+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Eski Misafir Soruları Forumunda Halk masalları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Halk masalları








    halk masalı arıyorum







  2. MEGASXL
    Devamlı Üye





    Halk Masalları


    halk masalları.jpg



    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; deve dellal iken, keçi bülbül iken, kaplumbağaya çektim palanı, dinleyin benim yalanı.
    Kuzgunoğlu attı vuramadı, dedem attı tuva1ladı, ben de attım yuvarladım. Dedem bana yaşa evlat dedi, koluna kuvvet dedi, daim böyle at dedi.
    Biz orada gas gas gas aldık,gos gos gos aldık. Koltuğumuzun altına iki batman karpuz sığmaz oldu.
    Vaktin birinde bir padişahın oğlu var imiş Ahmet isminde. Onun bir de fakir arkadaşı varmış Mehmet isminde. İkisi beraber gezerler, ikisi beraber yerler içerlermiş.

    Bu padişahın kırk tane odası varmış. Otuz dokuz odanın anahtarını Ahmet'e verir, kırkıncınınkini vermezmiş.
    Günlerden bir gün Ahmet o kırkıncı odanın anahtarını çalmış. Kapıyı açıp içeri girince, bomboş bir odanın karşısında bir tane kız resmi görmüş. Ahmet o kızın resmini görünce düşüp bayılmış.

    Nihayet padişah gelmiş, onu orada görmüş. Vay sen benim odamı açtın içeriye girdin, diye Ahmet' e biraz kafa tutmuş.
    Ahmet'i ayıktırmışlar. Ahmet bir kenara çekilip düşünmeye başlamış. Ahmet bu kıza aşık olmuş.
    Kızın ismi Saçı Sırma imiş. Kızın yedi tane de kardeşi varmış.
    Günlerden birgün Ahmet, Mehmet'in yanına gelmiş. Ona:

    -Mehmet arkadaş, ben gideceğim bu kızı arayacağım, neredeyse arayıp bulacağım, demiş. Mehmet de ona:
    Seninle beraber gidelim bir gün, arkadaş değil miyiz, beraber gideriz, ararız; buluruz demiş.
    Oturmuşlar, pekmez yiyorlarmış. Pekmezi yerken o zamanın behrinde çok da sinekler varmış. Sinekler gelmiş pekmezin üzerine konmuş. Mehmet elini sallamış, bir vuruşta altmış; bir vuruşta da yetmiş tane sinek öldürmüş.
    Bir gün gidip kılıç yaptırmış. Bunu götürüp kılıcın üzerine yazdırmış. Bir vuruşta altmış, bir vuruşta yetmiş, bu kadar can telef etmiş Delibaşoğlu Deli Mehmet, diye yazdırmış.
