+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda İnsan değer ve onur bakımından neden eşittir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İnsan değer ve onur bakımından neden eşittir








    insan değer ve onur bakımından neden eşittir







  2. Asel
    Bayan Üye





    insan değer ve onur bakımından neden eşittir

    İnsan onuru(1) sözlüklerde, izzetinefis, haysiyet, özsaygı, şeref, erdem, vakar, gurur, saygınlık, kendine saygı duyma ve başkalarını da kendine saygılı kılma olarak açıklanmakta. Felsefe terimi olarak İngilizce (dignity) sözcüğünün Türkçe karşılığıdır.

    "İnsanın değeri" ile "onurunu" İ.Kuçuradi eş anlamlı kullanmakta. Kuçuradi, "İnsanın değeri derken bundan insanın diğer canlılar arasındaki özel yerini anlıyorum. İnsana bu özel yeri sağlayan, onun özelliklerinin bütünüdür, onu diğer canlılardan ayıran olanaklarıdır. Bu olanaklar, insana özgü etkinlikler ve ürünler olarak görünür. Bu özellikler ise, insanın diğer canlılarla ortaklaşa taşıdığı özelliklere ek özelliklerdir. İşte bu özellikler ya da olanaklar "insanın değerini" ya da "onurunu" oluşturur."(2) demektedir.

    İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin resmi çevirisinde, 1. maddede şöyle yazılıdır: "Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler."

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Eleanor Roosevelt Başkanlığında sekiz üyeden oluşan bir Taslak Hazırlama Komitesi oluşturmuştu. Komite İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni hazırlayacaktı. Haziran 1947 de de, Komite, Fransız Rene Cassin, Çharles Malik (Lübnan) ve Geoffrey Wilson (Birleşik Krallık/İngiltere)'den oluşan bir çalışma grubunu görevlendirdi. Rene Cassin bildiri taslağını kaleme alacaktı. Bildirinin 1. maddesinde geçen haysiyet (onur) sözcüğünü, bildirinin "temel kavramı" olarak niteleyen Malik'ti. Birleşmiş Milletlerin insan onuru kavramıyla ilk ve resmen ilgilenmesinin kaynağında ise, Güney Afrika temsilcisi Smuts vardır.(3) Birleşmiş Milletler andlaşmasının (1945) başlangıç bölümünde insan onuru kavramı, resmi çeviride şöyle geçer " İnsanın ana haklarına, şahsın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük ve küçük milletler için de hak eşitliğine olan imanımızı yeniden ilan etmeğe"

    İ. Kuçuradi Etik'inde, "kişi açısından onur" kişinin o ana dek kendi imgesine uygun davranmanın, kendi imgesine uygun yaşamanın bilince ve böyle yaşamaktan dolayı kendine layık gördüğü belirli bir muamele beklentisidir. Böylece 'onur' denilen şey, kişinin kendi imgesine uygun düşmesi sonucu kendine biçtiği değer oluyor." demektedir.(5)

    Kuçuradi, İnsan ve Değerlerinde ve Etik'te, "..bir şeyin değerinden anladığım, bir şeyin onunla aynı türden olan şeyler arasında özel yeri"dir, demektedir.(6) Kuçuradi'nin insan onuru ile ilgili açıklamasına devam etmek istiyorum. Çağın Olayları Arasında'da, "İnsan hakları Bildirisi'nin 1. maddesinin birinci tümcesi ise " all human being are born free end egual in dignty and rights" der. Burada dile getirilen, insanların n e d e eşit olduklarıdır. Kişisel dignity bakımından insan olma onuru bakımından, insanın değeri bakımından eşittirler, deniyor. () Ülkemizde, yasa önünde eşitlik var sayalım! Ama eğer ülkemizde bazı çocuklar air-condition'un olduğu evlerde otururken, başka bazı çocuklar -25 derecede ayağında basma pantolon, çorapsız dolaşmak zorundaysa, bu çocukların- 25 derecede bu durumda dolaşmasını doğrudan doğruya -şu anda, ileride değil, şu anda- önliyecek etkin yasalar yoksa, ülkemizde insanlar yasa önünde eşit görülse de, insan onuru bakımından eşit görülmüyorlar demektir."

