+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sorular Forumunda Vaktinde kılınmayan sabah namazının kazası nasıl olur? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. IŞILAY
    Devamlı Üye

    Vaktinde kılınmayan sabah namazının kazası nasıl olur?








    Vaktinde kılınmayan sabah namazının kazası hakkında bilgi

    sabah namazı.jpg

    - “Aslında sabah namazının kolay kolay kazaya bırakılmaması gerektiğini hocalarımızdan dinliyor, yazılarınızdan da okuyoruz.


    Bu sebeple güneş çıkmadan vaktinde kılmaya büyük önem veriyoruz. Ancak bazen gaflete dalarak uyanamıyor, bazen de yıkanma gibi gecikmelerle vaktinde kılamadığımız da oluyor, güneşten sonraya kalıyor. Bu durumda ne yapacağız? Güneşten sonraya kalan namazımızı nasıl kılacağız? Sünnetiyle mi, sünnetsiz mi kılınacak? Eda mı, kaza mı olacak? Bu konuda hem bilgiye hem de birazcık ikaza ihtiyacımız var?..”

    Gerçekten de sabah namazı namazların en mühimidir. Efendimiz (sas) Hazretleri, vakitlerin en eşrefi olan şafak vaktinde kılınan namazın değerini çarpıcı bir ifadeyle şöyle dile getirmişlerdir:

    - Fecir vaktinde kılınan iki rekat namaz, dünyadan da, dünyanın içindekinden de hayırlıdır!..

    - Neden dünyadan da, içindekinden de hayırlı?

    - Çünkü dünya da, içindeki mal, mülk de ebedi hayatta geçer akçe olmayacaktır Ancak, kılınan iki rekat namaz, dünyanın vermediği faydayı verecek, sahibini cehennem azabından kurtarıp cennetin güzelliklerine de kavuşturabilecektir

    Nitekim burada dünyanın servetine sahip olan nice ibadetsizler, orada yoksulluk içinde kıvranırken, ibadetinde ihmale düşmeyen yoksulların kavuştukları cennet nimetlerini hayranlıkla seyredecekler, keşke biz de bunlar gibi ibadetli bir hayat yaşasaydık, diye hayıflanacaklardır. Servetleri, onları kurtarmayacak; ama iki rekat namazları ibadetlileri kurtarabilecektir

    Öyle ise özellikle kısa yaz gecelerinde erken yatılmalı, erken de kalkılmalı, güneş çıkmadan dünyadan da kıymetli olan sabah namazını vaktinde kılmalıdır Şayet gece gusül gerektiren bir durum söz konusu olursa namazı güneşten sonraya bıraktırmayacak kadar uyumakta mahzur olmayabilir. Yeter ki, uyuyan kimse yine erkenden kalkıp guslünü yaparak namazını güneş çıkmadan vaktinde kılma imkanını bulsun. Yani kazaya bırakmış olmasın

    Bununla beraber, insanlık halidir bu. Hiç arzu edilmediği halde uyanamaz, namazı güneşten sonraya kaldığı da olursa durum ne olacak?..

    Bu takdirde artık her şey mahvoldu, bitti demek değildir elbette

    Bu defa da yapılacak ilk iş; güneşin doğmasıyla başlayan (kırk beş dakikalık) kerahet vakti çıktıktan sonra öğlenin kerahet vakti girinceye kadarki zaman içinde sünnetiyle birlikte farzı hemen kaza etmektir. Bu durumda ne olur? Hiç olmazsa namazı vaktinde kılmama günahına maruz kalan insan, tehiri sürdürme günahına son vermiş, hemen kaza ettiği namazının borcuyla kalmaktan kurtulmuş olur

    Bu gibi hiç de arzu edilmeyen ihmallerde mühim bir nokta da şudur:

    - Namazını vaktinde kılamayan insan, bundan derin üzüntü duymalı, sırtında dağ gibi bir yük ağırlığı hissetmelidir. Bir an evvel namazı kaza ederek bu ağır yükten kurtulma gayreti içinde olmalıdır. Burada en vahim olan durum şudur:

