+ Yorum Gönder
Tatil Gezi ve Turizm ve Dünya Ülkeleri Forumunda Dünya nüfusunun son iki yüzyıl içinde aşırı artmasının nedenleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dünya nüfusunun son iki yüzyıl içinde aşırı artmasının nedenleri nelerdir








    kısaca dünya nüfusunun son iki yüzyıl içinde aşırı artmasının nedenleri nelerdir







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Dünya nüfusunun son iki yüzyıl içinde aşırı artmasının nedenleri nelerdir


    Bundan ikibin yıl önce, Hz. İsa’nın doğduğu tarih olarak kabul edilen milat yılında dünya nüfusu 300 milyon iken, milattan sonra 1500 yılında dünya nüfusu tam iki katına çıkarak 600 milyona yükselir. Öte yandan dünya nüfusundaki artışın kilometre taşı olarak, Endüstri Devrimi’ni temsilen 1750 yılı kabul edilir. Endüstri devriminden kaynaklanan refahla beraber ölüm oranının düşmesiyle birlikte, bu yıldan itibaren 1900 yılına kadar dünya nüfusu hızla artarak 1.7 milyara ulaşır. Diğer bir araştırmaya göre dünya nüfusu; 1802 yılında 1 milyar iken, 1927 yılına kadar yaklaşık 125 yılda 1 milyar artışla 2 milyar’a, 1927 yılından 1961 yılına kadar yaklaşık 34 yılda 1 milyar artışla 3 milyar’a, 1961 yılından 1971 yılına kadar yaklaşık 10 yılda 1 milyar artışla 4 milyar’a, 1971 yılından 1987 yılına kadar yaklaşık 16 yılda 1 milyar artışla 5 milyar’a, 1987 yılından 1999 yılına kadar yaklaşık 12 yılda 1 milyar artışla 6 milyar’a, ve 1999 yılından 2006 yılına kadar yaklaşık 7 yılda 1.2 milyar artışla 7,2 milyar’a ulaşır. Görüleceği üzere dünya nüfusu 125 yılda yani 1802-1927 yılları arasında sadece 1 milyar artmışken, 1961-1971 yılları arasındaki 10 yıllık bir sürede 1 milyar ve son 7 yılda da yani 1999-2006 arasında 1.2 milyar artarak; özellikle 1960-2006 arasında adeta nüfus patlaması yaşanarak dünya nüfusu neredeyse ikiye katlanır. Son 70 yıl itibariyle de 3’e katlanarak 1800’den 2000’e kadar yani 200 yılda 6’ya katlanır. Birleşmiş Milletler Nüfus Formuna göre dünya nüfusunun insanlık tarihindeki en fazla artışı 20. yüzyılın son 70 yılında gerçekleşmiştir. Dünyadaki aşırı nüfus artışının önüne geçilmesi için gerek Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, gerekse bazı ülkeler çeşitli önlemler alarak ailelerin çocuk sayıları ortalaması hedefini 2.1 olarak koymuşlar ve eğer bu hedefte başarı sağlanırsa dünya nüfusu 2300 yılında 10 milyarda kalacaktır. Bu verilere göre 2100 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun halen %25’ini oluşturan gelişmiş ülkelerin nüfusu da %13’e düşecektir. 18’inci yüzyılın ünlü düşünürü Thomas Malthus, gelecekte nüfus artışının kontrolden çıkacağını ve yiyecek bulunamadığı için açlıklar yaşanacağını öngörmüştü. Malthus’un bu öngörüyü yaptığı 1798 yılında küresel nüfus 1 milyar civarındaydı. Bugünse 7.2 milyar olan dünya nüfusunun sadece küçük bir kısmı bolluk ve refah içinde yaşarken, büyük bir bölümü ancak karnını doyurmakta ya da açlık ve sefaletle boğuşmaktadır. Dolayısıyla Malthus’un öngörüsü 200 yıl sonra gerçekleşir. Ayrıca çocuk ölümleri, AIDS ve tarım alanlarının tahribi ile birçok gelişmekte olan ülke insanlarının yaşamı zorlaşmaktadır. Yine, dünyada milyarlarca insan günde 1 dolardan daha az kazanmakta, buna karşılık hızla üremeye de devam etmektedir. 