+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Milli Macadele Yıllarında NAZİLLİ Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Milli Macadele Yıllarında NAZİLLİ








    Milli Macadele Yıllarında NAZİLLİ

    Yunan işgal kuvvetleri hakkında bilgi

    Yunan işgal kuvvetlerince 27 Mayıs 1919 günü Aydın işgal edildikten sonra, Aydın’da yerleşimlerini tamamlayıp kendilerini güven içinde hissettikten sonra, bir taburluk kuvvetlerini trenle yola çıkararak UMURLU - KÖŞK- SULTANHİSAR – ATÇA sonunda NAZİLLİ’ yi 4 Haziran 1919 da işgal etmişlerdir.
    Nazilli’de görevli bulunan Jandarma Bölük Komutanı ( Arap ) Yüzbaşı Nuri ve Teğmen Lütfi Efendi , Yunan askerleri ve yerli Rumların güvenlik işlerinin kendileri tarafından yapılacağını söylemeleri üzerine, yanlarına jandarmaları da alarak Yenipazar’a geçmişler ve görevlerini orada devam etmeye başlamışlardır.
    16 Haziran 1919 gecesi, Sultanhisar Malgaç Çayı köprübaşı Yörük Ali Efe müfrezesi tarafından basılınca, bir taburluk işgalci Yunan kuvvetleri 19 / 20 Haziran 1919 gecesi ,Yerli Rumlara dahi haber vermeksizin gizlice Aydın’a doğru kaçmaya başlamışlardır.

    Nazilli ilk işgalde 15 gün esarette yaşamıştır.

    Yunan işgal kuvvetleri, Nazilli’den kaçıp giderlerken Nazilli halkından “ Emekli Binbaşı Kenan, Hafız Mehmet, Hacı Mahmut ve tahsil memuru Ali Rıza Beylerle birlikte 40 kişiyi, ayrıca Atça’dan 15 kişi ve Sultanhisar’dan 5 kişiyi yanlarında götürmüşlerdir. Bunların Yörük Ali Efe’nin Malgaç baskınını sırasında yardımcı olduğu efelerle birlik oldukları gerekçesi ile yanlarına alarak götürmüşler ve Köşk civarında bunları şehit etmişlerdir.Bunların içerisinde bulunan Emekli Binbaşı Kenan, yaralı iken ölmüş gibi yaparak hayatta kalmayı başarabilmiştir. ”
    Yörük Ali Efe’nin 60 kişilik müfrezesi, İsabeyli’den Sinekçiler Köyüne baskın sonrası gitmiş bulunduklarından Yunan işgal kuvvetinin çekildiğini öğrenince, Nazilli bu kez Yörük Ali Efe’nin baskınına uğramıştır. Bu baskında, Yunan kuvvetlerine yardımcılık yapan , Malgaç baskınında parasal ve silah yardımında bulundular diyerek ihbar edenleri bu kez, Yörük Ali Efe tarafından sekiz yerli Rum öldürüldüler ve asıldılar.
    Yörük Ali Efe, Nazilli’den ayrılınca, Nazilli’de açlık, sefalet ve soygunlar başladı.
    57. Tümen Kumandanı Albay Şefik talimatıyla, Sarayköy’de bulunan 175. Alay 3. tabur askerleri ile birlikte Ödemişli DENİZLİ POLİS KOMİSERİ HAMDİ BEY Nazilli’ye girerek önce asayişi temin etmiş. Gasp edilen eşyaları toplamış, sahiplerine iade ederek Denizli’den gıda- ekmek ve yiyeceği trenler dolusu Nazilli’ye getirtmiştir. Nazilli’ye ilk yardıma koşan Denizli halkıdır. 22 Haziran 1919 tarihinde yaşananları Nazilli unutmamalıdır.
    Aydın, Yunan işgalinden 30 Haziran 1919 da kurtarılmıştı. Bu kurtuluş sadece 3 gün sürdü. 3 Temmuz 1919 da Yunan kuvvetleri kuzey ve doğu cephesinde büyük kuvvetlerle taarruz ettiklerinde, Ödemiş üzerinden tekrar Nazilli’yi zapt etmek için taarruz ettiler. “ Bıçakçılar –Beşağaç ” sırtlarında Nazilli’yi savunmaya çalışan ve Nazilli’ye sokmayan Demirci Mehmet Efe’nin en güvendiği arkadaşlarından olan Sökeli Ali Efe’nin zeybekleri ve onların yanında bulunan gönüllülerdir.
    9 Ağustos 1919 da , Kuvvei Milliye kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü, Aydın / Dalama’da , Yörük Ali Efe ile Demirci Mehmet Efe’yi barıştırmış olduğunu 57. Tümen kumandanı Albay Şefik’e çektiği telgrafta sevincini bildirmekte Galip Hoca’nın ( Celal Bayar ) selamlarını saygılarını iletmektedir. Ayrıca, Nazilli Kaymakamının Kuvvei Milliye aleyhinde İstanbul’a yazı yazmaması yönünde Nazillili Hoca SÜLEYMAN EFENDİ marifetiyle nasihat ettirdiğini bildirmiştir.

