+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda İstiklal marşının bestecileri kimlerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İstiklal marşının bestecileri kimlerdir








    istiklal marşının bestecileri kimlerdir







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    İstiklal marşının bestecisi

    Ali Rıfat Çağatay

    Ali Rıfat Çağatay; 1869-1935 yılları arasında yaşamış Türk udî, çellist, kemençezen ve bestekârdır. Türkiye Ulusal Marşı’nın ilk bestecisidir.

    İstanbul’da doğan ve yaşamını aynı şehirde sürdüren Ali Rıfat Çağatay, dönemin ünlü hocalarından müzik eğitimi aldı.

    1. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da kurulan ve İstanbul müzik tarihinde önemli yeri olan Şark Musiki Cemiyeti’nin başkanlığını yaptı. Türk Musikisi Ocağı adlı kurumu kurdu.

    1914 yılında Darülelhan (Nağmelerin Evi) adıyla açılan devlet konservatuarının öğretim kadrosunda yer aldı. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde öğrenci yetiştirdi. 50 civarında bestesi ve müzik üzerine çok sayıda makalesi bulunur.

    Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı ve 1921’de resmi marş olarak kabul edilen İstiklal Marşı’nın ilk bestesini Ali Rıfat Bey yazmıştır. Bu beste 1924’te 1930’a kadar kullanıldı; 1930’da Osman Zeki Üngör’ün batı marşları tarzındaki bestesi ile değiştirildi.

    Udi Rıfat Bey adıyla da anılan Ali Rıfat Çağatay, şair ve dilci Sami Rıfat Horozcu’nun’in ağabeyi, şair Oktay Rıfat Horozcu'nun amcası, Fenerbahçe’nin efsane ismi Ali Cafer Çağatay’ın babasıdır.


    İstiklal Marşı

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
    Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
    Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
    Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl

    Mehmet Akif ERSOY




+ Yorum Gönder