+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dualar Forumunda Dua Esas Olarak Namazdadır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Yıldızçiçeği
    Yeni Üye

    Dua Esas Olarak Namazdadır








    Dua Esas Olarak Namazdadır yazısı ile ilgili bilgi

    Seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak, Allaha yalvarmak, Ondan dilekte bulunmak, Ona yakarmak.Dua, insanda fıtrî bir olgudur. Bu sebepledir ki, bütün dinlerde mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan şu veya bu şekilde dua eder. İnsanlar hayatları boyunca, üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta, keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadırlar. Yüce Allah şöyle buyurur
    * İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır, ama biz onun sıkıntısını giderince sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir *
    * Denizde onları gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman dîni yalnız kendisine has kılarak Allaha yalvarırlar. Fakat o, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta yolu tutar, birçoğuda inkâr eder.Zaten bizim ayetlerimizi öyle nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez *
    Bu âyetlerden de anlaşıldığı gibi dua, insanda fıtrîdir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allaha dua etmek, sadece samimî olarak Allaha inananlara has bir durum değildir. Allaha ortak koşanlar da bu gibi durumlarda Allaha yönelir ve Ona dua ederler.Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve rûhî bunalımlara karşı koruyucu bir sağlık tedbiridir. Bu nedenledir ki, dua etmeyen toplumlar rûhen çökmüş toplumlardır.Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir Rabbiniz, şöyle buyurdu
    * Bana dua edin, size cevap vereyim duanızı kabul edeyim *
    Hz. Peygamberde şöyle buyurur
    * Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur. *
    * Dua aynı zamanda bir ibadettir. Dua ibadetin ta kendisidir. *
    * O halde dua sadece Allaha yapılmalı, araya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Nitekim namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresinde Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz *
    buyurulur.Kullardan istenecek yardım, onların güçleri dahilinde olan bir şey olmalıdır. Güçlerinin yetmediği bir şey onlardan istenemez. Hatta kulların güçlerinin dahilinde olan bir şeyin yapılmasını kendilerinden istediğimiz zaman bile asıl sebebin Allah olduğunu, Onun dilemesi olmadan o şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bilmek gerekir.Allah insana şahdamarından daha yakındır ve Onun insana merhameti,bir annenin çocuğuna merhametinden çok fazladır. Bir âyette şöyle buyurur
    * Kullarım sana beni sorunca, haber ver ki, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim *
    Duanın muhteviyatı, Allahtan istenen meseleyle ilgili olmalıdır. Meselâ yemek duası ayrıdır yolculuğa çıkıldığında yapılacak dua ayrıdır Birçok konuda Hz. Peygamberden nakledilmiş dualar mevcuttur. Kurânı Kerimde geçmiş peygamberlerin duaları zikredilir. Dua bu mesur dualarla yapılabileceği gibi, kişinin kendi gönlünden kopanın anlatımı da olabilir. Ancak belli davranışlarda meselâ kabir ziyaretlerinde, yemeklerden sonra, helâya girerken, yeni bir elbise giyerken, yolculuğa çıkarken Hz. Muhammedden nakledilmiş dualarla dua etmek hem sünnet, hem de daha güzeldir.Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmelidir. Kişi duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Meselâ duasında Allahın emirlerine itaat eden samimi bir müslüman olmayı ifade ediyorsa, hareketleriyle de böyle bir müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Bir hadisi şerifte şöyle buyurulmaktadır
    * Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez. *
    Şüphesiz ki Allah insanın kalbinden geçenleri ve ihtiyaçlarını bilir. Ancak dil ile dua etmenin insanın kendisinin eğitilmesi konusunda etkisi vardır. Ayrıca dua Allahın bir emrinin yerine getirilmesidir, bir ibadettir. Kurânı Kerimde Hak Teâlâ kendisine nasıl dua edileceğini kullarına öğretir, resûllerinin dualarını bize haber verir. Müminler önce bu dualara bakmak ve böyle dualarla Allahı zikretmek durumundadırlar. Gerçekten bilmediğimizi ve en güzelini öğreten Allahtır.
    * Ey rabbimiz unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma *
    Eyüp Aleyhisselâm,
    * Ya Rabbi gerçekten benim başıma bela geldi.Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin *
    Zekeriya
    * Rabbim, beni yalnız bırakma *
    Âdem
    * Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve bize acımazsan mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz. *
    diyerek dua etmişlerdir.
    * Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kullarına kat..*
    duası Yusuf ın
    * Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden idim *
    duası da Yunusın duasıdır.
    Dua yalnız Allaha yapılır istek ve yardım sadece Allahtan istenir. Allahtan başkasından bir yardım ve istekte bulunan, müşriktir. Hatta ölümlerinden sonra kabirleri başında veya uzaktan peygamberlere ve salih kullara dua edip yakaranlar, aynen yıldızlara sığınan ve meleklerle peygamberleri rabler edinenler gibi Allahtan başkasına dua eden müşriklerdir. Ancak melekler müminler için dua ve istiğfar etmektedirler.
    Hz. Muhammed şöyle buyurur
    * Ümmetimden yetmiş bin kişi sorgusuz sualsiz Cennete girecektir. Bunlar, rukye talep etmeyen, dağlayarak tedavi yapmayan, olayları uğursuzluğa yormayanlar ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir. *
    Yani müminler ancak Bize Allah yeter. demelidir. Rukye, okuyup üfleyerek tedavi demektir. Bütün peygamberler en kötü durumlarda yalnız Allaha sığınmışlardır. Bunu da namazla yapmışlardır. Çünkü dua esas olarak namazdadır ve devamlılığı vardır.