1995-2000 yılları arasında küresel nüfus artışı yılda 78 milyon olarak gerçekleşerek dünyaya her yıl yeni bir Türkiye eklenmektedir. Dünya nüfus saati saniyede 4.1 kişinin doğduğunu ve 1.8 kişinin öldüğünü varsaymakta ve önceki istatistikler dikkate alınarak hazırlanan söz konusu hesaplamalarda tahmini ve hata marjinine de yer verilmektedir. Bununla birlikte, uluslararası nüfus uzmanları küresel nüfus artışının son 10 yılda önceki on yıllara göre hafif bir düşüş gösterdiğini ileri sürmektedirler. Buna göre, dünya nüfusunun en hızlı arttığı 1965-1970 aralığında yüzde 2.1 olan artış, son yıllarda yüzde 1.1’e düşmüştür. Bu düşüş dünya ülkelerinin genelinde olmamış, daha çok Çin ve Hindistan’ın nüfus artışlarını kontrol altında almak için başlattıkları kampanyalardan kaynaklanmıştır. Buna ek olarak, gelişmekte olan ülkelerde doğum kontrolü yaygınlaşmış ve artan bilinçle aileler eskisine oranla daha az çocuk yapmaya başlamışlardır. Bugün bazı ülkelerde ailelerin ikiden az çocuğu bulunmakta ve böylece nüfusların artış eğrileri görece bir düşüş göstermektedir. Örnek olarak, Japonya, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Avrupa ülkelerinin nüfusu yaşlanmaktadır. Bugün hala en hızlı üreyen ülkeler aynı zamanda en fakir Afrika, Ortadoğu ve Hindistan gibi Güney Asya ülkelerdir. Öte yandan Avrupa 50 yıl önce dünya nüfusunun %25’ini oluştururken, bu gün bu oranın yarasına %12.5’e düşmüştür. 2050 yılına kadar da Avrupa hariç diğer kıtalarda nüfus artışı devam edecektir. 2050 yılına kadar Hindistan’ın nüfusu Çin’i geride bırakarak 1 milyar 628 milyon nüfusla dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır. Çin 1.8 seviyesindeki doğum oranının gelecekte de korursa nüfusunu 400 milyon azaltabileceği gibi 2300 yılında bu günkü nüfusunun yarısı bir nüfusta kalacaktır. Türkiye 2025 yılında 88 milyon 900 bin, 2050 yılında 97 milyon 500 bin nüfusla AB’nin Almanya’dan sonra en kalabalık ikinci ülkesi olacaktır. Yine Rusya’dan sonra Avrupa’nın en kalabalık ikinci ülkesi olacaktır. Avrupa’da en fazla nüfus düşüşü ise Bulgaristan’da olacaktır. 2050’de Amerika’nın nüfusu 420 milyon olarak tahmin edilmektedir. Birçok sanayileşmiş ülkede, doğum ve nüfus artışı, diğerlerine göre daha düşük kaldığından; Japonya, İtalya, Rusya Federasyonu, Almanya, Fransa ve İspanya gibi ülkeler, dünyanın en yaşlı ülkeleri olacaktır. Özellikle Japonya’da 2004’de doğurganlık çağındaki kadın başına düşen çocuk sayısı rekor seviyede düşerek 1.29’a düşmüş ve böyle devam ederse dünyanın en yaşlı nüfusu Japonya’da olacaktır. Zira Japonya’da doğurganlık oranı 1970’li yılların ortalarından itibaren düşmeye başlamış ve 2005’in ilk yarısına gelindiğinde ölümler doğumları 31,034 adet geçmiştir.
