+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Faruk Nafiz Çamlıbel Han Duvarları Şiiri İncelemesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Faruk Nafiz Çamlıbel Han Duvarları Şiiri İncelemesi








    Faruk Nafiz Çamlıbel Han Duvarları Şiiri İncelemesi

    Arkadaşlar 10.sınıf Yabancı Dil bölümü Öğrencisiyim Edebiyat dönem ödevi aldım konum Faruk Nafiz Çamlıbel'in Handuvarları Şiiri incelemesi çok acil sizden çok rica ediyorum bana yardımcı olun







  2. Ziyaretçi





    tahlil istiyorum lütfen lütfen




  3. Harbikız
    Devamlı Üye
    Şiir uzun olduğu için tahlile genişce yer verilmiş özet halinde isteyenler okuyup özetini çıkarabilir.

    Han duvarları şiirinin tahlili geniş

    “Han Duvarları” şiiri, muhteva bakımından başlıca üç varlığa ait çeşitli unsurların birleşmesiyle meydana gelmiştir. Anadolu coğrafyası, Anadolu insanı (hanlarda rastlanan yolcular, bilhassa koşmanın parçaları ile muztarip bir hayalet gibi her menzilde şairin karşısına çıkan meçhul halk şairi Maraşlı Şeyhoğlu) ve şairin kendisi.



    Bunlardan birincisi, şiirde en geniş yeri tutuyor. Şair, at arabası ile yaptığı üç günlük seyahati boyunca görmüş olduğu manzaraları en küçük teferruatına kadar bir tablo gibi göz önüne seriyor.


    Bu cephesiyle şiir, realist bir tasvir şiiri karakteri taşır. Yalnız burada dış âlem tamamiyle objektif bir gözle görülmemiştir. Şair, şiir boyunca kendi varlığını hissettiriyor. Gördüğü şeylerin kendi üzerinde bırakmış olduğu tesirleri, uyandırdığı his ve hayalleri de anlatmaktan geri kalmıyor. Objektif unsurlarla sübjektif unsurların, dış âlemle insanın birbiriyle karşılaşması, şiire lirik bir hava veriyor.


    Bu yapı tarzı derin bir mâna taşır: Maraşlı Şeyhoğlu, bu coğrafyanın ruhudur; daha doğru bir deyimle, bu topraklarda yaşayan muztarip insanların temsilcisi veya sembolüdür.


    Şiirin muhtevasını teşkil eden üç unsur, coğrafya, Maraşlı Şeyhoğlu ve şairin kendisi bir noktada birleşirler: Gurbut duygusu. “Han Duvarları”na başlan sona kadar bu duygu hâkimdir. Bu duygu sâyesinde şiir kuvvetli bir bütünlük kazanıyor.

    mısraından da anlaşılacağı gibi o, hayatında ilk defa gurbete çıkmaktadır. Bu bakımdan hayatında ilk defa yabancı bir âlemle karşılaşan şairin, gurbet duygusu hissetmesi tabiîdir.

    Anadolu’ya bakış tarzında, İstanbullu olmasının da tesiri vardır.

    “Han Duvarları”, işte bu dönüş esnasında yazılmıştır. Bu bakımdan o, tarihî ve temsilî bir değer de taşır. Bu şiirde biz, İstanbullu bir şairin, Anadolu gerçeği ile ilk temasının içinde uyandırdığı akisleri görürüz.

    Şiire hâkim olan gurbet duygusunun başka bir kaynağı daha vardır: Moda ve gelenek. Gurbet temi Türk edebiyatında çok işlenmiş bir konudur.

    GURBET

    Bu köy ıssız bir diyar, münzevîler beldesi
    Kayalardan yükselen coşkun bir kaval sesi
    Sahilleri kaplayan bir gümüşten buğudur.
    Gözlerimin daldığı ufuk bu engin sudur:
    Ne yarlarından güller şafaktan ziya diler,
    Ne üstünde kımıldar ince, narin gemiler
    Deniz gökten lekesiz, bugün yarından güzel.
    Bu iklîmin sabahı akşamlarından güzel.
    Kırları gölgemde ben dolaşırken yan yana
    Benzetirim kendimi bir sürüsüz çobana.
    Burda garip ruhumun söndü bütün hevesi:
    Bu köy ıssız bir diyar, münzevîler beldesi/»


    Aynı temi ihtiva eden iki şiir arasındaki fark, duygudan ziyade duyu plânında-dır. “Han Duvarlarının dokusunu ören intihaların çoğu doğrudan doğruya dış âlemden gelir. “Gurbet” şiirindeki peyzaj ise, daha ziyade “şairane” ve “itibarî”dir.

