+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Tarih Okumamızın Nedenleri Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Tarih Okumamızın Nedenleri Nedir








    Tarih okumamızın faydaları

    Bildiğiniz gibi Türk Milleti olarak genelde okumayı sevmeyiz. Mecburi okumalarda da zaruri ders olarak görülen tarih sevilmez, kaçılır. Zor addedilir.

    Evet, belki biraz zordur tarihleri bilebilmek Olaylar arasında bağlantı kurabilmek Sonuçta sayıların çokluğu diyelim, usul sorunu diyelim tarih pek sevilmez, okunmaz ama üzerinde bir hayli konuşulur. Bilmeye gerek yoktur tarihten bahsetmek için. İki isim biliyorsan,yanlış olması önemli değildir, bir saat tarih vaazı edersin insanlara

    Şimdi sorumuzu soralım:

    Neden tarih okumuyoruz?

    Öznellik: Evvela Tarih, insanı konu edinen ve insan tarafından yazılan bir ilim dalı olduğu için öznel olması kaçınılmazdır. Bir hadiseyi herkes kendine göre yorumlamakta, belki çarpıtmakta; düşüncesine, durduğu yere göre hadiseleri kayda geçirmektedir. Sözgelimi II. Ramses Kadeş Savaşı sonrası, zaferini(!) tapınaklara resmetmiş, esirleri nasıl kahrettiğini, Hititlileri nasıl mağlub ettiğini resimlerle anlatmıştır. Ancak işin aslı tam aksinedir, galip taraf Hititlerdir.

    Alman bir tarihçi umumi tarih yazmaya başladığı günlerden birinde, sokaktaki çocukların kavgasına rastlar. Her kafadan bir ses çıkmaktadır. Herkes kendisinin haklı olduğunu, karşısındakinin hır çıkardığını söyler. Tarihçimiz, iki dakika önce gözümün önünde olan hadiseyi bile çözemiyorum. Bin yıl önceki durumu nasıl yazarım der ve tarihini yazmaktan kaçınır.

    Tarih yazmak zordur. İki kitap okumakla konu hakkında söz söylemek de bayağı bir cesaret ister. Ne yazık ki herkes konuşur. Tartışmalar da buradan çıkar. Bin bir fikir vardır bir hadise üzerinde. Hepsi de insan tarafından yazılmıştır. Sosyal bilimlerde 2x2=4'ü bulamazsınız asla Her zaman aynı sebeler aynı sonuçları doğurmaz. Çünkü öznesi insandır.
    Bu yüzden zordur

    Usul Yanlışlığı: Tarihten nefret ettiren tarihçilerdir bir bakıma. Tarih ilmi sanılanın aksine sadece sayılardan mürekkeb değildir. 1453, 1774,1789 Tarihler uzar. Elbette tarih öğrenirken bu sayılar bilinmelidir. Olaylar arasında bir rabıta kurmak ve doğru hükmü verebilmek için hadisenin öncesi ve sonrasını bilmek gerekmektedir.

    Mesela; Kavalalı Mehmed Paşa ordusunun Türkiye’ye girip Osmanlı ordusunu yok etmesini anlamak için 1826 Yeniçeriliğin lağvı ve 1829 Navarin baskınını bilmek elzemdir. Ortada ordu ve donanma yoktur. Devlet de bir valisiyle başa çıkamamış, sonradan da çeşitli isyan ve dış baskılara karşı müdahale edemez olmuştur.

    Tarih anlatılırken tarihi şahsiyetler sanki robotmuş, hissiyatları yokmuş gibi anlatılır. Ön planda sadece siyasi tarih vardır ve o da öncesi ve sonrasından kopartılarak müstakil bir hadise gibi anlatılır. Tarihi olaylar böylece askıda kalır. Sadra şifa cevaplar gelmez bu anlatımda. İnsanlar da tarihten nefret ederler. Mesela İskender’in gencecik yaşında büyük bir fatih olmasında Aristo’nun katkısı, Fatih Sultan Mehmed’in çocukken yaptığı çizimler, Kanuni’nin divanı, IV Murad’ın gücü gibi bilgiler tarihe merakı arttıracak, tarihi şahsiyetleri biraz daha tanımamıza vesile olacaktır.

    Negatif Öğretici Tarih: Cumhuriyet sonrası milletimize Türk-İslam tarihi kasıtlı olarak öğretilmemekte, ya da yanlış öğretilmektedir. Türk tarihinin en şerefli sayfalarını oluşturan Selçuklu ve Osmanlı dönemleri "Türk tarihinin üstüne atılmış kara şal" olarak nitelendirilmekte, Osmanlı tarihi de milletten soyutlanarak bir "Hanedan Tarihi" olarak yutturulmaktadır.

    Çünkü yeni rejim, eskisini kötüleyerek var olmak gibi yanlış bir zihniyet temelinde yükselmektedir. Bir taraftan Osmanlılar ve Selçuklular ilerlememize mani zalim unsurlar olarak gösterilirken, diğer yandan Sümerler ve Hititler gibi kadim medeniyetlerden Türklere "ata" aranmış çeşitli teorilerle (Güneş-Dil), kafatasçı yönelişlerle bir tarih yazılmaya çalışılmıştır.

    Yeni rejim elbette ki kendini oluştururken, geçmişi suçlayacak, rejimin istediği şekilde propaganda yapacak kurumlarını da oluşturmuştur. Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu (TTK) yeni rejimin sözcüsü olan iki yeni müessesedir. Türk dilini geliştirmek, Türk dili ve tarihini araştırmak, gelecek nesillere aktarmak vb gibi amaçlarla kurulduğu iddia edilen bu iki müesseseden Dil Kurumu; eski ile arada köprü oluşturan dili bozarak fevkalade sığ bir lisan vücuda getirmiştir. Tarih Kurumu da aynı şekilde yeni rejimi korumak, övmek, halka yaymak, bunun yanında eski devleti kötülemek, halkın kalbinden atmak gibi amaçlara matuf çalışmalar yapmıştır.

