+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda Netten Deneme Örnekleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Netten Deneme Örnekleri








    Netten Deneme Örnekleri DENEME yazıları



    Hep Ben Deriz..

    hep kendimizden büyük işlerlerle uğraşırız.

    bir yanımız duygusalsa hele,hayal üstüne hayal kurarız.bu hayaller gittikçe ulaşılması zor dediğimiz düş olan ütopyalara bırakır kendini.tabi bunun farkında olmayız,öylesine yıldızları sayarız beyaz gecelerde,öylesine sonra uyuruz kış ayıları gibi

    hep kendimizi kandırırız.gerçeklerden,doğrulardan konuşmaktan kaçınırız.kaçan kovalanır misali hep kendi gölgemizden korkarız.kendi kendimizi yakarız

    hep yavaş yaşamayı ve huzurlu olmayı isteriz.zahmet,sabır,inanç gibi sağlam kalelerimize sığınmak nedir yahut ne değildir bilmeyiz.bilmeyiz,çünkü dert etmeyiz yanıbaşımızda esen hayatı.belki bu yüzden hayatı hep boşveririz.olduğu gibi kabul etmektense,kendi at gözümüzle görürüz karşıki kıyımızı

    ve hep konuşuruz her konudan.an olur futbol yorumcusu,an olur kaldırım ağası,an olur gazelden telden çalarız.illa bir şeylere havamızı ayağımızı bırakıveririz.rahat durmayız çünkü boş kalmaktan,dünyaya olumsuz yönde zarar vermekten üstümüze yok.yok,ee sözde insanız biz.peh peh insanmışız biz?

    hep ben’i ön plana atarız.ben seviyorum.ben yapıyorum.ben ediyorum.ben yazıyorum.ben okuyorum.ben güzelim.ben yakışıklıyım.ben benim.başka biri umrunda değilderiz hep

    anlayacağınız dev aynalarımız bitmez,bencillik edebiyatında.



    Hayalperest

    Olmak istediğim�
    Deniz kıyısı var bi ev ve uzun bi kumsal.
    Biri var yanımda,
    Koşuoruz,çok eğlenioruz anlican�
    Hafiften rüzgar esiyo.
    Eve giriyoruz.evin içde aynen şöyle;
    Tek oda ama aynı zamanda içinde wc,mutfak,yatak odası her şeyin içinde olduğu bir oda,ev�
    Denize bakan kısımda duvar yerine kocaman bi cam yerden tavana kadar geniş ve uzun.
    Pencere şeklinde. kemik rengi bi stor,..
    Camı açtığın zamna ayakların kuma değicek.
    Hava eserken, içerde de denize nazır oturup çayını içiceksin.
    Sevdiğin kişi yanında olucak.yatakta yatıcaksınız.ama sadece birbirinize sarılıcak ve duygusal yönünüzü doyurucaksınız çıkar sağlamak için deil.
    Aklınızda hiçbişi olmicak.
    Çay keyfi yaparken denize karşı,
    Sanattan bahsediceksiniz bi ara.
    Ama müziği dinliceksiniz sessizliği yani..doğal olmayı deniceksiniz anlicanız.
    Sessizliği bozmak müziği bozmaktır.dedikleri gibi�



    Düşleri gömmek

    İlk çarpışmada bütün silahları bırakıp kaçmak, belki de en
    doğrusu buydu. İllaki zoru seçmek akıl işi değil mi acaba ?Sevmek,
    ölesiye istemek de yeterli değilmiş demek ki. Neden herkes aynı şeylerle avunurur durur ki. Hiç mi kendi dünyalarını
    keşfedemiyorlar? Üstelik de başkalarına engel oluyorlar. Her
    kesin bir düzende, bir yolda, bir istifte olmasını istiyorlar.
    Neden? Oysaki dünyadaki her kişi -bilirse eğer- gerçekten
    apayrı bir gizler ülkesidir. Çocukken yaptıklarınızı düşünün. Ne düşünceler içindeydiniz. Sonra ne oluyorsa yaş
    olgunlaşınca düşünceler, düşler ölüyor. Ve onları yine dirilir
    diye lime lime edilen derin toprağa gömüyoruz. Bu da yetmezmiş
    gibi başkalarını da aynı şeye zorluyoruz. Ona da iyilik ettiğimizi düşünü-
    yoruz.
    İşte, düşlerimiz ölünce biz de öldük. Salt yemek yiyoruz,
    yatıyoruz, kalkıyoruz. Konuşmuyoruz, bağırışıyoruz, anlaşılmaz
    bir şeyler söylüyoruz. Ama konuşmuyoruz, anlaşamıyoruz.

