+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükler








    Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükler







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükler

    Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükleri hakkında bilgi

    Günümüzde, bilginin önplâna çıktığı, katılımcı demokrasi anlayışının güçlendiği ve dünyanın büyük etkileşim içine girdiği küresel bir süreç yaşanmaktadır. Bu süreçte yaşanan sosyo-ekonomik değişimler ile bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, kamu yönetiminin merkezi ve yerel düzeydeki işleyiş ve örgütlenmesinin sürekli olarak yenilenmesini gerektirmektedir.

    Bu gelişmeler çerçevesinde, siyasal, toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verecek bir kamu yönetimi oluşturmak amacıyla, kamunun yeniden yapılandırılmasına ilişkin yasal ve idari çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmalarda, hizmetin kapsamı ve yürütülüş biçimine ilişkin yeni anlayışları dikkate almak suretiyle, etkinlik, verimlilik ve açıklık gibi ilkelerin yönetim yapımıza kazandırılması hedeflenmiştir.

    Kamunun yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmaların temelini teşkil eden iç güvenlik yönetiminin, kurum ve kurallarıyla etkinleştirilmesi, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü önplâna alan demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

    Günümüzde, terör, yasadışı göç, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve örgütlü suçlar gibi çok boyutlu ve karmaşık suç türleri, gerek ulusal gerekse uluslararası güvenlik açısından öncelikli sorun alanlarını oluşturmaktadırlar.

    11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen saldırılar, bilinen en büyük terör eylemi olmuştur. 11 Eylül saldırıları ve sonrasında yaşanan gelişmeler; terörün, gelişen teknolojiye paralel olarak, savaştan daha ağır sonuçlar doğurabileceğini, mevcut güvenlik sistemlerinin bu tehdidi ortadan kaldırmaya yetmediğini, bu problemin salt güvenlik önlemleriyle çözülmesinin de mümkün olmadığını göstermektedir.

    Bu saldırılar sonrasında, ulusal düzeyde huzur ve istikrarın sağlanması, uluslararası barış ve güvenlikle ilişkili hâle gelmiştir. Bu gelişmeyle birlikte, iç güvenlik alanında tehdit kavramı ve algılamaları hızla değişikliğe uğramıştır.

    Türkiye’de de, büyük toplumsal ve ekonomik kayıplara yol açan terör, azalan ölçüde de olsa genel güvenliği tehdit eden bir unsur olarak, iç ve dış politikadaki öncelikli konumunu sürdürmektedir.

    Türkiye’de, 1960’lı yıllarda yıkıcı ve bölücü nitelikli propaganda faaliyetleriyle başlayan hareketlenme, işçi ve öğrenci eylemleriyle devam etmiş; 1970’li yıllarda anarşi ve teröre dönüşmüş ve ülke kaos ortamına sürüklenmiştir. 1980’li yıllardan itibaren, bölücü terör sebebiyle 30 bin vatandaşımız hayatını kaybetmiş, on binlerce insan yaralanmıştır. Ayrıca, on binlerce vatandaşımız çeşitli şekillerde mağdur olmuş ve terörden olumsuz yönde etkilenmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren, dinsel motifli terör örgütleri ortaya çıkmış ve şiddet hareketlerine yönelmişlerdir.

    Özellikle bölücü teröre karşı yoğun mücadele vermek zorunda kalan Türkiye, bu mücadele sırasında önemli kayıplar vermiştir. Bu süreçte, Dünya ekonomik refaha ulaşırken, Türkiye kaynaklarını ve ekonomik üretiminin çoğunu terörle mücadeleye harcamak durumunda kalmıştır. Dolayısıyla, uluslararası ilişkilerinde güçlü, aktif ve inisiyatif kullanan Türkiye yerine çoğunlukla terör sorunlarını çözmeye çalışan ve bu nedenle kimi komşularıyla sorunlar yaşayan bir ülke görüntüsü vermeye başlamıştır.

    1990’lı yılların başına kadar propagandaya yönelik faaliyetlerini sürdüren dinsel motifli terör örgütleri, 1990 yılından itibaren kimi dini kavram ve inanışları kendileri açısından değerlendirerek şiddet eylemlerine yönelmişler ve birçok masum insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuşlardır. Yine bu terör örgütlerinin eylemlerini İslâm adına yaptıklarını iddia etmeleri ve dince kutsal sayılan temaları kullanmaları, Dünya kamuoyunda “İslâmî terörizm” gibi yanlış yorumların yapılmasına yol açmıştır.

    Dünyadaki gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan bu radikal anlayış ve faaliyetler, inançları doğrultusunda yaşamak isteyen mütedeyyin halk kitleleri tarafından kabul görmemektedir. Kaldı ki, barış, kardeşlik, hak ve adalet kavramlarını esas alan İslâm dininin, “terör” kavramıyla ilişkilendirilmesi mümkün değildir.