    Bu aylarda Nazilli ve civarı işgal altında değildir. Milli ve nizami kuvvetler için gerekli bulunan ayakkabı ve elbiseler için Nazilli’de kundura imalathanesi ile terzihane meydana getirilmiştir. Nazilli Heyeti Merkeziye emrinde devamlı olarak çalışmış ve tüm ihtiyaçlar giderilmiştir. Bu davranışlar Nazilli’nin başarı hanesine yazılı olan bir delildir.
    Ayrıca,
    Köşk – Eğridir arasında bulunan demiryolu işletmesi de Nazilli’den yönetiliyordu. Nazilli emrinde yedi lokomotif ile muhtelif cinste 260 vagon bulunmakta idi. İşletmenin başında İzmirli Eşref Bey bulunuyordu. Trenlerde çalışanlar Ermeni ve Rum olduğundan Haziran 1920 den sonra tüm işçi ve memurlar değiştirilerek yerlerine Türk’ler yerleştirildi.

    Ayni dönemde, Nazilli’de bir hastane açıldı. Nazilli Hükümet Tabibi Rifat Bey başhekim olarak görevlendirildi. Hastane binaları gittikçe çoğaltıldığı gibi, Ömer Lütfi ,. Lebib Bey, operatör Burhanettin Bey gayretli ve çalışkan doktorları idi. Nazilli Heyeti Milliyesi ve yardımdan çekinmediği Kuva-yı Milliyesi İstanbul Hükümetinin dikkatini çekmişti. Bu nedenle Dahiliye Nazırı Ali Kemal mutasarrıfa çektiği şifrelerde Milli mücadele ve Kuva-yi Milliye için çalışanların cezalandırılmasını istiyordu.
    Bu sıralarda Nazilli’de yaşamakta olan yerli Rum’lar İşgalci kuvvetleri yönlendiren İngiliz- İtalyan- Fransız ve Amerika devlet mümessillerine bir muhtıra sundular.
    “ Memleketimizde İslam ve Hıristiyanların , gerek insanca ve gerek maddeten uğradıkları büyük zayiat ile şahit olduğumuz facia ve trajedi geri kaçan Yunan Ordularını SORUMLU BULUYORUZ. Bu olayları bir an önce sonlandırmak ricat halinde bulunan Yunan Ordularının bu münasebetsizliklerine mani olmak için gerek mümessilleriniz ve gerek hükümetiniz nezdinde gerekli çalışmalarda bulunulmasını
    hem cemaatımız namına hem de İNSANİYET VE MEDENİYET namına rica ve istirham ederiz. ”
    Nazilli Rum Horası
    Nazilli gibi işgalden kurtarılmış bölgelerimizde, İngiliz casusları cirit atmaktadır. Yunan Ordusunu işgal kuvveti olarak önce gönderenler bu kez Yunan’ın yaptığı mezalimler karşısında İngiliz himayesine girip girmeyeceğimiz araştırılmaktadır. Kötülüğü gösterip kötünün iyisini aramamız istenmektedir.

