+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sohbetler Forumunda Kıssa kelimesinin terim ve kavram olarak anlamları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. BİL@L
    Devamlı Üye

    Kıssa kelimesinin terim ve kavram olarak anlamları









    Kıssa kelimesinin kavram olarak anlamları

    Kıssa kelimesi (çoğulu: kısas) Arapça' da "k-s-s" kökünden türemiş bir isim olup, sözlükte "hikaye, haber, cümle, söz parçası, olay, durum ve mevzuu" gibi anlamlara gelir. Kelimenin aslını oluşturan "el-kâs" mastarı da; bir şeyi veya bir kimsenin izini sürüp ardınca gitmek, bir haber veya sözü açıklayıp bildirmek, anlatmak veya nakletmek" anlamlarına gelmektedir.
    Kur’an-ı Kerimde "(Habibim)Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz"(Yusuf:3) ve "Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler"(A’raf:176) ayetleri bu kullanıma örnek olarak gösterilebilir.
    "el-Kasas"ise "anlatılan hikaye, rivayet haber ve iz" gibi anlamlara gelir. Yine bu kökten türetilen el-kâs (çoğulu:kassas veya kussas) da bir olayı anlatan, kıssa veya destan anlatan halk hikayecisi ya da dini öğütler veren vâiz gibi anlamlara gelmektedir.

    İslam öncesi Arap edebiyatında kıssa ve kıssacılık

    Bir kültür aktarım biçimi olarak kıssa ve kıssacılığın insanlığın var oluşuyla eşzamanlı olarak var olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Fakat çoğu kıssa ve hikaye araştırmacılarının ortak kabullerine göre sistematik bir anlatım biçimi olarak kıssa, ilk defa Hindistan’da doğmuş, oradan İran yoluyla Arap ülkelerine geçmiş, oradan da Batıya taşınmıştır. Tabii ki kıssa ve kıssacılık kültürü bu süreçte girdiği her ortamın kendi öz yapısına uygun olarak bir takım değişikliklere de uğramış ve o kültürün özelliklerinden etkilenmiş, o toplumun inançlarından izler taşımıştır.

    Bu bağlamda câhiliye dönemi Arap toplumunda da kendilerine özgü bir forma sokulmuş kıssa kültürü mevcuttu. Araplar gerek kendi geçmişlerinde yaşanmış, gerekse çevre kültürlerden kendi kültürlerine aktardıkları kıssaları birbirlerine aktarıyorlardı. Araplar arasında anlatılan kıssalar genelde Eyyâmu’l-Arap denilen ve kabileler arasında vuku bulmuş harpler ile bu harplerde gösterilen kahramanlıklarla alakalıdır. Araplar her fırsatta bu gibi olayları anlatarak; kıssayı, kimi zaman bir ibret konusu, kimi zaman iyi ahlak ve davranışları telkin eden, kötülüklerden korunmayı teşvik eden bir nasihat nâme, kimi zaman da bir iftihar ve övünç kaynağı, olarak algıladıklarını göstermişlerdir.

    "Burada önemli bir noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor. Araplar kıssa anlatırken edebiyatlarında sakladıkları, özellikle tarihleriyle ve günlük hayatlarıyla ilgili kıssalarda vakıaya uygun olmasına dikkat ediyorlar, hayal ve efsaneye pek yer vermeden, olaylar nasıl vuku bulmuşsa tarihleri nasılsa öylece anlatmaya çalışıyorlardı. Bu durum da gösteriyor ki, Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar, Kur’an’daki bütün edebi üsluplar gibi kıssaların bizzat vuku bulan şekliyle anlatılmasına yabancı değillerdi."

    Elbette ki cahiliye dönemi kıssaları sadece eski savaş ve kahramanlık hikayelerinden müteşekkil değildi. Ayrıca seyrek de olsa eski milletlerin dinleri ve inançları ile ilgili konular, putlarla, cin, şeytan, melek vs ile büyü, sihir ve kehanetlerle ilgili olaylar da kıssa bağlamında anlatılıyordu. Bu tür kıssalarda ise muhtevalarının gerçeğe uyup uymadığına pek bakılmaksızın sadece edebi üslubunun güzelliğine ve coşku ve heyecan vermesine ve eğlendirici dikkat ediliyordu.

