+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Lozan barış antlaşmasında kıbrıs meselesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Lozan barış antlaşmasında kıbrıs meselesi










    Lozan barış antlaşması


    Lozan Barış Antlaşması ile kurulan dengede meydana gelen tek yanlı statü değişikliği birbirini izleyen iki önemli gelişmeyle ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki 1947 Paris Barış Antlaşması ile Ege Denizi’nde İtalya’nın egemenliğinde olan Oniki Adalar’ın Yunanistan’a devredilmesi, diğeri ise 1950’lerin başından itibaren Kıbrıs’ın İngiltere’nin egemenliğinden çıkacağının ilk işaretlerinin görülmeye başlanması olmuştur.

    1947 yılında Oniki Adalar’ın İtalyan egemenliğinden alınarak Yunanistan’a verilmesi sonucunda ortaya çıkan Yunan ulusal sınırlarının genişlemiş olması durumu, yalnızca Ege Denizi’ndeki egemenlik statülerinin yeniden gündeme gelmesiyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda, ulusal sınır değişikliklerinin gerçekleştirilebilir olduğunu göstererek, Kıbrıs’a ilişkin gelişmelerde de görüldüğü gibi, kimi ulusal beklentileri yeniden tartışılır hale getirmiştir.[1] Daha önceki bölümlerde de değinmiş olduğumuz gibi, Oniki Adalar’ın Yunanistan’a verilmesinden kısa bir süre sonra Yunanistan’da aşırı ulusçu çevrelerde Kıbrıs’a ilişkin isteklerin tartışılmaya başlandığı görülmektedir. Benzer istekler, İngiliz egemenliği altındaki Kıbrıs’ta da kendini göstermekle birlikte, İngiltere’nin Akdeniz ve Ortadoğu’daki etkinliğinin azalmasına koşut olarak adaya bağımsızlık tanınması ve/veya Yunanistan’a bağlanması konusunda tartışmalar sergilenmeye başlamıştır.

    kibris meselesi.jpg

    Kıbrıs konusundaki statü değişikliğinin tartışılmaya başlanması ve Yunanistan’ın, Kıbrıs’ın geleceği üzerinde hak iddiasıyla ortaya çıkarak konuyu uluslararası alanda gündeme getirmesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki stratejik dengeyi altüst eden bir gelişme olmuştur.

    Türk ve Yunan ulusçuluğunun devreye girmesiyle birlikte, kısa sürede, hem Yunanistan hem de Türkiye, Kıbrıs konusunda isteklerle ortaya çıkmaya başlamıştır. Adanın geleceği üzerinde taraflar arasında yoğun propaganda savaşının yapılmakta oluşu, karşılıklı çıkar çatışması ile birlikte suçlamalara da yol açmış, kısaca eski düşmanlıklar yeniden ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle, 1950’li yıllar hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de, Kıbrıs konusuyla gündeme gelen ulusçu toprak istemlerinin ideolojik, siyasi ve hukuksal temele oturtulmaya çalışıldığı bir dönem olmuştur.

    1960’lı yıllar, Türkiye ve Yunanistan'ın doğrudan doğruya bir sıcak çatışmanın içine girmekten kaçındıkları bir dönem olmakla birlikte, iki ülke de böylesi bir olasılık için önceden hazırlanmaya başlamıştır. Nitekim, 1963-64 ve 1967 yıllarında Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplumları arasında yaşanan gerginliklerde Türkiye ve Yunanistan’ın izlemiş olduğu politikalar, tarafların sıcak bir çatışmayı “henüz” göze alamadıklarını göstermiştir. Gerginlikler, kimi sınırlı askeri girişimlere rağmen siyasi yollardan giderilebilmiştir. Bununla birlikte, hem Yunanistan hem de Türkiye, bu olasılığı dikkate alarak askeri ve siyasi açıdan hazırlıklara girişmişlerdir.