    Atatürk'ün "Tarih yapmak kadar yazmak da önemlidir" sözünü göz önünde bulundurarak tarihin açıkça yeniden yazıldığı ve aksine bir söylemin baştan reddedildiği bir tarih eğitimi gayet tabiidir ki insanımızı tarihten soğutacaktır.

    Halkımız yakın zamana kadar kendisinden utanmış, Batıya karşı bir aşağılık kompleksi ile dolmuş, iyi olan her şeyi onlara, kötü olan her şeyi ceddine yakıştırmış, kendi ilmi, sanatı hakkında cahil kalmıştır. Geçmişi bilmeyenin geleceğe doğru bakamayacağı da açıktır.

    Böyle bir anlatım elbette tarihi sevdirmeyecek, nefret ettirecektir.

    Şimdi de niçin tarih okumamız gerektiğine değinelim

    Öncelikle tarih, daha önce de söylediğimiz gibi sadece bir bilgi yığını değildir. Her ilim tarih üzerinde yükselir. Mesela Kur’an ilimlerinden “esbab-ı nüzul” ve ayetlerin Mekkî -Medenî olmasının bilinmesi ayetteki hükmü doğru anlamamızı sağlayacaktır. Hadis tarihi, fıkıh tarihini bilmeyen bir ilahiyatçı elbette doğru şeyler söyleyemez.

    Doğru tarihi bilmek, müsteşriklerin ve kalbi kafire ram olmuş müslüman geçinenlerin taarruzuna karşı bizi koruyacaktır. Hz. Peygamber’in eşleri, Hz. Aişe’nin yaşı, Hz. Peygamber’den itibaren İslam Fetihleri, kölelik müessesesi, Osmanlı’da Harem, örfî-şerî hukuk gibi tartışmalı konuları doğru anlamak ve anlatabilmek için başta siyer olmak üzere İslam tarihinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Tarihini bilen, gçmişini tam olarak kavrayan kişi kendine güvenir, geleceğe umutla bakar. Küçüklük kompleksine girmez, paranoyakça korkulara kapılmaz. Dostu ve düşmanını daha iyi beller.

    Bunun yanında halkın önünde görünen siyasetçi, bilim adamı, öğretmen, vaiz ve hocaların özellikle tarihi kronolojiyi ve müesseseleri iyi bilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde konuştukları boştur ve milleti de yanış yönlendirirler. Bir kaç örnek verelim:

    Mesela başbakanımız, “Gölge etme başka ihsan istemem” sözünü Alparslan'a yenilen Bizans İmparatoru Romen Diyojen'e söyletmiştir. Aslında bu sözü, fıçısında yaşayan ünlü filozof Sinoplu Diyojen, Büyük İskender’e söylemiştir. Ayrıca, halk arasında efsane olarak dolaşan “Gavur İzmir” sözünü de hakaret manasında kullanmıştır. Oysa tarihi gerçeğin hakaretle ya da Yunanlılarla hiçbir ilgisi yoktur.

    Hadi bunlar bir dereceye kadar masumdur. Yanlış bilgidir, yanılmadır. Bir de vaazda ya da derste olmayan şeyleri olduran, kendi kafasına göre senaryo yazanlar da görülmektedir. Davet edildiğim bir sohbette ünlü bir hoca, sözü Eyüp Sultan'ın İstanbul seferine katılışına getirdi. Şimdi hocamız Eyüp Sultan'a neler söyletiyor:

    “Şimdi Eyüp Sultan, sefer var dediklerinde demiş ki, “Bu Yezid Peygamberimizin torunlarını katletti, şöyle zalim böyle zalim. Ben şimdi neden onun ordusuna katılayım? Sonra düşünmüş "Ben demiş Yezid için savaşa katılmıyorum ki, Allah rızası için katılıyorum” demiş ve sefere katılarak İstanbul'a yola düşmüş.”

    Burada yanılma, yanlış bilme filan yok. Açıkça hadise uyduruluyor. konuya örnek teşkil etmek için yoktan bir örnek konuşma, iç muhasebesi hazırlanıyor. Ve insanlar da bunu hayranlıkla izliyor. Oysa Yezid, babası Muaviye b. Ebi Süfyan tarafından ordu kumandanı olarak atanıyor. Ne ortada Yezid’in hilafeti, ne de Hz. Hüseyin’in kıyamı sonrasında da şehadeti var. Yani Yezid henüz masum. Böylece kötünün emrinde itaatın caizliği tamamen uydurma bir hikayeye dayanmış oldu.

    Misaller çoğaltılabilir. Tarihten bîhaber olmak, tarih bilmemek bizi bu kadar büyük yanlışlara iter. Hatta tarihi uydurmaya, bir hadiseyi önceye, sonraya atmaya başlarız. Suçsuzu suçlu, suşluyu suçsuz zannederiz. Bu ise tüm ilmi yıkmak manasına gelecektir









  2. Emine4747
    Devamlı Üye





    Tarihi okumamızın nedeni geçmişte olan olayları, yaşanan, yaşamları dedelerimizin, atalarımızın ne kahramanlıklar, ne zorluklar çektiklerini öğrenmemiz için Tarihi okuyoruz. Tarih milletin geçmişi ve geleceğidir.




+ Yorum Gönder