    Jack Donnelly, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları'nda(8) "İnsan haklarına hayat için değil, fakat onurlu bir hayat için "ihtiyaç" duyulur. Uluslararası İnsan Hakları sözleşmelerinde belirtildiği gibi, insan hakları, "insan kişisinin özündeki onur "dan kaynaklanır. İnsan hakları ihlalleri bir kimsenin insanlığını inkar ederler; yoksa kişinin ihtiyaçlarını tatmin etmesini her zaman engellemezler. İnsan haklarına bağlık gereklerinden dolayı değil; fakat onurlu bir hayat için, bir insana özgü değerli bir hayat için, bu haklar olmaksızın tat alınamayacak bir hayat için "ihtiyaç" duyulan şeylerden dolayı sahibizdir.() Başka sosyal pratikler gibi, insan hakları da insan faaliyetinden kaynaklanır; bunlar insana Tanrı, doğa veya hayatın fiziki gerçekleri tarafından verilmiş değildir.(..) İnsan Hakları Evrensel Bildirisi çoğu ülkede hayatın fiilen nasıl olduğu hakkında bize pek birşey söylemez; fakat onurlu bir hayatın -bir insan için değerli bir hayatın- şartlarını gösterir ve bu gerekleri, bütün sonuçlarıyla birlikte haklar biçiminde açıklar. Zengin ve güçlü ülkelerde bile, bu asgari standartlar çok nadir olarak herkes için karşılanır; ama insan haklarına sahip olmanın bu kadar önemli olması tam da bu noktada kendini gösteriyor ve belki bu önemin nedeni de bu durumdur. İnsan hakları, haklar olarak, insan doğasının temelindeki ahlakı görüşün gerçekleştirilmesi için gerekli olan sosyal değişmeleri gerekli kılmaktadır. Böylece, insan hakları öğretileri insan haklarına sahip olmakla insan olmayı kabaca eşit tutarlar. İnsan hakları(nın konuları) ndan yararlanmayan bir kimsenin kendi ahlaki doğasına yabancılaşmış olduğu hemen hemen kesindir. Bunun için, insan hakları, bir kimsenin bunlardan yararlanmasının reddedilemeyeceği anlamında değil -çünkü bütün baskıcı rejimler kendi yurttaşlarını sürekli olarak bu haklardan yoksun tutmaktadırlar- fakat bu hakların kaybının ahlaki olarak "imkansız" olduğu anlamında vazgeçilmezdir: kişi, bu hakları kaybetmesi halinde, bir insan için değerli bir hayat yaşayamaz. Aynı anda hem ütopik bir ideal ve hem de bu ideali uygulamaya geçirmek için gerçekçi bir uygulama söz konusu olunca, insan hakları fiilen şöyle der: "Bir kişiye bir insan olarak muamele eki insan muamelesi göresin." Bu, insan haklarının ütopyacı yanıdır. Fakat insan hakları aynı zamanda, "bir kişiye nasıl insan gibi muamele edileceğini" de gösterir ve meşru bir devletin faaliyet çerçevesini belirleyen bir haklar listesi de sunar. Böylelikle insan hakları kendini -gerçekleştirmenin bir tür ahlaki kehanetidir: "İnsanlara insanlar olarak muamele et ki -ilişik listeye bak- hakiki anlamda insanlar bulasın." İnsan haklarının kaynağı olan, insan doğasıyla ilgili bu ileriye bakan ahlaki görüştür ki, insan haklarıyla ilgili iddialarda saklı bulunan sosyal değişmelerin temelini oluşturur "(..) İnsan hakları listeleri, insan onuru için (yapılan) siyasal mücadelenin eseri olup, bu mücadelenin temel özelliğini göstermektedir. İnsan hakları uygulamasının özünde yatan ahlaki ideal ile siyasal gerçeklik arasındaki etkileşimin başka bir yönü de budur."

