+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Yazılar Forumunda Tevhid ve Ekonomi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Tevhid ve Ekonomi








    Tevhid ve Ekonomi


    Ekonomik Hayatın Karakteri ve Sosyal Refah Tedbirleri

    İslam dünya görüşünün genel adı tevhittir. Bu ilke, İslam’ın hayata bir bütün olarak baktığı mesajını verir. Çünkü İslam, insanın Allah’a olan inancını yitirmemesi ve Ona bağlılığını sürdürmesi için hayatı bu ilkeye göre ayarlar. İnsan kişiliğini oluştururken de, onun ruhuna Allah’ın tek İlah ve her şeyin sahibi olduğu psikolojisini yerleştirir. Bundan maksat, insanın Müslümanca yaşamasını gerçekleştirmektir. Bunu sağlayan en önemli manevi zemin ise, tevhit inancı ve bu inancın insanda oluşturduğu erdem ruhudur.

    İktisadi Hayatın Ayarı
    İnsan hayatının en önemli boyutlarından birini de iktisat oluşturmaktadır. Bunun için Kuran bütün toplumsal süreçlerde olduğu gibi iktisadi hayatta da adaletin ayakta tutulmasını, sömürünün de ortadan kaldırılmasını öngörmüştür.1 Kuranın inmeye başladığı dönemde, iktisadi ve ticari hayat o günün şartlarına göre oldukça canlıydı. Ancak sosyal yapıdaki ayar alabildiğine bozulmuş, sömürü yaygınlaşmış, özellikle yoksul kesimler acı ve sefalet içinde bırakılmışlardı. İşte bu yüzden Kuran’ın ilk dönemde inen ayetleri, değinilen olumsuz durumu düzeltmeyi amaçlayan, bu kötü tabloyu tasvir ve tenkit eden ifade ve hükümlerle doludur.2 Bu da, toplumda pek çok şeyin düzeltilmesi için öncelikle iktisadi hayatta ahlakiliği ve adaleti garanti edecek bir kurallar sisteminin gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.

    İslam’a göre her şeyin ve bütün mülkün tek sahibi Allah’tır.3 Bunun için Allah’ı dikkate almayan bir mülkiyet anlayışı doğru değildir. İnsanın işlevi ise, bir emanet sahipliğinden ibarettir.4 Demek ki mülkiyet, amacına uygun kullanılması için insana sunulmuş ilahi bir bağıştır. Bu da insana en çok güven duyan dinin İslam olduğunu göstermektedir. Görüldüğü gibi bu dünya ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcının eseridir.5 İnsan da böyle bir dünyada anlamlı bir hayat geçirmek ve kendinden bekleneni gerçekleştirmek için yaratılmıştır.6 Öyleyse Allah’ın hayrı ve nimetleriyle dolu olan bu dünya kötü değildir.7 Kötü olan, insanın aşırı bir ihtirasla bu dünyaya bağlanıp ahireti unutmasıdır. Çünkü mal ve mülkün, insanı ölümsüz kılacağı zannına kapılmak, büyük bir aldanıştır.8 Şu halde insan, kendi istifadesine sunulan dünya nimetlerinden meşru biçimde yararlanmalı ve helal rızık peşinde koşmalıdır.9 O, kendini malla tanımlamamalı,10 mal ve mülk de sadece belli grupların elinde dönüp duran bir güç olmamalıdır.11 Aksi halde iktisadi hayatın ayarı bozulur, bunun sonucunda da, hem kendilerini hem de toplumu felakete sürükleyen bir sömürücüler sınıfının oluşması kaçınılmaz olur.