    Bu nokta, hem psikolojik, hem estetik bakımından çok mühimdir. Edebî eseri “itibarîlik”den kurtaran şey, sanatçının doğrudan doğruya dünya ve hayatla temasa gelmesi, başka bir deyimle “yaşantı”sıdır. “Yaşantı”, edebî esere gerçeklik vehmi veren canlı ve müşahhas unsurların kaynağıdır.

    Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar;
    Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar;
    Yürüyordum; Sararmıştı yaylalar;
    Yürüyordum; Ekilmişti tarlalar.®



    “Han Duvarları” ile karşılaştırılınca burada tasvir edilen manzaranın ne kadar uydurma olduğu açıkça görülür. Şair, dış âlemi duyularına göre değil, şairâne muhayyilesine göre çiziyor. Ayrıca bu dekor ile aç ve sefil köylü kadın arasında bir ilgi de yoktur. Irmakların aktığı, yaprakların döküldüğü ve tarlaların ekildiği böyle bir coğrafya içinde sefaletin pek bulunmaması gerekir.

    - Ah efendi, bize karşı İstanbul
    Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi
    Taşraların hayvanlık mı nasibi?



    “Han Duvarlan”nı yazarken Faruk Nafiz de, o devre hâkim olan “memleket edebiyatı” fikrinden hareket etmekle beraberi) şiirine didaktik veya ideolojik bir mahiyet vermemiş, estetik plânda kalmıştır. “Han Duvarlan”na hâkim olan prensip, fikir değil, duyu ve duygudur. Onu canlı kılan da bu özelliğidir.

    Yine Faruk Nafiz’den önce Anadolu’dan bahseden başka bir şair, Rıza Tevfik, onu şanlı tarih yönüyle yücelttikten sonra, insanlarını ve tabiat manzaralarını şöyle tasvir ediyor:


    Hep gaziler ordan gelip geçtiler,
    O çaylardan abdest alıp içtiler.
    Memleketler feth eyleyip göçtüler,
    Erenlerin durağıdır o eller!


    Her bir vîran köşesinde bir er var,
    Türbelerde nece nece server var;
    Bilmem nerde böyle mutlu bir yer var?
    Ulu Kâ’bc toprağıdır o eller!..


    Ormanında türlü kuşlar ötüşür,
    Çayırında gürbüz koçlar itişir;
    Tarlasında altın başak yetişir,
    Gölgesinde gam dağıdır o eller!..<5>


    Burada Rıza Tevfik’in Anadolu insanına ve coğrafyasına Mehmet Emin ve Faruk Nafiz’den de farklı bir zaviyeden baktığını görüyoruz. O da Mehmet Emin gibi Anadolu’yu şahsî hayal tecrübesine ve duyularının verilerine göre değil, peşin bir ta-' rih anlayışına ve muhayyilesinin yarattığı “itibarî” bir tabiat görüşüne göre tasvir ediyor.

    Bu kısa karşılaştırma gösteriyor ki, Faruk Nafiz’in Anadolu’ya bakış tarzı, tesiri altında kaldığı devir ve edebî cereyanlarla ilgili olmakla beraber, onu bizzat yakından görmüş olmasına dayanır. Daha önce de söylediğimiz gibi, onu “itibarî-ük”ten kurtaran, şahsî hayat tecrübesidir. Faruk Nafiz, bu şiirini, 1923 yılında Kay-seri’ye öğretmen olarak giderken, yolda edindiği şahsî intiba ve ilhamlarıyla yazmıştır. Şiirin lirik bir hikâye tarzında yazılmış olmasının sebebi de budur.

    Şiirin muhtevasını teşkil eden unsurlar kronolojik olarak (üç gün) sıralanmıştır. Yolculuk sabahları başlıyor, karanlık basınca sona eriyor. Bu basit zaman tablosu, şiirin kompozisyonunu tayin etmiştir.


    “Üç gün”, “sabah ve akşam”dan sonra şiire tesir eden üçüncü zaman unsuru “mevsiırTdir. Seyahat, mart ayına rastlıyor. Manzaranın çıplak oluşunda bunun da rolü vardır. Başlangıçta dış âleme hâkim olan renk, “sarılık”tır:


    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı.


    Peyzajı teşkil eden başlıca unsurlar yüksek dağlar, nihayetsiz ova ve bitmeyen yollardır. Bunlar şairde sürekli bir boşluk, yalnızlık ve ölüm duygusu uyandırır.