    J. Donnelly'den bu uzun alıntıyı yapmamızın bir nedeni var. Donnelly, kitabında insan haklarına en uygun rejim olarak liberalizmi göstermekte, kitabının ikinci kısım, dördüncü bölümünde, insan onuru, insan hakları ve siyasi rejimler başlığı altında (s 74-98) karşılaştırmalar yapmaktadır. Yazımızın ilerleyen bölümünde Donnelly'nin görüşlerine döneceğiz.

    MARX VE İNSAN

    Burada Max'a,onun insan anlayışına gelebiliriz. Marx, insanı, ilişkiler içinde insan olarak değerlendirir. O nedenle, "insan toplumu"ndan söz eder. İlişkileriyle insan, diğer insanlarla ve doğa ile ilişkisinde insandır. Doğal ilişkilerin yerini üretim ve mülkiyet sisteminin (işbölümü ve özel mülkiyet) belirlediği ilişkiler almıştır. Bu yabancılaşma olgusunu ortaya çıkarır. İşbölümü ve özel mülkiyet insanın değerlerinde değişmeye yol açar."Değer" bu durumda malik olunan şey'dir. Belirtilen durumda, insanlararası kişisel ilişkinin (doğal ilişkinin) yerini kişiselsizleştirme alır. Şeylere malik olma ve şeylerin insanlara egemenliğidir artık söz konusu olan. Marx, insana ve insan toplumuna ilişkin görüşlerini 1844 İktisadi ve Felsefi Yazıları, Alman İdeolojisi, Kutsal Aile, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı ve Kapital'in üçüncü cildinde ortaya koymuştur. 1844 Felsefe Yazılarında Marx, "İnsan bir tür varlığıdır." der (s.78) "Hayvan kendi hayat etkinliğiyle doğrudan doğruya özdeştir. Kendini bundan ayırdetmez. (..) İnsan, paratik etkinliğiyle nesnel bir dünya yaratırken, organik olmayan doğayı işlerken, bilinçli bir tür varlığı olduğunu, yani türü kendi özvarlığı gibi ele alan ya da kendini bir tür varlığı gibi ele alan bir varlık olduğunu ispatlar.() Hayvan yalnız kendini üretir,oysa insan bütün doğayı yeniden üretir.(..) İnsan aynı zamanda güzelliğin kurallarına göre yaratabilir.

    "Yabancılaşmış emek() dışarıdaki doğayı ve insanın manevi özünü, insanca varlığını yabancılaştırdığı gibi, insanın kendi bedenine de yabancılaştırır. İnsanın kendi emeğinin ürününden, hayat etkinliğinden, türsel varlığına yabancılaşması olgusunun dolaysız bir sonucu, insanın insana yabancılaşmasıdır. İnsan nasıl kendi kendisiyle karşı karşıya geliyorsa, öteki insanla da karşı karşıya gelmektedir. İnsanın işiyle, emeğinin ürünüyle ve kendisiyle ilişkisi için geçerli olan, insanın öbür insanla öbür insanın emeği ve emeğinin nesnesi için de geçerlidir.(..) Özel mülkiyetin ya da insanın kendine yabancılaşmasının olumlu şekilde aşılması ve dolayısiyle insani öze insan tarafından ve insan için gerçekten sahip olunması olarak komünizm; böylece toplumsal (yani insani) bir varlık olarak insanın kendisine tam dönüşü olan komünizm -daha önceki gelişmelerin bütün servetiyle gerçekleştirilen, bilinçli bir dönüş. Bu komünizm, tam gelişmiş doğalcılık(natüralizm) olarak hümanizmle eşittir ve tam gelişmiş hümanizm olarak da doğalcılıkla eşittir; insanla doğa ve insanla insan arasındaki çatışmanın gerçek çözümüdür- varoluşla öz, nesneleşme ile kendini pekiştirme, özgürlük ile zorunluk, birey ile tür arasındaki kavganın gerçek çözümüdür. Komünizm, tarihin çözülmüş bilmecesidir; ve kendisinin bu çözüm olduğunu bilir.(: Birey,toplumsal varlıktır.




+ Yorum Gönder