+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Yeni yazı ve eski yazı bilgileri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Yeni yazı ve eski yazı bilgileri








    yeni yazı el yazısıdır eskiyazı mükemmeldir çünkü insanlar eski yazıya alıştıkları için eski yazıyı yani düz yazıyı tercih ederler







  2. Gülsüm
    Yeni Üye





    Türk Yazı Dilinin Tarihi Gelişmesi


    Eski Türkçe


    Eski Türkçe devresi Türk dilinin bilinen ilk devresidir, ana Türkçe devresidir. Türkçeˊnin bütün yapısı bu devre ile izah edilir. Öncesi, Türkçeˊnin karanlık devresi olup, Çuvaşça ve Yakutça ile, daha ileride Moğolca ile birleşir.
    Milâdi 8, 12 ve 13. asırlar arasında kullanılmıştır. Türk yazı dilinin ilk yazılı örnekleri olan Orhun Kitâbeleri, her ne kadar 8. asra ait olsa da bu kitâbelerdeki yazı dilinin, çok işlenmiş bir yazı dili olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple Türk yazı dilinin başlangıcını çok daha öncelere, belki de miladi ilk asırlara götürmek mümkündür.
    Eski Türkçe devresi, Türklüğün müşterek bir yazı dili devresidir. Bu müşterek yazı dili devresinde kullanılan Türkçe, Kaşgar Türkçesi (Hakaniye Türkçesi) olup, Uygur yazısı ile yazıldığında Uygurca ismini de almaktadır.
    On ikinci ve on üçüncü asırlarda, Türkler, büyük kitleler hâlinde kuzeye ve batıya yayılmış yeni kültür merkezleri meydana gelmiş İslâm kültür ve medeniyeti, Türkler arasında yeni kavramlarıyla, yeni bir yazının kabulüyle yerleşmiştir. Ayrılan Türklük kolları, yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yeni yazı dillerini kullanır olmuşlardır. Böylece bu asırlarda Kuzey Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi meydana gelmiştir.
    Kuzey Türkçesi, Doğu Türkçesi
    On üçüncü ve on dördüncü asırlarda da kullanılan Kuzey Doğu Türkçesi, 15. asırda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi adıyla iki yazı diline ayrılır. Kuzey Türkçesi, Kıpçak Türkçesiˊdir. Doğu Türkçesi (Çağatayca) de 15 ve 16. asırlarda en parlak devrini yaşayarak bugün modern Özbekçe olarak yazı dilini sürdürmektedir.
    Batı Türkçesi
    On üçüncü asırda teşekkül etmeye başlamıştır. Selçuklularˊdan itibaren, metinlerini bugüne kadar takip edebildiğimiz bir yazı dilidir. Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahada yer alır. Esasını Oğuz şivesi teşkil ettiği için, Oğuz Türkçesi (Oğuzca) de denir.
    Oğuzca, 17. asırda doğu ve batı Oğuzca dairelerine ayrılır. Doğu Oğuzcası, Azeri ve Doğu Anadolu sahasında, Batı Oğuzcası Osmanlı sahasında yer alır ancak aralarında iki yazı dili olacak kadar bir fark mevcut değildir. Her ikisi de aynı şiveyi (konuşmayı) kullanır, bir yazı dilinin kardeş iki dairesidir. Ayrılık sebeplerini, Doğu Oğuzcasına bilhassa Kıpçak unsurlarının tesirinde ve bazı Moğol izlerinde aramalıdır. Kelime başında b- m, k-h, t-d, ilk hecede e-i değişmeleri, bazı fiil çekimleri gibi.
    Batı Türkçesiˊnin gelişmesi
    Batı Türkçesi, altı-yedi asırlık uzun hayatı içinde safhalar geçirir. İç yapısında kök ve eklerde bazı ses ve şekil değişmelerine uğrar. Bu, tabii değişmesi ile ilgilidir.
    Gelişme 13. asırdan günümüze kadar gelen zaman boyunca, şu üç devreye ayrılabilir
    1. Eski Anadolu Türkçesi
    2. Osmanlı Türkçesi
    3. Türkiye Türkçesi
    Eski Anadolu Türkçesi
    Eski Anadolu Türkçesi, 13 ve 15. asırlar arasında kullanılan Türkçeˊdir. Bu devre, sonraki iki devreden oldukça farklıdır. “Orta Asya kültür ve medeniyeti” tesirindeki “Eski Türkçe” ile, “ortak İslâm kültür ve medeniyeti”nin tesirindeki “Batı Türkçesi” arasında yer alan ortak bağların hissedildiği bir devredir. Yani, Batı Türkçesiˊni, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca-Türkiye Türkçesi diye ikiye ayırmak da mümkündür.
    Bu devrede Batı Türkçesiˊne geçen Arapça ve Farsça kelime ve terkipler fazla değildir, ancak devrenin sonlarında yavaş yavaş artmıştır. Böylece 15. asrın sonlarında Osmanlı Türkçesiˊnin doğuşu hazırlanmış olur. Bu devrin Türkçesi, daha açık ve anlaşılır olarak karşımıza çıkar. Mevlid, Yûnus Divânı bunun en güzel örnekleridir.