    - Vaktinde yapmadığı ibadetinden dolayı üzüntü duymamak, vicdan azabı çekmemek, tabiri caizse kılı bile kıpırdamamaktır. Bu duyarsızlık hayra alamet değildir. Çünkü üzüntü duyan insan, kendisini üzen şeyle tekrar yüz yüze gelmek istemez. İbadetlerini vaktinde yapma azmi içinde olur. Üzüntü duymazsa bu gayreti de duymaz. Günahını basite almaya başlar. Günahını basite alan adam için Efendimiz'in (sas) çarpıcı bir ikazı şöyledir:

    - Mümin günahını üzerine yıkılacak dağ gibi büyük görür, tedbir alır. Münafık ise burnu ucuna konmuş sinek gibi basit görür, kayıtsız kalır!..

    Günahını büyük görme duygusu, tekrar etmeme tedbirine sevk ederken, küçük görme duygusu da tekrar etmekten çekinmeme laubaliliğine iter Bu fark hep hatırda tutulmalıdır.

    AHMED ŞAHİN









  2. HARBİKIZ
    Moderator





    İslâm Ne anlama gelmektedir


    İslâm: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) in Allah tarafından getirip tebliğ ettiği şeyleri kabul etmek, Allah'a ve peygambere itaat ederek bunları kabul ettiğini göstermektir. Kısaca: İslâm, inandığını yaşamak demektir.

    İslâm'ın Temel Esasları
    İslâmın esasları beştir:
    1) Kelime-i Şehadet Getirmek:
    Kelime-i Şehadet, "Eşhedü enlâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh." cümlesini söylemektir.
    Anlamı: "Ben şahitlik ederim ki, Allah'tan başka Tanrı yoktur, ve yine şahitlik ederim ki, Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah'ın kulu ve peygamberidir."

    2) Namaz Kılmak:
    Günde beş vakit namaz kılmaktır.

    3) Oruç Tutmak:
    Her yıl Ramazan ayının tamamında oruç tutmaktır.

    4) Zekât Vermek:
    Dinimizce zengin olanların mal ve paralarının belirli bir miktarını her yıl fakirlere vermesidir.

    5) Hacca Gitmek:
    Dinimizce gücü yetenlerin ömründe bir defa hacca gitmesidir.
    İslâm'ın bu beş esasına İslâm'ın şartları da denir.

    MÜKELLEF

    Mükellef Kime Denir
    Erginlik çağına gelen akıllı insanlara mükellef denir.
    Mükellef, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumludur. Mükellef sayılmak için insanda iki şartın bulunması gerekir;
    1– Akıllı olmak,
    2– Erginlik çağına gelmek.
    Akıllı olmayan deliler ile erginlik çağına gelmemiş çocuklar mükellef değildirler.
    Erginlik (büluğ) çağı, çocukların vücut yapılarına ve iklim şartlarına göre değişir. Erginlik erkek çocuklarında oniki ile onbeş, kız çocuklarında dokuz ile onbeş yaşları arasında olur. Onbeş yaşını bitirdiği halde kendisinde erginlik belirtileri görülmeyen çocuklar erkek olsun, kız olsun erginlik çağına gelmiş sayılır ve dinin emir ve yasaklarına uymakla sorumlu olurlar.

    Mükellefle İlgili Hükümler
    Mükellefle ilgili hükümler sekizdir. Bunlara "Ef'al-i Mükellefin" denir:

    1) Farz:
    Dinimizce, yapılması kesinlikle emredilen şeye farz denir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi.
    Farzın Hükmü: Farz olan görevleri yapan, karşılığında sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden dinden çıkar.
    Farz İki Çeşittir:
    a) Farz-ı Ayın: Her mükellefin yapması gereken farz demektir. Beş vakit namaz kılmak gibi.
    b) Farz-ı Kifaye: Bazı mükelleflerin yapması ile diğerlerinin yapması gerekmeyen farz demektir. Cenaze namazı kılmak gibi. Bazı müslümanlar bir ölünün cenaze namazını kılarsa farz olan görev yerine getirildiğinden, diğer müslümanların ayrıca o ölü için cenaze namazı kılmaları gerekmez.

