî platform üzerinde güç merkezlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek esastır. Böylece politik düzeyde güç ve hedef ilişkisi kurulur. Devletlerin güvenlik, gelişme ve kalkınma politikası da bu zemin üzerine oturtulur.
    Strateji Nedir?

    Strateji daha çok askerî bir kavram olarak bilinir. Ancak günümüz dünyasında disiplinler arası ilişkilerin yoğunluğu ve sistem anlayışı stratejiden hemen hemen her alanda yararlanma imkânını doğurmuştur. Askerî bir kavram olarak stratejiyi şöyle tanımlayabiliriz: “Düşman kuvvetlerinin niyetleri ve araçlarının bir kısmının bilindiği farzedilerek, savaşın cereyan edeceği arazinin durumunu dikkate alıp, askerî birliklerin ve araçların genel kullanım ve görev planını belirleyerek, yapılacak hareketleri ve manevraları zaman içinde düzenlemekten ibaret savaş san’atıdır”. Askeri kuvvetlerin ekonomik biçimde kullanılmasından tutun da, yapılacak hareketlerin ve manevraların zaman içindeki hiyerarşisini düzenlemeye kadar her şey stratejiyle ilgilendirilmiştir.

    Askerî strateji, askerî konularda hareket tarzı üretilmesi, üretilen hareket tarzları arasından seçim yapılması ve seçilen hareket tarzının uygulanmasını içerir. Politika, politik hareket tarzı üretilmesi, üretilen hareket tarzları arasından seçim yapılması ve seçilen hareket tarzının uygulanmasıyla ilgilenir ve stratejiye göre bir üst hareket tarzıdır. Jeopolitik ise, politikanın bu işlevi yerine getirebilmesi için gerekli yol ve yöntemi belirler, verileri değerlendirerek bilimsel bir zemin oluşturur. Askerî stratejistlerin jeopolitikle ilgileri politikanın, bunun doğal sonucu olarak da askerî stratejinin dünya politikasını kapsayacak kadar genişlemesinden kaynaklanır. Bir askerî stratejinin düşünce ve uygulama sınırı, her çağda, askerî birliklerin hareket yetenekleri ve o gün kullanılan silahların etkili menzillerine bağlı olmuştur.

    jeopoliti-in-nemi-nedir.jpg

    Jeopolitik ve Jeostratejik Önem

    Jeopolitik, geliştirilecek her türden dış ilişkide bilimsel ve vazgeçilmiş bir unsur hüviyetindedir. Millî, evrensel ya da bölgsel olarak üretilecek her türden politikanın jeopolitik temellere dayandırılması şarttır. Nasıl ki zemini olmayan bir binanın geleceği olmazsa, jeopolitik duyarlılığı bulunmayan bir politikanın da geçerliliği olmayacaktır.

    Sosyal bilimlerde stratejik konum (coğrafya) ile toplum arasında yakın bir ilişkinin bulunduğu çok eski zamanlardan bu yana ileri sürülmektedir. Bazı düşünürler; her konumun orada oturan insan topluluklarını “iyi ve fena” kılmak hususunda eşit olmadığını ileri sürerler. Diğer yandan toprakların çölleşmesi, ormanların yok olması, madenlerin ükenmesi, ticaret yollarının değişmesi; toplumların kaderleri üzerinde hayatî derecede önemli değişiklikler meydana getirdiğini tarihler yazmaktadır.

    Eflatun “Kanunlar” adlı eserinde stratejik konumun felsefî faaliyete bile etki ettiğini savunmaktadır.

    İbn-i Haldun bütün dünyanın yedi iklime ayrıldığını ve her iklimin kendine has bir insan topluluğu olduğunu belirtmiştir.

    Le Play ise, coğrafî faktörün aile ve ekonomik faaliyet şekline etkisinin büyük olduğunu ileri sürmektedir. Nitekim Le Play’e göre, Asya steplerinde yaşayan insan topluluklarının aşiret hayatı ve cemaat şeklinde örgütlenmeleri ve geniş aile tipine sahip olmaları coğrafî faktörlere bağlıdır. Diğer yandan Norveç sahillerinde yaşayan insan toplulukları ise, coğrafyanın tesiri ile faydacı, fertçi davranış tarzına sahiptirler ve çekirdek aile şeklinde yaşamaktadırlar. Norveç sahillerinde aile hususiyetçidir. Asya ailesinin cemaatçiliği gibi kuzey ailesinin fertçiliği de coğrafi çevrenin eseridir.

