+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Uzun Fabl Hikayeleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Uzun Fabl Hikayeleri








    Uzun Fabl Örnekleri, Fabl Hikayeleri Uzun Uzun Fabl Hikayeleri







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Fabl Hikayeleri

    BALIKLAR VE KAVAL ÇALAN ÇOBAN

    Anet kıza vurgunTirsis çoban
    Öyle yanık türküler söyler
    Öyle sesler çıkarırmış ki kavalından
    Mezarlarında ürperirmiş ölüler.
    Bir gün yine türküleri, kavalıyla
    Yürüyormuş bir dere boyunca.
    Kırlarda türlü çiçekler açmış
    Tatlı yeller esiyormuş çayırda.
    Tirsis çoban bir de bakmış
    Sevgilisi balık avlıyor oltasıyla.
    Ama şu sersem balıklara bak ki sen
    Tutulmuyorlar hiçbiri çoban kızına.
    İnsan, hayvan, yüreği taştan
    Her yaratığı duygulandıran çoban
    Balıkları da büyülerim sanmış,
    Ama aldanmış;
    Şöyle bir türkü döktürmüş onlara:
    — Ey bu akarsuların yurttaşları;
    Bırakın sizin o ünlü su perisi
    Bekleye dursun derin mağarasında da
    Bin kez daha güzelini gelin görün;
    Tutsağı olmaktan korkmayın bu güzelin.
    Onun zulmü bizleredir yalnız;
    Sizler güler yüzlü karşılanırsınız.
    Korkmayın, canınıza kıymak istemiyor ki,
    Billur gibi bir havuzda besleyecek sizi.
    Bir kaçınız bu arada can verirse de
    Ne mutlu ölene Anet'in ellerinde.
    Hiçbir etkisi olmamış bu söylevin.
    Sağır ve dilsizmiş hepsi dinleyenlerin.
    Tirsis çoban ne diller dökse nafile;
    Ya, demiş, demek tatlı söz kâr etmiyor size.
    Gitmiş upuzun bir ağ getirmiş
    Balıklar sürüyle dolmuş içine;
    Hepsini Anet'in ayakucuna sermiş.
    Ey krallar, koyun değil insan güdenler,
    Kimi zaman beyinsiz bir sürüye
    Akıl vermek için boşuna nefes tüketenler:
    Tatlılıkla getiremezsiniz onları yola.
    Laf anlamazlara başka türlü davranmak gerek
    Gücünüzü kullanıp ağlarınızı gererek.

    KULAKLARI KESİLEN KÖPEK

    — Ben ne yaptım, ne kusur işledim ki
    Kendi efendim budadı böyle beni?
    Şu maskara halime bakın:
    Ben böyle nasıl çıkarım
    Öteki köpeklerin karşısına?
    Ah hayvanların kralları,
    Daha doğrusu baş belaları,
    Size yapsalar ne derdiniz buna?
    Genç çoban köpeği Karabaş
    Böyle yakınıp duruyormuş.
    Herkes kılı kıpırdamadan seyretmiş
    Kulaklarının kesilmesini insafsızca.
    Karabaş çok şey yitirdiğini sanmış,
    Ama çok şey kazandığını görmüş zamanla.
    Dalaşmayı seven cinsten olduğu için
    Kim bilir kaç kez kırlardan
    Kulakları paramparça dönecekmiş eve.
    Kavgacı köpek yırttırır kulağı her zaman.
    Ne kadar az tutamak verirse o kadar iyi
    Başka azılıların dişlerine.
    Savunulacak bir tek yerin kaldı mı
    Saldırıya karşı beslerler orasını,
    Karabaşın boynundaki gibi bir gerdanlıkla.
    Dibinden kesik de oldu mu kulakların
    Kurt, kapacak yerini bulsun da kapsın.

