+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sorular Forumunda Tabiattaki çoğalma tesadüfi midir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Tabiattaki çoğalma tesadüfi midir?








    Doğadaki çoğalma mucize midir hakkında bilgi

    Tabiattaki çoğalma.jpg

    İçtiğimiz su, ciğerlerimize doldurduğumuz hava, bastığımız toprak, her akşam yıldızlarıyla üstümüze inen gece, güneş, ay

    Hepsi de mu'cize değil mi?

    İnsan Allah'a inandı mı, dilsiz taş, dağ ve yıldız yoktur, mucizesiz varlık yoktur. Acı çekip, çabalayıp kendini kelebeğe çevirmeye çalışan minik, alçak gönüllü bir tırtıl, mucizedir. Bir yumurta veya çekirdek, ışık dolu birer mucizedir.

    Yumurtada canlının hayat programını yazan, çekirdekte dev ağaç fabrikalarının projelerini yerleştiren İlahi kudret, canlıları yeryüzü denilen eğitim meydanına göndermektedir. Hayat programlarında en ufak bir başıboşluk, gayesizlik görünmediği gibi, canlıların çoğalmaları da tesadüfe terk edilmemiştir. Her çevredeki canlılar birbirleri ile son derece iyi bir ahenk içindedir. Bu ahengin, insan elinin müdahalesi ile bozulması, telafisi güç zararları netice vermektedir.

    Hayvanlardaki nüfus planlaması ile ilgili tespitleri dikkatli bir analizle ele alırsak, planlayan ilahi hikmetin nokta nokta yeryüzünü nasıl kuşattığını daha iyi anlayabiliriz. Ve yine anlayabiliriz ki, bu muhteşem planlamayı yapan, bütün canlıları mucizevi özellikleriyle yaratan; güneşi, havayı, ışığı, rüzgarı, hayat sahiplerinin imdadına gönderen; bitkileri hayvanların, hayvanları insanların imdadına koşturan, beden azalarını birbirlerinin yardımına, gıda zerrelerini beden hücrelerinin hizmetine yollayan Zat-ı Zülcelal'dir (C.C.)

    Canlı topluluklarında, nüfus yoğunluğu artarsa ne olur? Açlık faktörü başlamadan, nüfus kırıcı biyolojik bir mekanizma harekete geçer. Canlının hormon sistemi değişik çalışmaya başlar. Yumurtlama durur, cinsel organlarında gerileme başlar. Psikolojik davranışlar değişir: Tavşanlarda, tilkilerde, geyiklerde, farelerde olduğu gibi

    Bu büyük keşfi 1962'de J. Colhoun fareler üstünde yaptığı deneylerle ortaya koymuştur: Vahşi Norveç farelerine bol gıda ve yer vermiş, hastalanmalarını önlemiş, yalnız nüfus yoğunluk faktörünü sağlamış, 27 ay sonra 20 çift fareden normal üreme temposu ile 5000 fare elde etmesi gerekli iken, ancak 150 fare kalmış, kapalı yerde bakılan fareler belirli bir nüfus yoğunluğuna ulaşınca, evvelce birbirine karşı şaşılacak kadar iyi davrandıkları halde, huyları değişmeye başlamıştır. Erkekler dişileri hırpalamaya başlamakta, dişiler yuva yapmamakta veya üstünkörü yarım bırakmakta, rasgele bir yerde doğurmakta, yavruları terk etmekte, sahipsiz yavrular diğerleri tarafından parçalanıp yenmektedir. Yavrularda ölüm % 90'a, anne ölümleri % 50'ye yükselmiştir. Durmadan boğuşma halindeki erkeklerin daha pek genç çağda bitkinleştikleri ve öldürüldükleri görülmüştür. Halbuki hepsine yetecek kadar bol gıda verilmiştir.

    Otto Koenning de buna benzer bir deneme yapmıştır. Beyaz balıkçıllar Wilhenminenberg'teki Enstitü'de kapalı bir yere almış ve bol gıda vermiştir. Beyaz balıkçılların sosyal ve aile hayatları alt üst olmuş, çiftleşme çok aşırı bir ölçüye varmış, fakat yavrular azalmıştır. Kavgalar birbirini kovalamış, kar gibi beyaz balıkçıllardan kısa bir süre sonra geriye üstleri başları kirli, kanlı, kendi yumurta ve yavrularını bile çiğneyen birer zavallı hayvanlar kalmıştır. Yaşayabilen yavrular, yavruluktan kurtulamamış, büyüdükleri ve yemlik yem dolu olduğu halde annelerinin peşinden koşmaya devam etmişlerdir. Ne annelik, ne de babalık yapabilmişlerdir.

    Aynı olaylar, hiç değişmeden tabii çevrede de görülmektedir. Mesela foklar, çoğalma mevsiminde bir adada üst üste yığınlar halinde toplanır, normal davranışlarını kaybederler. Kuzey denizinde İngiltere açıklarında Farne adası vardır. Çoğalma mevsiminde 4000 kadar fok bu adada toplanır. Ada kayalıklarının üstü adeta bir et pazarına döner. Doğan yavruların çoğu bu kaynaşan hayvanların arasında ezilir veya açlıktan ölürler. Üremek için fokların yakındaki diğer adalara gitmeyip, yalnız bu adada toplanmaları ilgi çekicidir.