    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü,
    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü.

    Üçüncü günün devamı iki mısra ile kısaca belirtilmiştir. Eserinin sonunda, şair, seyahatinin intihalarını teferruatından sıyırarak, âdeta Anadolu coğrafyasının sembolleri olan iki unsurla hülâsa ediyor: Hanlar ve yollar!

    Şiirin ikinci unsuru, insanların içine sığındığı kapalı mekân, yani hanlardır.

    Bir devâ bulmak için bağrındaki yaraya
    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
    Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
    Bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
    Şişesi is bağlamış bir lâmbanın ışığı
    Her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı.
    Gitgide birer âyet gibi derinleştiler
    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler.



    “Han Duvarlan”nda Anadolu insanını temsil eden asıl şahıs, şairin kendisine izafe ettiği bir koşma ile varlığı kuvvetle hissedilen Maraşlı Şeyhoğlu’dur. O, Anadolu insanının birçok özelliklerini kendisinde toplar. Onun hayatına hâkim olan duygu da gurbet duygusudur.

    Faruk Nafiz, şiirinin ortasına halk şiiri geleneği tarzında bir koşmayı yerleştirirken, belki de sadece bir şekil yeniliği yapmağı düşünmüştür.

    Maraşlı Şeyhoğlu’na izafe olunan koşmada aslî unsur coğrafya değil, bütün bir hayattır.

    Şair, Maraşlı Şeyhoğlu’nun koşması ve manevî varlığı karşısındaki duygularını da kısaca belirtiyor. İlk durakta rastladığı dört mısra için:


    Bu dört mısra değildi sanki dört damla kandı diyor. Kendisi gibi şair olması dolayısıyla ona “arkadaş” diye hitap ediyor. Artık savaşın bittiğini ve huduttan yârine götürdüğü şanın onu memnun edeceğini söyleyerek teselliye çalışıyor.


    İkinci menzilde okuduğu dört mısra, şairin kalbine “ateş gibi” giriyor. Üçüncü menzilde şair, Maraşlı Şeyhoğlu’nun âkıbetini sezdiren “bir ölüm rüyası” ile uyanıyor. Ve baştıcunda son dörtlüğü görerek “yanıyor”. Hissediyor ki, birçoklan gibi, o da “gurbet çıkmazı”nda yaya kalmış, hayduda veya kurda postunu vermiştir.


    “Han Duvarları”nın yapısını tayin eden ikinci prensip malzemenin kronolojik olarak sıralanmasıdır.

    Bu özelliklerin dışında şiir umumiyetle manzum bir hikâye karakteri taşıyor.

    Şair, hissî davranışını, çok orijinal olmayan bazı sübjektif sıfat ve benzetmeler le belirtiyor. Şiire hâkim olan umumî ifade tarzı basit ve sığ bir hikâye üslûbunu aşmıyor. Dış âlemin objektifliğine bağlı kalmak isteyen şair, imajlara nadir olarak baş vuruyor:

    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar,

    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.

    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü,

    Kar değil gökyüzünden yağan beyaz ölümdü.

    Son mısralarda geçen “beyaz karanlık” ve “beyaz ölüm” tezatları Servet-i Fü-nuncuların orijinal renk sıfatlarını ve bu nevi tezatlardan hoşlanan Abdülhak Hâ-mid’i hatırlatıyor.

    Şiir, harekete dayandığı için cümlelerin büyük bir kısmı çekimli fiillerden mürekkeptir. Ve umumiyetle sade ve basittir. Nadir olarak isim ve sıfat cümlelerine rastlıyoruz. Bazı mısralar tamamiyle nesre has bir karakter taşırlar:


    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan


    Sağ taraftan çıngırak sesleri gelir:


    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor.


    Dar şekil, şairi, teferruatı atarak özü bulmağa zorlar. Duygu hikâye edilemeyeceği için mecazla anlatılır.


    “Han Duvarları” şiirinde gerçekçi yönüyle görünen Faruk Nafiz aslında hayallere daha geniş yer verir.




+ Yorum Gönder


faruk nafiz çamlıbel han duvarları şiiri,  faruk nafiz çamlıbel han duvarları şiirinin tahlili,  faruk nafiz çamlıbel han duvarları şiiri tahlili,  faruk nafiz çamlıbel han duvarları şiiri incelemesi,  han duvarları tahlili,  faruk nafiz çamlıbel şiirleri incelemesi