    KEKLİKLE HOROZLAR

    Bir kekliği getirmiş adamın biri,
    Horozlarla bir kümese koymuş.
    Kekliği düşünün, hanım hanımcık;
    Bir de o edepsiz, o saygısız herifleri.
    Car car bağırıp çıngar çıkarmak
    Bütün marifetleri.
    Ama keklik sevinmiş önce
    Kümeste tavuk görmeyince:
    — Yaşadık, demiş; bunlar kadına düşkündür;
    Âşık oldular mı bana
    Kraliçe olduğum gündür.
    Gel gelelim azgın ibikliler
    Hiç de saygı göstermemişler
    Güzelim yabancı bayana.
    Bütün gün gagalayan gagalayana.
    Fena alınmış kınalı keklik,
    Bu ne biçim erkeklik, kadınseverlik!
    Ama bakmış işin rengi başka,
    Yalnız kendine değil bu kaba şaka;
    Horozun horoza ettiği bin yeter;
    Nerdeyse birbirlerini yiyecekler.
    — Demek âdetleri bövle, demiş;
    Bunlara kızmak değil acımak gerek.
    Tanrı herkesi bir örnek yaratmıyor ki
    Kimini horozca yaşatıyor,
    Kimini keklikçe.
    Elimde olsa durur muyum içlerinde?
    Gider doğru dürüst,
    Uslu akıllı erkekler bulurum kendime.
    Bırakıyor mu buraların zorbası?
    Tuzaklara düşürüyor bizi kör olası,
    Atıyor horozların içine,
    Kanatlarımızı da kesiyor üstelik.
    İbiklilerin bunda suçu ne?
    İnsanda bütün kötülük.

    ÖRÜMCEKLE KIRLANGIÇ


    — Ey Zeus, beyninden çıkartıverdiğin,
    Dltimaslı yarattığın Pallas Athena
    Kıskanıp Lidya'da dokuduğum kilimleri
    Örümceğe çevirdi bıraktı beni.
    Ne olur, bir kez de benim derdimi dinle.
    Bülbülün bacısı kırlangıç
    Yiyecek bırakmıyor bana hiç.
    Fırıl fırıl dönüp,
    Havadan, su üstünden süzülüverip
    Kapıyor sineklerimi ben kapmadan.
    Sineklere benim diyebilirim,
    Ağlarımı özene bezene
    Onlar için germişim;
    Dolacaklar sürüyle içine
    Bu kör olası kuş olmasa
    Böyle saygısızca yakınmış örümcek,
    Eskiden dokumacı, şimdi örücü Arahne:
    İstediği de ne?
    Bütün uçan böcekleri o avlayacak.
    Bülbülün kız kardeşi, inadına,
    Gösterip en ince marifetlerini
    Kapmadık sinek bırakmıyormuş havada,
    Hem kendisi, hem yavruları için,
    İnsafsız, amansız bir av sevinciyle
    Obur yavruları yuvada, ağızlan açık,
    Yarım yamalak seslerle ciyak ciyak,
    Sinek bekliyorlar çünkü ille de sinek.
    Bir deri bir kemik kalmış zavallı örümcek,
    Ve kendisi de gitmiş gürültüye:
    Kırlangıç bir saldırısında,
    Yürütmüş ağları mağları
    Örümceğin kendisiyle birlikte
    Zeus'un iki sofrası var her yerde:
    Birinde usta, uyanık, güçlü olanlar yer;
    Ötekinde küçükler artıkları bekler.

    BAYAN KAPLUMBAĞA İLE İKİ ÖRDEK

    Kaplumbağanın biri,
    Doğuştan biraz serseri,
    Bıkmış yaşadığı delikten
    Başka dünyalar görmek istemiş.
    Yabancı ülkelere can atan çoktur:
    Hele topallar arasında
    Yurdunu seven pek yoktur.
    Bizim kaplumbağa iki ördeğe
    Dünyaya açılmak istediğini söyleyince:
    — Sen bize bırak, demiş ördekler;
    Bizim yolumuz şu gördüğün gökler;
    Hiç üzme kendini,
    Aldık mı yanımıza
    Ta Amerikalara uçururuz seni.
    Neler görürsün, neler!
    Ne krallıklar, ne cumhuriyetler,
    Ne görülmedik milletler!
    Görgünü, bilgini arttırırsın.
    Odysseus da öyle yapmamış mı?
    Kaplumbağa Homeros'u okumamış ama
    Peki, demiş ördeklere kahramanca.
    İki kuş bir uçak uydurmuş:
    Bir değnek almışlar, ağızlarına
    Hacı bayan futunsun diye:
    — Haydi, demişler, bu değneği dişle;
    Ama yolda sakın,
    Ağzını açmaya kalkmayasın!
    Üçü birden havalanmış böylece:
    İki uçta ördekler, ortada kaplumbağa.
    Görenlerdeki şaşkınlığı seyret:
    Mucize diye bağırmış millet.
    — İster misin, demişler, bir yerde;
    Bu sırtı kabuklu kraliçe olsun,
    Gezdirtsin kendini göklerde!
    Kraliçe! Evet! demiş bizimki;
    Kraliçe ya! Siz ne sandınız beni!
    Mübarek hayvan, konuşmasan olmaz mı?
    Bırak söylesinler, sen yoluna git.
    Dişleri kurtulunca değnekten,
    Kraliçe inmiş baş aşağı gökten.
    Seyircilerin önüne düşmüş:
    Dili yüzünden canından olmuş!