    Müslüman ülkelerden Nijerya, Yemen, Pakistan gibi bir çok İslam ülkesinde nüfus artışı çok büyük boyutlara ulaşmakla beraber, bu artış söz konusu ülkelerin Müslüman olmalarından değil, az gelişmişliklerinden kaynaklanmaktadır. Zira; İran ve Tunus’da ve son yıllarda ülkemizde ailelerin çocuk sayısı ortalama ikidir. Tüm dünya çapında Müslüman ülkelerde, dünyaya paralel olarak nüfus artış hızında düşme görülmektedir. Öte yandan, Hırıstiyan, Hindu, Museviler arasındaki doğum oranlarını düşüren faktörlerin aynısı Müslümanlar içinde geçerlidir. Günümüzde dünya nüfusunun %75’i gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde, %25’i de gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Dünyadaki doğumların %85’i ve anne ölümlerinin %99’u ile bebek ve çocuk ölümlerinin %95’i az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşmektedir. Az gelişmiş ülkelerdeki ölüm oranlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni bu ülkelerde tıbbi yardımın yetersiz olması ve yoksulluktur. Diğer taraftan halen günümüzde üreme çağındaki kadınların sadece %45’i korunma yöntemi uygulamakta, bu oran Ortadoğu ve Asya ülkelerinde %69, Afrika’da ise sadece %9.11 düzeyindedir. Korunma yöntemi uygulayan kadınların %15’i doğum kontrol hapı kullanmaktadır. Bunların yarısından fazlası da sadece ABD, Brezilya, Fransa ve Almanya’da bulunmaktadır. Aile planlaması yöntemi kullanıp kullanmamanın birinci nedeni; imkansızlıklar veya yöntemler konusunda bilgi sahibi olunmaması, ikinci nedeni ise ihmaldir. 2005 yılında her gün doğan 365 bin bebeğin %57’si Asya’da, yüzde %26’sı Afrika’da, %9’u Güney Amerika’da, %5’i Avrupa’da ve %3’ü Kuzey Amerika’da doğmuştur. Bu arada AB nüfusunun 2004 yılında binde 5 oranında arttığı, doğan çocukların üçte birinin de evlilik dışı ilişkilerden dünyaya geldiği belirtilmektedir. Az gelişmiş ülkelerde doğurganlığın hızla düşmesi sayesinde dünya nüfusu artık korkulduğu kadar artmamaktadır. Bununla birlikte göç, ölüm ve doğumlardaki küçük değişikliklerin kontrol altına alınamaması halinde dünya nüfus artışı yeniden hızlanma tehlikesi taşımaktadır. Dünya nüfusunun tahmin çalışmalarında 3 senaryo üzerinde durulmaktadır. Bunlar yüksek nüfus artışı, ortalama nüfus artışı ve en düşük nüfus artışı modellerine dayanmaktadır. Buna göre; en yüksek dünya nüfusu senaryosuna göre, 300 yıl sonra dünya nüfusu 36 milyar olacak. En düşük sayı modeline göre ise, eğer doğum oranları düşerse 2 milyar civarında olacak. Ortalama artış senaryosuna göre ise, küçük oranlarda düzenli bir artış olacak ve her ailenin 2’den az çocuğu var sayılarak, 2300 yılında, dünya nüfusu 10 milyardan az olacaktır. Nüfus artış hızıyla ilgili diğer bir gelişmede; dünya nüfusundaki kentleşmelerdir. İnsanlar kentleştikçe doğum oranı düşmekte, toprakla bağı kesilen ailenin kol gücüne ihtiyacı azaldığından çocuk sayısı da azalmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus ve Kalkınma Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, 1950 yılında dünya nüfusunun sadece %30’u şehirlerde yaşamakta iken, 7.2 milyar civarında olan dünya nüfusunun 3,2 milyarının yani %45’e yakınının şehirlerde yaşadığı, 2030 yılında ise şehirlerde yaşayan nüfus oranının %61’e çıkacağı öngörülmektedir. Dünyadaki büyük şehir sayısının arttığına da dikkat çekilen raporda, 1950’de nüfusu 10 milyonun üzerinde olan sadece iki şehir varken(Tokyo ve New York-Newark), 1975’te dörde (Tokyo, New York-Newark, Şangay ve Meksiko City) çıktığı, bu gün ise 20’ye yükseldiği işaret edilmiştir. Dünyanın en kalabalık nüfusa sahip ilk beş şehrinden Tokyo’nun nüfusunun 35,3 milyon, Meksiko City’nin 19,2 milyon, New York-Newark’ın 18,5 milyon, Bombay’ın 18,3 milyon ve Sao Paulo’nun ise yine 18,3 milyon olduğuna dikkat çekilen raporda, ilk 20’de yer alan diğer 15 büyük şehrin ise Delhi, Kalküta, Buenos Aires, Cakarta, Şangay, Daka, Los Angeles, Karaçi, Rio de Janeiro, Osaka-Kobe, Kahire, Lagos, Pekin, Manila ve Moskova olduğu belirtilmiştir.






+ Yorum Gönder