+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Eski Misafir Soruları Forumunda Aşk üzerine denemeler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Aşk üzerine denemeler








    ask konulu denemeler ıstıyoruz







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Ask üzerine denemeler


    ask-zerine-denemeler.jpeg

    Ne vakit ki elime aliyorum kalemi, ya da aklima dusuyor “soz”; o vakit içimi sarıyor bir ürperti, nedensiz bir hal değil kuşkusuz bu gerginliğim… Uzak diyarlarda kaldım şimdi ben öylesine dolanıyor rüzgar etrafımda ve ben öylesine bakıyorum rüzgarın gözlerine. Öylesine yaşamak, ölesiye yaşamaktır diyor yaşlı ve filozof tarafım. Her canlı bir kez geliyor bu dünyaya ve bir hak tanıyor kendine, işte seninkide öylesi bir yaşam. Kim kabul etmek ister öylesine bir yaşamı ve ardından öylesine yaşandı denmesini kim ister? Ben istemezdim kuşkusuz senden önce öylesine bir hayatın, hayatım olmasını. Senden önce diyorum, sana kavuşmamdan öncesine; senden önce ve senle diye tanımlıyorum hayatımı sorduğumda o soruyu kendime. O soru, bir soru ki umuduma mıhlanmış, gülüyor arsız arsız karşımda, hayatını anlatırmısın bana? Anlatırım anlatmasına ama anlaşılamayacak olmanın kanı sızar bu yaradan yarin yemenisidir yaramı örten, yarin bakışları ve tutuşu elimi bu dermansız halimde bana can veren. Modern zamanlarda artık muzice olmaz mirim diye bir bohem havada, ağır bir müzik çalınan barda, ahkam kesiyor yeni yetme üniversite talebeleri, gelip bana sorsalardı ya, oturtsaydım onları dizimin dibine ve cümle aralarında derin bir soluk alıp kısa bır sessizliğe sebeb olsaydım, usta bir hatip edasıyla; yok olmadı diyorsa eğer okuyucu beyaz sakalını sıvazlamaya bile vakit bulamayan bir eski zamalar hikaye anlatıcısı olayım. 2002 yılına rivayet ve mucize diye hikayet ederler ki ey dinleyici, meleklerin varlığına imanı devam ettikce beşerin, ez cümle kader sahibi kaderinin peşinden gitmeye devam edecek ve her kalın kitapda benzerine rastladığınız heyecanlı dalgalanmalardan bu dünya denen yerde de nasibinizi alacaksınız. İnsan evladının nefesi tükenmedikçe tükenmeyecek mucize kabilince aşklar. Doğu masalları koskoca bir külliyat tutar, dünya edebiyatını cem eylesek. İşte bizimkisi de o külliyatta minik bir cüz sade, emsalleri arasında ışıldıyorsa eğer ve duyunca çocuklar dört gözle can atıyorlarsa dinlemeye, bizim hikayemizi farklı kılan belki görece yeniliğidir. Kadim Yunan tanrıları arasında Prometheus(1) tutuyordu bu ateşi elinde sonra Hallac’ın(2) avuçlarındaydı o ateş ve ben o ateşi Nietzsche’nin(3) dizelerinde gördüm, Zerdüşt(4) dile gelmiş haykırıyorken tüm çağlara. Minik yeşil karıncalardır(5) aslında tüm dünyayı sırtlayan diyor çıktığım bir safaride yerli tercüman, ben uyanıyorum kokusu tenime sinsin diye yaktığım mum titreyek irkilerek canlanıyor, yanımda sen ol kadın, titrek yüreğim ancak bir anne şevkati ile durulacak ve annemden bu ilgiyi bekleyemeyecek kadar geçkin artık yaşım. Sakın kızma bu sözlere kadın, uyandığımda yanımda istiyorsam seni, elbet erkek olduğumdan, elbet yüreğimi senin harlı fırınında kavrulmaya bıraktığımdan. Orhan Kemal miydi hatırlayamadığım kadar eski saman kağıda bir dergiden hafızama yapışmış bir silik fotoğraf elimi attığımda sigara paketine gözümün önünde canlanan, hangi zavallının çığlığı peki her kibrit yaktığımda kulağımda çınlayan. Hala Türk tütünü içiyorum, belliki bu meret kadar sert tokatlayamıyor hiçbir duman ciğerlerimi ve elim değdiğinde bu kadar çok yakamıyor hiç bir yalaz dokularımı. Memleketin şairlerinden biri söylüyordu(6), dört nala koşturuyormuş damarlarında memleketin en sert tütününden müctehiz duman, o hali yaşamadayım şimdi o şair gibi memleket hasreti çekeriken. Seni ne kadar sevdiğimi anlatıyorum burda seni seviyorum kelamına dokunmadan, seni seviyorum iki kelime bizim dilimizde keşke tek bir harf yüklenseydi bu yükün tüm ağırlığını ana dilimde ve anamın dilinde. Kaç tanemizin anasının dilinden dökülürdü bu harf, neden sanki Anadolu hep başka türlü duruyor bu tuvalde. Sana bakire bir söz arıyorum sevgimi dile getireyim diye, bakire bir söz bacaklarının arasından damlasın iki damla kan diye. Seni seviyorum diyemedim sana, onyedi yaşımda, bakir bir tarla gibiydi yüreğim ve sana seni seviyorum diyip atacaktım karasabanı önüne, romantik şarkılar dinleyip