    Galip hoca ( Celal Bayar ) anılarında ,

    “… Köşk’te Teğmen Şefik ve Aydın’lı Ferit Bey ile oturup konuştuğumuz bir sırada Nazilli’den Demirci Mehmet Efe’nin gönderdiği üç zeybek yanlarına geldiğinde ,
    ‘ Ben Nazilli’den geliyorum. Bu gece bir İngiliz subayı kasabaya geldi. Onunla görüşmek lazım geliyormuş. Seni istiyorlar hemen yola çıkacağız. dedi ‘ Atlarımıza atladık. Köşk’ten Nazilli’ye doğru hızlıca gittik. Nazilli’de ( Tüccar Mustafa Nazlı’nın babası ) Ali Haydar Beyin evine geldik
    Beni doğruca bir odaya aldılar. Odada Nazilli’den iki zat ve ev sahibi Ali Haydar Bey ve Akhisar İngiliz askeri kontrol subayı ile tercüman Hamit Bey ( Mahmut Esat Bozkurt’un kayın biraderi ) bulunmaktadır.
    İngiliz,
    - Siz kumandan mısınız ?
    - Hayır, kumandan cephede görevi başında ( Demirci Mehmet Efe ) Arzunuzu öğrenmek için beni görevlendirdi. Niçin geldiniz.
    - Cephenizi görmek istiyorum Esas kuvvetleriniz hakkında bilgi edinmek istiyorum
    - Bölgemizde, silahlı olan ve silahlandırılan ne kadar Türk varsa bunlar bizim kuvvetimizi teşkil etmektedir.
    - Yunanlılar memleketinizde istenmiyor. Bunlardan başkasını, mesela İngilizleri kabul etmez misiniz ?
    - Biz esir olmak mı istiyoruz ki bize daha güzel renkli efendiden bahsediyorsunuz ?
    - Siz kurmay mısınız ?
    - Hayır ! halktan gönüllü, sade bir vatandaş…
    Bu konuşmalarımı, Köşk’e dönüşümde, Demirci Mehmet Efe’ye anlattığımda, Efe pek keyiflendi ve,
    - Ulan…. O Yunan dostu gavurun cephede işi ne ? İyi etmişsin. Dedi ”
    Nazilli’de yaşanan bu olay kısa süre içerisinde pek çok kişinin öğrenmesini sağlamıştır. Medrese tahsili yapmış bulunan Nazillili Hacı Süleyman Efendi ( Meşrutiyetin ilanında mebus seçilmiş ve İttihat Terakki Cemiyetine girmişti. İkinci dönemde seçilmedi. 1. BMM İzmir Mebusu olarak seçilmekle, hem İstanbul’da hem de Ankara’da görev yaptı ) Galip Hoca’nın cephede bulunmasından ve Demirci Mehmet Efe’ye yardımlarından dolayı Aydın’lı Ferit Bey ( Esen ) ile bir mintan hediye ederek Köşk’e göndermiştir. Karşılaştıklarında ;
    - Ben Hicaz’a giderken, Mısır’da İngiliz idaresini gördüm. Fevkalade idi. İnsanlara
    “ müşfik ” muamele ediyorlardı. Hem siz, subay ile doğru ve kaideye uygun Fransızca konuşmuşsunuz. Bu nasıl olurdu ?
    Hacı Süleyman Efendi, Galip Hoca’nın yaptığı konuşma nedeniyle İngiliz subayı tarafından gerçek kişinin Celal Bayar olduğu anlaşılmış olmasından endişesini belirtmiştir.
    Hacı Süleyman Efendi, Demirci Mehmet Efe ile senli- benli konuşanlarındandır. Hatta Efe’ye Mehmet diye hitap ettiği söylenir. Demirci Mehmet Efe’yi dağdan indirmede en büyük rolü oynayanda Nazillili Hacı Süleyman Efendidir.

    Sadi Borak’ın eserinin 79. sayfasında bu konu ile ilgili olarak Demirci Mehmet Efe ;
    “… Vaziyet çok karışıktı. Hem Yunanla çatışmayı göze almak hem de Hükümete güvenmek gerekiyordu. OĞLUNU GÖNDERSİN, YANIMDA REHİN KALSIN BANA BİR KÖTÜLÜK OLURSA ÖLDÜ BİLSİN haberin saldım. Ben cevap beklerken bir de baktım ki iki gün sonra genç oğlu RAGIP ( BİLGEN ) çıktı geldi. Çokta faydalı oldu. Ben de anladım ki memleket öz evlatlarını feda etmenin eşiğinde. İNSANLIĞIMDAN UTANMAMAK İÇİN SİLAHI KAFİRE ÇEVİRDİM. ”
    Bu günün Nazilli halkı , niçin ayni önemde değerlendirmiyor ve anmıyorsunuz ?
    Demirci Mehmet Efe insanlığından utanmamak için dağdan inmiş. Nazilli halkı insanlığından utanmamak için ne yapmalısınız takdir sizlerin.!

