+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Evrensel ritmin çöümlenmesiyle ilgili hegelin görüşleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Evrensel ritmin çöümlenmesiyle ilgili hegelin görüşleri nelerdir








    evrensel ritmin çöümlenmesiyle ilgili hegelin görüşleri nelerdir







  2. Asel
    Bayan Üye





    evrensel ritmin çöümlenmesiyle ilgili hegelin görüşleri nelerdir

    Sanat evrensel ritmin yakalanmasıdır


    "Sezgisini geliştirmiş, evrensel ritmi yakqlamış bir insanın, içindeki titreşimleri hissetirebilmesidir sanat. Bu sezgi; inançla, kültürk, ve mizaçla yoğrulduğunda kendisi neyse uslubuna da o yansryacaktır haliyle"

    Sanata olan ilgisi şiirle başlamış. Sinema onun kankardeşi. Cağaloğlu sokaklarında helva satarken kapıldığı tutku, çizgisini gittikçe yükselten bir yönetmenin emin adımlarına dönüşmüş. Halkı ile barışık. 'Ödül'lere prim vermiyor. Muhatabı 'insan', "Para kazanmayan yönetmen tir" gibi laflar eden , Prezentabi' sinemacılara "esnaf' diyor Uçakan. Ona göre sanatçı evrenin kutsal şiirini anlayabilen kişidir.

    Onu son filminin galasında yakaladık. Biraz 'Ölümsüz Karanfiller' den, biraz İslami sinemadan konuştuk. Renginin 'Beyaz' mı yoksa 'Yeşil'mi olması gerektiği üzerinde durduk.

    - Sn. Uçakan, anladığım kadarıyla filminizde, elindeki belgeleri açıklamak üzere iken faili meçhul bir cinayete kurban giden profesörün ölümü ile Bosna, Cezayir ve Çeçenistan'da yaşananları oyunlaştıran bir tiyatro grubunun dramı paralel bir şekilde kurgulanmış. Bir yanda katliama uğrayan dünya Müslümanları, diğer yanda "Katil kim?" sorusuna cevap arayan medyanın çullandığı ülke Müslümanları. Bu paradoksu hangi amaçla geliştirdiniz, yani Ölümsüz Karanfiller nasıl doğdu?

    Ölümsüz Karanfiller, cesur bir deneme. Film, hedef göstermemekle beraber pek çok şeyin altını çiziyor. Herşeyden önce ülkemiz, Alevi-Sünni, laik-antilaik gibi yapay çatışmalara sıkça sahne 0lan bir ülke. Türkiye'de vuku bulan ve barış içinde yaşamak isteyen herkesi rahatsız eden faili meçhul cinayetleri ve çeşitli ülkelerde zulme uğrayan Müslümanlar'ı birlikte işledik. Kurşunlar Müslüman Çeçenler'e isabet ederken Yeltsin, kendisine yöneltilen "Niçin Çeçenistan'a girdiniz?" sorusunu serinkanlılıkla cevaplar: "Barış ve huzuru getirmek için."

    Bosna'da ya da Çeçenistan'da kurşunu sıkan kim ise, Türkiye'nin iç dinamiklerini tehdit eden de o Faili meçhul cinayetler, uluslararası çevrelerde 'barış ve huzur için' sloganıyla boy gösteren güçlerin oyunlarından yanlızca biri. Ölümsüz Karanfiller, yaşadıklarımıza, sinema diliyle tercüman oluyor.

    - Filmde siyasi bir bilincin yanısıra bazı şiirsel ögeler de göze çarpıyor. Küçük Selim ve annesinin diyaloğu örneğin. Öte yandan dünya görüşüyle birlikte değiştirdiği arkadaş çevresini tekrar ziyaret etmeye başlayan Selim ile, 'sanat' paydası altında yeşeren evrensel bir dostluk anlayışı yüceltiliyar gibi.

    İnsanların birbirini çok kolay 'harcadığı' bir dönemde yaşıyoruz. Bırakın bizimle aynı düşünceyi paylaşmayan kişileri, aynı inanç ve değerlere gönül verdiğimiz yakınlarımızı bile tu-kaka etme eği.ı limi içindeyiz. Anne ile oğlu arasında şöyle bir diyalog geçiyordu: "Yıldızlar karanlığı birlikte direnirler Sen de içindeki yıldızları keşfet." Filmimde dostluk motifinİgittikçe yozlaşan insan ilişkilerine bir tepki olarak kullandım. 'İnsan' bir eşref-i mahlukat İnkar içinde de olsa içindeki yıldızlar karanlığı yırtacak güçte. İnsanı sevmek, ondaki yaratılış hikmetlerini görmekle mümkün. Bu güzellikler keşfedil. meli ve dostluklar devam etmeli.

    - 'Yalnız Değilsiniz' ve 'Sonsuza Yürümek' isimli filmleriniz bazı kesimleree fazlaca eleştirilmesine rağmen halk tarafindan yoğun bir ilgiyle izlenmişti. Son olarak

    'Kelebekler Sonsuza Uçar' ise sanatsal bir olgunluğu ihtiva ediyordu. Siz önceliği hangi tarafa verilmesinden yanasınız? Estetik boyut mu öne çıkmalı, filmin yüklenmiş olduğu mesaj mı? Kısaca sizin sinemada gerçekleştirmek istediğiniz nokta nedir?