    Le Play ekolüne bağlı Prens Sabahattin de Osmanlı devletinde yönetim değişikliğinin, meşruti ya da monarşik yapının değiştirilmesinin sorunu çözemeyeceğini asıl sorunun, fiyort, sahil bölgesinde göçebe kültürüne sahip bir halkın oturmasından kaynaklandığını yani, Türk milleti ile üzerinde yaşadığı coğrafyanın birbirine uymadığını ileri sürecektir.

    Konuyu jeopolitik bir içerikle kavramlaştırarak açıklayan düşünürlerin görüş ve teorileri bu noktada değinmek oldukça yararlı olacaktır.

    Jeopolitik Teoriler

    Kara Hakimiyeti Teorisi

    İlk jeopolitik teori olan kara hakimiyeti teorisi tahmin edilebileceği gibi İngilizler taarfından ortaya atılmıştır. İngiliz, H. Mackinder; 1904′te Tarihin Coğrafi esasları isimli bir eser yazarak burada “kara hakimiyeti” ile ilgili görüşlerini ileri sürmüştür. Mackinder Asya, Afrika ve Avrupa’yı Dünya Adası olrak niteler. Batıda İdil, doğuda Sibirya, güneyde Himalayalar, kuzeyde Buz Denizi arasındaki bölgeyi merkezi bölge olarak kabul etmiştir. Sonraları da Avrupa Rusya’sının tamamını merkez bölgesi içerisine dahil etmiştir. Kara Hakimiyet Teorisi, “Doğu Avrupa’ya hakim olan merkez bölgesini kontrol eder; merkez bölgesine hakim olan Dünya Adasını kontrol eder; Dünya adasına hakim olan da dünyayı kontrol eder” şeklinde özetlenebilir.

    Mackinder, merkez bölgesi çevresinde bir iç kenar ay (Almanya, Avusturya, Balkanlar, Türkiye, Hindistan ve Çin) ile dış kenar ay (İngiltere, Afrika, Avustralya, Japonya, ABD) bulunduğu görüşündedir.

    Kara hakimiyet teorisi, bu teoriye uygun olarak merkez bölgesinde dünyayı kontrol etmeye yeterli bir güç olursa gerçekleşebilir. Bu bölgelere hakim olan güç yetersizse veya dünyanın başka bir bölgesinde önemli bir başka güç oluşmuşsa, teoriler geçersizleşebilir.

    Deniz Hakimiyeti Teorisi

    Deniz Hakimiyet Teorisi ise Amerikalı Amiral Alfred Mahan tarafından ortaya atılmıştır. Amiral Mahan, deniz hakimiyetinin dünya hakimiyetinin anahtarı olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Bu teori de denize hakim olanların dünyaya hakim olacağını ileri sürer.

    Kenar Kuşak Teorisi

    Mackinder’in kara hakimiyet teorisinin verilerine dayanan Spykman, Dünya Adasına hakimiyeti, merkez bölgesini çeviren, kaynak ve imkânları daha geniş olan kenar kuşağa hakimiyet ile mümkün olacağını ifade eder. Bu dış kuşak: Avrupa, Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Çin, Kore ve Doğu Sibirya’dır.

    Hava Hakimiyeti Teorisi

    Bu teori yukarıdaki diğer teori ve görüşlerin gerçekleşmesinin hava hakimiyetine bağlı olduğunu iddia etmişlerdir.

    Diğer yandan jeopolitik doktrinini hazırlayan F. Ratzel’e göre, bütün sosyal hayat coğrafî unsurlara bağlıdır. Sosyal hayatı şekillendiren kuvvet coğrafî faktördür. 19. yüzyılda milletlerin kaderini ve politikasını çevre etkisine bağlı gören incelemelere öncülük etmiştir. Bu çalışmalarda devletin büyüme gücünü çevre şartlarına bağlamıştır. F. Ratzel, coğrafyası uygun olmayan ve yayılma alanı bulunmayan milletlerin cüce kalacaklarını ileri sürmüştür.








  2. Meryem
    Bayan Üye





    her deriz ya türkiye jeopolitik açıdan çok önemli bir yerdedir diye şöyle bakınca asya ile avrupayı birbirine bağlayan noktada bir devletiz enerji geçişleri bizim üzerimizden gerçekleşiyor bu anlamda önemli bir devletiz




+ Yorum Gönder