+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Milli mücadele döneminde simavlı eşkıyalar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Milli mücadele döneminde simavlı eşkıyalar








    Milli mücadele döneminde simavlı eşkıyalar

    Milli mücadele döneminde simavlı eşkıyalar hakkında bilgi

    Mondros Mütarekesi’nin uygulanışından itibaren düzenli ordunun kuruluşuna kadar geçen devreyi, Kuvâ-yı Millîye dönemi olarak nitelendirmek gerekir. Çünkü bu dönemde yapılan mücadele çok zor şarlar altında oluşturulan, millî kuvvetlerle verilmiştir. Kuvâ-yı Millîye adıyla kurulmuş olan bu güçler, düzenli ordu kurulması sürecinde zaman kazanma açısından çok önemli bir görevi başarıyla yerine getirmişlerdir.

    Millî Müfrezelerimiz her an sınırı geçip güvenli bir bölgeye geçerek Millî Ordunun saflarına katılabilecekken işgal bölgesindeki sahipsiz, korumasız köylerin korumasını üstlenmiştir. Üzerlerine kuvvet çekerek Yunanlıların cephede kullanabileceği askerlerin bir kısmını bölgede tutmayı başarmışlardır. Böylece Türk Ordusu karşısındaki düşman baskısı belli bir ölçüde hafiflediği gibi, düzenli birliklerin güçlenmesine zemin ve zaman kazandırmışlardır.

    Millî Mücadele ise, çöken bir imparatorluğun enkazları üzerinde, İmparatorluğun arta kalan unsurlarından çağdaş anlamda bir “Millî Devlet” kurma gayesine yönelik, yeniden doğuş hareketi olarak nitelendirilebilir. İşte Millî Mücadele’nin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu, gerekse sosyal yapısı itibariyle ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu'nun Balıkesir sınırları içerisinde cereyan etmiştir.

    Tarihinin hiçbir döneminde haksızlıklara boyun eğmemiş olan Büyük Türk Milleti ülkesinin işgal edilmesine de seyirci kalmamıştır. Nitekim resmî makamların tüm çekimser tutumlarına rağmen, inisiyatif kullanan komuta kademesindeki subaylar emirleri altındaki birlikler ve mahalli kuvvetlerle düşman ilerlemesine silahla karşı koymuşlardı. Yunan işgal ve ilerlemesini reddeden Batı Anadolu insanı, hükümetin sükûnet tavsiye eden kararlarını dinlemeyerek bazı direniş heyetleri oluşturmuşlardır.
    milli mücadele döneminde simavlı eşkıyalar.jpg
    Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul Hükümetinin acizliği karşısında tedirgin olan Türk halkı, müdafaa-i hukuk cemiyetleri teşkiline başlamıştı. İzmir’de teşekkül eden müdafaa-i hukuk cemiyetinin kongresine Balıkesir de delegelerini göndermişti. İzmir’de Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ve tecavüzü üzerine Anadolu’nun her tarafındaki “müdafaa-i hukuk” cemiyetlerine bir de “redd’ül ilhak” ünvanı ilave edildi. Adeta hiç yoktan Millî bir ordu meydana çıktı. Balıkesir’de teşekkül eden büyük kongre, bu ordunun kuzey karargahı olmak üzere Balıkesir’i seçti.

    Karesi Sancağı merkeziyle bağlı kazalar dahilindeki köylerin hane sayısını bildiren TrForumuz.Biz20 Aralık 1916 tarihli icmal pusulasına göre Balat (Dursunbey) nahiyesinde birlikte 2406 hane bulunduğu anlaşılmaktadır. Balat Nahiye merkezinde ise 897 hane bulunmaktaydı. Köyleriyle birlikte toplam 3724 haneye sahipti. Hane başına en az beş nüfus hesabıyla yaklaşık 18-19 bin kişinin yaşadığı söylenebilir.

    Yunan ordularının işgali sırasında düşman ordusu Dursunbey’in köy ve civarına karargah kurmamış, yalnız gelip geçmişse de halkın Birinci Dünya Savaşından arda kalan bir avuç erkeği, dul kadınları ve çocukları gece gündüz evlerinde tarla ve bahçelerinde daima korku içinde yaşamaya çalışmışlardır. O tarihte Yunan ordusuna katılan yerli çetelerce memleket idare edilmiş, çevrenin idaresi, emniyet ve sair her türlü işleri bu cahil eşkıya bozması çetelerin elinde kalmıştır.