  2. Fatih
    Yeni Üye





    DUA

    “Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu”(9/67)
    “Allah’ı unuttular, Allah da onlara kendi nefislerini unutturdu”(59/19)
    “De ki: “ duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”( 25/77)

    Dua kelime anlamıyla seslenmek, yardıma çağırmak, Allah’a yalvarmak, O’ndan dilekte bulunmak anlamına gelmektedir. Dua insanda fıtri bir olgudur. İnanan her insan bir şekilde dua eder çünkü dua etmek vazgeçilmezdir. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “ İnsana bir darlık dokunduğu zaman yanı üzerine yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır, ama biz onun sıkıntısını giderince sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir.( Yunus suresi 12. ayet)
    Yine başka bir ayette şöyle buyrulmuştur: “Denizde onları gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman dini yalnız kendisine has kılarak Allah’a yalvarırlar. Fakat Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta yolu tutar, birçoğu da inkâr eder. Zaten bizim ayetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.(Lokman suresi 32. ayet)

    Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi dua insanda fıtridir ve özellikle sıkıntılı anlarda Allah’a dua etmek sadece samimi olarak Allah’a inananlara has bir durum değildir. Allah’a ortak koşanlarda bu gibi durumlarda Allah’a yönelir ve O’na dua ederler. Dua ettikten sonra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Hz. Peygamber’de bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” “ Dua ibadetin ta kendisidir.”

    Allah insana şah damarından bile daha yakındır. Allah kulunu her yönüyle bilir ve tanır. Bir ayette Allah şöyle buyurmuştur: “Kullarım sana beni sorunca , haber ver ki ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim.” ( Bakara suresi 186. ayet)

    Dua eden kişi gönülden etmeli, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmelidir. Kişi duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Mesela duasında Allah’ın emirlerine itaat eden samimi bir Müslüman olmayı ifade ediyorsa hareketleriyle de böyle bir Müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Bir hadisi şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Biliniz ki, Allahu Teala, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez.”

    Müminler ancak “bize Allah yeter” demelidirler. Bütün peygamberler en kötü anlarında yalnız Allah’a sığınmışlardır. Bunu da namazla yapmışlardır. Çünkü dua esas olarak namazdadır ve devamlılığı vardır.

    Kul duasında Allah ile arasında hiçbir engel hiçbir vasıta bulunmadığını bilir ve dua ederken yalnız Allah’ı düşünür. Kalp başka bir şey ile meşgulken dua etmek manasızdır. Gönülden, gizlice, bağırmadan, samimiyetle dua edilir. “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o aşırı gidenleri sevmez.” (Araf suresi 55. ayet)

    Hak dua yani gerçek dua fiili duadır. Fiili dua ise söz ile özü düşünce ile iradeyi dua ile davet ve cihadı, söylem ile güç ve eylemi birleştirmektir. Duanın kabul buyurulması için sadece isteklerimizi dillendirmek, hatta büyük bir içtenlikle ifade etmek yeterli olmaz. Duanın kabulü için dilden kalbe, kalpten dimağa akıldan iradeye iradeden fiile yani kısaca söylemden eyleme uzanan bir sürecin sağlıklı olarak kastedilmesi gerekmektedir. Sadece dilde kalan kesin bir irade kara ve cehde dönüşmeyen duaların dikkate alınması karşılık bulması beklenemez.

    El-Mucib:
    Anlamı duaları kabul edendir. Duayı kabul etmek kendisini çağıran çaresiz kalmışın sıkıntısını açıp kaldırmak Allah’a mahsustur. Sahte ilahlar duaları işitip karşılık veremezler. Yüce Allah buyuruyor ki: “ Şüphesiz ki Rabbim yarattıklarına çok yakındır ve onların dualarını kabul edendir.” (Hud suresi 61. ayet)

    DUAYLA İLGİLİ BİR HİKAYE:

    Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah’a devamlı yalvardı, yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufku gözledi. Ama ne gelen oldu ne de giden
    Adayı mecbur mekan tutan adam, daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından kendine küçük b,ir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula v.s. gibi eşyaları bu kulübeye taşıdı. Günler hep aynı geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor, ufku gözlüyor ve kendisini bu ıssız yerden kurtarması için Allah’a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı. Geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Dumanlar döne döne göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemedi. O geceyi tarifsiz bir keder içinde geçirdi. Feryat etti. Oysa o kadar dua etmişti.
    Ertesi sabah erken saatlerde adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Evet, evet onu kurtarmaya geliyorlardı. Hem de her şeyden umudunu kestiği bir anda. “Benim burada olduğumu nasıl anladınız” diye sordu bitkin adam, kendisini kurtaranlara
    Aldığı cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
    “ Dumanla verdiğin işareti gördük




+ Yorum Gönder