+ Yorum Gönder
Biyografi ve Düşünürler ve Flozoflar Forumunda DAVİD HUMEnin felsefesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gülcan
    Devamlı Üye

    DAVİD HUMEnin felsefesi








    DAVİD HUME düşüncesi

    dav-d-hume.jpg.

    a — Ahlâkın Kaynağı

    David Hume, Felsefesinin genel karakterine uygun olarak, ahl.âk olaylarının araştırılmasında da deneyden hareket eder. Ona göre bir insanın ahlâki durumunu ve değerini ortaya koyabilmek için o insanın iç dünyasına bakmalıyız. Bunu doğrudan yapamayız ancak hareketlerine bakmak suretiyle anlayabiliriz. Bu yüzden ahlakî bir muhakemede hareket edebileceğimiz çıkış noktalan fiillerimizdir .

    Ancak, bu hükümlerimiz nerede çıkarlar, akıldan mı, duygudan mı, yoksa bunların arasında bağımsız bir yetiden mi? Bu tür sorularla Hume ahlâkla ilgili değer hükümlerinin doğuşu problemini ortaya koyar.

    Ampirik olarak kazanıldığına inandığı ahlâk kaidelerini, deney ve gözlem yardımıyla tanımlamaya ve çözmeye çalışır. Hareket noktası olarak alınan, övülen ve yerilen özellikler faziletler ve kötülüklerdir. Ferdî olarak değerlendirilen bu özelliklerde faydalı ve hoş olan, ölçü kabul edilir.

    Hume'a göre eşyaların tabiatında mevcut olan şey bizim standart hükümlerimizdir. Geometride bir teorem ispatlanır, fizikte sistemler birbirine zıt düşebilir. Fakat şiirin ahengi, ihtirasın sadeliği, zekânın nüktedanlığı zevk vermektedir.Bu bakımdan hiç bir insan bir başkasının güzelliği ile ilgili fikir yürütemez.

    Ancak sık sık onun doğru ya da yanlış davranışlarıyla ilgilenir . Ona göre, bütün ahlâki determinasyonları duyguya dönüştüren kişiler, aklın, bu tabiatın sonuçlarını çıkarmasının mümkün olmadığını göstermeye çalışırlar. Şöyleki, "Daha doğrusunu söyleyecek olursak, fazilet hoş bir duygudur, kötülük ise iğrenç bir şeydir. Bu ise onların tabiatım ve özünü oluşturmaktadır" .

    "Bütün moral spekülasyonların amacı bizim görevimizi öğretmektir: kötülüğün zararlarını ve faziletin güzelliklerini sunarak, uygun alışkanlıkları ortaya çıkarmaktır, ve birinden kaçınmamızı diğerine yaklaşmamızı sağlamaktır" .

    Fakat bu sonuçlar ve bulgular herhangi bir duygulanmayı veya insanın aktif gücünü harekete geçiren unsurlar mıdır? İşte Hume bu konuda gerçi onlar hakikatleri ortaya çıkarırlar, fakat hakikatlann onları ortaya çıkardığı yerde lakâyıttırlar ve herhangi bir sevgi ve nefreti ortaya koymazlar. Ona göre, şerefli olan, uygun olandır, asıl olandır, cömert olandır, kalbi fetheder ve bizi canlandırır .

    Hume'a göre, bütün sıcak duygularımızı ve faziletin yararına olan düşüncelerimiz ile kötülüğe karşı duyulan nefreti bir an için unutursak ahlâk ilminin (morality) pratik bir inceleme olmadığını görürüz. O zaman davranışlarımızı düzenleyici bir fonksiyonun da olmadığını ileri sürebiliriz .

    Ona göre, bu tür bakış açılarından hareket eden tartışmaları dikkate alırsak, akıl ya da duygunun tatminkâr olduklarından şüphe duyulabilir. Aynca bütün ahlâki determinasyonlarda ve sonuçlarda uyum içinde oldukları şüpheli görülebilir. Bu görüş övülebilir veya yerilebilir. Davranışları şerefli ya da kötü yapabilir. Belki de ahlakî aktif bir prensiple tarif edebilir. Yine bu görüş iç uyuma veya duyguya bağlı olabilir; bu da tabiatı bütün türlerde evrensel yapmaktadır .

