+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Eğitici Hikayeler Forumunda Eğitim öyküleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizliyara
    FoRuMaciL Security

    Eğitim öyküleri








    Eğitim öyküleri

    YOLUMUZDAKİ ENGELLER

    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.

    Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

    Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.

    Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
    Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

    "Her engel, yaşam koşullarınızı daha
    iyileştirecek bir fırsattır .."







  2. Gizliyara
    FoRuMaciL Security





    Mayısın serin sıcak günlerinden bir gündü. Otobüsün kalkmasına yarım saat vardı. Hızlı adımlarla adımlamalıydı yolu. Öyle de yaptı. Son anda yakaladı otobüsü. “Çok şükür” diye içinden geçirirken açık kapıdan içeri atladı.

    İçerisi oldukça kalabalıktı. Gözüyle sağı solu taradı ama oturmak niyetinde değildi. Her hafta ayakta giderdi zaten. Öğrenci olduğu için Halil Usta para almazdı. O da yer bulup da otursa bile bir müşteri gelince ayağa kalkarak yerini ona verirdi.

    Yolcular arasında Sadık öğretmeni gördü. Yanı boştu. Gidip bir selam vermek geldi içinden. Fakat yapmadı. Hem utandı. Hem de bir müşteri gelir düşüncesiyle vazgeçti. Ortaokulda çok emek vermişti Sadık öğretmen kendisine.

    - Ömer diye, sesin geldiği tarafa dönünce anladı kurtuluş yok.

    El işaretiyle gel diyordu. Yanına oturttuktan sonra anlatmasını istedi. Okul nasıldı, dersler nasıldı. İlgiyle dinledi. Otobüs kurumaya yüz tutmuş otların arasından geçerken Ömer ile öğretmeni her şeyden habersiz konuşuyorlardı. Bir otobüs vardı ama içinde insan sayısı kadar dünya vardı. Herkesin âlemi başkaydı. Bir otobüs bu kadar dünyayı nasıl taşıyordu?

    - Sıra seni imtihan etmeye geldi Ömercik, dedi Sadık Öğretmen.

    Ömer, mecburen,

    - Tamam, dedi.

    Çok sevdiği öğretmeni karşısında mahcup olmamak gerekliydi. Ön koltukta oturan bir yolcuyu gösterdi. Elinde bir av tüfeği vardı. Ömer’in gözlerinin içine baktı bir süre. Gülen bir yüz ifadesiyle. Seven ve sevdiğini hissettiren… Karadenizli olmasından mıydı neydi, yeşili çok seven Sadık öğretmen, hep gülümserdi.

    Evet, Ömercik dedi.

    - Efendim, dedi Ömer de…

    - Senin silahın nerde?

    Şaşırdı Ömer. Silah almayı hiç düşünmemişti ki. Hem öğrencinin silahla ne işi olurdu. Saniyeden daha kısa bir zaman içinde bunlar Ömer’in kafasından ışıktan daha hızlı gelip geçti. Diyecek bir şey bulamadı. Sadık Öğretmenin ciddi ciddi cevap beklediğini görünce,

    - Hocam benim silahım yok, dedi.

    - Silahsız öğrenci olur mu Ömerciğim?

    Söze devam edecekti. Bir süre bekledi. Ömer’e düşünme süresi verdi belki de. Cebinden çıkardığı bir kalemi gösterdi. “Senin silahın kalem olmalıdır sevgili öğrencim.” deyiverdi.

    Silahla kalem nasıl birbirine benzerdi ki? Ömer, Sadık öğretmenin ders vermek istediğini anlamıştı. Ama dersi anlayamamıştı henüz.

    - Hocam kalem silah olmaz ki!

    Soru üzerine Sadık öğretmen daha bir keyiflendi. Bu yoksa bir öğretmen taktiği miydi?

    - Artık zamanın en büyük silahı kalemdir Ömercik… Kalem, yani ilim, bilgi, eğitim…

    Silah insanı korumak içinse insan en iyi ilimle kendini korur. Vatanını korumak istiyorsan yine kalemi kullanacaksın. Çağın efendisi bilgiye hâkim olandır. Diyeceksin “Silaha gerek yok mu?” Elbette var. Bizim de kahraman bir ordumuz var. Ancak dikkat et. Artık savaşları kazananlar da bilgiyi teknik ve teknolojiyi elinde bulunduranlar… Yani en iyi silahlar kimde bulunuyor?