    İNSAN VE YILAN

    Bir yılan görmüş, insanlardan bir insan:
    — Dur, hain, demiş; geberteyim de seni,
    Kurtulsun şerrinden dünya.
    Bu sözler üzerine kötü hayvan,
    - Kötü hayvan dediğim, yılan:
    İnsan da olabilirdi pekâlâ.
    -Evet, bu sözler üzerine yılan
    Neye uğradığını bilemeden
    Bir çuval içinde bulmuş kendini,
    Anlamış idam kararı giydiğini
    İdamlık suçu olsun olmasın.
    Haklı olduğunu belirtmek için
    İnsanoğlu bir nutuk çekmiş yılana:
    — Sen, demiş, nankörlüğün ta kendisisin.
    Kötülere iyilik etmek budalalıktır.
    Geber ki öfken ve zehirli dişlerin
    Kimsenin canına kıyamaz olsun.
    Yılan savunmak istemiş kendini
    Dilinin döndüğü kadar:
    — Öldürmek gerekseydi, demiş;
    Dünyadaki bütün nankörleri,
    Kimler sağ kalırdı acaba?
    Kendi ağzınla kendini suçluyorsun;
    Doğruysa bütün söylediklerin
    Çevir gözlerini kendine bak biraz da:
    Canım elinde:
    Asarsın da kesersin de,
    Adalet dediğin nedir?
    Senin çıkarın, keyfin, esintin değil mi?
    Bu yasana dayanıp öldür beni;
    Ama ölürken bırak da hiç olmazsa
    Ben de şunu söyleleyim sana:
    İnsandır, insan, yılan değil
    Nankörlüğün ta kendisi, bunu böylece bil.
    — Bu laflar saçma olmasına saçma,
    Haklı olmak yalnız bana özgüdür, ama
    Başkalarına da soralım istersen.
    — Soralım, demiş yılan.
    Bir inek varmış orada, çağırmışlar;
    Anlatmışlar durumu, inek şaşakalmış:
    — Bunun için mi çağırdınız beni, demiş;
    Yılan haklı elbet, sorulacak şey mi bu?
    Yıllardır beslerim şu insanoğlunu
    Her gün türlü iyilikler görür benden;
    Her şeyim onun, yalnız onun içindir:
    Sütümü, çocuklarımı yer içer satar,
    Sayemde kesesi dolu döner pazardan.
    Yaşlandıkça bozulan sağlığını
    Hekimler değil, benim düzelten.
    Benim bütün emeklerim, çektiklerim
    Yalnız ona kâr ve keyif sağlar.
    Hizmetinde ihtiyarladım, tükendim,
    Ne ot verir, ne otlakta rahat bırakır
    Bağlar unutur beni bir köşede.
    Bir yılan olsaydı efendim,
    Bundan daha nankör olabilir miydi?
    Daha fazla söyletmeyin beni.
    — Bunun lafına bakılır mı? demiş insan;
    Bilmiyor ne dediğini, bunamış.
    Şu öküze soralım.
    — Soralım, demiş yılan.
    Ağır adımlarla yaklaşmış öküz
    Sorunu geviştirdikten sonra kafasında
    Anlatmış bütün yıl gördüğü işlerin
    Ne kadar ağır olduğunu;
    Her yıl yeniden ekip üretmek için
    Toprağın insanlara bol bol
    Hayvanlara cimrice verdiği nimetleri,
    Nasıl çiftten çifte koşulduğunu;
    Bunlara karşılık ne sopalar yediğini;
    Yaşlanınca da nasıl kurban edildiğini
    İnsan günahlarının kanlarıyla yıkanmasını
    Öküzlerin şeref sayması gerektiğini
    İnsanoğlu bu sözleri de beğenmemiş:
    — Susturalım, demiş
    Bu asık suratlı nutukçuyu.
    Büyük büyük laflar!
    Biz yargıç ol dedik.
    Savcı olup suçlamaya kalkıyor beni.
    Reddediyorum onu da.
    Ağaç yargıç olsun.
    Ağaç hepsinden dertliymiş meğer.
    Sıcağa, yağmura, rüzgârlara karşı
    O değil miymiş koruyan insanları?
    Bağları, bahçeleri bizim için donatır,
    Ne gölgeler, ne meyveler sunarmış bize.
    Bunlara karşılık hödüğün biri gelir
    Vurur baltayı yıkarmış ağacı yere.
    O ağaç ki bütün yıl nasıl cömertçe
    İlkbaharda çiçek, sonbaharda meyve,
    Yazın gölge, kışın ocak şenliğidir!
    Devirecek yerde budasalar olmaz mı?
    Dallarını yeniden büyütebilir.
    Haksız çıkmak insanın işine gelir mi?
    Zorla da olsa kazanması gerek davayı:
    — Benimkisi enayilik, demiş;
    Ne diye dinlerim sanki bunları!
    Kapmış torbayı çalmış duvardan duvara,
    İçindeki yılanın canı çıkasıya
    Böyledir işte büyükler:
    Akıl, mantık güçlerine gider.
    Kafalarına koymuşlardır bir kez
    Hayvan, yılan, her şey, herkes
    Onların keyfi için yaratılmıştır
    Buna karşı ağzını açan
    Sersemdir, aklını kaçırmıştır.
    Orası öyle; ama ne yapmalı:
    Ya uzaktan konuşmalı, ya susmalı.