    1970’li yıllar, Türkiye ve Yunanistan arasındaki çatışmacı karakterdeki ilişkilerin çeşitlenerek karmaşıklaştığı yıllar olmuştur. Artık, hem Türkiye hem de Yunanistan için karşı taraf, ulusal çıkarlar, toprak bütünlüğü, ulusal güvenlik açısından potansiyel bir tehlike ve tehdit unsurudur. Bu yaklaşım, ulusal kamuoylarının görüşlerine de dolaylı ve/veya doğrudan yansımış ve her iki ülkede de sorunlar katı bir ulusalcı yaklaşımla ele alınmaya başlanmış; karşı tarafın hemen her hareketi kuşku ve güvensizlikle karşılanmıştır. Ulusal duyguların yoğun etkisi ve kamuoylarının konuya büyük ilgi duyması, konunun kolaylıkla bir iç politika malzemesi olarak kullanılabilmesine olanak sağlarken, hem Yunanistan hem de Türkiye’de sorunları gerçek yönleriyle doğru olarak algılayarak ortak çözüm yolları önerebilen ender girişimler de sonuçsuz kalmıştır.

    Bu bağlamda, Türkiye ve Yunanistan arasında var olan çözümsüzlüğü ve uzlaşmazlık konularına kolaylıkla çözüm bulunamamasını, iki ülke arasında yeni bir dengenin kurulması çabaları çerçevesinde değerlendirmek olasıdır. Yunanistan’ın Kıbrıs’ı kendi egemenliği altına almak istemesinin tartışıldığı 1950’lerin ulusal/uluslararası koşulları, bu yöndeki isteklerin gündeme getirilebilmesine olanak sağlamakla birlikte, Türk-Yunan dengesini bozmuş ve iki ülkeyi bir çatışmaya sürüklemiştir. Artık 1980-90’lı yıllar, yeni bir uluslararası sistemin koşullarını geçerli kılmıştır ve bu koşullar altında ne Türkiye ne de Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinde tek başlarına egemenlik kurabilmesi mümkündür. Sorun, tarafların bunu ne ölçüde anlayabildikleri ve dış politika kararlarına, görüşlerine yansıtabildikleri noktasında toplanmaktadır.

    Dolayısıyla, son dönem Türk – Yunan ilişkilerinde Kıbrıs sorununa ilişkin görüş ayrılıkları büyük ölçüde iki ülkenin çıkarlarının nasıl dengelenebileceğine yöneliktir. Bu durum özellikle adada yaşayan iki toplumun egemen eşitliğinin kabulü ve kurulacak statünün devamını güvence altına alacak garanti ve garantörler söz konusu olduğunda daha da belirginleşmektedir. Bu bağlamda adadaki Türk toplumunun Rum toplumu ile eşit haklara sahip bir ortak olarak görülmek istenmemesi ve garantinin AB şemsiyesi altında bir Türk azınlık yaratılarak sağlanılmaya çalışılması doğal olarak Türk toplumunun ve Türkiye’nin tepkisini çekmektedir.

    Türkiye, Yunanistan ile olan sorunları içerisinde Kıbrıs konusunda duyarlılığını vurgularken hareket noktası Yunanistan’ın Kıbrıs’a tek başına egemen olmasını önlemek politikasıdır. Böyle bir politikanın izlenmekte oluşunu gerekçelendiren faktör ise doğrudan doğruya Yunanistan’ın dış politikasına egemen olan diyaspora anlayışıdır.[2] Lozan Barış Antlaşması ile kurulan dengenin 1950’li yıllara değin korunabilmiş olmasında Türk yöneticilere hakim olan Yunanistan artık Megali İdea’dan vazgeçti düşüncesi önemli ölçüde etkili olmuştur. Nitekim, Yunanistan’da hükümetler zaman zaman Megali İdea’nın artık gerçekleştirilmesi imkansız bir düş olduğunu belirttikleri görülmüştür. Fakat bu politikaya yeniden dönüş, Türkiye’nin dış politikasında ve ulusal güvenliğine ilişkin tehdit önceliklerinde yeniden Yunanistan’ı bir tehdit öğesi olarak görmelerine zemin hazırlamıştır.








  2. AYPARE
    Devamlı Üye





    1923 yılında İsviçrenin Lozan kentinde Türkiye dahil olmak üzere bir çok devlet arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Bu antlaşmanın şartlarının görüşülmesi için İtilaf devletleri TBMM hükümetini lozana davet etmiştir ve TBMM adına İsmet Paşa katılmıştır ve bu anlaşmada en dikkat çeken madde Kapitülasyonların kaldırılması oldu. Bu anlaşma ile Türkiyenin İran, Suriye ve Yunanistan ile sınırı da çizilmiştir.




