+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sohbetler Forumunda Mutluluk, içindeki ışığı yakabilmektir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. mumsema
    Özel Üye

    Mutluluk, içindeki ışığı yakabilmektir









    Mutluluk, içindeki ışığı yakabilmektir yazısı hakkında

    Hz. Mevlâna deyince, insan aklına "sevgi çağlayanı, aşk denizi" geliyor. Aşkın okyanusuna dalabilmiş ve damlasını okyanusla bütünleştirebilmiş, sırlar dünyasından nice hikmetler devşirebilmiş mutlu insanlardan biri beliriyor gözümüzün önünde.
    Şöyle diyor o: "Ben kalbin penceresine defalarca kulağımı koydum; çok söz işittim, fakat iki dudak görmedim." Demek ki aşk, dudaksız konuşuyor, gözsüz görüyor. Aşkın sözlerini kulak değil de gönül işitiyor.

    Sevgili dostlar, birlikte düşünelim mi?
    Niçin bunalıyoruz, karanlıklarda kalıyoruz? Niçin sevemiyoruz? Ten sevgisinin kanlı denizinde boğulurken, can sevgisinin kat kat göklerinde niçin kanat çırpamıyoruz? Ten sevgisini sonsuza kadar götürebilmiş bir babayiğit var mıdır? En son toprak yutmamış mıdır bu sevgiyi?

    Bir örnekleme yaparak bir yere gelmek istiyorum. Mısra mısra şiir düşününüz. Şiirin baş mısrasından bir şiir akımı (ceyran) veriyoruz. Ceyran yürüyor kelimeler boyunca ve fakat bir kelimeye geliyor ki, ordan öteye artık ceyran geçmiyor. (Bazan ta baştan da olabiliyor) Ondan sonrası karanlığa boğuluyor; ahenk, musıkî güme gidiyor. Neden? O aradaki kelime şiir iletkeni değil de ondan. O kelime şiirle test edilmemiş veya ona uygun mayadan değil, şiir mayası bozuk, başka bir alemin habercisi. Belki o kelimeyle roman, hikaye, masal yazılabilir; ama şiir yazılamıyor, çünkü duyguyu, coşkuyu, ritmi, ahengi iletmiyor, ruhu buna elverişli değil. Gönlün derinliklerinde soluklanmamış, Yusuf'un kuyusundan kana kana su içmemiş, Bedr'in aslanlarına seslenmemiş, bir yetimin başını okşamamış kelimelerden şiir yazılmıyor, yazılamıyor. Bunun için şiir, medeniyetin çocuğudur.

    Hayatımız da bir şiirin mısraları, kelimeleri gibi değil midir? Evdeyiz, işe gidiyoruz, sokağa çıkıyoruz, seviniyoruz, üzülüyoruz; kavga ediyoruz, barışıyoruz
    Hayatımızı "hayat-diri" kılan, "Hay" ismiyle hayatı yaratan (c.c) (cc)'ın nurudur. Çünkü, "O, yerlerin ve göklerin nurudur." O nuru bize diniyle, dinini kitabıyla ve sevgili Peygamberiyle insanlığa yansıtmaktadır. Bu nuru (ceyranı) hayatımızın ilk satırından (mısra) veriyoruz, veriyorlar. Nur ilerliyor ve son noktaya kadar (ölüm) hiçbir yerde tıkanmıyor. İşte bu ebediyyen mutlu bir hayattır, bu hayat gönülleri coşturan bir şiir gibidir. Fakat nur bir yerden sonra daha ilerleyemiyor, tıkanıyor. Hayatımızın o arasına sıkıştırdığımız bir "hayat parçası" (haram veya küfür), nuru iletmeyen bir şeyden oluşmuş. Hz. Mevlâna, "Herkese sevgiyle bak ki erisinler; çünkü onlar donmuşlardır" buyuruyor. Demek ki orada, nuru iletmeyen ve ondan sonraki hayatı karanlıklara boğan bir "şey" vardır. Eğer bu eritilmezse, değiştirilmezse bütün hayat helâk olup gidecek, hatta "öte"de karanlıklara boğulacak.
    Allah (c.c)'ın bize gönderdiği "DİN" ceyran gibidir, insan da ceyranı ileten bir kablo gibi düşünülebilir. Bu durum da bütün alemi aydınlatır, ama bu kablonun bir yerine bir-iki santim iletken olmayan bir madde koyarsanız dünya karanlık olur.
    Sevgiye muhtacız; Din'e, Kur'an'a, Peygamber'e muhtacız.


    Sevgi güneşi, aşk radarı mı olmak istiyoruz? Ağlamak ya da tebessüm etmek mi istiyoruz? Mutlu olmak mı istiyoruz?

    Kur'an-ı Kerim okuyalım. Kendimizi tanımak, sevmek, hoş görmek, düşünmek, akletmek, fikretmek, zikretmek; kul olmak, aydınlanmak, adil olmak mı istiyoruz? Özetle insan olmak mı istiyoruz? Kur'an-ı Kerim okuyalım, derim; çünkü o, hayatımıza akıtılan ceyrandır, nurdur.

    Son söz de Mevlâna'nın olsun:
    "Aşk, üstünlükte, bilgide, defterde, kitapta değildir. O öyle bir nur ağacıdır ki, dalları ezelde, kökleri ebeddedir. Bu ağaç ne arşa dayanır, ne de yeryüzüne, bu ağacın gövdesi de yoktur. Sende fani güzellere dair bir iştiyak (arzu), özlem var ya Bil ki bu iştiyak senin için bir puttur."
    Put, aşk ceyranını iletmediği için lânetlenmiştir. Kendinde mutluluk ışığı göremiyorsan, içindeki putları devir, İbrahim gibi ol! Rabbine kul olan hangi insan mutsuz olmuştur ki? Bana gösterebilir misin?


    D.Ali Taşcı / vakit gazetesi








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Bildiklerini anlat, ama aklı vermeye kalkma. Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma. Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez, çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez. Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmekte korkaklıktır. Cesaret akıldan gelirse cesarettir, bilgisizlikten gelirse cehalettir."
    Hz. Mevlâna Celaleddin Rûmi (k.s)





+ Yorum Gönder