    İstanbul Hükümetine bakılırsa Karesi livası dahilinde 24 çete faaliyet gösteriyordu. Bunlar, Parti Pehlivan, Sarı Mehmed, Hüseyin Çavuş, Bakırlı Mustafa, Arnavud Arslan, Kadı Dağlı Hacı Veli, Bergamalı Arab Osman, Kamalı Bıyıksızın Ahmed, Geyelerli ?? Ömer Pehlivan çeteleri idi. Bunlar arasında olan Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem ve Balat (Dursunili Kazası) kaymakamı Emin Beylerle daha bazı münevver kimseler, bu çetelerin Divân-ı Harb heyetini teşkil ediyordu. Bu çeteler genellikle Bigadiç, Sındırgı, Soma, Demirci, Simav, Çorum bölgelerinde dolaşıyordu. Kendilerini asayişle alakadar addeden çete reisleri tutukladıkları insanları mahkeme edip bu divân-ı harb heyetine veriyorlardı .

    Dursunbey Kavacık nahiyesinden ve civar köylerinden kuvvetli hayvanları olanlar Kuvâ-yı Milliye'ye öküz arabaları ile Balıkesir'e gelip, depodan erzak ve cephane alarak Soma cephelerine taşıdılar. Kavacık köyünden İsmail oğlu Halil ve Mehmet oğlu Abdullah ile Şuleler köyünden Ali Osman, Hamzacık'tan İbrahim Ağa, Osmanlar köyünden Ömer ve yöre halkı 10-15 araba, Dursunbey'den gelen bir komutan aracılığıyla çevreden toplanan erzaklarla önce Soma cephesine gitmişler, oradan Bandırma'ya giderek cephane alıp, Soma cephesine taşımışlardır.

    Kurtuluş Savaşı başlamadan önce buralara kadar gelen Yunanlılar burada eğlenmeden Dursunbey'e geçtiler. O sıralarda türeyen yerli eşkıyalar, yöredeki köyleri yakıp yıkıyorlardı . Seferberlik döneminde ilçemiz çeşitli eşkıyaların ve kendilerini Kuvâ-yı Milliyeci diyerek tanıtan çetelerin istilasına uğramıştır.

    O zamanlarda çeşitli isimlerde çeteler üremişti. Bunlardan bazıları Yunan'a karşı mücadele ederken, bazıları da köyleri yakıp yıkıyor, altın ve gümüş topluyorlardı. Bir kısmı da Yunan’a hizmet eden bu çetelerle mücadele ediyordu. Nitekim 13 Ekim 1921 günü Balatlı Hasan Çavuş ve Bergamalı Arab Ali Osman idarelerindeki 190 kişilik bir çete Bigadiç’in Bekirler köyüne giderek Fabirler (Farlar) ?? Köyünden getirttikleri Molla Süleyman’ın kulaklarını kestikten sonra kama ile boğazından yaralayıp öldürmüşlerdi .

    Bu dönemde Durabeyler köyünde Hacı Salih 18 defa çetelerin baskınına uğramış, her defasında bu kadar altınım var diyerek onları başından savmıştı. Son kez Hacı Salih'e inanmayarak ayaklarını kızgın küle gömmüşler, başına kızgın sacayağı geçirmişler ve akla gelmedik eziyetler yaparak ölümüne sebep olmuşlardır.

    Yerli eşkıya çeteleri eşkıyalık yaparken bunlara karşı koyan yöre halkı gitgide örgütlenerek Kuvâ-yı Milliye kuvvetlerini oluşturuyorlardı. Bu birliklerden Kaymakam İbrahim Ethem Bey ve Parti Pehlivan Kuvvetleri Sındırgı dağlarına gün geçtikçe hâkim olarak Yunanlıları köylere sokmamaya çalışmışlardır. Çevre köylerde eli silah tutanlar, Yunan'a boyun eğmeyenler, eşkiyalığa tenezzül etmeyenler, İbrahim Ethem Bey kuvvetlerine iştirak etmiştir.

    10-22 Mart 1920 tarihlerinde toplanan Beşinci Balıkesir Kongresi Heyet-i Umumiyesi, sadece bölgenin değil, bütün ülkenin sıkıntılarına temas etmekte idi. Ayrıca aşağıda 5. Maddede görüleceği üzere, Sivas Kongresi'nin (4-11 Eylül 1919) millî birlik ve istiklâlin muhafazası için ortaya koyduğu maksat ve esasları da benimsemiştir. Aralarında Dursunbey nahiyesinin de bulunduğu büyük kurul aşağıdaki protesto metnini hazırlamıştır :

    1- Hiçbir hak ve sebebe dayanmayan zâlim Yunan işgalinin devamına bütün varlığımızla ve şiddetle karşı koyulacak ve Yunanlılar herhalde Anadolu'dan kovulacaktır.