    İnsanları maddi ve manevi yönden yoksulluğa iten en önemli neden, ekonomik güç merkezlerini elinde tutan kesimlerin, hukuk düzenini de kendi lehlerine olacak şekilde düzenlemeleri, sömürüyü alabildiğince yaygınlaştırmaları, kat kat faiz(riba) uygulayarak insanları sefalete mahkum eden bir zulüm düzeni oluşturmalarıdır. Nitekim sömürgeci önderlerin, işi zaman zaman tanrılık iddiasına kadar götürmeleri iktisadi hayatı alt üst etmiş, karada ve denizde fesadın çıkmasına yol açmış12, sonunda toplumsal sefalet ve çöküntü kaçınılmaz olmuştur.13 Bu gerçek, asgari ahlak kodu ile çevrelenmemiş bir ekonominin, hem insanı hem de kendini tahrip edeceği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

    İnsanın fıtratında mal, mülk ve evlat gibi arzular; bu arzulardan kaynaklanan ihtiyaçlar vardır.14 Bunun için dünyaya karşı olumsuz bir tavır takınmak, hem insanın tabiatına hem de İslam’ın ruhuna ters düşer. Çünkü dinin istediği, arzuların yok edilmesi değil, onların insan fıtratına ve yaratılış gayesine uygun bir şekilde terbiye edilmesidir.15 Şayet arzular iyi terbiye edilmezse, insan bilinç çarpıklığına uğrayıp pek çok kötü işi iyi ve yararlıymış gibi görebilir. İşte önemli olan insanı böylesi bir sapıklığa ve yanlışlığa düşmekten korumaktır. İnsanın maddi ve manevi yönden sefalete sürüklenmemesi için, böyle bir korumaya çok ihtiyacı vardır.

    Şükür, sabır, cömertlik ve yardımlaşma gibi pek çok erdem, mal ve mülkün kazanılıp kullanılmasıyla gerçekleşir. Zekat gibi zorunlu mali ibadetin, infak ve ihsan gibi gönüllü eylemlerin temel amacı da, insanı meşru yolla kazanan ve kazandığını israfa kaçmadan harcayan bir varlık haline getirmektir. Zaten bilme, inanma ve şükretme arasındaki tevhidin gerçekleşip insanın ahlaki yüceliğe ulaşması, ancak böyle sağlanabilir. Dünyanın ıslah ve imarı ise, ahlaki bilince ulaşmış insanlarla gerçekleşir.16

    Sosyal Adalet ve Refah Tedbirleri

    Ekonomik hayatta karşılaşılan olumsuzlukların giderilmesi için, sosyal adalet ve refahı garanti edecek tedbirlere; hile, sahtekarlık ve haksız kazanç gibi sapmaları önleyecek müeyyideli kurallar sistemine ihtiyaç vardır. Bunun için İslam, sosyal adalet ve refah tedbiri olarak zekatı getirmiş, toplum hayatını çökerten faizi yasaklamış ve sömürüyü ortadan kaldırıp halkı iktisadi yönden dengeli biçimde yükselten yepyeni bir ekonomik yapıyı temellendirmekle işe başlamıştır. Kuran’ın buyrukları ve Hazreti Peygamber(as)’in uygulamaları, olağanüstü durumlarda bu gibi tedbirlerle toplum ekonomisinin yeniden düzenlenebileceğini ortaya koymuştur. Şu halde yöneticiler, toplumun zenginleşmesine, refahın yayılmasına ve ictimai adaletin köklü bir şekilde kurulmasına çalışmalıdırlar. Bu da kültür ve medeniyette yabancıların sömürüsünden ve emirlerinden kurtulup millet fertlerine en geniş ölçüde imkanlar sağlamakla gerçekleşebilir. Zevk ve sefahata dalıp halktan kopan yöneticilerle insanları maddi ve manevi sıkıntılardan kurtarmak mümkün değildir.

    Yoksulluğun gelişinin ve ekonominin çöküşünün nedeni, kimilerinin iddia ettiği gibi İslam değil, tam aksine İslami ilkelerin büyük ölçüde terk edilişi; buna karşılık sömürüye dayanan sistemlerin tavizsiz bir şekilde uygulanışıdır. Özellikle Hz.Ömer devrinde İslam toplumunun zenginliğinin, yeni doğan her çocuğa maaş bağlayacak seviyeye ulaşmış olması, değinilen iddianın ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koymaktadır.