    Tüm tecrübelerim ve gelişim sürecim boyunca filmlerime kazandırmak istedi. ğim bir yaklaşım biçimim oldu. O da be. ğenileri, algı düzeyleri ve beklentileri bir. birinden çok farklı olan iki zıt kutbun, ya. ni iki farklı seyirci grubunun buluştuğu ortak noktayı yakalamak. Halkın bir filmi izlerken hoşlandığı bazı şeyler, entelektii el birikimi olan ve sanatsal bakışı gelişkir bir grubu rahatsız edebiliyor. Filme sanatsal bir perspektifle yaklaşan kişi endirek anlatımlardan, bazı soyutlamalardan ve sembollerden zevk alırken, diğeri açık ve seçik diyalogları, dramatizasyon ağırlığı olan sahneleri ve hatta yerleşik bazı Yeşilçam şablonlarını görmek istiyor. Ben iki eğilimi de dışlayamam. Çünkü sinema üç sacayağı üzerinde durur: Fikir, estetik lı ticaret. Fikri ve yorumu olmayan film yoktur. Çünkü fikri olan herkes gibi, yapıtın sahibi de bir fikir ve yorum sahibidir, yani 'taraftır. Bu bağlamda fikrin, film örgüsüne nasıl yedirileceğidir tartışılması gereken. Yani onu nasıl verdiğiniz önemli. Estetik anlaY1§lm, vemıek istediğim şeyi göze dürtmek yerine semboliere ve yaşadığım titreşimi seyirciye sezdirebilecek simgelere yönelik gelişiyor. Bu, mizacımdaki duygusallığın zaman içinde üslubuma sinmesi olarak da anlaşılabilir. Sinemaya dilini kazandıran şey, içerdiği sanatsal değerdir, estetik yaklaşımıdır. Ama diğer ögeler bir yana bırakılıp ağırlıkla sanatsal anlamı olan değerler üzerinde durulacak olursa film, seyircinin büyük bir yekfinu için anlaşılmaz hale gelir. Belki bu, sinema sanatının sınırlarını ve ufkunu tespit etmek açısından iyi bir çalışma olur; ama genel anlamda beş-on kişi için film yapmak ihanettir.

    - Neye ihanettir?

    Sinemanın varoluş amacına. Çünkü halk sinemanın 'can damarı'dır. Bu damarın tıkanmaması için halkın mantığını anlamak ve seviyesini tespit etmek lazım. Bunu yapmayan yönetmen giderek 'Halk beni anlamıyor' psikozuna girer ve başkaca bir çaresi de olmadığı için çalım satmaya başlar.

    Benim bazı filmlerim bu unsurların (fikir-estetik-ticaret) birine daha yakındır. Çoğunda ise bu üç unsuru gerektiği gibi gözettiğimi düşünüyorum. Halkın ilgilenmeyeceği, uzak duracağı bir filmi anlamsız buluyorum. Öte yandan bu düşünce çağdaş sinema dilini yakalama ve estetik mücadele verme zorunluluğumuzu bertaraf etmiyor. Yaptığım filmleri halk anlıyor. Seyreder-ken düşünüyor, duygulanıyor, ağlıyor. İşin 0yuncusundan prodüksiyon amirine kadar pek çok usta "24 ayar film" diyor.

    HER FILM BIR INSANDIR

    Benim ölçülerimi gerçekleştirmek Türkiye gibi kozmopolit bir ülkede çok zor. Üstelik, bir de karşınızda entelolma sevdalarında kendisini bir kliğin mensubu olarak görebilmek için bir sürü kompleks oluşturan bir sanatçıC!) kitlesi var.

    Ben "Yunus Emre olunmalı" diyorum. Buluşturan, sevdiren, kucaklayan. Söylediklerinde herkes için bir hisse bulunan. Örneğin Tarkovsky gibi bir yönetmen ne kadar ı;engin bir iç dünyasıolursa ol-sun bana, benim ölçülerimde birşey ifade etmiyor.

    Sezgisini geliştirmiş, evrensel ritmi yakalamış bir insanın, içindeki titreşimleri hissetirebilmesidir sanat. Bu sezgi; inançla, kültürle, ve mizaçla yoğrulduğunda kendisi neyse uslubuna da o yansıyacaktır haliyle.

    Toplumsal kaygılar da estetik kaygılar da bu dışavurumdan payını alır. Bu noktada halk için sanat mı yoksa sanat için sanat mı tartışmaları da bana anlamsız geliyor.

    - Müslüman camiada sinema giderek daha da önem kazanıyor. Sinemanın, salt didaktik bir şekilde 'irşad etme' misyonuna, dolayısıyla tek bir boyuta indirgenmesi onun kendine özgü dilini deforme etmez mi?

    Dozlar ve oranlar çok önemli. Dengeyi kuramazsanız, ortaya ya güzel bir biblo çıkacaktır ya da hitabeti kuwetli bir hilkat garibesi.

    Film halkı irşad etmek gayesiyle yapılabilir. Müslüman sinemacıların kaygılandığı şey, İslam'ın bilene ve fikrini açıklamaya muktedir olana yüklemiş olduğu sorumluluk. Sinema, görüntü çağının insanları için en fonksiyonel kültür araçlarından biri. Halk için bu amaçla film yapmak, yani insanları Allah'ın daveti ile tanıştırmak, onlara mutluluğun anahtarlarını verip sıkıntı ve buhranlarına çözüm bulmaya çalışmak, filmi estetik bakımdan noksan kılmaz. Eğer aksi oluyorsa, yani film kuru nasihatten ve yapay diyaloglardan öteye gidemiyorsa o zaman gerçek bir 'tehdit' var demektir.




+ Yorum Gönder