    2) Vacib:
    Farz kadar kesin olmamakla beraber kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeye vacib denir. Bayram namazı kılmak, fıtır sadakası vermek ve kurban kesmek gibi.
    Vacibin Hükmü: Vacipleri yapan sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayana azap gerekir.

    3) Sünnet:
    Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeye sünnet denir.
    Sünnet İkiye Ayrılır:
    a) Sünnet-i Müekkede: Peygamberimizin çoğu zaman yaptığı, pek az terkettiği sünnete Sünnet-i Müekkede denir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi.
    b) Sünnet-i Gayri Müekkede: Peygamberimizin ara sıra yaptığı sünnete Sünnet-i Gayri Müekkede denir. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünneti gibi.
    Sünnetin Hükmü: Sünnetleri yapan sevab kazanır. Peygamberimizin şefaatine nâil olur. Sünneti bile bile terk edenler azarlanır.

    4) Müstehab:
    Peygamberimizin bazen yapıp, bazen de yapmadığı şeye Müstehab denir. Kuşluk namazı kılmak gibi.
    Müstehabın Hükmü: Müstehab olan şeyleri yapan sevab kazanır, yapmayan azarlanmaz.

    5) Mübah:
    Mükellefin yapıp yapmamakta serbest olduğu şeylere mübah denir. Oturmak, yürümek ve uyumak gibi.
    Mübah'ın Hükmü: Mübah'ı yapan sevap kazanmaz, yapmayan da günah işlemiş olmaz.

    6) Haram:
    Dinimizce yapılması kesin olarak yasaklanan şeye Haram denir. Haksız yere adam öldürmek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak, domuz eti yemek, anne ve babaya karşı gelmek gibi.
    Haramın Hükmü: Haramı işleyen kimse ceza ve azabı hak etmiş olur. Allah korkusundan dolayı haramdan kaçınan sevab kazanır. Haramı inkâr eden dinden çıkar.

    7) Mekruh:
    Haram kadar kesin olmamakla beraber, dinimizce yapılmaması istenen şeye mekruh denir.
    Mekruh İkiye Ayrılır:
    a) Kerahet-i Tahrimiyye=Harama Yakın Mekruh: Vacipleri yerine getirmemek gibi.
    Hükmü: Böyle bir mekruhu işlemekten sakınan sevab kazanır. Yapan günah işlemiş olur.
    b) Kerahet-i Tenzihiyye=Helâla Yakın Mekruh: Sünnet ve müstehapları yapmamak gibi.
    Hükmü: Bu gibi mekruhlardan sakınanlar sevab kazanır, işleyenlere ceza gerekmez.

    8) Müfsid:
    Başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylere denir. Namaz kılarken konuşmak, oruçlu iken bilerek yiyip içmek gibi. Konuşmak namazı,yiyip içmek de orucu bozar.
    Hükmü: Özürsüz olarak ve bile bile ibadeti bozmak azabı gerektirir.




  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Sabah namazı namazların en hayırlısıdır. çünkü sabah namazlarına kalkmak siz her ne kadar zor olsa da uykuya olan nefsinizi yeniyorsunuz. hocalarımız sabah namazlarının kazaya bırakılmaması gerektiğini açık ve net şekilde söylemişlerdir. bu yüzden elinizden geldiğince sabah namazını kazaya bırakmayın.




+ Yorum Gönder


kuşluk namazı sabah namazı yerine geçer mi,  vaktinde kılınmayan sabah namazının kazası nasıl olur,  kuşluk namazı sabah namazının yerine geçer mi,  vaktinde kılınmayan namaza ne denir,  vaktinde kılınmayan sabah namazı,  kuşluk namazı sabah namazın yerine geçer mi