    - Elbette kalemin hakkını verenlerde…

    Silahı düşmana karşı kullanırız değil mi? “Elbette”. Ama kalemle düşman olacak insanları dost haline getirebiliriz. Bir şeyler anladığını sanan Ömer’in kafası tekrar karıştı.

    - Silahı bize çevirmiş bir düşmana karşı kalem tutacak halimiz yok ya!

    Gülümsedi Sadık Öğretmen.

    - Çok güzel, dedi. Sonra devam etti. Bak dinle; dünyada insanlar en çok neden savaşır bilir misin?

    - ….

    - Birbirlerini tanımadıkları için. O halde sana düşman olabileceklere dost olduğunu anlatabilirsen savaşı önleyebilirsin. Boşuna dememişler “İnsan tanımadığının düşmanıdır.” diye.

    Ömer,

    - O zaman kendimizi anlatırsak, düşman değil; dost kazanmış olacağız, değil mi?

    - Tam olarak dediğin gibi. O halde yapılacak iş kafanda belirginleşti mi?

    Bir yandan kalemi bir anahtar gibi kullanacak, onunla varlık hazinesinin cevherlerine sahip olacaksın; öte yandan yine onunla bütün bir insanlığa önderlik yapacaksın. Kâinat bir kitap ve gördüğün her manzara bir sayfa gibi mesaj bırakıyorsa insanlara, o kitabın mesajını marifete susamış çöl toprağı gibi gönüllere sunacak ve bir ab-ı hayat olacaksın.

    Vakit ilerlemişti. Celal Usta’nın sürdüğü otobüs köye varmak üzereydi. Sadık Öğretmen tane tane birkaç cümle daha söyledi. Bunlar bütün konuşulanları özetler nitelikteydi:

    - Unutma Ömercik, kılıç kınında paslanmış, barut kovanında ıslanmıştır. Geleceği avlayan ses mancınığının güllesidir kalem.

    Kalemi Ömer’e uzatarak, bu da benim sana hediyemdir, dedi.

    Ömer otobüsten indiğinde parmaklarının arasındaki kalemi sımsıkı tutmuştu. Önden giden silahlı bekçiye gözü takıldığında içinden şunları geçirdi: “Benim sendekinden çok daha güçlü bir silahım var aslında.”




  3. Gizliyara
    FoRuMaciL Security
    Deniz yıldızı..
    Bir öykü anlatılır; garip bir adamın deniz yıldızları ile olan garip ilişkisi hakkında.bu adam her sabah erken saatlerde güneşin doğumuna yakın sahile gider, milyonlarca deniz yıldızı ile kaplı kıyıda, yerden aldığı deniz yıldızlarını teker teker bir kollarını koparıp denize atar durur hiç bıkıp usanmamacasına.biri izler onu uzaktan her sabah,ama bir türlü anlam veremez yaptığına deli olduğuna karar verip her defasında devam eder yoluna.ikinci,üçüncü sabah derken sahilden her geçişin de deli dediği adama aynı yerde, aynı işle meşgul bulur.artık günün birinde dayanamaz, yanına gider sorar;'affedersiniz ama kaç sabahtır sizi izliyorum.anlam veremedim bu yaptığınıza!' adam bir deliden beklenmeyecek sakinlikte yanıtlar:'deniz yıldızlarını ait oldukları denize kavuşturuyorum .yoksa ölürler.' aldığı cevapla şaşırsa da tatmin olmaz ve tekrar sorar: 'iyi ama burada milyonlarca deniz yıldızı var.senin bu çaban neyi değiştirir ki? Ne fark eder' Cevap gecikmez ve bu öykünün her deli böyle olsa dedirtecek kahramanı sakince bir deniz yıldızını daha yerden alıp bir kolunun kopartarak gücünün yettiğince fırlatır mavi sulara ve 'onun için fark etti'der .




  4. Gizliyara
    FoRuMaciL Security
    ANA KUZUSU
    Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 14-15 yaşlarındaki gence: - Safı doldur evlat, dedi. Gel yanıma. Çocuk, mahcup bir ifâdeyle: - Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir. Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek: - Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun? Ve öfkeyle devam etti: - Anne kuzusu, ne olacak Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cumasını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken: - Sana anne kuzusu dediğim için kusura bakma yavrum, dedi. Bir anda ağzımdan kaçtı işte Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken: - Bu söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefât ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da


    alıntıdır

+ Yorum Gönder