    Öldürücü Rekabet Yerine

    Hayırlı ve Faydalı Hizmet

    Günümüzde ekonomik sefalet, ekonomiye tapıştan kaynaklanmaktadır. Çünkü mevcut ekonomik sistem, büyük ölçüde rant sağlama yoluyla para kazanma üzerine kurulmuş; temelde insanı değil, kişisel çıkarların korunmasını hedeflemiştir. İslam ülkelerine ağlarını kuran sömürgeci güçler, halkın ekonomik varlığını tüketmiş, yoksulluk İslami ilkelerden uzaklaşma oranında had safhaya ulaşmış, sonunda bugün içinde bulunduğumuz iflas durumuna gelinmiştir. Bu, ülkenin görülmeyen veya insanlara gösterilmek istenmeyen yüzüdür. Ama bu gerçek ne kadar gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın sömürgeci güçlerin toplumu ezdiği, bir kurtarıcı gibi sunulan kurum ve kişilerin, ekonominin deli dumrulu oldukları artık herkes tarafından bilinmektedir. Çünkü millet, sağduyusuyla bunların gerçek yüzünü sezebilmektedir. Yaşanan bu olumsuzluklar, öldürücü bir rekabet yerine hayırlı ve faydalı bir hizmetle; sömürülen insanların, sömürenlerin elinden ve dilinden kurtarılmasıyla sona erecektir.

    Sonuç olarak denebilir ki, Kuran bir ekonomi kitabı değildir. Fakat o, insanlığın önüne zamanın tükeneceği noktaya kadar uzanan bir yol açmış bulunuyor ve sönmeyen ışığı ile bu yolu aydınlatmaya devam ediyor. O, her alanda olduğu gibi iktisadi alanda da dertlere şifa olabilecek evrensel ilkeleri ve doğruları ihtiva ediyor. Çünkü Kuran, emek ve çalışmayı ibadet çerçevesinde ele alıp değerlendiriyor, dünyanın imarını ve ıslahını da müminin görevleri arasında sayıyor. Öyleyse yoksulluğu övme, dünyayı ıslah ve imarda geri kalma gibi anlayışları Kuran’la bağdaştırmak mümkün değildir. İslam’ın insandan istediği, mümine yaraşır bir izzetle yaşamasıdır. Bu da büyük ölçüde alan el değil veren el olmakla gerçekleşebilir.

    Dipnotlar: 1 Bkz. Bakara 2/188, 275; Nisa 4/29; Şuara 26/181-183 vb. 2 Bkz. Müzzemmil 73/11-13; Müddessir 74/11-15; Hümeze 104/1-4; Maun107/1-7 vb.. 3 Bkz. Bakara 2/107; Ali İmran 3/26-27 vb.. 4 Bkz. Bakara 2/30; Ahzab 33/72. 5 Bkz. Bakara 2/29 vb.. 6 Bkz. Mülk 67/2. 7 Bkz. Cuma 62/10; Rum 30/46; Müzzemmil 73/20 . 8 Bkz. Alak 96/6-7; Şura 42/27 vb.. 9 Bkz. Cuma 62/10; Mülk 67/15. 10 Bkz. Alak 96/6-7 vb. 11 Bkz. Haşr 59/7. 12 Bkz. Rum 30/41. 13 Bkz. İsra 17/16; Sebe 34/34-35 vb.. 14 Bkz. Al-i İmran 3/14-15; İsra 17/100 vb.. 15 Bkz. Şems 91/7-9; Leyl 92/4-7 vb.. 16 Bkz. Hud 11/61 vb.



    Kaynak: Altinoluk dergisi







  2. Meryem
    Bayan Üye





    tevhid inancında allah inancı tektir ve ondan başka yaratıcı yoktur bu şekilde düşünüp yaşamak imanın asıl özelliğidir ve bu imanın güçlenmesinede sebep olacaktır




+ Yorum Gönder