+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Hikayeler Forumunda Fatih ve iki papaz Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Fatih ve iki papaz









    Fatih ve iki papaz dini hikayesi

    İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bıraktırmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zulüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi. Durum Hazreti Fatih'e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih'e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti: "Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, Müslüman hakimlerin ve Müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu ispat ediniz." Hazreti Fatih'in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi Bursa'da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar: Bir Müslüman bir Yahudi'den bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslüman'ın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.
    Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan Müslüman'ı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:
    - Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine mademki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını Müslüman'a vermiş.
    Papazlar İslam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler. Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik'e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar: Bir Müslüman diğer bir Müslüman'dan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Karasabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür Müslüman'a götürüp teslim etmek ister: "Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiyata bana satmazdın. Al şu altınlarını." Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler: "Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap." Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar. Kadı, her iki şahsa da çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını çeyiz olarak verir. Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul'a Hazreti Fatih'in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler: "Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve birbirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Fitnenin Kötülüğü



    Eskiden köle pazarları olur, orada köleler satılırdı. Adamın biri kendisine çalışkan, dürüst bir köle almak için köle pazarına gitti. Satılan bir köle, dikkatini çekti. Sahibine, kölenin fiatını sordu. Sahibi:

    - Ben bu köleyi satmak istiyorum ama, bunun bir kusuru var. Almak istiyorsan kusurunu bil de öyle al. Bu köle fitnecinin biridir, dedi. Adam:

    - Amaaan canım. Bunun fitneciliğinden ne olacak. Ben onun fitneci olduğunu bildikten sonra birşey yapamaz, diyerek köleyi satın aldı.

    Köle yeni sahibinin evine geldi. Bir müddet hiç birşey yapmadan doğru dürüst hareket etti. Satın alan adam da içinden, "Bu nasıl fitneci biriymiş doğrusu anlayamadım" diye düşünüyordu.

    Günler böyle geçerken, fitneci kölenin, cibilliyetini ortaya koyması zamanı gelmişti. Önce evin hanımına gitti. Ağlamaklı vaziyette yaklaştı.

    Kadın:

    - Evladım neyin var? Niçin üzgünsün? diye sorunca, mühim bir sır verecekmiş havasına bürünerek:

    - Ben kendim için değil, sizin için üzülüyorum, dedi. Kadın merakla sorunca:

    - Kocanız sizin için hiç de iyi düşünmüyor.

    Üzerinize evlenecek, dedi.

    Kadını en hassas noktadan vurmuştu. Telaşa kapılan kadın:

    - Ne yapmamız lazım, onu bu işten nasıl vazgeçiririz? deyince, köle birinci raundu kazanmış oldu. Dedi ki:

    - Ben onun çaresini biliyorum. Sen onu öğle uykusuna yatır, uyusun. Uyurken usturayla çenesinin altından bir tek kıl kes, onu bana getir, gerisine karışma, ondan sonrasını ben hallederim.

    Kadın denileni yapmak için düşüne dursun, köle kadının kocasına gitti; Aynen kadına yaklaştığı gibi, üzüntülü ve ağlamaklı bir vaziyette yaklaştı. '

    - Efendim felaket! Kötü bir durumla karşı karşıyasınız, diye söze başladıktan sonra, "Karısının kendisini kesmek istediğini" söyledi. Adam inanmamak istediyse de şöyle diyerek kandırdı:

    - İsterseniz gündüzden uykuya yatın. Uyumuş gibi yapın. Göreceksiniz ki, sizi kesmek için elinde usturayla gelecek.

    Adam, kansını denemek için,

    - Uykum var, ben biraz uyuyayım, diyerek uzandı. Bir müddet sonra da yalancıktan horlamaya başladı.

    Fırsatı değerlendirmek isteyen köle doğruca kadına gitti.

    - Hanımefendi tam zamanı. Kocanız uyudu. Usturayı alıp çenesinin altından tek bir kıl kesiniz, dedi.

    Zavallı kadın saf saf, elinde usturayla kocasına yaklaştı. Usturayı kocasının çenesine yaklaştırdığı sırada, uyuyor gibi yapan adam aniden kalktı ve daha kadının cevap vermesine bile fırsat vermeden, elindeki usturayla kadıncağızı oracıkta kesiverdi.

    Fitne daha tamam olmamıştı. Doğruca kadının akrabalarına giden köle:

    - Ne duruyorsunuz? Enişteniz kızınızı kesti, dedi.

    Kadının akrabaları durumu görünce, onlar da adamı öldürdüler. Bu sefer kocanın akrabalarına giden köle, onlara da:

    - Karısının yakınları oğlunuzu öldürdüler, dedi.

    Onlar da hadise mahalline geldiler. Baktılar ki hadise doğru. Onlar da kadının akrabalarına saldırdılar. İki taraf arasında büyük bir çatışma çıktı. Nice insanlar öldü. Bir fitneci sebebiyle birçok insan canından oldu. Bu hadise de göstermektedir ki fıtne çok büyük bir felakettir.

    .

    .

    Ali Eren - Dini Hikayeler

    Bu eser incemeseleler.com ile internete müsadeli olarak kazandırılmıştır.

    Eseri başka sitelerde yayımlamak yasaktır !





+ Yorum Gönder