    Bunların yanında, kamu yönetiminden kaynaklanan sorunlar, sosyal, ekonomik ve terör gibi nedenlerle yaşanan iç göç, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı, yolsuzluk ve çıkar amaçlı suç örgütlerinin toplumsal yapı üzerindeki olumsuz etkisi de ülke huzuru açısından önem arz etmektedir.

    Bütün bu unsurlarla mücadele etmek zorunda kalan Türkiye, bu alanda büyük kayıplar vermiş ve dış politikasında önemli sorunlar yaşamıştır. Bugün, yürütülen mücadelede kesin çözüme yönelik başarının elde edilmesi en öncelikli hedeflerimizdendir. Bu sebeple, iç güvenlik politikaları oluşturulurken, uygulamaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutları da kapsayacak şekilde etkin hâle getirilmesi ve kamuoyundaki düşünce ve eğilimler ile toplumsal dinamiklerin dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, suçların tür ve nitelik olarak sürekli değişmekte olması, bu suçlarla mücadelede uzmanlığın esas alınmasını ve politikaların bu yönde belirlenmesini gerektirmektedir.

    Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle ortak evrensel değerleri esas alan, aydınlık bir geleceği paylaşmak amacıyla Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde önemli bir adım olan ‘Türkiye Ulusal Programı’nı uygulamaya koymuştur. Bu süreçte, üstlenilen müktesebat ve yükümlülükler, Türkiye’nin iç güvenlik politikalarında belirleyici olmaya başlamıştır.

    Bu çerçevede, gerek yeni yüzyılda yükselen demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi değerlerin hayata geçirilebilmesi, gerekse Avrupa Birliği uyum çabaları açısından önem taşıyan Kopenhag kriterlerinin güvenlik yapılarına ve hizmetlerine uyarlanması gerekmektedir.

    Dolayısıyla, kolluk güçlerinin eğitim sisteminin geliştirilmesi, çalışma şartlarının gözden geçirilmesi, insan hakları ihlâllerinin yoğun olarak yaşandığı ortamlarda yeni teknolojileri kullanmak suretiyle önleyici tedbirlerin geliştirilmesi önceliklerimiz arasında yer almaktadır.




  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Bugün, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde dönüm noktasında olan Türkiye üzerinde uluslararası beklentiler daha da artmış bulunmaktadır. Bu sebeple, demokratik bir devlet olmanın tüm gereklerini yerine getirmek suretiyle; siyasal, toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verecek yasal ve yapısal değişikliklere hız verilmesi, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi evrensel değerlerin yönetim sistemine hâkim kılınması yönünde daha ileri adımların atılması gerekmektedir.

    Öte yandan, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen temel hak ve özgürlükler, Avrupa Sosyal Şartı, Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı, Helsinki Nihai Senedi ve Maastricht Antlaşması, anayasal devletin; özgürlükler ile sorumluluklar arasında denge kurarak, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almasını, bağımsız yargı ve demokrasi kültürüyle demokratik reflekse dayanan kamuoyu denetimini gerçekleştirmesini, katılımcılığın ve hukuk devleti kavramlarının hayata geçirilmesini öngörmektedir.

    Hukuk devleti, bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olduğu, bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı devlettir. Dolayısıyla, hukuk devletinde insan hak ve özgürlüklerinin kullanımına dayalı iç güvenlik uygulamalarının gerçekleştirilmesi zorunludur. Ayrıca, bu uygulamaların gerçekleştirilmesi vatandaşımızın da beklentisidir.

    Çağdaş demokrasilerde, olağan veya olağanüstü hallerde, iç güvenlik hizmetleri sivil otoritenin sorumluluğu altında yürütülmektedir. Türkiye’de iç güvenliği ve asayişi, kamu düzenini ve genel ahlâkı, Anayasa’da ve uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle tanınan hak ve özgürlükleri koruma, sınır kıyı ve karasularını koruma ve emniyetini sağlama görevi İçişleri Bakanlığı’na aittir.

    Dolayısıyla, ulusal düzeyde iç güvenlik politikalarının belirlenmesi ve yürütülmesi İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Bu itibarla, İçişleri Bakanlığı’nın yetki ve sorumlulukları ile iç güvenlik yönetiminin koordinasyonu konularında, sorun oluşturan mevzuat hükümlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

    Ayrıca, iç güvenlik birimlerinin asli işlerini yerine getirmekten alıkoyan görevleri ayıklanarak, güvenlik personelinin esas olarak güvenlik hizmetlerinde istihdam edilmesi ve güvenlikle doğrudan ilgisi bulunmayan ve kamu adına zor kullanma yetkisi gerektirmeyen sosyal ve teknik kimi hizmetlerin belli bir plâna bağlı olarak ilgili kurumlara devredilmesi veya sivil personelle yürütülmesi gündemimizde bulunmaktadır.