    Ahmet ile Mehmet yola düşmüşler. Az gitmişler, uz gitmişler dere-tepe düz gitmişler, bir altı ay, bir güz gitmişler, bir arpa boyu yol gitmişler.
    Nihayet varmışlar bir dağın başında Saçı Sırma'yı bulmuşlar. Orada misafir olmuşlar.
    Kızın kardeşleri avcılık ile geçinirlermiş. O zamanın behrinde hiçbir şeyleri de yokmuş.
    Akşam avcılıktan dönen kardeşler bakmışlar ki misafır var. Hoş geldin, boş gittin, nereden geliyorsunuz muhabbetinden sonra arkadaş olmuşlar.
    Sabahleyin kalktıktan sonra, haydi bakalım arkadaşlar biz ava gideceğiz, demişler. Ahmet ile Mehmet, biz çok yorgunuz, biz gidemeyiz, siz gidin, biz de yarın gideriz, demişler.
    Onlar o gün orada kalmışlar. Saçı Sırma'nın kardeşleri gitmiş. Akşamleyin avını alan dönmüş gelmiş. Nihayet sabah olunca Saçı Sırma'nın kardeşleri, hadi bakalım ava gideceğiz, demişler.
    Ahmet biraz tembelmiş. Mehmet, Ahmet yorgun, o dursun, ben gideyim, demiş. Onlar da, olsun Ahmet gidene kadar Mehmet gitsin, demişler.
    Onlar ava gitmişler. Mehmet'i bir dereye göndermişler. Herkes bir dağa çıkmış.
    Önceden, avı alan buraya gelsin, diye yer tespit etmişler. Avını alan oraya tepenin başına gelmiş, herkes birikmiş. Mehmet gelmiş ki avsız. Herkes orada avını gösterdikten sonra Mehmet' e dönüp:
    -Arkadaş senin avın nerede, diye sormuşlar. Mehmet de onlara:
    -Arkadaş benim avım bu gün yenmez, demiş. Bir tane dev rast geldi, devi öldürdüm. İşte kellesini getirdim demiş. Ötekiler de, öyle olsun bakalım dedikten sonra dönüp gelmişler.
    İkinci gün yine gitmişler. Bu sefer de yılanlı dereye göndermişler Mehmet'i .Bacılarım kurtarmak için Mehmet' i öldürmek istiyorlarmış. Mehmet'in kılıcının üzerinde" Bir vuruşta altmış, bir vuruşta yetmiş, bu kadar can telef etmiş Delibaşoğlu Deli Mehmet" yazısını görmüşler. Bu yüzden Mehmet'ten korkuyorlarmış.
    Saçı Sırma'nın kardeşleri avını alıp denilen dağa gelmişler. Mehmet de biraz sonra arkalarından gelmiş. Mehmet, benim av bugün de yenmez demiş. Yılanlı dereye düştüm, yılanlar etrafımı sardı. Onları öldürdüm, benim avım iki gündür yenmiyor demiş. Bunlar bir arada dönmüş gelmişler. Yedi kardeş fısıldaşmaya başlamışlar.




