+ Yorum Gönder
Kültür Sanat ve El Sanatları Arşivi Forumunda El Sanatları Nedir? Nasıl Gelişmiştir? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Yıldızçiçeği
    Yeni Üye

    El Sanatları Nedir? Nasıl Gelişmiştir?








    El Sanatları hakkında bilgi


    El Sanatları insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak, örtünmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir. Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek "geleneksel" vasfı kazanmıştır.
    Geleneksel Türk El Sanatları, Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur.
    Geleneksel Türk El Sanatlarını; halıcılık, kilimcilik, cicim zili, sumak, kumaş dokumacılığı, yazmacılık, çinicilik, seramik-çömlek yapımcılığı, işlemecilik, oya yapımcılığı, deri işçiliği, müzik aletleri yapımcılığı, taş işçiliği, bakırcılık, sepetçilik, semercilik, maden işçiliği, keçe yapımcılığı, örmecilik, ahşap ve ağaç işçiliği, arabacılık vb. sıralanabilir.
    Geleneksel el sanatlarımızdan dokumaların hammaddeleri yün, tiftik, pamuk, kıl ve ipekten sağlanmaktadır.
    Dokuma; eğirme veya başka yollarla iplik haline getirilerek veya elyafı birbirine değişik metotlarla tutturarak bir bütün meydana getirme yoluyla elde edilen her cins kumaş, örgü, döşemelik, halı, kilim, zili, cicim, keçe, kolonlar vb.'dir.
    Dokumacılık Anadolu'da çok eskiden beri yapılagelen, çoğu yörede geçim kaynağı olmuş ve olmaya devam eden bir el sanatıdır.
    El sanatlarımızın zarif örneklerinden olan oyalar; süslemek, süslenmek amacından başka taşıdıkları anlamlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılmaktadır. Günümüzde Anadolu'da tığ, iğne, mekik, firkete/filkete gibi araçlarla yapılan oyaların ya bordür ya da bir motif olarak tasarlanmış olanları, kullanılan araç doğrultusunda ve tekniklerine göre değişik adlar almaktadır. Bunlar; iğne, tığ, mekik, firkete/filkete, koza, yün, mum, boncuk ve kumaş artığı olarak sıralanabilir. Kastamonu, Konya, Elazığ, Bursa, Bitlis, Gaziantep, İzmir, Ankara, Bolu, Kahramanmaraş, Aydın, İçel, Tokat, Kütahya gibi şehirlerimizde daha yoğun olarak yapılmakta, ancak eski önemini kaybederek çeyiz sandıklarında varlığını korumaya çalışmaktadır.
    Geleneksel kıyafetlerle birlikte kullanılan oyalarımızın yanı sıra takılarda dikkat çekici aksesuarlardandır. Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar değerli ve yarı değerli taşlarla metalle birlikte veya ayrı işleyerek sanatsal nitelikli eserler üretmişlerdir. Selçuklularla birlikte gelen değişik üslupların en önemlisi Türkmen takılarıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise imparatorluğun gelişimine paralel olarak mücevhercilik önem kazanmıştır.
    Anadolu'da Tunç Çağında bakır, kalay katılarak tuncun elde edilmesinden sonraki dönemlerde bakır, altın, gümüş gibi madenler de dövme ve dökme tekniğiyle işlenmişlerdir. En çok kullanılan maden bakırdır. Maden işçiliğinde dövme, telkari, kazıma (kalemkar), çekiç işi kakma, küftgani, savatlama, ajır kesme gibi teknikler kullanılmaktadır. Bakırın yanı sıra pirinç, altın, gümüş gibi metallerle yapılan el sanatları günümüzde üstün işçilik ve çeşitli tasarımlarla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde en çok kullanılan maden işleme olan bakır kalaylanarak mutfak eşyası yapımıyla geniş bir şekilde sürdürülmektedir.