    Nazilli’de Jandarma Umum kumandanı Ali Kemal paşa’nın tutuklanması :
    Binbaşı Hacı Şükrü, günün birinde 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Bey’e :
    “… Bu sefer Aydın’ı zapt eder etmez cumhuriyet ilan edeceğim. ” sözü büyük yankılar uyandırmıştı. İstanbul’a kadar yayılmış bulunduğundan Binbaşı Hacı Şükrü’nün babası Hicaz Valiliğinden emekli Ahmet Nedim Bey, Babıali’ye davet edildi. Kendisine , Nazilli’ye kadar gitmesi ve oğlunu İstanbul’a getirmesi yönünde sıkıştırmışlardı.
    Emekli Vali A. Nedim Bey, yaşlılığını ileri sürerek Nazilli’ye kadar gitme kudretinin bulunmadığını yol yorgunluğuna dayanamayacağını söyleyince, bu kez mektup yazması için Babıali’nin resmi kağıdını önüne koydular ve mektubu yazdırdılar. Nedim Bey mektubu rahatça yazdı. Zira mektup kağıdı resmi idi. Mektubu alacak olan oğlu resmi kağıdı görünce işin tuzak olduğunu anlayacaktı.
    Mektup, genel manada şöyle yazılmıştı.
    “. Padişaha karşı isyankar bir harekette bulunmaktan vazgeçmesi ” tavsiye edilmişti.
    Mektup, resmi ve sıkı sıkıya kapalı ve mühürlü bir zarf içinde sivil giyinmiş, iri yarı, pos bıyıklı şivesi bozuk bir eski jandarma kılıklı kişi tarafından getirilip Galip Hoca’ya teslim edildi.
    Ayni tarihlerde, Binbaşı Hacı Şükrü Bey ile Demirci Mehmet Efe’nin gizlice yakalanıp İstanbul’a getirilmeleri yönünde gizli emirler çıkmıştı. Ayrıca, Denizli – Tavas’tan çekilmiş bulunan telgraflarda Jandarma Umum Kumandanı Ali Kemal Paşa’nın Nazilli’ye Denizli üzerinden geleceği gazetelerde de yayınlanmaya başlamıştı.
    Köşk karargah yakınlarında gece karanlığında oturmakta olan Galip Hoca’nın yanına önce Binbaşı Hacı Şükrü, ayrı bir gurup halinde Demirci Mehmet efe ve kızanları gelmiştir.
    Demirci Mehmet Efe, Galip Hoca’ya dönerek,
    - Hoca telgrafı okudun mu ?
    - Okudum Efe…
    - Ne yapacağız ! söyle…
    Galip Hoca cevap vermeden önce Hacı Şükrü Bey söze karışarak ;
    - Efe, öldürmeliyiz bu züppe paşayı…
    Demirci Mehmet efe, böyle bir teklif karşısında
    - Dur be yahu !… ben deli, sen zır deli… şu adam söylesin de doğruyu öğrenelim.
    Galip Hoca ( Celal Bayar ) bu konuşmalar üzerine ;
    - Öldürmek kolaydır. Ama doğru değildir. Ancak serbest bırakmak da zararlıdır.
    Demirci Mehmet Efe, bu görüşmeler sonrası kararını vermişti. Jandarma Umum Kumandanı Ali Kemal Paşa zeybek usulünce tutuklanacaktı. Yaz dedi…
    “ 5.000 tüfek , 15.000 sandık cephane, 1.000 bomba, 4 makineli tüfek, 1 kudretli cebel takımı, 1.000 atım cephanesi ile beraber teslim edilecek. Bu olmadığı takdirde tutuklu kalacak ”
    Bu gelişmeleri Çine’de takip eden 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Bey’e Binbaşı Hacı Şükrü 16 / 17 Ağustos 1919 tarihli mektupla Ali Kemal Paşa’nın Nazilli’de tutuklandığını bildirmiştir.
    Mektubu alan 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik, “… Nazilli’ye geldim. Nöbetçilerle tahtı muhafazaya alınan konağa girdim. Paşa, Nazilli Heyeti Milliyesinden birkaç kişi ile sofada oturmuşlar konuşuyorlardı. Avukat İlhami Bey’de ( İstanbul Meclisi Mebusanından Aydın Mebusu ) aralarında vardı. Zannedersem Balıkesir Jandarma mıntıka müfettişi beraberinde misafir idi.