    ÇOBAN VE SÜRÜSÜ

    Nedir çektiğim, demiş çoban;
    Bu sersem koyun milletinden?
    Kurt geldi mi hepsi kuzu,
    İstediğin kadar say, boşuna,
    Sürü eksiliyor boyuna.
    Dün saydım, bin koyundular,
    Bir tek kurdun hakkından gelemediler.
    Bir mor koyunum vardı,
    Hep peşimde gezerdi;
    Bir parçacık ekmekle,
    Cehenneme gitsem gelirdi.
    Kaval çaldım mı hele,
    Karşı dağdan gelir, beni bulurdu.
    Canım, mor koyunum nerede şimdi?
    Zavallıyı kurt geldi yedi,
    Koca sürü ne yaptı kurda? Hiç!
    Bu ağıttan sonra çoban,
    Sürüye bir nutuk çekmiş;
    Büyüğüne, küçüğüne, topuna birden
    Güzel öğütler vermiş:
    — Birlik olur, sıkı durursanız, demiş.
    Kurt giremez aranıza!
    Koyun milleti yeminler etmiş çobana:
    — Kurdu yanaştırırsak, demişler.
    Yuf olsun bize.
    Kahrolsun sırtımızdan geçinen,
    Mor koyunu çiy çiy yiyen!
    Ölmek var, kurda koyun yok!
    Çoban inanmış, aferin demiş sürüye.
    Ama daha o gece,
    Uzaktan bir kurt görününce,
    Darmadağın olmuş koca sürü.
    Üstelik de gördükleri
    Kurdun gölgesiymiş sadece.
    Kötü askere istediğin kadar nutuk çek,
    Yemin ettir ölürüz de dönmeyiz diye,
    İlk ateşte hepsi kaçar yel yepelek,
    Ağzınla kuş tutsan nafile

    ÇAYLAKLA BÜLBÜL

    Bir çaylak varmış,
    Hırsızlığı dillere destan;
    Köyün üstünden geçtiği zaman
    Çocuklar bağırırlarmış
    Eşkıya geliyor diye.
    Günün birinde bir bülbül
    Düşmüş bu çaylağın pençesine.
    Baharın müjdecisi kuş
    Çaylaktan aman dileyecek olmuş:
    — Seni doyurmaz ki, demiş, benim etim:
    Bütün servetim sesimdir benim.
    Beni yemektense türkümü dinlesenize:
    Bırakın da Tereus'un başına gelenleri
    Anlatayım size!
    — Kimmiş o Tereus? diye sormuş çaylak;
    Eti budu seninkinden daha mı toparlak?
    — Hayır, demiş bülbül; tam tersine,
    Bir deri bir kemik kaldı aşkı yüzünden.
    Bir türküsünü söyleyeyim de dinleyin:
    Kim dinlese doyamıyor dinlemeye.
    — Ya öyle mi? demiş çaylak;
    Benim derdim sadece karnımı doyurmak.
    Senin müziğin benim neme gerek?
    — Ama beni krallar dinliyor, demiş bülbül.
    — Derdini krallara anlat demiş çaylak;
    Karnım zil çalarken benim
    Umurumda mı senin türkülerin!





+ Yorum Gönder


fabl örnekleri uzun,  uzun fabl örnekleri,  fabl hikayeleri uzun,  fabl örneği uzun,  uzun fabl hikayeleri,  uzun fabl