+ Yorum Gönder
Biyografi ve Düşünürler ve Flozoflar Forumunda Claude Levi-Strauss Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Claude Levi-Strauss








    Claude Levi-Strauss


    28 Kasım 1908 yılında doğmuş ve 30 Ekim 2009 yılında vefat etmiştir. Fransız antropolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli ismidir.

    Paris Sorbonne Üniversitesi’nde hukukbilimi ve sosyoloji okudu. Leon’da bir lisede iki yıl kadar ders verdikten sonra, 1935 yılında Sâo Paulo Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı. 1935′ten 1939′a kadar, Amozonlar’da Etnografik Elcilige el attı. II. Dünya Savaşından kısa süre önce Fransa’ya geri döndü. Gönüllü askerlik hizmetini yaptıktan sonra, Nev York’ta bir okulda ders vermek için, tekrar Fransa’yı terk etme kararı verdi. Burada Roman Jakobson ile tanıştı ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kaldı.

    1944′te Fransız Dışişleri tarafından Fransa’ya çağrıldı ve ardından Fransız Konsolosluğunun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi icin New York’a gönderildi. 1949′da Paris’te Musée de l’Homme’un müdürlüğünü yaptı, 1959′dan 1982′deki emekliliğine kadar, Collège de France’da Sosyal antropoloji profesörü olarak görevde kaldı.

    Descartes ve Sartre’a şiddetle karşı çıkan yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropologudur. Levi-Strauss’a göre, biz öncelikle bilinç değil de, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız. Felsefeyi çokça meşgul eden özne-nesne ayrımı üzerinde hiç durmayan Levi-Strauss, yapısalcılığın bir bilim olduğunu söyler. Buna göre, yapısalcılık işe, insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini inceler; yapısalcılık, bundan dolayı her tür insan etkinliğiyle ilgili nesnel yasalara ulaşmayı amaçlayan bilimsel bir araştırmadır.



    Yapısalcılıkla ilgili fikirlerinin temelini Ferdinand de Saussure’un modelinden alan Levi Strauss, aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuramcılara da önderlik etmiştir. Saussure yapısal analizi, “ezeli evrensel insan gerçeklerinin” keşfedilmesinde bir yöntem olarak sunmaktadır. Saussure Dil’i bir yapı olarak ele almakla, yani dili kendi içögelerinin işleyişi bakımdan değerlendirmekle bu yöntemi geliştirmiştir.

    Levi-Strauss içinse, özellikle, evresensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelmektedir. Levi-Strauss, kültürel alanı Saussure’ün yöntemiyle değerlendirmeye girişir. Tıpkı, bir göstergeler sistemi gibi ele alır Kültür olgusunu.

    Yapının farklı düzeylerinde ele alınma biçimlerinden biri ise Levi-Strauss’un bu yapı taşları arasındaki ilişkilerin benzerlik ya da farklılık prensibi dahilinde “çift kutuplar” (binary pairs/binary oppositions) etrafında gerçekleşmesidir. Bu çiftler, farklı olmalarıyla Saussure’ün paradigmalar fikriyle, ya da aynı olmalarıyla sentagmalar ile “değiştirilebilir” duruma gelmektedir. Levi Strauss’a göre üniteler ya da ögeler arasındaki ilişkiler çiftler aracılığıyla anlaşılabilir. Elmanın elma olduğunu armut, ya da kavun, ya da karpuz, ya da çilek olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın “ne” olduğunu elmayı bir başka ögeyle karşılaştırarak belirleyebilirsiniz. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Çünkü, yapısalcılık, bir şeyin başka bir şeyle ilişkisini temellendiren Sistemin ya da Yapı’nın kendisiyle ilgildir esas olarak.