  2. Asel
    Bayan Üye





    Jandarma Kumandanı Ali Kemal Paşa’nın tutuklu kaldığı Nazilli’deki ev kimin evidir yazılı kayıtlarda görülmemektedir. Galip Hoca ( Celal Bayar ) kısa bir süre önce çağrıldığında Ali Haydar Beyin evinde İngiliz subayı ile görüşmüştür.
    8 Ağustos 1919 tarihinde toplanan ilk Nazilli kongresinde toplantıya katılan Nazilli’den Zihni Beyin ismini görüyoruz. Yine o tarihlerde Nazilli’de söz sahibi olanlardan Hacı Süleyman Efendi ile Belediye Başkanlığı yapan Şeyh Nuri Efendi ve Pirlibeyli Mehmet Ağanın isimleri göze çarpmaktadır. Ama yazılı belgelerde sadece Avukat İlhami Beyin varlığı ön plandadır.
    Paşa’yı tevkif eden ve ettirenler bellidir. Salıverilmesi yönünde uğraşanlar çok olmuştur.
    Nazilli o tarihlerde Ali Kemal Paşa’nın tutuklanmış olması nedeniyle gazetelerde manşet olmuştur.
    Tahliyesi için Denizli Mutasarrıfı ve Askerlik Şube Reisleri çok uğraşmışlarsa da olumlu sonuç alan yine Denizli- Tavas’tan Halil Ağa olmuştur. Bu durumu anılardan izleyelim.
    “… Jandarma Umum Kumandanı Kemal Paşa NAZİLLİ’DE hapis olunduğu zaman Denizli Mutasarrıfı FAİK BEY büyük telaşa düşmüştü. Çünkü İstanbul kendisini sıkıştırıyordu. Beni telgraf, telgraf üstüne Tavas’ta Kaymakam Ali rıza Bey vasıtasiyle aradılar. Efenin elinden Paşayı kurtarmaklığımı rica ettiler.
    Denizli Mutasarrıfı bu işte aciz kalmıştı. Efe kendisini görüşmek için kabul etmiyordu. NAZİLLİ’YE vardım. Hapis olan Paşa ile görüştüm. Paşa ;
    ‘ On gündür burada kapalı bir evde oturuyorum ; çıldıracağım. Sen Efenin babası imişsin. Benim de babam ol. Beni Allah aşkına kurtar ’ niyazında bulundu.
    Efe’yi Nazilli’ye çağırdık görüştük. Paşa kurtuldu . ”
    Tavas’li Halil Ağa, bir başka anlatımında
    “…Bir gün Demirci Mehmet Efe’den bir telgraf aldım. Nazilli’ye çabuk gel Burdur yöresinden bir paşa geliyormuş başıma bela olacak dedi. Nazilli’ye geldim Paşayı bekledik. Gelen paşa Çerkez Ahmet Fevzi Paşa’dır.
    Efe ile yalnız konuşmak istedi. Demirci Mehmet Efe , paşanın bu isteğine karşılık ,
    - Bunlardan birisi babam ( Halil Ağa ) diğeri kardeşim. Diyerek rıza göstermedi… ”
    Çerkez Fevzi Paşa, İstanbul Hükümetinin paşası olduğu için sonraki günlerde Anadolu’ya geçmek isteyişi Mustafa Kemal tarafından kabul görmemiştir.
    Nazilli’de bu olaylar yaşanırken 27 Ağustos 1919 tarihinde bir İngiliz generali olan
    HAMBİRİN ( Hamberi ) Kuva-yı Milliye Kumandanı ile görüşmek üzere Dalama köyüne geleceği bildirilmiştir.
    Bu general ile görüşmeci olarak, 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik’in tayin ve tespit ettiği isimler şunlardır
    Galip Hoca ( Celal Bayar ) başkanlığında
    Kuşadası Heyeti Milliye Reisi Mahmut Esat Bey ve
    Nazilli Heyeti Milliyesinden iki kişi
    Albay Şefik Nazilli’ye iki kişinin acele Köşk Karargahına gönderilmesi yönünde yazı göndermiştir. Bir gün öncesi Demirci Mehmet Efe, Nazilli’ye gitmiş bulunmaktadır. İki kişinin gönderilmesi yönünden Demirci Mehmet Efe’ye de yazı gönderilmiş ve Dalama’ya gitmek üzere Köşk Karargahında beklenilmeye başlanmıştır.
    Bu bekleyiş boşuna olmuştur.
    Nazilli’den 3 zat gece trenle Köşk’e gelerek kimseye görünmeden Dalama’ya gitmişlerdir.
    Bu kez, Üçyol Savaşlarından o sabah dönen Binbaşı Hacı Şükrü’ye durum anlatılmış acele olarak Dalama’ya gönderilmiştir. Görüşmeler sırasında Nazilli’den gelen ve Dalama’ya giden heyetin başındaki zat görüşme sırasında
    - Bilakaydışart İngiliz işgaline muvafakat ederiz. Sözüne karşılık
    - İşgalini mi ? Himayesini mi ? yanıt almak istemişlerdir. Bu sözler sadece Binbaşı Hacı Şükrü’nün not defterinde kayıtlıdır. Konuşmalar ile ilgili başka bir kayda yazılı belgelerde görülememiştir. Aynı toplantıda Binbaşı Hacı Şükrü, İngiliz generalini Köşk’e davet ettiğinde Ertesi günü köşk Karargahına gelen generalin karşılaştığı durum farklıdır
    General ve yanındaki subaylar davet üzerine Köşk’e gelmişlerdir. Demirci Mehmet Efe o sırada Nazilli’dedir.
    Cephe kumandan vekili olarak Nazilli Turan Mahallesinden Rumelili Arnavut YAŞAR Köşk’tedir
    İngiliz generali Hambruğ ( Hamberi ) cephedeki siperleri görmek için atını ileri sürmek istediği sırada ummadığı bir olayla karşılaşır.
    General,
    - Kuvve-yi Milliye Kumandanı kim ?
    Arnavut Yaşar
    - Vekili benim. Ne istiyorsun ?
    - Cepheyi görmek istiyorum. !
    - Göstermem, gezdirmem
    General durumun nereye varacağını düşünmeden atını siperler doğru sürmek istediği sırada Nazillili Arnavut Yaşar, gümüş kaplı mavzerinin namlusunu generale doğru uzatıp emniyet kanadını çevirince büyük bir heyecan ortalığı kaplamış ve generalin mahiyetindekiler hemen koşarak General Hamberi’yi durdurmuşlardır. Geri gelen general hiddetle ;
    - Bir İngiliz Generaline yapılan bu muameleden veya bir İngiliz Generalinin vurulmasından ne gibi zarar geleceğini düşünmez misiniz ?
    - Biz zeybeğiz. Kendi devletimize bile tanımayız. İngiliz’i ise hiç tanımayız…
    Bu münakaşa sırasında Demirci Mehmet Efe trenle Nazilli’den Köşk’e gelmiştir. İngiliz generalinin yanına giderek, karargaha davet etmiş yanında bulunan subaylarla birlikte kahve içerek sohbete başladıktan sonra İngiliz Generali Hambruğ ( Hamberi ) hitaben ;
    ‘ Kuva-yı Milliye Kumandanı benim. Yabancılara cepheyi göstermek askeri usullere aykırıdır. Siz bunu benden daha iyi bilirsiniz. ‘ Yanıtını vermiştir. Heyet vedalaşarak dışarı çıktıkları sırada heyette bulunanlardan Binbaşı HENRİ istasyonda gördükleri treni işaret ederek, trenle Köşk’ten Aydın’a gitmek için adım atmıştır. Amaçları Köşk – Aydın arasındaki siperlerin durumunu çıplak gözle görmek ve bilgi edinmek isteyişleridir.
    Karşılarında bu kez Galip Hoca ( Celal Bayar ) vardır.
    - Raylar sökülmüştür. Köprülerde sağlam değildir.
    - İngiliz malını nasıl tahrip edebilirsiniz ?
    - Merak etmeyin binbaşı efendi. Bedeli birkaç misli fazlasıyla ödenmiştir. Raylar da Türk toprakları üzerindedir.
    Bu sert tartışmalar sonrası İngiliz General Hamberi başkanlığındaki heyet Nazilli’ye Demirci Mehmet Efe’lerle birlikte dönmüşler bir gece misafir edilmişlerdir.
    Nazilli’de yapılan kongreler :
    Mondros Mütarekesi ( 30 Ekim 1918 ) sonrası Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Müdafaa-i Hukuk Teşkilatları kurulmuştu. İzmir işgalinden ( 15 Mayıs 1919 ) sonrada kendiliğinden Kuva-yı Milliye örgütlenmesi başlamıştı.
    Milli Mücadele ruhu ve egemenlik arayışı hızla yayılınca Anadolu’da yön yöntem tayini için kongreler başladı Nitekim ;
    23 Temmuz 1919 da Erzurum Kongresi
    26 Temmuz 1919 da Balıkesir Kongresi
    6-9 Ağustos 1919 da Nazilli Kongresi
    16 Ağustos 1919 da Alaşehir Kongresi
    4-11 Eylül 1919 da Sivas Kongresi toplanarak Milli Mücadele için kararlar almış
    uygulamaya başlamıştır.