    Hume, duygunun insan davranışlarında her zaman akıldan bir adım daha ileriden gittiğini belirtmesine rağmen, bazı durumlarda da akün birinci dereceden rol oynaması gerektiğini söyler. Meselâ, tabiî olan güzellik türleri bizim hemen duygulanmamıza ve zevkimize hâkim olduğunu görürüz. Fakat bazı sanatlardaki güzelliği keşfetmek ve yanlış zevkleri tartışmalarla gidermek için akla birinci dereceden ihtiyaç vardır . Ahlâkî güzellik ise en son türleri ihtiva eder ve bizim zihnî melekelerimizin yardımına ihtiyaç duyar. Çünkü onun insan aklı (mind) üzerine uygun bir etki meydana getirmesini sağlamaya çalışır.

    Hume'a göre, ahlâkın genel prensiplerinin ortaya çıkarılmasında aklın ve duygunun ne derece etkili, olduğunu şu yolla da ortaya çıkarabiliriz. Önce zihnin (mental) özelliklerin karmaşıklarını analiz ederiz. Biz bunu günlük hayatta kişisel değerler (personel merit) diye tanımlarız.Ve aklın her durumunu değerlendirmeye tabi tutarız. Aklın buradaki özelliği ise bir insana bir obje hakkında nefret ya da sevgi doğurmasını sağlamasıdır .

    b — Ahlâkî Hareketler ve Mantık

    Hume, ahlâkî hareketlerle mantık arasında kesin bir ilişkinin kurulamayacağını iddia eder. Ona göre, "Bazıları faziletin mantığa (reason) uygunluktan başka bir şey olmadığını ileri sürerler" . Aslında bu tür düşünceleri değerlendirebilmemiz için, mantıklı olarak ahlâkî iyi ve kötü arasındaki ayırımı yapıp yapamadığımıza bakmamız lâzımdır.

    Ahlâkın ihtiraslar üzerinde etkisi vardır . Yani insanlar sık sık yükümlülükleri tarafından idare edilmektedir. Bazı hareketleri yapıp yapmamada adaletsizlik, eşitsizlik ve zorunluluk rol oynamaktadır. Dolayısıyla bunlar mantıktan kaynaklanmaz. Çünkü mantığın tek başına bir etkisi yoktur . Oysa, "Ahlâk ihtirasları heyecanlandırmakta, hareke.tleri oluşturmakta ve engellemektedir. Bu bağlamda özellikle mantık etkisiz kalır. Bu yüzden ahlâk kuralları mantığımızın bir sonucu değildir" . Bir başka yerde ise Hume ahlâkî duygularımızın, ihtiraslarımızın mahiyeti üzerine kurulu olduğundan bahseder .

    Huma'a göre mantık aktif olmayan, ahlâk ise aktif olan bir prensiptir. Bu yüzden aktif olan bir prensip, aktif olmayan bir prensip üzerine kurulamaz. Bir başka açıdan durumu değerlendiren Hume'a göre, mantık hakikat (truth) ve hatanın keşfidir . Hareketler ölçüle.rini mantıktan almadıkları gibi, suçluluklarını da mantığa zıtlıktan çıkarmazlar. Bu bir dolaylı ispattır. Çünkü mantık hareketi çeliştirerek veya onaylıyarak meydana getirmediği için ahlâkî iyi ve kötünün kaynağı olamaz. Hareketler övülebilir yahut yerilebilirler. Lâkin mantıklı ya da mantıksız olarak değerlendirilemezler.

    Acı ve neşenin oluşumuna bağlı olarak hataya düşüldüğünde suçlanmaktan çok hüzünlenilmesi gerektiğini belirten Hume, hiç kimsenin bu tür hataları ahlâkî kusur olarak görmemesi gerektiğini söyler. Meselâ istenmeyen bir meyve hayaline kapılan birisi için o meyve hoş ve lezzetli olabilir. Bu bir kusur değil hatadır. Eğer elde etmek için vasıtalar seçerse bu da ikinci hata olur . Acaba bu iki hatayı işleyen o insan kötü ve suçlu telâkki edilir mi? veya bu hatalar ahlâksızlığın kaynağı olarak düşünülebilir mi? Hums'a göre, "Bir olgu hatasının suç olmamasına rağmen, doğru bir şeyin hatası suçtur. Bu da ahlaksızlığın kaynağı olabilir" . . .








  2. Nesrin
    Devamlı Üye





    Daved hume bir düşünür yani bir filo zoftur. o ahlakı araştırmış ancak ahlaki araştırmalarını deneylerle hareketle yapmıştır. hıume göre mantık aktif olmayan bir şey iken ahlak aktif hareketli bir şeydir.




+ Yorum Gönder


david hume