    İslamiyet’in ortaya çıktığı dönemde de Araplar arasında kıssa anlatma alışkanlığı devam ediyordu. Nitekim Kureyş’in meşhur kıssacılarından ve Hz. Peygambere düşmanlığı ile bilinen Nadr b. Haris’in Kur’an ayetleri okunurken onu dinleyen Kureyş’lilere hitaben, "Gelin onu dinlemeyin, ben sizlere ondan daha iyi ve güzel sözler söyleyeceğim" diyerek eski İran hükümdar/Kisralarina ait "ahbâr ve kıssaları, Rüstem ve Isfendiyar hikayelerini anlattığı bilinmektedir. Onun anlattıkları insanları hoşuna gidiyor ve Kur’an dinlemeyi bırakıyorlardı. Bu durum Kur’an’da şöyle anlatılır: "İnsanlardan kimi var ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için eğlence sözleri satın alırlar. İşte onlara, küçük düşürücü bir azap vardır."(31/6)

    Kur’ani bir kavram olarak "kıssa"

    Kur’an-ı Kerim’de bizzat "kıssa" kelimesi yer almamakla birilikte, onun türevi olan "kasas" sözcüğü altı değişik yerde geçmektedir. Buna ilaveten Hz Musa’nın hayat hikayesinin ve tevhid mücadelesinin anlatıldığı, Kur’an’ın yirmi sekizinci suresinin adı da "kasas" suresidir.

    Kur’ani bir kavram olarak "Kıssa" veya aynı anlamda "Kasas" denildiğinde de şunları anlamaktayız: Allah’ın insanlara ve cinlere gönderdiği en son ve en mükemmel mesajı ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’in;" And olsun ki peygamberlerin kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. Kur’an uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan bir millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve Rahmettir." (Yusuf:111), "Muhakkak ki, bu Kur’an, Hak ile Batıl’ı ayıran ilahi bir Kelamdır. O bir eğlence vasıtası değildir." (Tarık:13-14) mealindeki ayetleriyle kendisine yalan ihtimali ve hayalin karışması dahi mümkün olmayacak bir tarzda tarihin derinliklerinde vuku bulmuş ve kaybolmuş, unutulmuş veya bir kısım izleri insanlığın hafızasında mevcudiyetini koruyabilmiş olayların; muhataplara, adeta olaylara yeniden bir canlılık vererek anlatılması, açıklanmasıdır.

    Ancak, Kur’an insanlara kronolojik ve sistematik bir tarih bilgisi aktarımı yapan bir tarih kitabı olmadığından dolayı, olaylar anlatılırken zaman, mekan ve kişilerle ilgili ayrıntılara girilmemiştir. Bilakis; özellikle Kur’an’ın bir hidayet rehberi olması sebebiyle, muhataplarını Hak yola irşat ve tenvir edip, batıldan sakındırıp uzaklaştıracak kısımlar anlatılmıştır. Şüphesiz ki bu tür bir anlatım biçimi de Allah’ın tüm zaman, mekanı ve olayları kuşatıcı (muhit) ilmiyle, olayı vuku buluş biçiminde herhangi değişiklik, takdim ve tehir yapılmadan ve Kur’an’ın icaz ve üslubuna paralel olarak muhatapların ibret ve tefekkürlerine sunulmasıdır.

    Kuran’da kıssanın anlatılış amaçları

    Kur’an-ı Kerimde kıssalar tamamen birtakım dini ve ahlaki amaçlara yönelik olarak anlatılmıştır. Mesela nasihat ve öğüt verme, ibret, irşat, hidayet, uyarma, sakındırma, özendirme (Terhib ve Terğib) ve müjdeleme gibi hususlara dikkat çekmek ve insanın nazarını bu konulara yoğunlaştırmasını sağlamak, Kur’an kıssalarının temel amaçları arasında yer alır. Nitekim Yusuf kıssasını anlatırken, "Elbette onların hayat hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur’an) uydurulacak bir söz değildir; ancak kendilerinden öncekilerin doğrulanması, her şeyin açıklanması ve inananlar için bir kılavuz ve rahmettir." (12/111) buyurulmaktadır.

    Ayrıca vahiy ve peygamberliğin ispatı Allah’ın varlığını ve birliğini ispat, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar tüm peygamberlere gönderilen dinlerin temelde aynı esaslarda birleştiğini anlatmak, uyarma, müjdeleme, Allah’ın gücünün ve kudretinin büyüklüğünü gösterme, hayra teşvik, kötülüklerden kaçınma, zorluklar karşısında sabır, verilen nimetlere şükür, iyilerin mükafatlandırılması, kötülüğün cezalandırılması vs. gibi birtakım ahlaki gayeleri içine almış ve bunların ifadelendirilmesi için anlatılmıştır. Şimdi bu amaçlardan bir kısmını kısa maddeler halinde zikretmekte fayda vardır.










  2. K-RiiSMa
    Yeni Üye





    teşekürler arkaşım cok yardımı oldu emiğine saygı duyuyorum.




+ Yorum Gönder


kıssa sözcüğünün anlamı,  kuranı kerimde allah kıssaları hangi amaçlar için aktarmıştır