    Nazilli’de yapılan kongrenin önemi, Köşk Cephesinin hemen yakınında olması ve alınan kararlar gereği Kuva-yı Milliye ihtiyaçlarının temini ve dağıtılması gibi kolaylıkların varlığından kaynaklanmaktadır.





  3. Asel
    Bayan Üye
    1.Nazilli Kongresinin delegeleri 57. Tümen Kumandanlığın görev alanı içerisinde bulunan şehir ve kasabalardan gelmiştir. İlk kongrede Karacasu delegesi Mustafa Talat Efendi başkanlığında 18 kişi ile toplanmıştır. Nazilli’den sadece Zühtü Bey iştirak etmiştir.Önemli olan Heyeti Milliye’nin o tarihteki Cemiyetler Kanununa göre meşru hale gelmesini sağlamasıdır.

    2. Nazilli Kongresi :
    “ … Vuku bulan davet üzerine esamisi zirde muharrer murahhaslar Nazilli’ye vurut etmekle 13 Eylül 1919 Cuma günü alaturka saat iki buçuk ‘ta Ali Beyzade Ali Bey hanesinin salonunda akdi içtima ederek ferdası cumartesi günü saat beş buçukta müzakereratı hitam vermiş ve berveçhi zir mükerreratı ittihaz etmiştir. … ”
    Bu kongreye Nazilli’den katılanlar Avukat İlhami Bey ve Ömer Beylerdir. Atça’dan Abbas Bey ve Tapucuzade Hakkı Efendi, Sultanhisar’dan Ahmet ve Ali Zühtü Beylerdir. Toplam 52 delegenin katıldığı bu kongrenin başkanlığını Antalya’dan gelen Nuri Bey yapmıştır.
    Nuri Bey, Demirci Mehmet Efe’nin Galip Hoca ‘dan ( Celal Bayar ) sonraki dönemlerde müşavirliğini yapan kimsedir. Nazilli’de kaldığı süre içerisinde Demirci Mehmet Efe üzerinde hakimiyetin kurmuş ise de bu tehlikeyi görenler Nuri Bey’i uzaklaştırmak için çalışmışlar ve sonuç almışlardır.
    Kongreye katılanlar arasında, Hürriyet ve İtilaf yanlısı olanlar çoğunlukta olduğu için Aydın Bölgesinden Sivas Kongresine delege gönderilmesi hususunda vaki tereddütler nedeniyle bekle- gör politikası izlenmiş ve delege gönderilememiştir.
    “… Nazilli Kongresine katılanların Sivas Kongresinin amaçlarını pekiyi anlamadıkları veya görmezden gelmeyi çalıştıkları söylenebilir. Belki de Sivas Kongre’sinin İstanbul Hükümeti ile arasındaki sürtüşmeden olumsuz şekilde etkilenmemek isteğinden kaynaklanmış olabilir.
    Çünkü Nazilli kongresi yasal zeminde kalmakta kararlı olmuştur. Oysa Sivas Kongresi; Damat Ferit Hükümetine karşı tavrını sertleştirmiş ve sonuçta Damat Ferit Hükümeti istifa etmezse, İstanbul ile bütün ilişkilerin kesilmesi konusunda bir karar almış ve uygulamaya koymuştu.
    Öte yandan Sivas Kongresi Anadolu ve Rumeli’deki bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini birleştirdiğini ilan etmişti. Artık söz söyleme yetkisinin Heyeti Temsiliye’de olduğunu göstermek istemişti..
    Ama Nazilli Kongresinin Heyeti Temsiliye’den izin almadan adeta onu yok sayarak toplaması bununla da kalmayıp, Sivas Kongresinin İstanbul ile ilişkilerin kesilmesi yolunda aldığı karara uymayacağını açıklaması HEYETİ TEMSİLİYE BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN tepkilerine yol açmıştı. … ”
    Nazilli’de kongre toplanıyor. Bu kongrelerde 4 yabancı dil bilen Nazillili Hacı Süleyman Efendi neden yoktur. Belediye Başkanlığı yapmış bulunan Şeyh Nuri Efendi neden kongrelere katılmamıştır. Pirlibeyli Mehmet Ağa Nazilli’den Ali Haydar Bey nerelerdedir.
    (Miralay / Albay ) REFET BEY Nazilli’de :
    Aydın Bölgesinde müstakil olarak görev yapmakta olan ve doğrudan doğruya Harbiye Nezaretine bağlı iken alınan kararla 18 Ekim 1919 da Afyon’daki 12. Kolordu Komutanlığına
    bağlanmıştır. Amaç Milli Mücadelenin tek merkezden kontrollü bir şekilde yürütülmesidir.