  3. Zeyneb
    Bayan Üye
    Lozan Bariş Antlaşmasinin tarihi


    1-SINIRLAR

    Doğu Sınırı: Görüşülmedi Kars antlaşması geçerli oldu. Irak Sınırı : Musul konusunda anlaşmazlık çıkması üzerine
    Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşmelere bırakıldı.
    Suriye Sınırı: 20 Ekim 1921′de imzalanan Ankara Antlaşması*na göre belirlendi.
    Batı Sınırı: Meriç nehri sınır oldu.
    Ege Adaları : Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye Oniki Ada İtalya’ya diğer bütün Ege adaları silahsızlandı*rılması şartıyla Yunanistan’a verildi. II. Dünya savaşından sonra imzalanan Paris Antlaşması ile 12 Ada Yunanistan’a verildi.
    2-BOĞAZLAR
    Boğazların yönetimi başkanlığını bir Türk’ün yapacağı ulus*lararası komisyona bırakılacak
    Boğazların her iki yakasında yirmişer km’lik alan silahsızlan*dırılacak
    Ticaret gemileri serbestçe boğazlardan geçebilecek
    Savaş gemilerine tonaj sınırlaması getirilecek.
    Savaş ihtimali olduğunda Türkiye boğazlan silahlandırabilecek
    3-İSTANBUL’UN DURUMU
    İstanbul‘un Lozan antlaşması’nın TBMM‘de onaylanmasın*dan sonra bir buçuk ay içerisinde İtilaf devletlerince boşaltıl*ması kararlaştırıldı.
    4-KAPİTÜLASYONLAR
    Kapitülasyonların bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılması kabul edildi.
    5-DIŞ BORÇLAR
    En çok Fransa ile aramızda bu konuda sorun çıktı.
    Düyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı.
    Osmanlı borçları Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler ara*sında paylaştırıldı.
    Borçların önemli bir kısmını Türkiye ödeyecekti.
    Borçlar Türk lirası ya da Fransız frangı ile ve taksitler halinde ödenecekti.
    6-PATRİKHANE
    Yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartıyla patrikhane İstan*bul’da kalacak + Seçilen patriği Türk hükümeti onaylayacak
    7-YABANCI OKULLAR
    Türkiye’de bulunan bütün yabancı okullar Türk Milli Eğitim sistemine bağlı olacak.
    Bu okullar Türk müfettişlerince denetlenecek.
    8-SAVAŞ TAZMİNATI
    Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak sadece Edirne‘nin Karaağaç istasyonu alındı.
    9-AZINLIKLAR
    Türkiye’de bulunan bütün azınlıklar Türk vatandaşı sayıldı. Böylece Avrupalı devletlerin içişlerimize karışmaları önlendi.
    Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları hariç Yunanistan’da*ki Türkler ve Türkiye’deki Rumların yer değiştirmesi kararlaş*tırıldı.

    LOZAN ANTLAŞMASI‘NIN ÖNEMİ

    Türkiye’nin bağımsızlığı tanındı.
    Türk milleti açısından I. Dünya savaşı sona erdi.
    Lozan Antlaşması uzun süre geçerli olması açısından diğer
    antlaşmalara örnek oldu.
    Boğazlar komisyonunun varlığı milli egemenliğimize gölge
    düşürdü.
    Uzun yıllar süren kapitülasyonlar dış borçlar azınlıklar gibi sorunlar çözümlendi.
    Irak sınırı hariç diğer sınırlarımız belirlendi.
    Türk bağımsızlık savaşı diğer esir milletlere örnek oldu.
    Antlaşmadan Sonra Sorun Olan Konular
    Musul Sorunu
    Hatay Sorunu
    Boğazlar Sorunu
    Dış borçların ödenme şekli
    Nüfus mübadelesi
    Yabancı okullar




+ Yorum Gönder


kıbrıs meselesi,  lozan antlaşması ve kıbrıs,  lozan antlaşmasının kıbrıs açısından önemi,  lozan antlaşması kıbrıs,  lozan antlaşmasında kıbrıs,  lozanda kıbrıs meselesi