    Eski Anadolu Türkçesiˊnde cümle yapısı, Türkçeˊnin başlangıcından günümüze kadar hiç değişmeyen normal cümle yapısını muhafaza eder. Cümle unsurları yerli yerindedir. Ancak Farsçaˊnın tesiri ile nesirde “ki”li cümleler oldukça fazla görülür. Ayrıca bu devir Türkçesi, Eski Türkiye Türkçesi diye de adlandırılır. Daha çok, bu isim, Türklüğün Rumeli’ye geçişinden sonraki devre için kullanılmıştır.
    Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca)
    Osmanlıca, Batı Türkçesiˊnin ikinci devresidir. 16-20. asırlar arasında kullanılmış bir yazı dilidir. Dil bilgisi (gramer) bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında belirli ayrılıklar vardır. Aslında Türkçeˊde, Osmanlıcaˊnın da içinde yer aldığı 16. asırdan günümüze kadar, belirli bir gelişme görülmez.
    Osmanlıcaˊyı Türkiye Türkçesiˊnden ayıran tek şey, onun dış yapısındaki gelişmelerdir. Osmanlıca, dış yapısı ile hem Eski Anadolu Türkçesiˊnden, hem Türkiye Türkçesiˊnden ayrılır.
    Aydın kesim sanatkârlarının, hem yeni kültürü kendi kavramlarıyla tanıtmak, hem de sanat yapmak istemesi, bu devir Türkçeˊsini, yabancı unsurlara bir hayli açılmıştır.
    Osmanlıcaˊda nazım dili, nesir diline göre daha sadedir. Nazım dili ile nesir dili arasında görülen fark, cümle yapısı bakımındandır. Klasik Türk şiirinde (Divan şiirinde) manâ bir beyitte biter. Beytin dışına, diğer beyte taşılmadığından, divan nazmındaki cümle, en çok bir beyit uzunluğundadır. Bu sebeple, Osmanlıca şiirde cümleler daima kısa, unsurları yerli yerinde ve sâde Türk cümlesi (özne-tümleç-yüklem sıralanışında) olarak, yapısını muhafaza etmiştir. Nesirde ise belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti olmadığı için, Osmanlıca nesir unsurları, istenildiği kadar geniş, uzun tutulabilmiştir. Ayrıca Arapça ve Farsçaˊdan alınan pekçok kelime, metinleri anlaşılamaz hâle getirmiştir. Bu durum, daha ziyade, Arapça ve Farsçaˊnın yabancı dil sayılmamasından kaynaklanmıştır. Hattâ her üç dilin unsurları birbirine karışarak, hiç birinde görülmeyen mümaaaic (uyuşan, kaynaşmış) kelimeler ortaya çıktığı gibi, bir hayli galat (yanlış) kelimeler de türemiştir.
    Osmanlıcaˊnın son devresinde uzun, bozuk Türkçe nesir yapısı, tekrar sâde ve kısa cümleli biçimini kazanmıştır. Nazımda ise, yeni edebiyatla birlikte manânın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca, uzun cümleler ortaya çıkmıştır. Bu durum, bilhassa Servet-i Fünûn edebiyatında görülmüştür. Osmanlıca, nesir ve nazım cümleleri bakımından Türk cümlesini, sağlam bir yapı ile Türkiye Türkçesiˊne devretmiştir.
    Türkiye Türkçesi
    Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesiˊnin son ve bugün de devam eden devresidir. 1908 Meşrutiyetinden sonra başlar. Cumhuriyete kadar süren ilk devrede, Osmanlıca, henüz sahneden çekilmemiştir. Osmanlıca ile yeni dilin cümleleri, beraber kullanılır. Daha Tanzimatˊla girmeye başlayan Batılı kültür unsurları, Osmanlıcaˊya hakim olan İslâmi kültür unsurlarıyla yer değiştirme mücadelesine başlamıştır.
    Bir dil, bir başka dile sadece dil hususiyetleriyle doğrudan tesir etmez. Yeni kültür, dili kendi kelimeleriyle, kavramlarıyla Canlı tutmaya çalışır dilin cümle yapısına hemen karışmaz, belki hiç karışmaz. Bazen, Osmanlıcaˊda olduğu gibi kültür, dilin cümle yapısına da tesir eder
    İşte Türkiye Türkçesi de, İslâmi kültür unsurlarının Türkçe üzerinde hakimiyetinin zayıfladığı devrede, Batılı kültür unsurlarının girmesiyle ortaya çıkmıştır. Türkçe, artık, Batı dillerinden girecek olan kelimelere, yeni kavramlara kapısını açmış olur.
    Bu devrede Türk cümlesi kısalmış, cümle unsurları yerli yerine oturmuştur. Osmanlıcaˊdan Türkiye Türkçesiˊne geçiş, yazı dilinin, konuşma diline yaklaştırılmasıyla başlamıştır. Türkiye Türkçesiˊnde bugün kullandığımız Türk yazı dili, temel olarak İstanbul ağzına dayanmaktadır.
    Osmanlıcaˊnın son devresinde, Arapça ve Farsçaˊdan giren unsurlarla meydana gelen uzun ve ağdalı cümleler nasıl bir ifratsa, Türkiye Türkçesiˊnin son devresinde, uydurma kelimelerle varılan, dildeki aşırılık da bir tefrittir




+ Yorum Gönder