  2. Asel
    Bayan Üye





    Levi Strauss Hakkında Bilgi

    Levi Strauss.gif

    Levi-Strauss
    Parsons 'ın ilk dönemiyle birçok ortak unsuru barındıran bir yaklaşıma 1950'li ve 1960'lı yılların Fransız yapısalcılığında rastlayabiliriz. Önemli oranda yeni bir "yapı" nosyonuna dikkat çeken dilcilerin, özellikle de Saussure 'ün çalışmalarıydı. Söz konusu hareketin kurucu eseri olarak tanınan Saussure'ün Course in General Linguistics [Genel Dilbilim Dersi] kitabı bir sistem olarak dili (la langue) dilin konuşma ve yâzıdaki fiili tezahürlerinden (la parole)ayırır ve birinciyi konu alır: Dil bir yapı olarak, yani "içinde her bir terimin değerinin sadece aynı anda mevcut öteki terimlerin mevcudiyetiyle belirlendiği bir karşılıklı bağımlı terimler sistemi" olarak kavranır. Böylesi bir sistem olarak dil, "çok yönlü ve heterojen" olan ve "bütün olarak keşfedilemeyen" konuşmanın aksine, nesnel olarak irdelenebilir.
    Çok çeşitli kılıklara giren konuşmanın arkasında yatan ayrı ve bilinebilir bir sistem olarak bir dil görüşüne paralel, genelde ilke olarak böylesi sistemlere aynı şekilde indirgenebilir bir toplumsal nosyonu geliştirildi.
    Kendisi Saussure'den çok Troubetzkoy 'dan etkilenmiş olduğunu belirtmekle birlikte, bu tür bir yaklaşımı ilk benimseyen düşünür C. Levi-Strauss olmuştur. Levi-Strauss'un amacı toplumsal olgulara yön veren genel ve bilinçdışı yasaların keşfine ön ayak olacak terimler arasındaki ilişkileri tespit etmekti.
    Levi-Strauss yaklaşımını temel kanbağı yapıları üzerine yaptığı bir çalışma yardımıyla ortaya koyar. Kanbağı, hiçbir biçimde biyolojiye indirgenemeyen, tanımlanabilir bir toplumsal kuruluş olarak görülür. Ancak yine de bu farklı kanbağı tipleri insan zihninde, "en azından bilinçdışı bir biçimde, her zaman mevcut" üç "asli yapı"nın bileşimine indirgenebilir.'' Çoklu kanbağı yapıları bu sabit, değişmez asli yapıların farklı bileşimleri (yapısalcı "tümleyici") aracılığıyla anlaşılabilir. Bu bileşimlerden doğan yapılar hiçbir biçimde, kendisi "bireysel psişe düzleminde, gerçek bir sosyolojik yapının tercümesi" olan bireysel failin bir ürünü değildir.` Dahası , bu yapılar dil gibi "bilinçdışı düşünce düzleminde zihin tarafından kurulmuştur." Ama onlar nesnel olarak bilinebilir çünkü, dil yasaları gibi, "gözlemci salt bilincine vararak olguları değiştiremez"; kendi üzerinde araştırma yapıyor olsa bile, öznenin "kendisini sonsuza kadar nesneleştirme" kapasitesine göre olgular değişmez. Bilimin rolü tam da "bileşimin yasaları" kadar bu "asli yapıları" keşfetmektir.
    Levi-Strauss kanbağı analizine benzer başka bir toplumsal yapı analizi yapmamıştır. Daha sonraki çalışmalarında dikkatini "yaban düşünce" kipliğine ve, ilk dönemindeki (kabaca 1950'lere kadar) en aşırı formülasyonlarından kısmen geri adım atarak, mitlerin analizine vermiştir.
    Ne ki, bu ilk formülasyonları, kelimenin tam anlamıyla, "yapısalcı" olarak adlandırılabilecek özgün bir yaklaşımı kaleme almaya yetecek kadar özlüydü. Bu yaklaşım;





    bireyin üzerinde yapıya,

    bilincin üzerinde bilinçdışına ve

    "doğal" olanın üzerinde toplumsala ağırlık verirken


    bir yandan da, kurucu, değişmez "asli yapılarının" bilgisi aracılığıyla bu yapıların eksiksiz nesnel bilgisinin mümkün olduğu iddiasını terketmez.
    Burada karşımıza Marx, Weber ve Parsons 'ın akılcılığının bir çeşitlemesi çıkar. Elimizde tek bir öz (Marx), verili bir kategoriler dizisi (Weber) ya da evrensel bir şema (Parsons'ın ikinci dönemi) yerine, insan bilgisinin vakıf olabileceği değişmez "asli yapılar" vardır. Bütün bu yaklaşımlarda, Levi-Strauss'un iddialarına rağmen, değişmez öğeler uygun bir biçimde ampirik malzemeden çıkarılmaz, çıkarılamaz.
    "Asli yapılar" söz konusu malzemeye iyi ya da kötü dayatılabilir ama bunlar ampirik genellemeler değildir. Bunlar, tıpkı Marx'taki emek , Weber'deki ekonomik, siyasal ve öteki kategorilerde ya da Parsons'daki AGIL şeması nda olduğu gibi, malzemeyi düzenleyen a prior-i kategorilerdir. Dahası, bunların bilgisi mümkündür çünkü bunlar insan zihninin, kavramların, fikir ve düşüncenin kipliğine sahiptir." Bir "birleştirici"nin varlığı ancak aşkın bir özne varsayımıyla, içinde farklı bileştiricilerin iş görebildiği ve bileştiricilerin bağlantı öğesi olan "bilinçdışı insan zihni" yle mümkündür.
    Levi-Strauss'un yapısalcılığının yeniliği genel bir akılcı/nesnelci çerçevede tarihi kavramlaştırmanın farklı evrimci ya da erekselci yaklaşımlardan farklı bir yolunu önermesinden gelir. Tarih burada değişmez "asli yapılar"ın bileşimlerinin sonsuz olabilirlikleri oyunu olarak görünür. Değişmez öğeler ve tarih-aşırı kategoriler zorunlu farklılık çizgileri değil, sayısız bileşimlerin ortaya çıkardığı şeylerdir: Yapısalcı şemada zorunlu ereksellik olmadığı gibi evrimcilik de ima edilmez. Çizgisel bir tarih görüşünün yerini bileşimsel bir tarih görüşü almıştır.
    Levi-Strauss'uıı yapısalcılığı nesnelci bir bağlam içindeki evrimcilik karşısında başka bir imkânı temsil eder. O bunu bizzat ifade etmiştir: Bilim, der, "ya indirgemci ya da yapısalcı olabilir” Ne ki, temel varsayım aynı kalmıştır: Tarih, ancak potansiyel olarak bile olsa, belirlenmiştir. Tarihin bütün olabilirlikleri -bilinçdışı- insan zihninin "asli yapıları" içinde zaten mevcuttur ve insan zihni son tahlilde bu asli öğelere vakıf olabilir. Tarihin erekselci bir görüşünden kurtuluşun yolu vardır ama belirlenimcilikten kaçamayız.
    Toplum ve Bilinçdışı-Kanakis Leledakis-Çeviri: Abdullah Yılmaz-Ayrıntı Yayınları




+ Yorum Gönder


levi strauss