    İç güvenlik uygulamalarının başarısında, toplumun geniş kesimlerinin katılımının sağlanması ve önlemlerin öncelikle kamu vicdanında kabul görmesi çok önemlidir. Bu sebeple, emniyet ve asayiş hizmetlerinin sunumunda halkın katılımının ve halkla bütünleşmenin en üst düzeyde gerçekleştirilmesi amacına yönelik olarak diğer devlet organları, sivil toplum kuruluşları, medya ve yerel yönetimlerin de çalışmalara ve karar alma süreçlerine katılımını sağlayacak, bu yöndeki istek ve önerileri değerlendirerek, aksaklıkları giderecek bir yapının oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

    Bu yapıyı esas alan suçla mücadele yaklaşımımız “Toplum Destekli Güvenlik Hizmeti”, suçun sebeplerinin analitik olarak tespitini ve tedbirlerin bu doğrultuda geliştirilmesini, kurumlar ve vatandaşlarla işbirliğinin gerçekleştirilmesini ve suçun oluşmadan önlenmesini öngörmektedir.

    Toplum destekli güvenlik hizmeti, güvenlik birimlerinin başarısının halkın memnuniyetiyle ölçülmesi, güvenlik faaliyetlerinin toplumsal işbirliği ve sorumluluk paylaşımıyla yürütülmesi anlamına gelmektedir. Bu işbirliği, suçların oluşmasını önlemeyi, oluştuğunda hızlı bir şekilde suçu çözmeyi ve suçlulara ulaşarak kamu güvenliğinin korunmasını amaçlamaktadır.

    Çağdaş demokrasilerde, devletin üstleneceği rol ve sorumluluk, "her şey insan içindir" felsefesi temelinde, vatandaşı toplumsal hayatın her alanında öne alarak, vatandaşlarını çağdaş ve evrensel değerlere kavuşturmaktır. Bu anlamda, özellikle iç güvenlik alanında, vatandaşa ve topluma güvenin esas alınması büyük önem arz etmektedir.

    İç güvenlik politikalarının oluşturulmasında, toplumsal ortak değerler, insan hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü, yönetimin sorumluluğu, toplumun sorun çözme kapasitesinin artırılması ve toplumun çoğulcu yapısını karar düzeyinde uyuma dönüştürme gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekmektedir.

    Bu sebeple, kamu düzenine yönelik faaliyetlerde, bir eylemin terör eylemi olarak değerlendirilmesi için, şiddete yönelme ve bir eylemin varlığı temel ölçüt alınmaktadır. Ancak, özgürlük alanlarını genişletici ve hakkın kullanımını kolaylaştırıcı hükümler içeren bu uygulamaların demokratik toplum düzeninin sağlanmasında herhangi bir zaafiyete sebebiyet vermemesi için, şiddet eylemlerine uygulanan yaptırımların ağırlaştırılması ihtiyacı karşımıza çıkmaktadır.

    Demokratik toplumlarda devletin görevi, vatandaşının temel hak ve özgürlüklerini korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında da, düşünce özgürlüğü önemli bir yer tutmakta ve bu özgürlük, düşüncelerin özgürce açıklanmasının yanında, bunları öğrenme özgürlüğünü de içermektedir.

    Bu özgürlüklerin gerçek anlamda kullanılabildiği güvenli bir ortamın oluşturulması da, toplumsal hayatta, insanların birbirlerini anlaması ve sorunların çözümündeki yetersizliklerin ve boşlukların giderilmesiyle mümkündür.

    Demokratik yönetimlerde, şiddet içermeyen farklı anlayış, düşünce ve inanışlar, toplumun ortak paydasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, terörün toplum ve birey üzerinde oluşturduğu psikolojik etkinin ortadan kaldırılması, ancak karşılıklı güven ve sevgi ortamıyla mümkün olacaktır. Şu unutulmamalıdır ki, toplumdaki yanlış anlamalar ve önyargılar pekçok soruna kaynaklık etmektedir.

    Farklı kültür, inanç ve değer bakımından zengin toplumlarda, bu anlayış, ancak uzlaşma kültürü ve tecrübesinin o toplumda geliştirilmesiyle sağlanabilecektir.

    İç güvenlik alanında yasal, yapısal ve uygulamaya yönelik her çaba;

    Demokratik toplum yapısının korunmasını,

    Vatandaşa ve topluma güvenin esas alınmasını,

    İç güvenlik uygulamalarının sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutları da kapsayacak şekilde etkin hâle getirilmesini,

    Kamuoyundaki düşünce ve eğilimler ile toplumsal dinamiklerin dikkate alınmasını,

    Temel hak ve özgürlüklerin çağdaş anlamda kullanılabildiği güvenli bir ortamın oluşturulmasını amaçlamaktadır.




+ Yorum Gönder