    Eylül ayı içerisinde Refet Bey’in Nazilliye geleceği telgrafla önceden bildirilmiş olmakla hazırlık yapılmaya başlanmıştır.
    Efeler tarafından yönetilen Aydın Cephesi bölüklerine bir kumandan göndermek Mustafa Kemal’in düşüncesidir.
    Refet Bey’in Nazilliye gelişi için Nazilli Heyeti Milliyesi ile birlikte 57. Tümen Kumandanı Albay Şefik Denizli’de karşılama yapmışlar ve beraberce Nazilli’ye gelmişlerdir.
    Nazilli istasyonunda Demirci Mehmet Efe çok kalabalık bir zeybeklerle merasimle karşılamış bu karşılanmadan Refet Bey etkilenmiştir. Adeta askeri bir tören yapılmıştır. Demirci Mehmet Efe bu davranışı ile güç gösterisinde bulunmuştur. Trenden inen Refet Bey, zeybeklerin karşısında durarak “ Merhaba gaziler ” demiştir. Zeybeklerde “ Sağ ol ” diyerek yanıtlamıştır.
    Refet Bey, Aydın Kuva-yı Milliye Kumandanı sıfatı ile gelmiş hem askerleri hem de milis güçlerini kontrol etmekle görevli bulunmakta ise de Demirci Mehmet Efe’yi hemen hakimiyet altına almak kolay değildir. Ama onun gücünden ve kuvvetinden yararlanmak Milli mücadele için gereklidir.
    Demirci Mehmet Efe, o sıralarda Antalya’dan gelen Nuri Bey’in Avukat İlhami Beyin ve Hacı Süleyman Efendi’nin kontrolü altında gibi gözükmektedir. Nazilliye yerleşen Refet Bey, Salihli taraflarına giderek oraları da gözden geçirmiştir. Aralık 1919 tarihinde Antalya’lı Nuri Bey’in elinde bulunan Demirci Mehmet Efe tarafından kullanılan Umum kuva-yı Milliye Kumandanı mührünü Nuri Beyin elinden alarak onu uzaklaştırmıştır. Rütbesini ve askeri sıfatlarını dahi düşünmeksizin Milli mücadelenin başarıya ulaşması bakımından büyük fedakarlık göstererek Demirci Mehmet Efe’nin müşavirliğine geçmiştir. Mührü taşıyarak tüm yazışmaları kendi kontrolüne almıştır.
    Demirci Mehmet Efe emrine girdi diyerek küçümseyenler olmuştur. Ama Demirci Mehmet Efe etrafındaki zararlı kişileri uzaklaştırmakla işe başlamıştır. İlk olarak Yüzbaşı Tahir Bey uzaklaştırılmış onun yerine mühür Denizlili Yüzbaşı Şükrü Bey’e teslim edilmiştir. Bu şekli ile Milli kıtalar 21 Aralık 1919 dan sonra doğrudan doğruya Nizamiye Kıtalar gibi 57.Tümen Kumandanlığına bağlanmıştır. Karargah merkezi Köşk olmuştur.
    Refet Bey zaman, zaman Demirci Mehmet Efe’nin evinde de misafir oluyor. Dostlukları ilerlemiş bulunduğundan daha sonraki zamanlarda, Milli mücadelenin selameti bakımından dostluk elini uzatmaktan hiç çekinmemiştir. İğdecik baskınında görüldüğü gibi…
    İstanbul Meclisi Mebusanı ve Ankara BMM için seçimler Nazilli’de yapıldı :
    İstanbul’da Damat Ferit Hükümeti, Meclisi Mebusanın açılmasını istemiyordu. Ama Sivas Kongresi yapılmış ve Anadolu’da hakimiyetini HEYETİ TEMSİLİYE marifetiyle kurmuştu. Nitekim Eylül 1919 dan itibaren Anadolu illerinin İstanbul Hükümeti ile muhaberelerini kesmiş bulunduğundan Damat Ferit Hükümeti zor durumda kalmıştı. Bu durum karşısında Hükümet 2 Ekim 1919 da istifa etmek zorunda kaldı. Yerine Ali Rıza Paşa Kabinesi geçti.
    Ali Rıza Paşa Meclisi Mebusan’ı toplamak için seçim kararı aldı.
    Aydın Sancağı seçimi için çalışmalar başlayınca, Musluca Çayının batısı Yunan işgal bölgesi olduğundan işgal altındaki bir şehirde seçim yapılması mümkün değildi. Seçim bu nedenle Nazilli’de yapıldı.
    Nazilli önem kazanmış bir yerdi. Demirci Mehmet Efe Nazilli’de oturuyor. 57. Tümen Karargahı Çine’de ise de daha ziyade Köşk’te oturuluyordu. En önemlisi, Mustafa Kemal’in Heyeti Temsiliye mensubu bulunan Refet Bey’de Nazilli’ye gelmişti.