ağlayacaktım suya gerek olur diye, diyemedim sana; sade iki kelimeydi seni seviyorumdu. Ondan belki senden sonra hiç kimseye kana kana diyemedim seni seviyorum diye. İlk kez senden uykusuz kaldım, ilk aşk şiirimi sana yazıp ilk senin gözlerine bakamadım, utanırım diye anlarsın diye ve beni kınarsın diye seni sevdiğimden. Lise yıllarımda hiç romantik şarkılar dinleyip ağlayamadım, mahallede köşebaşını tutmuş bira içip büyüyebilen emsallerimin arasında hep başka türlü ışıldadı gözlerim, sevmediğim bir kadınla ilk kez yattığımda onun için orada yatan ben değildim ve onun için tavana çıkmış ruhum tiksinerek seyretti bedenimi, tenim açlık çekmedi hiç, iyi bir ebeveyn gibi besledim onu hep, karnıma da açlık çektirmedim; sanki tüm açlıkları ruhum ve beynim çeksin istedim. Ruhum çok acı çekti yoktun, sarılacak bir sevgiydi aradığım sen geride yıllıkta gülen bir resmini bırakmıştın. O resime bakıyordum annem babam uyuduktan sonra mutfağa kilitleyerek kendimi, elimde bir sigara yanıyor oluyordu , yüreğim, minicik yüreğim çarpıyordu kapılarını. Ne sen geliyordun, ne babam o gece ama her gece gene hızla atıyor kalbim heycanlara boğuluyordu o uykusuz bir kaç saatim. Gerçekte birbirimizi ne kadar sevdiğimizi ve ne kadar özleyeceğimizi yazdığın yeri defalarda okuyordum, ve aslında ne kadar sevdiğimi hiç bilmemene hayıflanıyordum. Pembe burlington çorapların kalmıştı o yıllardan geriye hafızamda ve birde ilk aşkım olman. 1995 haziranı idi ilk aşkımdın, seni son gördüğümde; 2001 aralıktı yanlızdım çok uzaklardaydım, duvarında resmin olmayan bir odada bir email yazıyordum klavyeye her vurduğumda çıkan sesin senin ayak seslerin olduğunu bilmediğimde takvimler Isa’nın doğumundan beri 2001 sene geçtiğini söylüyordu. Küllerin arasında grileşmiş kalbimin derinliklerinde, en merkezinde, kızıl bir kor gibi alev alacağın günü beklemekteydin; çünkü hala ilk aşkımdın. Kızgındım o emaili yazarken ve de heyecanlı nefes alış verişlerim kuvvetliydi her kızgın olduğum an gibi ama meğer sevgili o dudaklarımdan çıkan nefes üflüyormuş yürek derinliğindeki kızıl koru ve nefes alışlarım beni canlı tutarken kalbime ivme verirken, bir aşkı canlandırıyor kalbime bir kalp eklemliyor ve bir mucize yaratıyormuş. Her ateş yeniden doğuştur, küllerinden varolanların ülkesinde(7). İşte ben o ülkeden kanat çırptım bu mevsime sevgili, onun için her ateş doğumdur ve her köz bir embryo itikadımca. Seni 6 yıl içimde taşıdım, içtiğim her damla yudum sudan bir katrede sana sundum, annen oldum sevgili 6 sene sonra ilk sesini duyduğumda annelik heyecanı idi sesimde saklayamadığım vurgular, seni ilk gördüğümde 6 sene sonra, o siyah palto içinde, dünyanın en büyük şehrinde, koca bir gökdelen önünde; yüreğime batan iğne ve duyduğum acı senin mısralara döktüğüm minikliğinin içimi acıtması değil bir doğum sancısıydı. Dişlerimi sıkıyordum ta ki o Irlanda barında elini tutana kadar, işte doğmuştun tıpkı apocalyptic(8) efsanelerdeki gibi tertemiz doğmuştun ve gözlerinde kalu beladan(9) beri sakladığın ışıltı açığa çıkmıştı adını aşk koyduysak eğer hikmetine sual olmasın bundan gayri. Bu yüzden o günden beri fazlaca söz söylememem işte bu yüzden hep gözlerine bakmam, Gökçen(10) soylu kızsın ve benden başka herkes için ölümcül bakışların. Tanrı bu ağır yükü yüklediğinde sırtıma hani her masalda iyilere masalın sonunda verilen bir ödül gibi bir ödül bahşetti bana: ‘sevgi’. Sevgini seviyorum sevgili, kimi hikayelerde Mecnun mutsuz öldü der; aşık ama mutsuz. İşte ben mutsuz ölmeyeyim diye verdi Tanrı sevgini bana. Musa’dan öneceden kalma bir kil tablette bir sır yazar ve o sır kıyametin dört atlısı(11) ufukta görününceye kadar saklı kalacak. Kaynağı belirsiz bir asalet taşıdığımı söylüyorsun ya; işte ona iğnelenmiş bu sırrı nerden bildiğimin cevabıda. Sır bebeğin kalbinin ilk atışıdır. Bu sır lanetleyip kendisini bilen herkesi bir yeraltı tapınağında büyük yangını beklemekte. Ey sevgili, en sevgili; aşk, bebeğin yüreğinin ilk kanat çırpması gibidir, sevgi ise mavi gökte özgürce uçmasıdır bebeğin ‘simurg’çasına,(12) çokta tek olup tekte eriyerek.




  3. Buğlem
    Devamlı Üye
    Aşk, önce karşındakini düşünmektir sonra kendini, noktası virgülü yoktur, ritimsiz bir ezgi gibidir, yaşamın rengarenk dilidir. Bir bebeğin avuçlarının içindeki sıcaklık gibidir.




+ Yorum Gönder


aşk konulu deneme