    2- İzmir'e giden Karma Tahkikat Komisyonu’nun Yunan mezâlim ve fecâyi'i ve Yunan işgalinin kaldırılması hakkında düzenlemiş olduğu rapor Meclis tarafından medeni dünya kamuoyuna arz olunduğu halde Yunan işgal-i vahşiyânesinin devamı, ilân edilen ilkeler ve insanlık esaslarına aykırı olduğundan, Müslümanlar vatanlarının kurtulması için tamamen özgürce hareket etmeye sahip olmak hakkını elde etmişlerdir.

    3- Her türlü işgal ve müdâhalenin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik teşkîli gayesine yönelmiş harekâtın reddi hususunda birlik olarak müdafaa ve mukavemet esâsı kabul edilmiştir.

    4- Memleketimizde yaşayan bütün Müslüman unsurlar, birbirlerine karşılıklı sevgi, saygı ve vefa hissi ile dolu olarak ; gelenek-görenek, toplumsal durum ve çevre şartlarına riayetkar öz kardeştirler

    5- Heyet-i Umumiye 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan büyük Sivas Kongresinin Millî birlik ve bağımsızlığımızın korunması uğrunda kabul ettiği temel istek ve maksatlara tamamen iştirak eder".

    Dursunbey yöresinin gençlerini Mehmet Bey örgütledi ve Milli Mücadele de şanlı göreve talip oldular. Milli Mücadelede Yunanlılarla yaptığı mücadele ile Devlete, Millete yaptığı unutulmaz hizmetlerinden dolayı Mehmet Konyalı'ya Milli Savunma Bakanlığı istiklal Madalyası vererek ödüllendirdi.

    30 Haziran 1920'de Balıkesir'in Yunanlılar tarafından işgalinden birkaç gün sonra Dursunbey kazası da bir Yunan birliği tarafından işgal edilmiş ve kasabada bir Yunan karakolu kurulmuştur. Akser (Akhisar), Soma, Giresun (Savaştepe), İvrindi, Ayvalık Cephelerinde Yunanlılara karşı göğsünü etten kemikten siper eden binlerce yiğit, cephaneleri tükendiği için geri çekilmek zorunda kaldılar, ve 3 Ekim 1920 tarihinde Dursunbey'de Yunanlıların işgaline uğradı.

    Kasabada oturan birkaç Rum asıllı aile ile bazı Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı, bu karakola yakın davranışlarda bulunmuşlarsa da kısa zamanda Dursunbey'de kurulan gizli bir teşkilat Sındırgı dağlarında Yunan işgaline karşı faaliyet yürüten İbrahim Ethem Bey yönetimi altında birleşmişler. Dursunbey'in çevresinin özellikle dağlık olması Milli Müfrezelerin sıkıştıkları zamanlarda sığındıkları ve birçok ihtiyaçlarını karşıladıkları bir yer olmuştur.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    KUVÂ-YI MİLLİYE VE DURSUNBEY


    Mondros Mütarekesi’nin uygulanışından itibaren düzenli ordunun kuruluşuna kadar geçen devreyi, Kuvâ-yı Millîye dönemi olarak nitelendirmek gerekir. Çünkü bu dönemde yapılan mücadele çok zor şarlar altında oluşturulan, millî kuvvetlerle verilmiştir. Kuvâ-yı Millîye adıyla kurulmuş olan bu güçler, düzenli ordu kurulması sürecinde zaman kazanma açısından çok önemli bir görevi başarıyla yerine getirmişlerdir.

    Millî Müfrezelerimiz her an sınırı geçip güvenli bir bölgeye geçerek Millî Ordunun saflarına katılabilecekken işgal bölgesindeki sahipsiz, korumasız köylerin korumasını üstlenmiştir. Üzerlerine kuvvet çekerek Yunanlıların cephede kullanabileceği askerlerin bir kısmını bölgede tutmayı başarmışlardır. Böylece Türk Ordusu karşısındaki düşman baskısı belli bir ölçüde hafiflediği gibi, düzenli birliklerin güçlenmesine zemin ve zaman kazandırmışlardır.

    Millî Mücadele ise, çöken bir imparatorluğun enkazları üzerinde, İmparatorluğun arta kalan unsurlarından çağdaş anlamda bir “Millî Devlet” kurma gayesine yönelik, yeniden doğuş hareketi olarak nitelendirilebilir. İşte Millî Mücadele’nin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu, gerekse sosyal yapısı itibariyle ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu'nun Balıkesir sınırları içerisinde cereyan etmiştir


    Tarihinin hiçbir döneminde haksızlıklara boyun eğmemiş olan Büyük Türk Milleti ülkesinin işgal edilmesine de seyirci kalmamıştır. Nitekim resmî makamların tüm çekimser tutumlarına rağmen, inisiyatif kullanan komuta kademesindeki subaylar emirleri altındaki birlikler ve mahalli kuvvetlerle düşman ilerlemesine silahla karşı koymuşlardı. Yunan işgal ve ilerlemesini reddeden Batı Anadolu insanı, hükümetin sükûnet tavsiye eden kararlarını dinlemeyerek bazı direniş heyetleri oluşturmuşlardır.

    Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul Hükümetinin acizliği karşısında tedirgin olan Türk halkı, müdafaa-i hukuk cemiyetleri teşkiline başlamıştı. İzmir’de teşekkül eden müdafaa-i hukuk cemiyetinin kongresine Balıkesir de delegelerini göndermişti. İzmir’de Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ve tecavüzü üzerine Anadolu’nun her tarafındaki “müdafaa-i hukuk” cemiyetlerine bir de “redd’ül ilhak” ünvanı ilave edildi. Adeta hiç yoktan Millî bir ordu meydana çıktı. Balıkesir’de teşekkül eden büyük kongre, bu ordunun kuzey karargahı olmak üzere Balıkesir’i seçti.

    Karesi Sancağı merkeziyle bağlı kazalar dahilindeki köylerin hane sayısını bildiren TrForumuz.Biz20 Aralık 1916 tarihli icmal pusulasına göre Balat (Dursunbey) nahiyesinde birlikte 2406 hane bulunduğu anlaşılmaktadır. Balat Nahiye merkezinde ise 897 hane bulunmaktaydı. Köyleriyle birlikte toplam 3724 haneye sahipti. Hane başına en az beş nüfus hesabıyla yaklaşık 18-19 bin kişinin yaşadığı söylenebilir.

    Yunan ordularının işgali sırasında düşman ordusu Dursunbey’in köy ve civarına karargah kurmamış, yalnız gelip geçmişse de halkın Birinci Dünya Savaşından arda kalan bir avuç erkeği, dul kadınları ve çocukları gece gündüz evlerinde tarla ve bahçelerinde daima korku içinde yaşamaya çalışmışlardır. O tarihte Yunan ordusuna katılan yerli çetelerce memleket idare edilmiş, çevrenin idaresi, emniyet ve sair her türlü işleri bu cahil eşkıya bozması çetelerin elinde kalmıştır.

    İstanbul Hükümetine bakılırsa Karesi livası dahilinde 24 çete faaliyet gösteriyordu. Bunlar, Parti Pehlivan, Sarı Mehmed, Hüseyin Çavuş, Bakırlı Mustafa, Arnavud Arslan, Kadı Dağlı Hacı Veli, Bergamalı Arab Osman, Kamalı Bıyıksızın Ahmed, Geyelerli ?? Ömer Pehlivan çeteleri idi. Bunlar arasında olan Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem ve Balat (Dursunili Kazası) kaymakamı Emin Beylerle daha bazı münevver kimseler, bu çetelerin Divân-ı Harb heyetini teşkil ediyordu. Bu çeteler genellikle Bigadiç, Sındırgı, Soma, Demirci, Simav, Çorum bölgelerinde dolaşıyordu. Kendilerini asayişle alakadar addeden çete reisleri tutukladıkları insanları mahkeme edip bu divân-ı harb heyetine veriyorlardı .

    Dursunbey Kavacık nahiyesinden ve civar köylerinden kuvvetli hayvanları olanlar Kuvâ-yı Milliye'ye öküz arabaları ile Balıkesir'e gelip, depodan erzak ve cephane alarak Soma cephelerine taşıdılar. Kavacık köyünden İsmail oğlu Halil ve Mehmet oğlu Abdullah ile Şuleler köyünden Ali Osman, Hamzacık'tan İbrahim Ağa, Osmanlar köyünden Ömer ve yöre halkı 10-15 araba, Dursunbey'den gelen bir komutan aracılığıyla çevreden toplanan erzaklarla önce Soma cephesine gitmişler, oradan Bandırma'ya giderek cephane alıp, Soma cephesine taşımışlardır.

    Kurtuluş Savaşı başlamadan önce buralara kadar gelen Yunanlılar burada eğlenmeden Dursunbey'e geçtiler. O sıralarda türeyen yerli eşkıyalar, yöredeki köyleri yakıp yıkıyorlardı . Seferberlik döneminde ilçemiz çeşitli eşkıyaların ve kendilerini Kuvâ-yı Milliyeci diyerek tanıtan çetelerin istilasına uğramıştır.





+ Yorum Gönder


milli mücadele