    Heyeti Temsiliye SİVAS’TAN 27 ARALIK 1919 DA ANKARA’YA nakledilmişti.
    Ali Rıza Paşa 19 Ocak 1919 tarihinde Meclisi Mebusanı toplamak için seçim yaptırdı. Seçim o günün savaş şartları altında Nazilli’de gerçekleştirildi.
    Hacı Süleyman Efendi, ve Avukat İlhami Bey Nazillide yapılan seçimde İstanbul için seçilmişti.Bu seçin sırasında Antalyalı Nuri Beyin etkisi olduğu gibi esas hakimiyet Hürriyet ve İtilaf Partisinin Aydın Heyeti Merkeziye mensupları idi.
    17 Mart 1919 da İngilizler İstanbul’u işgal ile birlikte Meclisi Mebusan’ı dağıtmış ve bazılarını tevkif etmeye başlamışlardı. Bazı Mebuslar Ankara’ya kaçtılar.
    Mustafa Kemal’den 57. Tümen Kumandanına gelen telgrafta BMM için yeni Saylav seçimi ( Milletvekili ) yapılması isteniyordu.
    Aydın İlinin idare ve seçim merkezi Nazilli olduğu için diğer yerler işgal altında olduğundan NAZİLLİ’DE SEÇİMİN YAPILMASINA KARAR VERİLDİ.
    Albay Şefik ve Demirci Mehmet Efe müşterek karar alarak BMM gidecek olanın cephede savaşanlardan olmamasını prensip olarak karar aldılar. Vatanperver ve Milli Mücadeleye inanmış kimselerden oluşmasını istediler.
    Her ikisi de kenarda durarak Nazilli Heyeti Milliye ve Merkeziye üyeleri toplanarak seçimi yaptılar.
    İsimler yazılmaya başladığı sırada, 57 Tümen Kumandanı Albay Şefik, sadece bir ismin yazılmasında ricada bulundu. O da, damadı olan Topçu Yüzbaşısı Ertuğrul’un hastalığı sırasında Denizliye getirildiğinde tedavisi ve ölümden kurtarılmasında katkısı olduğunu inandığı Doktor Mahzar Germen’in seçilmesini istemiştir.
    Nazillide yapılan BMM seçiminde ilk giden Saylavlar ( Milletvekilleri ) şunlardır.
    1. Doktor Mahzar Germen - 1950 yılına kadar 8 dönem görev yapmıştır.
    2. Mehmet Esat İleri - Aydın işgali sırasında mücadeleye katılan.
    3. Hasan Tahsin San - 5 dönem görev yapmıştır. Bozdoğan Kaymakamı idi
    4. Cami Baykurt - İstanbul Meclisinden kaçıp gelenlerden 21.10.1922 istifa
    5. Ahmet Şükrü Yavuz Yılmaz- Sarayköy Müftüsü 22.11.1920 de istifa etmiştir.
    6. Sadık Ünver - Nazillili olup 27.12.1920 de vefat etmiştir.
    7. M. Emin Erkut - Bozdoğan Müftüsü. SSK Avukatı Abdullah Erkut’un babası
    Hacı Süleyman Efendi Kuşadasında yapılan seçimle İzmir Saylavı olarak seçilmiştir.
    Not : “ Kuva_yı Milliye’nin Aydında Doğuşu ” isimli eserden alıntı yapılmıştır.





+ Yorum Gönder