+ Yorum Gönder
Bilgi Arşivi ve Felsefe Forumunda Dinin Felsefi Temellendirilmesi Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dinin Felsefi Temellendirilmesi Nedir








    Dinin Felsefi Temellendirilmesi Nedir kısaca







  2. HaKHaN
    Özel Üye





    Dinin Felsefi Temellendirilmesi Hakkında Bilgi

    Toplumsal sistemde çok önemli bir birleştirici unsur olan din,insanlık tarihi boyunca daima etkin bir olgu olmuştur. İnsan “oluş” halinde bir varlıktır, toplum içinde kendini gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda din, insan için, insanın kendini gerçekleştirip insan olma özelliği kazanabilmesi için, bir araç, bir olgu niteliği taşımaktadır…

    Din felsefesi ise, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır. Başka bir deyişle din felsefesi, dinin felsefe açısından ele alınması, din hakkında düşünme ve açıklamadır. Din felsefesi dine ahlak ve sanat felsefelerinde olduğu gibi rasyonel, objektif ve eleştirel olarak yaklaşır. Din felsefesinin dine bakış açısı tutarlı olmalıdır. Tutarlılık ise, açıklamalarda çelişmelere düşülmemesi, uyuşmazlıkların ve tutarsızlıkların ortadan kaldırılması anlamına gelir.

    Aslına bakılırsa dinde, bilim ve felsefede anlaşıldığı anlamda bir bilgiden söz edilemeyeceği bile söylenebilir. Din “insan hayatını, insanın içinde bulunduğu evrenle belli ölçüde doyurucu ve anlamlı bir ilişkiye sokma çabası ve insani işlerin yürütülmesinde bilgelik sağlama girişimi”dir. Ama din bunu entelektüel bir plandan çok pratik ve duygusal bir planda gerçekleştirmeye çalışır. Daha basit bir deyişle din, insanın dünyayı bilme ihtiyacından çok, dünyaya ve onu idare eden ilkeye, Tanrı’ya, insan hayatının bir anlamı olduğuna inanma ihtiyacına karşılık verir. İnanma ve bilme arasında ise apaçık bir farklılık vardır: Bilinen bir şeye inanılmaz, o şey yalnızca bilinir. İnanılan bir şey ise bilinmez, daha doğrusu bilinme ihtiyacında değildir veya her hangi bir bilgi ile doğrulanmaya veya yanlışlanmaya ihtiyaç göstermez. Dinler kendilerine yönelen insanlardan “bilgi” istemezler çünkü, o “bilgi”yi zaten kendileri onlara iktiza ederler. Kendi yaratılışlarında, cevrelerınde bilginin kendisini rahatlıkla görebilirler.

    Dinin doğru anlaşılması için din ile ilgili değerlendirmelerde öznel (sübjektif) değer yargılarını işe katmadan yalnızca din olgusunun kendisinden hareket edilmelidir. Çünkü dine nesnel (objektif) bakış ilerleme, gelişme hatta uygarlık yaratma yolunda motor görevi görecek, zaman zaman değişimin yönünü belirleyebilecek hem de değişiminden etkilenebilecektir. Eğer bilmek iman etmenin veya inanmanın yerini tutabilseydi veya iman edilen şey aynı zamanda bilinmesi yapısal olarak mümkün bir şey olsaydı, o zaman dine gerek kalmaz, bir süre sonra inancın yerini bilgi alırdı. İman, insanın bir şey, bir varlık, bir değer hakkındaki bilgi eksikliğinden ötürü geçici bir süre için benimsenen ve bu konuda kesin, güvenilir bilgilere ulaşma imkanı doğduktan sonra yerini bu bilgiye terk eden bir zihin etkinliği veya bir ruh tasdiki değildir. Tersine; bir şey, bir varlık, bir değer hakkında, bilgiden bağımsız olarak benimsenen ve her hangi bir karşı bilgi ile ortadan kaldırılması söz konusu olmayan çünkü insan ruhunun ayrı bir planına ait olan orijinal bir zihin etkinliği veya ruhsal - iradi bir tasdiktir. Bundan çıkacak en önemli sonuç bir şeye inanma veya iman etme ile bir şeyi bilme arasında, her zaman, asla dolmayacak olan bir aralığın bulunacağıdır. Felsefenin konusu içersine giren bazı sorunlar dinin de konuları içersinde yer alır. Felsefe evreni ve insanı tanımak ister: “ Evren nasıl oluşmuştur?

    İnsan nereden ve nasıl türemiştir? , İnsanın varlık amacı nedir?” gibi sorular sorar ve bunlara yanıt arar. Aynı sorular dinlerde, özellikle gelişmiş dinlerde de sorulur. Nitekim tevrat’ta , İncil’de, Kur’an’da bu soruların yanıtlarını buluruz.Theo’nun Kutsal Yolculuğu adlı bir eserde yer alan; “Dinler bir ağacın dalları gibidir. Tek büyük bir ağaç, kökleri tüm yeryüzünün altına dağılmış, dalları gök yüzüne doğru büyümekte ve kabuğunada yazı yazılabilmektir.” Şeklindeki görüş, din olgusuna doğru yaklaşımın ifadesidir. Hangi ulus ve toplumdan olursak olalım, inanalım ya da inanmayalım bu ağacın dalları altında (din olgusunun, inancın etkilemesiyle) yaşamımızı sürdürmeliyiz. Dinden etkilenen insan ( kabuğuna yazı yazarak) dini de etkilemekte daha doğrusu dinin yorumunda değişiklikler olmaktadır. Din hakkında doğru bilgi sahibi olmak, mutlaka dindar olmayı gerektirmez. Dinden etkilenen insanlar dini de etkilemekte ve dinin yorumlarında değişiklik yapabilmekteler. Ancak felsefe ile dinin bu sorulara yaklaşımı çok farklıdır. Felsefe bu ve bunlara benzer sorulara akla, mantığa ve gerçeğe dayanarak çözmek ister. Verilen yanıtları irdeler, eleştirir ve bu yanıtlardan en uygun olanları seçer. Bilimler yeni doğrular elde edince yanıtlarını ve bu verilere göre yeniden gözden geçirir. Kısaca felsefe yanıtlarını akla ve bilimin verilerine dayandırmaya çalışır. Felsefenin temeli insan düşüncesidir. Felsefi bilgiler akla, mantığa ve özgür düşünceye dayanılarak elde edilir. Din ise ilahi temellere dayanır. dini bilgiler vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığı ile insanlara duyurulur.
    Dinsel bilgilerde dogmatiklik ön plandadır. Otoritelere kayıtsız şartsız inanmak söz konusudur. Felsefi bilgide ise tartışmalar, eleştiri ve araştırma söz konusudur.
    İkisi de hakikati tanımak ve tanıtmak ister.
    Din daha çok pratik amaçlı olup inanca dayanır, fakat felsefe teoriktir.
    Din, kuralları ile insanin yaşamını düzenler. Felsefenin ise böyle bir amacı yoktur.





+ Yorum Gönder