  3. MEGASXL
    Devamlı Üye
    -Biz bu bacımızı everelim, bu Mehmet'e verelim, demişler. Halbuki Saçı Sırma' ya Ahmet aşıkmış. Mehmet demiş ki:
    - Yook arkadaşlar, ben bacınızı istemiyorum, Saçı Sırma'ya Ahmet aşık oldu geldi. Bacınızı ona verin, demiş. Kızın kardeşleri, ha Ahmet; ha Mehmet demişler, kızı Ahmet' e vermişler.
    Orada bir müddet kaldıktan sonra, bunlar yine ava gittiği zaman, Ahmet'i eve bekçi bırakmışlar. Başka bir grup gelmiş, Saçı Sırma'yı alıp kaçmışlar. Ahmet orada yalnız kalmış. Akşamleyin herkes toplanıp geldikten sonra, ne oldu bacımız, diye sormuşlar. Ahmet de, geldiler alıp gittiler bacınızı, demiş. Kızın kardeşleri Mehmet' e, biz Ahmet'i öldüreceğiz demişler. Mehmet de:
    -Arkadaşlar, bana kırk gün süre verin, kırk birinci gün gelmezsem Ahmet'i öldürün demiş. Yedi kardeş Ahmet'i esir almış, Mehmet'i serbest bırakmışlar. Mehmet gitmiş, arayıp sorup, dolaşarak kızı kaçıranları bulmuş. Saçı Sırma'yı onlardan kurtarmış. Kırk birinci gün yedi kardeş Ahmet'i öldürmek için toplanmışlar. Bu arada Mehmet çıkıp gelmiş. Bacılarım teslim etmiş.
    -Arkadaşlar biz gidiyoruz, bacınızı isterseniz verin; isterseniz vermeyin, biz daha burada duramayız demiş. Yedi kardeş düşünüp taşınıp peki biz kardeşimizi verdik demişler. Ahmet'le Mehmet yükleri ağır, yanlarında Saçı Sırma düşmüşler yola.
    Nihayet padişah bunların geleceğini duyunca, Saçı Sırma' yı almak için bir yılan beslemiş, tümden zehirli. Ahmet'in yatacağı odaya yılanı koymuş. Ahmet geldikten sonra bu. yılan Ahmet'i sokacak, Saçı Sırma babasına kalacakmış.
    Bunlar geldikten sonra Mehmet hemen ölen annesinin mezarının yanına gidip yatmış. Mezardan garip bir ses duyulmuş.
    -Ahmet'in yatacağı odada tümden zehirli bir yılan var. Ahmet yatınca onu sokup öldürecek. Saçı Sırma babasına kalacak, oğlum bunlara dikkat et, diye.
    Mehmet gelmiş, Ahmet yokken onun yatak odasına girmiş, karyolanın altına saklanmış. Ahmet ile Saçı Sırma yattıktan sonra yılan çıkmış. Mehmet bakmış ki yılan geliyor, bir hamlede yılanı öldürmüş. Kapıyı açıp çıkarken Ahmet uyanmış. Ahmet demiş ki:
    -Arkadaş, böyle Saçı Sırma'da gözün vardı, ilk defa sana verdilerdi, sen neden
    almadın? O zaman sen alaydın. Mehmet dönüp:
    -Ey arkadaşım Ahmet! Baban yılan besledi, tümden zehirliydi, seni sokup öldürecekti. Saçı Sırma babana kalacaktı, topuğuna kadar taş olasıca, demiş. Ben buldum yılanı öldürdüm, işte babanın beslediği yılan, deyip yılanı Ahmet' e göstermiş, gırtlağına kadar taş olasıca demiş. Kendi söylemiş kendi taş olmuş.
    Nihayet onu heykel gibi odanın içinde bir köşeye dikmişler. Mehmet'in her tarafı taş olmuş, konuşması yokmuş, yemesi içmesi yokmuş. Bu arada da Saçı Sırma'nın bir oğlan çocuğu olmuş.
    Bir gün Saçı Sırma Ahmet'e demiş ki:
    -Git ananın mezarına yat, bakalım ne diyecek, biz burada ona göre hareket edelim. Ahmet mezara gitmiş; fakat orada uyuyakalmış. Sabah çıkıp gelmiş. İkinci gün yine ayın şey olmuş, bakmışlar ki olacak gibi değil. Üçüncü gün Ahmet'in parmağım kesip yaraya tuz basmışlar. Ahmet tekrar kalkıp mezara gitmiş. Anasının mezarının yanına uzanmış. Parmağının acısından Ahmet uyuyamamış. O sırada anasının sesi duyulmuş.
    -Varınca Saçı Sırmaya söyle, oğlunu keser de Mehmet'in vücuduna kanını yağlarsa Mehmet iyi olur, yoksa Mehmet öyle kalır, demiş. Ahmet gelip durumu Saçı Sırma'ya söyleyince Saçı Sırma çocuğu kesmiş. Mehmet'in bütün vücuduna kanı yağlamış. Mehmet iyi olmuş, taş erimiş gitmiş.
    Mehmet bakmış ki Saçı Sırma'nın oğlu kesilmiş, hemen kalkıp anasının mezarının yanına yatmış. Orada anası oğluna bir dua öğretmiş. Gelip çocuğun kellesini yerine koyup öğrendiği duayı okumuş. Ahmet ile Saçı Sırma da "Amin" demişler. Çocuk dirilmiş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.