    Barınma gereğinden doğan mimari, bölgelerin coğrafi koşullarına göre biçimlenmiş, çeşitlenmiştir. Buna bağlı olarak gelişen Ahşap işçiliği Anadolu'da Selçuklu döneminde gelişip, kendine özgü bir niteliğe ulaşmıştır. Selçuklu ve Beylikler dönemi ağaç eserler daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlar olup üstün işçilik içermişlerdir. Osmanlı döneminde sadeleşerek daha çok sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, kayık, rahle, Kur'an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyaları ve pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol, tavan, mihrap, minber, sanduka gibi mimari eserlerde uygulanmıştır.
    Ağaç işçiliğinde kullanılan malzeme daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacıdır. Kakma, boyama, kündekâriz, kabartma-oyma, kafes, kaplama, yakma gibi tekniklerle işlenen ahşap eşyalar günümüzde de kullanılmaktadır. Bu teknikler Zonguldak, Bitlis, Gaziantep, Bursa, İstanbul-Beykoz, Ordu gibi illerde halen devam eden hammaddesine göre değer kazanan baston ve asaların kullanımı yüzyıllar boyunca sürmüş, 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Baston ve asaların sap kısımları; gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden, gövde kısımları ise gül, kiraz, abanoz, kızılcık, bambu, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır.
    Müzik aletleri yapımı eskiden beri devam etmektedir. Bu aletler ağaçlar, bitkiler ve hayvanların; deri, bağırsak, kıl, kemik ve boynuzlarından yararlanılarak yapılmaktadır. Telli, yaylı, nefesli, vurmalı çalgılar olarak gruplandırılmaktadır.
    Mimariye bağlı olarak gelişen diğer bir sanat kolu da çini sanatıdır. Anadolu'ya Selçuklularla girmiştir. Figürlü sanat eserlerini kullanmaktan çekinmeyen Selçuklu sanatkarlar özellikle hayvan tasvirlerinde çok başarılı olmuşlardır. 14. yüzyılda İznik, 15. yüzyılda Kütahya, 17. yüzyılda Çanakkale'de başlayan seramik sanatı bu yörelerde kendilerine has renk, desen, form özellikleri ile Osmanlı Dönemi seramik ve çini sanatına yeni yorumlar getirmiştir. 14. - 19. yüzyıllar arası Türk çini ve seramik sanatı fevkalade yaratıcı işçiliği ile dünya çapında üne kavuşmuştur.
    Anadolu uygarlıklarından elde edilen cam işçiliğinin en seçkin örnekleri günümüzde "cam"ın tarihi gelişimi konusuna ışık tutmaktadır. Çeşitli model ve formlarda vitray, Selçuklular döneminde geliştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'un fethiyle camcılığın merkezi bu kent olmuştur. Çeşm-i bülbül, Beykoz işi bu dönemden günümüze ulaşabilen tekniklerden bazılarıdır.
    Anadolu'da camın ilk kez gözboncuğu olarak üretimi İzmir-Görece köyündeki ustalar tarafından gerçekleştirilmiştir. Anadolu'nun her tarafında temelinde nazar inancı olan cam boncukları görmek mümkündür. Nazarlık yoluyla canlı veya nesneye yönelen bakışların dikkatinin başka bir nesneye yöneleceğine inanılır. Bu nedenle nazar boncuğundan yapılan nazarlıklar canlının veya nesnenin görünen bir yerine takılır.
    Geleneksel mimaride dış cephe ve iç mekan süslemesinde taş işçiliğide önemli bir yer tutmaktadır. Taş işçiliğinin mimari dışında en çok kullanım alanı mezar taşlarıdır. Oyma, kabartma, kazıma (profito) gibi teknikler uygulanmaktadır. Kullanılan süsleme öğeleri, bitkisel, geometrik motifler ile yazı ve figürlerdir. Hayvansal figür azdır. İnsan figürlerine ise Selçuklu Dönemi eserlerinde rastlanmaktadır.
    Günümüzde fonksiyonunu henüz kaybetmeyen sepetçilik atalardan öğrenildiği gibi halen; saz, söğüt ve fındık dallarından örülerek yapılmaktadır. Eşya, yiyecek vb. taşıma amacından başka ev içi dekorasyonunda da kullanılmaya başlanmıştır.
    Hayvancılıkla uğraşan kırsal kesimlerde yaygın olarak kullanılan keçe, çul ve ağaçtan yapılan semer kullanıldığı dönem boyunca geleneksel sanatların bir kolunu oluşturmuştur.
    Günümüzde başta endüstrileşme olmak üzere değişen yaşam şartları ve değer yargılarına bağlı olarak üretimleri hemen hemen kaybolmaktadır.








