+ Yorum Gönder
Bölge bölge Türkiye ve Doğu Anadolu Bölgesi Forumunda Kemah kalesinin tarihçesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Kemah kalesinin tarihçesi








    Kemah kalesinin tarihçesi

    İlçe merkezinin hemen üst kısmında yalçın kayalar üzerine kurulmuş bulunan bu kalenin hangi tarihte ve kimler tarafından inşa edildiği hususu kesin olarak bilinmemektedir.Ulaşılması mümkün omayan bir kaya üzerine inşa edildiği için,eski kavimlerin hepsi bu kaleyi almaya ve bu yolla heybetli ve emniyetli bir üsse sahip olmaya çalışmışlardır.
    Eski devrin kralları bu kaleye hep “Gayri kaabil-i teshir(alınamaz)” gözi ile bakmışlar.Kaleye Ani,Brana, Gamahha ve Berberi Zemin kalesi adları verildiği görülür.Kalenin ilk kullanılışı ve bu amaçla tabii durumunun elverişli hale getirilişi İlk Çağlar’a dayanır.Bugünkü sur kalıntılarının büyük bir kesimi ise Orta Çağ’a aittir.Kalenin esas ihtişamı, bizzat kurulduğu tabii kütlenin niteliğinden kaynaklanmaktadır.Öyle ki bilehare yapılan taş örme surlar ve sair yükseltici unsurlar olmasa dahi,tabii haliyle bile üzerindeki kişileri dış tehlikelere karşı emniyette tutulabilmesi mümkün gibidir.Yaklaşık 7-8 bin metrekarelik kale alanı,halen dört yanının binlerce sene evvel tabii aşınmalarla bütün cepheleri keskin uçurumlardan oluşan duvarlara sahiptir.Bu aşındırmada batı yönünden akan Fırat ve doğu yönünden gelerek,kuzeyi çevreleyip Fırat ırmağına kuzey-batı köşesinde karışan Tanasur Çay’ının büyük etkisi olmuştur.Özellikle Tanasur Çay’nın binlerce senelik aşındırma gücü,kale alanını teşkil eden bölümle;bu bölümü batı ve kuzeyden çevreleyen ikinci bir dağ bölümünü,kale’nin ikinci bir tabii suru haline getirmiştir.Kale yarlarının bütünü beyaz-gri granit oluşumudur.Kale sahasının dört çevresinin de zamanında surlarla çevrelenmiş olduğu anlaşılıyor.Ancak bugün,hiçbir sağlam burçu kalmayan surlardan daha ziyade,güney-batı,güney kuzey orta kesimlerinde bazı kalıntılar halen mevcuttur.
    Kalenin kapı kesimi güneyde olup,ikinci bir ek sur eşliğinde belli bir meyil takip edip,üst tablaya iki kapıdan geçilerek varılmaktadır.Bu kapıların haricinde,doğuda Fırat’a ve batıda Tanasur Çay’ına inen, olağanüstü zamanlarda kullanılan tünel geçitleri hemen hemen eski özelliklerin yitirmişlerdir.Kapının kale üstüne çıkış yerinin hemen yakınında bulunan bir kalıntı, eski bir caminin hatırasını saklamaktadır.Yaklaşık 3 metre civarında olan minarenin ayağı bile zor tanınabilir haldedir ve bu da tamamen haraptır.
    Kale sahasında”Kale kentini” ikiye ayıran bir iç surun varlığına tesadüf edilir.Kalıntılar kuzey-güney yönünde uzamaktadır.Geçmişin çeşitli zamanlarında yapılan kule,mazgal,ev,depo ve çarşı yerlerinden bugüne kalanlar sadece taş yığıntılarıdır.
    XVI. yüzyıl ortalarına kadar stratejik ehemniyetini koruyabilen Kemah kalesi için Hoca Saadettin şunları kaydeder:“Kemah kalesi ki, gök kubbeye ulaşmış bir ulu sarayı andırır. Kuleleriyse yıldızlarla başa baştır. Burçları, mazgalları burçlar halkasına çıkmış ve bu güçlü yapıyı yapan mimar, “Onda hiç gedik yoktur” (Kur’an/El-Kaff.L-6) hükmüne bir misal vermiştir. Feleklere değen bir dağ üzerine sağlamca oturmuş olup, yücelikte başı göğe ermiş ve bağlar, bostanlarla çevrilmiştir. Eteğinden derin bir dere akar ki, hayal ipiyle bile ol derenin dibine inmek bir boş hayaldir. Dibi o denli derin ki, uzaklık tasavvuru bile bunda noksan kalır. Ne hisarının ucuna akıl merdivenleriyle çıkmak mümkün, ne de eteklerindeki derenin dibine zannın adımlarıyla inmek düşünülebilir.
    Bir iri kayanın düzü tek parça
    Hisardan yanıysa daracık bir gemi
    İnce uzun bir dev eteklerinde
    Daracık sanılır geniş meydanı
    Bahçeleri kıyısından hep Fırat Akar
    Cenneti andırır, hem cana can katar.”


    kemah-kalesi.jpg







  2. Eleman
    Devamlı Üye





    Kemah kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı belli değildir. Kemah kalesi ulaşılması zor bir kalenin üzerinde kurulduğu için bütün kavimler bu kaleyi almaya çalışmışlardır. Eski kavimlerin kralları bu kaleyi alınamaz kale olarak görmüşlerdir.




+ Yorum Gönder