    b-Hürü Masalı
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Hürü adında dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kızın babası Hacca gidiyormuş. Adamın karısı ile oğlu biz de gidelim diye tutturmuşlar. Adam bunların ısrarına dayanamayınca karısıyla oğlunu da Hacca götürmeye karar vermiş. Fakat Hürü'yü götürmüyormuş.
    Adamcağız güvenilir birini bulayım da kızımı emanet edeyim diye düşünüp
    duruyormuş. Sonunda aklına olsa olsa en güvenilir köy hocasıdır diye bir düşünce gelmiş. Kızını köy hocasına emanet etmeye karar vermiş.
    Hicaz'a giderken durumu önce kızına söylemiş. Sonra da kızını güya gözü arkada kalmadan köy hocasına emanet etmiş ve Hicaz'ın yolunu tutmuş.
    Köy hocası kendisine emanet edilen kızı bir müddet unutmuş. Günün birinde komşunun biri koyun keserken Hürü aklına gelmiş. Kendi kendine, ulan bu adam kızını bana emanet etmişti, bu kız n'oldu, bir bakayım, demiş. Oradan bir parça et alıp kızın bulunduğu evin kapısının önüne gelmiş. Kapıyı çalıp:
    -Hürü Hürü aç kapıyı ben köy hocasıyım, baban giderken seni bana emanet etmişti, şu eti al demiş. Hürü serçe parmağını kapının aralığından uzatıp:
    -Hoca eti serçe parmağıma tak git demiş. Hoca eti kızın serçe parmağına takmış.
    Hemen orada hocanın aklına, bu kızın serçe parmağı bu kadar güzel ise kim bilir kendi nasıl güzeldir, diye bir düşünce gelmiş. Hoca orada dünyalar güzeli Hürü'ye göz koymuş.
    Köyde Anakarı diye çöpçatan bir kadın varmış. Hoca ilk fırsatta Anakarı'nın yanına varmış:
    -Aman Anakarı ne yap yap beni bu Hürü Kız ile buluştur, tek ne istiyorsan vereyim demiş. Anakarı Hürü'nün yanına varmış. Kız onu görünce kapıyı açmamış, fakat Anakarı ne yapıp edip kapıyı açtırmış. Kapıyı açtırınca Anakarı'yla beraber hoca da içeri girivermiş. Hoca içeri girince Anakarı oradan gitmiş.
    Hoca ile baş başa kalan Hürü başına gelenleri anlamış. Çok geçmeden hoca, Hürü'ye, benimle beraber ol demiş. Kız, olmaz ben sana emanetim dese de fayda etmemiş. Bakmış ki kız olacak gibi değil:
    -Bak hoca sen kırk kalıp sabun, kırk hereni suyla yıkanırsan ben seninle bir olurum, demiş. Bunu duyan hoca sevinmiş. Hoca kırk kalıp sabun, kırk hereni suyla yıkanacağım derken oraya bayılıvermiş. Hoca bayılınca kız oradan kaçmış.
    Hoca kendine gelince bakmış ki yanında ne Hürü var ne de başka biri var, o zaman başına gelenleri anlamış. Bu hocanın çok zoruna gitmiş.
    Hürü hocanın evden çıkmasını beklemiş. Hoca gidince evine koşup kapıyı kilitleyiver-miş. Hoca iyice düşünmüş, sonunda, bir yandan da kız durumu köylüye anlatır da rezil olurum korkusuyla, Hürü'yü ortadan kaldırmaya karar vermiş.
    Hoca bir gün yanında kimse yokken gizlice Hürü'nün babasına mektup yazmış. Bu mektupta kızın babasına, kızının yanına gelenlerin haddi hesabı yok, ben önleyemedim, gelin ne yapacaksanız yapın, diye yazmış. Kıza olmadık iftiralar atmış.
    Mektubu alan Hürü'nün babası çileden çıkmış Düşünmüş, taşınmış olacak gibi değil. Sonunda oğlunu yanına çağırmış ve ona:
    -Bak oğlum durum böyle böyle, şimdi gideceksin kardeşini öldürüp kanlı gömleğini bana getireceksin demiş. Oğlan düşmüş yola varmış köylerine. Varmış ama hala olup bitene inanamıyormuş. Kardeşim böyle yapmaz diyormuş. Fakat işin içinde hocanın mektubu da olunca kafası iyice karışmış. Emin olmak için bir oyun oynamaya karar vermiş.
    Akşam vakti hava kararmaya başlayınca evlerinin kapısının önüne varmış, kapıyı çalmış:
    - Hürü aç kapıyı ben akşamları gelen dostunum, demiş. Kapı açılmamış. Oğlan gece yarısı varıp kapıyı çalmış, kapı açılmamış. Sabah olunca varmış, öğlen olunca varmış kapı hiç birinde de açılmamış. Hürü'nün abisi rahat bir nefes almış. Sonunda kapıyı çalıp:
    -Hür aç kapıyı ben abinim demiş. Birden kapı aralanmış, içeriden Hürü:
    -Kardeşim olduğunu bileyim ki kapıyı açayım, kardeşimin çehresinden başka
    göğsünün sağ tarafında beni vardı, göster de abim olduğunu bileyim, demiş.
    Hürü'nün abisi çehresinden başka göğsünün sağ tarafındaki beni de gösterince ,Hürü gelenin abisi olduğuna inanıp kapıyı açmış