    Adeta bu adada nüfus yoğunluklarını ölçmektedirler. Böylece foklardaki nüfus patlaması önlenmektedir. Foklardaki bu program çok uzak bir zamanda ortaya çıkabilecek bir açlık tehlikesine karşı tedbir almalarını emretmektedir sanki.

    Bir başka misal verelim: Kanada'da Suparior gölünde bir Royale adası vardır. Adada 600 baş Moose denen çok iri cüsseli bir geyik (ortalama 800 kilo) türü yaşar. 24 sene kadar evvel göl donunca Ontario'dan 19 ila 21 hayvandan ibaret bir kurt sürüsü adaya geçmiştir. Dave Mech, Philip C. Shelton, 10 sene süren bir araştırma ile geyiklerle kurtların ilişkilerini izlemişlerdir. Ada ormanlarını bir felaket halinde tahrip eden geyik sürüsünün sayısı kurtlar geldikten sonra hızla azalmış ve bugünkü 600 baş hayvan civarında duralamıştır. Kurtlar bilindiği gibi sosyal organizasyonu kuvvetli ve zeki hayvanlardır. Belirli usullerle idare edilirler. Adada iki ayrı sürü halinde dolaşırlar. Büyük sürü 15 ila 17 fertten meydana gelmiştir. Cinsel hayatları yakından takip edilmiştir. Çiftleşme olmaktadır: Fakat 10 senedir, sürüye bir tek yavru eklenmemiş bulunmaktadır. Sürünün sayısı 21-22'nin üstüne çıkmamıştır. Her kurdun hayat sahası bir mil karedir. Geyiklerin sayıları ise 600'de karar kılmıştır. Sürünün yıllık yavru sayısı 225 kadardır. Kurtlar yalnız yaşlıları, hastaları, sakatları ve küçük yavruları avlamaktadırlar. Ve her iki-üç günde bir, tek hayvan avlayarak denge bozmamaya titizlikle dikkat etmektedirler.

    Aslanların belirli gruplar halinde sosyal hayatları malumdur. Annelik, yavruları korumak, bakma hisleri örnek denecek mükemmeliyettedir. Fakat çevrede beslenme imkanları kötüleşmeye başlayınca beslenme hakkı yalnız hayatiyetini sürdürecek güçte olanlarındır. Öz anası dahi yavrusunu bir pençe darbesi ile uzaklara fırlatır. Bir deri, bir kemik halinde sürüyü takip eden ve nihayet ölünceye kadar yalvardığı halde pay alamayan çocuklarına asla kulak asmaz ve çoğalma fonksiyonunu koruyabilecek şekilde dişiler ayakta kalır.

    Canlılarda çoğalmayı kısıtlamanın bir başka yolu daha vardır: Koku!

    Farelerin nüfus yoğunluğu bir dereceye ulaşınca erkeklerin pisliklerinden bir koku çıkmaya başlar. Ve bu koku dişileri kısırlaştırır. Gebe bir fare kafesine bir yabancı erkek sokulsa değişik koku nedeniyle Fötüs'ün rahim içindeki gelişmesi durmakta veya düşükle sonuçlanmaktadır.

    Un böceklerinde de böyle bir mekanizma işlemektedir. Unun gramında larva sayısı ikiye çıkınca çoğalma durur. Kurbağa tetartlarının kaynaştığı bir su birikintisine bir tetart salıverilse küçüklerin hemen yemekten kesildikleri ve kısa sürede öldükleri görülür. 120 litre suda bir büyük tetart altı küçük tetartın açlıktan ölmesine yeter. Hatta büyük bir tetartın bulunduğu su küçüklerin akvaryumuna dökülse yine aynı sonuç alınır. Bu şimik maddenin bir su birikintisindeki kurbağa sayısını ayarladığı anlaşılmıştır. Aynı gözlemler balıklarda da yapılmıştır.

    Fillerde ayarlama bambaşkadır. Sosyal hayatları çok güçlü ve zeki olan filler, bir bölgede tehlike başlarsa uygun alanlara göç ederler. Doğu Afrika'daki Serengeti parkında 30 sene evvel hiç fil yoktu. 1958'de Grzimek, 60 fil saymış, sayıları 1964'de 800'e, 1967'de 2000'e çıkmıştır.

    Uganda'daki Kurkizon şelalesindeki Milli Park'ta 10.000 fil birikmiştir. Fil sürüleri milli parklara sığmamaya başlayınca, her şey alt üst olmuştur. Fakat pek kısa süre sonra hayvanların nüfus sayılarını ayarlamaya başladıkları görülmüştür. Nüfus çokluğu fillerde dejeneresans yapmamıştır. Aksine normal ve sağlam dişilerin hayatlarını sürdürürken, dişilerinin doğumlarının aralarını uzatmaya başladıkları, doğum-çifteşme arasındaki normal iki ay üç günlük sürenin 6 ile 10 aya çıktığı görülmüştür.








  2. Beriwan
    Devamlı Üye





    kesinlikle tesadüfi değildir hepsini biz insanlar için yaratmıştır.tabiatın hepsini gecenin gündüzü izlemesi yağmurun yağması, günesin doğması hiçbiri boşuna değildir.




+ Yorum Gönder