  2. Ziyaretçi





    TÜRK EL SANATLARINA BAKIŞ


    1876 da Avrupa'da Türklükle ilgili iki hareket oluştu. Bunlardan birincisi Fransa da beliren Türk hayranlığıdır. Türkiye'de yapılan ipekli ve yün dokumalar, halılar, kilimler, çiniler, demirci ve marangoz işleri, ciltçilerin, tezhipçilerin yaptıkları ciltler ve tezhipler, mangallar, şamdanlar, vb. Gibi Türk sanat eserleri çoktan Avrupa'daki sanatseverlerin dikkatini çekmişti. Bunlar, Türklerin eseri olan bu güzel şeyleri binlerce lira ödeyerek toplarlar ve evlerinde bir Türk salonu veya Türk odası oluştururlardı. Bazıları da bunları başka milletlere ait güzel şeylerle birlikte, bibloları arasında sergilerdi.
    İkicisi ise Avrupalı ressamların Türk hayatıyla ilgili yaptıkları tablolar ile, şairlerin ve filozofların Türk ahlakını nitelemek amacıyla yazdıkları kitaplardır…
    Cumhuriyet dönemimiz. Milli Devlet kavramı içinde, Milli Kültürümüzün yaşatılıp korunmasını, güzel sanatlara sahip çıkılmasını el Sanatları ürünlerinin bilinçli ellerde doğru malzeme ve kaliteli işçilikle şekillendirilmesini öngörmüştür.
    Geçmişten günümüze gelen çok değerli el yapımı ürünleri günümüzde büyük hayranlıkla nasıl seyrediyorsak, bu gün üreteceğimiz eserlerde yeni hayranlıklar yaşamamıza sebep olacaktır.
    Nesiller arasındaki kopuk zincirin halkalarını birbirine ekleyecek yeni zanaatkarlar yetiştirmek ve toplumu bilinçlendirmek bizlere görev olmalı, tükenmek bilmeyen bir çabayla Türk El Sanatlarına sahip çıkmalıdır.
    Günümüzde Türk El Sanatlarıyla ilgili çeşitli düşünceler ortaya konması Türk Kültürü’nün bin yıllık geçmişiyle tanıtılması, bunun da sadece askeri zaferlerle anlatılmaya çalışılması, ekonomik ve sosyal alanlarda en az yedi bin yıllık kültür birikimimiz yok sayma anlamına getirecektir.
    Bir kısım aydın sınıfımızın kendi dili ve kendi kültürüne yabancı anlayışlarını sürdürerek Türk Tarihini Türk Kültürünü yok sayarak, gezer göçer diye başlayıp çadırda yaşıyordu ata biniyordu diyerek Türk insanını küçümsemeleri ve Türk tarihini böyle yorumlamaları, bizleri bilinçli bir Türk insanı olarak tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmaya sorumlu kılmaktadır. Binlerce yıllık Anadolu tarihi olan Türk milletini göçebe diye tanıtan bu akla, geçmişte taşınamayacak ağırlıkta mermerleri işleyerek kaftanlı heykeller yapması gezer göçer olmadığının kanıtı sayılmaz mı? Barınmanın ilki çadırı yapan giyimde kumaşın ilk’i deriyi insana giydiren, sofra ve kaşığı yemek kültürü olarak insanlığa sunan, konserve yiyeceklerin ilk’i tarhana. pastırma ve pestil üreten, meyveyi kurutup hayvanına yediren, tuvalet (hela) ve hamam kültürünü insanlığa öğreten Atatürk’ün değimiyle yüksek Türk kültürü değil midir?
    İnsanlar ancak kültür ırkçısı olabilirler. Ortak değerlere ve inançlara sahip olan yabancı toplulukların üretimleri günümüzde markalaşmayı becermişken Türk insanı da geçmişten günümüze ulaşan değerlerini savunmalı üretimlerini de markalaştırıp önce kendi insanlarımıza daha sonra da tüm insanlığa anlatmalıdır.
    Yani (Tarihi Türkçe Yazmak ve Türkçe okumak)Sami Coşkun
    Türk Milletinin bir ferdi olarak uzun yıllar Türk El Sanatlarına yaptığım katkıları da kitaplaştırarak ustalık bilinciyle çalışmalarımı sürdürüyor,
    Vasıtanın olmadığı dönemlerde binlerce kilometre yolu at üstünde aşan demiri eritip döverek atına nal yapan, çadır , kilim , yayık , sofra, sini, kaşık , yay ve ok gibi ürünlerin ilkini yapmayı başaran, Orta Asya dan güneşi arkasına alarak geldiği Anadolu’da köprü, saray, han, şadırvan, kümbet ,ocak maltız, maşa, palan, eyer, kamçı gibi eserler katan metal, cam,toprak,ahşap, deri, kemik, sedef, çini ve mermeri de binlerce yıl önce şekillendirerek bu günlere taşıyan Türk insanının azimkar emeği olmuştur.
    Geçmişle gelecek arasında Türk Kültürüne katkı sağlamak yeniden tasarlayıp ve üretmek gibi onurlu bir girişimi desteklemek ve sahiplenmek gereğine inanıyor bu inançla yetkililerin de bu konuyu değerlendirmesini bekliyorum.
    İşte bu düşünce ile geçmişle gelecek arasında Türk Kültür zincirinin kopuk halkalarını birbirine ekleyecek çalışmaların özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenmesi ve sahiplenilmesi gereğine inanıyor bu inançla yetkililerin de biran evvel zanaatkarlarımıza sahip çıkarak eserlerini de kültürümüz adına değerlendirmelerini kendileri için bir vazife görüyorum.
    Şahsıma ait Elli yıla varan tecrübelerimin son durağı olacak bu üretimlerin maddi beklentiler dışında tamamen manevi bir tatmin neticesini görmek ve yaşamak ve bunları bir kitapta toplamak insanımıza ve insanlığa TÜRK Kültürünün tanıtılmasını sağlamanın yanında yetişen nesillerimizi de özendirecek bir çalışma olduğunu inanıyorum. Milletimize, Kültürümüze ve Sanat hayatımıza yeni bir heyecan getirmesini diliyorum.
    Sami Coşkun
    Anadolu El Sanatları Araştırma Merkezi.





+ Yorum Gönder


el sanatları nedir