  4. MEGASXL
    Devamlı Üye
    Hürü abisinin yüzünün donukluğundan çekinerek hiç konuşmamış. Abisi de hiç
    konuşmadan bir müddet konuşmadan durduktan sonra:
    -Bacım seni kesmeye geldim, seni kesip kanlı gömleğini babama götüreceğim demiş. Sonra da hocanın mektupta yazdıklarım bir bir anlatmış. Hürü, abisini çaresiz boynu bükük dinlemiş. Abisinin konuşması bittikten sonra:
    -Ben ne desem inanmazsın, ne yapayım alnıma ne yazıldıysa bende onu çekerim, demiş. Olanlara hala inanamayan Hürü'nün abisi kardeşini kesmekten iyice vazgeçmiş.
    Nihayet Hürü'nün kolundan tutup onu bir çam ağacına bağlamış. Sonra da babasını aldatmak için kardeşinin serçe parmağını kesip gömleğine kanını bulaştırmış. Hürü'yü orada yalnız bırakmış. Kendi, gömleği alarak babasına götürmüş.
    Hürü, çam ağacında bağlı dururken, Beyoğlu da ava çıkmış. Yolları Hürü'nün
    bulunduğu yere düşmüş. Uzaktan karartıyı gören Beyoğlu yanındakilere:
    -Şu görünen can ise benim, mal ise sizin olsun, demiş. Beyoğluyla yanındakiler yaklaşmışlar ki uzaktan gördükleri karartı, dünyalar güzeli bir kız imiş. Bu karartı can olduğundan Hürü, Beyoğlunun olmuş. Beyoğlu Hürü ile evlenmiş. Bir kız bir oğlan çocukları olmuş.
    Hürü, Beyoğlu ile evlenmiş evlenmesine ama ağzım açıp tek kelime söylemezmiş. Tüm Hürü'yü görenler onu dilsiz sansa da onun bu görünüşüne Beyoğlu aldanmazmış.
    -Bu kız dilsiz olmaya dilsiz değil ama ben bunun sesini nasıl duyacağım, diye
    söylermiş. Hürü'yü konuşturmaya çalışsa da Hürü konuşmazmış.
    Bu arada Hürü'nün babası, biz bu kızı öldürdük ama bu işin aslı var mıydı yok muydu diye vicdan azabı duyuyormuş. Sonunda duyduğu vicdan azabından Hürü'nün hayrına bir han yaptırmış. Günlerden bir gün yine Beyoğlu Hürü'nün sesini duymak için gizlice onu seyrederken nihayet Hürü'nün sesini duymuş. Hürü bebekleri avuturken:

    Şu Beyoğlu kapıdan gelse
    Bizim gül hatırımızı sorsa
    Bizi Hacı Dedenize salsa
    Nenni yavrum nenni, diye ninni söylüyormuş.
    Hürü'nün sesini duyunca Beyoğlu sevinerek içeri girmiş.
    -Bir kere daha söyle, seni hemen babanın yanına göndereceğim, demiş. Bunu duyunca Hürü,
    Beyoğlu kapıdan geldi
    Bizim gülden nazik hatırımızı sordu
    Bizi de Hacı Dedenize saldı
    Nenni yavrularım nenni, diye biraz önce söylediği ninniyi yine söylemiş.

    Sabah olunca Beyoğlu, Hürü ile çocuklarını, yanlarına Arap hizmetçiyi de katarak babasının yanına göndermiş. Arap, Hürü ve çocuklarla bir müddet gitmiş; fakat Arap, Hürü'ye göz koymuş. Sonunda Hürü'ye:
    -Gel benimle bir ol demiş. Hürü:
    -İmkanı yok, ben seninle bir olmam demiş. Arap, Hürü'ye oğlunu öldürürüm demiş. Hürü ise, öldürürsen öldür, ben seninle bir olmam demiş. Arap oğlanı öldürmüş. Biraz daha gittikten sonra Arap yine Hürü'ye benimle bir ol demiş. Yoksa kızını da öldürürüm demiş. Hürü yine, öldürürsen öldür, ben seninle bir olmam, demiş. Arap kızı da öldürmüş. Bir müddet gittikten sonra Arap yine benimle bir ol, demiş. Hürü bakmış ki olacak gibi değil:
    -Gayri umudum kesildi, seninle bir olacağım, belime bir sicim bağla, ben dereye ineyim abdest alayım, namaz kıldıktan sonra seninle bir olayım, demiş. Hürü'ye inanan Arap Hürü'nün dediğini yapmış. Hürü, dereye inince sicimi kesip bir çalıya bağlamış, oradan kaçıp gitmiş.
    Hürü, gide gide bir çobana rastlamış. Çobana bir avuç altın verip, şu bir avuç altın senin olsun; yalnız şu tokluyu kes, karnını bana ver, başka bir şeyini istemem demiş. Çoban hemen tokluyu kesip etini alıp, karnını Hürü'ye vermiş. Hürü karnını temizleyip başına geçirmiş ve Keloğlan kılığına girmiş.
    Hürü, babasının yanına varmış. Ona çiftçi durmuş. Hürü, babasının kendi hayrına yaptırdığı handa çalışıyormuş. Hürü’nün anası:
    -Keloğlan, gözlerin de ayın Hürü'mün gözlerine benziyor, dermiş. Hürü de hiç belli etmez:
    -Teyze, adam adama benzer, dermiş. Ben Hürü'yüm demezmiş. Bu arada Hürü'yü elinden kaçıran Arap, Beyoğluna varmış, Beyoğlu dağda bulunan avrat sana avrat mı olur, azıcık süt oğluna verdi, azacık süt de kızına verdi, koydu gitti, demiş. Beyoğlu bunları duyunca:
    -Arap, gidecek karı değildi, bunu etmesine sen ettin, ama ben bunu arar bulurum demiş. Arap' ı yanına almış, Hürü'yü aramaya başlamış. Bir müddet gittikten sonra Keloğlan'ın çiftçi durduğu yere varmışlar. Oraya misafir olmuşlar. Hürü Beyoğlunu görünce hemen onu tanımış. Bu arada hana hoca ile Anakarı da misafir olmuşlar. Beyoğlu gittiği her yerde Hürü'yü ararken bir yandan da:
    Kayada buldum parmağının izini
    Yalçın çalıda buldum saçının telini
    N'ittin dağlar Hürümü Hürü'mü
    Nazlı yârimi, diye, türkü çağırırmış.
    Keloğlan misafirlerin atlarını türkü söyleyip tımar ederken Beyoğlu Keloğlan'ın sesini duymuş.
