+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Felsefenin gereği ve neme lazım anlayışı arasındaki ilişki Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Felsefenin gereği ve neme lazım anlayışı arasındaki ilişki








    Felsefenin gereği ve neme lazım anlayışı arasındaki ilişki







  2. Asel
    Bayan Üye





    Felsefenin gereği ve neme lazım anlayışı arasındaki ilişki

    Felsefenin Gereği Hakkında Bilgi


    Felsefenin Gereği:
    Felsefe öğrenmenin bilimler gibi insan yaşamına doğrudan katkısı olmayabilir ancak dolaylı olarak insan yaşamını etkiler.
    Felsefi bilgi pratik yaşamda kullanıldığı oranda önem kazanır.

    Felsefi bilgi:

    1- İnsanın dünyaya bakış açısını değiştirir olaylara eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamızı sağlar.

    2- Hoşgörü kazandırır ve insanı olgunlaştırır.

    3- İnsanın anlama ve gerçeği görme ihtiyacını karşılar. İnsanın çevresinde olup bitenleri körü körüne kabullenmeyip her şeye eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmasını ve böylece kendi akıl ve düşünce gücüyle olayları anlamasını sağlar.

    4- Kişiye kendi görüşlerinden başka görüşlerin de olabileceğini, başkalarının da doğru düşünebileceğini gösterir başkalarının görüşlerine saygı duymayı onlara karşı hoşgörülü olmayı kazandırır. Düşünceyi ifade etme özgürlüğünün önemini kavratır.

    5- Evreni ve insanı düşünce temelinde sorgularken, bilimlere ışık tutar bilimlerin gelişmesine yol gösterir. Bilimlerin gelişmesinin dinamiğini oluşturur.

    6- Bilgi toplumu haline gelmemizde, bilginin üretilmesinde katkıda bulunur.

    7- Toplumsal yaşam içerisinde başka insanlarla iletişim kurma, onları anlama ve sorunlarını paylaşmada yardımcı olur

    Kısaca Felsefe;
    Evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, eleştiren, yorumlayan bir varlık olmamızın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.
    Kişide merak ve kuşku uyandırarak araştırma yapmasını sağlar.
    Felsefe sayesinde toplumlar bilgi toplumu düzeyine ulaşır.
    Felsefe sayesinde evreninde olup bitenlerin farkında olur.

    Geçmişten Geleceğe Felsefenin Fonksiyonu:
    Felsefe eski yunanda doğa filozoflarıyla başlamıştır. Eski yunan felsefesinin ilk dönemi evreni anlamaya yönelmiş bir felsefedir.Thales, Anaximandros, Anaximenes, Herakleitos, Parmenides, Pisagor, Demokritos gibi ilk filozoflar varlığı merak etmişler evrenin nasıl ve nerden oluştuğu sorularına cevap aramışlardır. Hepsinin evrenin ilk öğesi (dünyanın özü, ana maddesi) nedir diye sorduklarını görürüz.

    Evrenin ilk maddesi;
    Thales’e göre; "su"
    Anaximenes’e göre "Hava"
    Herakleitos’a göre "Ateş"
    Demokritos’a göre "Atom" dur.İlk filozofların ilmek istedikleri evrenin nasıl oluştuğu yapısı ve şeklidir.

    Felsefenin doğayı araştırmak yerine insanı incelemesi gerektiğini savunan ilk filozoflar sofistlerdir. 'varlık', (dünyanın özü, ana maddesi) ve 'ilk örnek'in ne olduğunu ele aldıklarında, sorunun çözümsüzlüğünü gören ilk çağ filozofları sofistlerle (bilgicilerle) birlikte insana yönelmişler, insan ve sorunları üzerine tartışmışlar açıklamalar getirmişlerdir. ‘Sokrates’, ‘Platon’ ve ‘Aristoteles’ kendilerinden önceki görüşleri toparlayarak daha bütüncül felsefi sistemler kurmuşlardır.

    Antik yunanın hemen ardından Helenistik felsefe dönemi başlamıştır İskender’in doğu seferinde doğu ve batı felsefesinin tanışması sağlanmıştır. Bu nedenle Helenistik felsefe doğu felsefesinin kısmi etkilerini taşır. Helenistik Felsefe döneminde yaşamın amacını, insanın mutlu olmasının yollarını araştıran 'Epikürosçuluk', 'Stoacılık', 'Septisizm' gibi akımlar doğmuştur.

    Roma İmparatorluğunun kurulmasıyla doğu ve batı felsefelerinin senteze doğru gittiğini görürüz. Roma felsefesinde; 'doğu mistisizmi' ile 'platon idealizmini' uzlaştıran 'Plotinos' yeni "Plâtonculuk" akımını kurmuştur.

    Ortaçağa gelindiğinde batıda Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla felsefe ve akıl, dinin hizmetine girmiş Platonla Hıristiyanlığın uzlaştırıldığı 'skolâstik felsefe', döneme damgasını vurmuş; din merkezli teokratik ve dogmatik nitelikli skolâstik felsefe, batıda bilimde ve felsefede duraklamaya hatta gerilemeye yol açmıştır.

    Ortaçağda; Ticaret amacıyla batıya seferler yapan müslümanların, İlkçağ Yunan dönemine ait eserlerle tanışmaları, İslamiyet’in ilime, akla ve öğrenmeye verdiği önem neticesinde onları alıp getirmeleri; Ayrıca orada kilisenin baskısından kaçanların ticaret kervanlarıyla doğuya gelmeleri sonucu oluşan kültürel alışveriş neticesinde, İslam dünyası bilim ve felsefede altın dönemini yaşamıştır. İslam dünyası Felsefede, 'Farabi' ve 'İbn-i Rüşd'; Bilimde, 'İbn-i Sina', 'Harezmî', 'Biruni' gibi ünlü düşünürlerini yetiştirmiştir.

    Batı; islam dünyasındaki felsefi ve bilimsel gelişmelerin etkisiyle kendi geçmişini hatırlayınca Rönesans ve Reform hareketlerini yaşamış ve uzun mücadeleler sonucu yeniden felsefe ve bilime yönelmiştir. Bu dönemde 'Kopernik', 'Kepler', 'Galilei', 'Newton’un buluşları kilisenin otoritesini sarsmış, bilim yeniden güncelleşmiştir.

    20 Y.Y. a gelindiğinde felsefenin salt soyut bir uğraş olmaktan çıkması gerektiği görüşü önem kazanmış ve insanı toplum ve çevresi ile bağlantılı bir varlık olarak ele alan diyalektik materyalizm, pozitivizm (olguculuk), pragmatizm (yararcılık), fenomenoloji (görüngü bilimi) ve egzistansiyalizm (varoluşçuluk) gibi akımlar doğmuştur. Özellikle pozitivizmin, bilimi felsefenin temeline koyan yaklaşımının etkisiyle bilim felsefesi güncelleşmiş, modern mantık çalışmaları dil çözümlemeleri yeni pozitivizmle birlikte felsefede yeni bir uğraşı alanı olmuştur.

    Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Arslan - Felsefeye Giriş Kitabı




+ Yorum Gönder