    -Keloğlan biz meraklısıyız, bize bir türkü söyle de dinleyelim demiş. Keloğlan, ben türkü bilmem, demiş. Beyoğlu, biraz önce söylüyordun, hadi nazlanma işte, demiş. Bunun üzerine Keloğlan türküyü bilmem ama ezel ezelde ebem bir masal anlatırdı, oturun da size onu anlatayım demiş. Beyoğlu kabul etmiş. Keloğlan:
    -Ama masalı anlatmaya başlayınca girip çıkmak yok, herkes işini görsün öyle gelsin ondan sonra masalı anlatmaya başlayacağım, demiş. Handa bulunan herkes toplanmış. Keloğlan da başlamış masalı anlatmaya. Hürü, kendi başından geçenleri masal yapmış. Kendinin Hürü olduğunu belli etmeden anlatıyormuş.
    Hürü, hocanın kırk kalıp sabunla kırk hereni su ile yıkandığını anlatınca hoca, Keloğlan'ın Hürü olduğunu anlamış. Hürü ikide birde, bu ta ezelden ezelin masalı diye söyleyerek onları ayıktırmamaya çalışıyormuş. Hoca ayıksa da bir şey olmamış gibi dinlemeye devam etmiş.
    Hürü, serçe parmağının kesildiğini anlatınca babası da ayıkmış. Keloğlan yanlarına çalışmaya başlayınca, Keloğlan'ın serçe parmağının olmadığım görmüş. Ona, Keloğlan serçe parmağına ne oldu, diye sormuş. Keloğlan da o zaman, bir kazaya denk geldi demiş. Kızın babası Keloğlan'ın Hürü olduğunu anlamış anlamasına ama masalın gerisini anlamak için ses çıkarmamış. İçinden, bu Hürü olmaya Hürü dur bakalım arkası ne olacak, demiş.
    Kardeş beni çekti çama bağladı
    Kesti parmağımı ciğerimi dağladı deyince,durumu Hürü'nün abisi de anlamış.
    Keloğlan Beyoğluyla alakalı ninniyi de söyleyince Beyoğlu, Keloğlan'ın Hürü olduğunu
    anlamış. Bu arada Arap, daha durumun farkına varmamış; fakat hoca ile Anakarı gideceğiz diye zırvalayıp duruyorlarmış. Keloğlan kimsenin dışarıya çıkmasına izin vermemiş. Bu arada Beyoğlu da:
    -Durun bakalım Keloğlan masal anlatıyor, bekleyin arkası ne olacak, demiş. Keloğlan Beyoğlunun Hürü'yü yanına alıp Arap'ı da onların yanına katıp babasına göndermesini anlatmış. Arap'ın Hürü'ye sarkıntılık ettikten sonra Hürü'nün Keloğlan kılığına girişini anlatmış. Sonra da:
    Dalda biten kayısı
    Hürü'nün şahbaz dayısı
    Arap' ı tut zindana at
    Karıyı tut hocaya çat,
    dedikten sonra kafasındaki toklunun karnını çıkartıp atmış.
    O zamana kadar orada bulunan Beyoğlu, babası, dayısı, Arap'ı tutup zindana atmışlar; karıyı da tutup Hocaya çatmışlar. Sonra toplanıp Hürü'nün annesine varmışlar, durumu anlatmışlar.
    Hepsi toplanıp güzelce bir dua etmişler, Hürü'nün oğlu dirilmiş, bir dua daha etmişler kızı dirilmiş. Sonra da yedi gün yedi gece düğün yapmışlar.
    Onlar ermiş akçeye biz gidelim bahçeye.


  5. Buğlem
    Devamlı Üye
    Halk masalları da sözlü geleneğin birer parçalarıdırlar ve genelde kimin söylediği, ilk anlattığı belli değildir ve genelde dilden dile dolaşarak günümüze gelmişlerdir.

+ Yorum Gönder