    Bütün bu şeylere rağmen kendi adıma bazı düşleri yaşatmayı
    arzuladım. Bu yüzden kendimle gurur duyuyorum. Diğer insanlar
    bunu da yapmadı. Bir çok pişmanlıklarım, sıkıntılarım var. Ama,
    yine de yaşamaya çalışıyorum. Ancak, biliyorum, bu da büyük bir
    hüsranla bitecek. Yolun sonuna geldiğimde anlayacağım bunu.




    Nefret Edilesi Keşkeler

    Her sabah aynı koşuşturmaca içinde başlayan hayatların bir gün sondurağına varacağına bile bile terli yastıklardan baş kaldırmak ve güne keşkelerle başlamak mı bu gezegene geliş amacımız?
    Banyo aynasının gerçekliğinde solgun simalarımızı fırça ve jilet darbeleriyle renklendirmeye çalışırken aslında kendimizi bile kandırdığımızı bilmiyor muyuz yoksa?
    Güneş doğup doğmamakta karar vermeye çalışırken ,belediye otobüsü ya da tramvay bileti kuyruğunda gözlerini ovuşturarak simit kırıntılarını kuşlarla paylaşan minik çocuklar gibi çarpabilse yüreğimiz belki hayat daha heyecanlı olabilirdi gri kaldırım taşlarını tepelerken her Allah’ın günü
    Etrafımızda yeşilliklerin içinden gülümsemeye çalışan çiçeklerin taç yapraklarına düşen nemli çiğ damlalarına takılabilseydi gözlerimiz, süslü ve pahalı eşyalar yerine ,yanımızdan ürkekçe geçen ıslak kedinin yiyecek yalvarışlarına kulak verebilseydik belki her sokağa çıktığımızda içinde yaşadığımız şehre lanetler yağdırmazdık ,insanların mahmur yüz ifadelerini takındığı saatlerde.
    Bilirdik bu kısır döngü değişmeyecek,yaşanan gün geri gelmeyecek.
    Ne göz göre göre taş binaların erittiği genç bedenimiz eskisinden daha sağlıklı,ne kahkahalarımızın çevrelediği çocuk ruhumuz önceki kadar mutlu olacak.
    Bugün dünü aratacak,
    Yarın her günden belki de beter olacak.
    Ne bir garanti belgesi imzaladık Hak katında,Ne dayanağımız var sağlıcakla ve hoş kalmak
    adına geri kalan ömr-ü hayatımızda.
    Keşkelerle başlayan ömür maceramızda değişen birşey yok yıllar sürgünlerini çürütse de yağmur yüklü mevsimlerde nemlerden.
    Çocukluk büyüme hevesiyle geçerken,gençlik hayallerini belki bir gün zengin ve mutlu olmak süslüyor yaşlanma olgusunu hatrımıza bile getirmeden
    Nefret edilesi keşkeler dolduruyor yaşam bankamızda sermayemizin fonlarını.

    Bir teşekkür yeter)







  2. Gizli @ yara
    Özel Üye





    Minik bir göçmen kuşun çığlığında yakaladım sabahı. Ne gece ne sabahtı zaman… Sonsuzluğun gri örtüsünü yırtmak üzereydi güneşin ilk ışıkları. Öylesine bir günü kucaklamak üzereyken aydınlık, evrenin sonsuzluğunda bir nokta gibiydim. Başımı pencereye çevirince, göz göze geldik denizle ve denizin eşsiz mavisi ile… Henüz uyanmamıştı martılar, gemiler, balıkçı tekneleri,kayıklar… Her şey, her yer uykudaydı.
    Güneşin ilk ışıkları, karşı tepenin bağrına saplandı birer birer. Homurtulu bir motor sesi duyuldu ana yoldan. Sabahın alacakanlığında yitip gitti birazdan. Ansızın sokak ışıkları söndü. Sessizliğin içinde, sessizce otururken buldum kendimi.
    “Bugün yeni bir gündü, yarın bambaşka bir gün olacak” diye geçirdim içimden. Her yeni doğan günün, yeni bir başlangıç olduğunu, asıl gizlerin yarınlarda gizlendiğini anımsattım, bir kez daha kendime.
    Gökyüzünün rengi, denizin mavisi, ağaçların yaprakları, kaldırımın taşları soğuktu. Aceleci adımlar yürümüyordu sahilde. Güneş, sonunda çekmişti perdelerini tüm pencerelerinin. Ama ilk ışıklar, silememişti camlardaki buğuyu. İçimdeki sıcaklığa rağmen üşüdüm sokağın ayazında. Yüreğimin derinliklerinde birtelin ince ince sızısını duydum. Ve gezinirken düşüncelerimde, bir şairin dizelerine rastladım.
    “Şehre inince keyfim kaçıyor, Her yerde yüzüme çarpan bir tokat”
    Şimdi, tüm sözlerin bittiği yerdeyim ve düşünüyorum hala…


    ALINTIDIR




  3. Gizliyara
    FoRuMaciL Security
    deneme yazısı


    Servete, faziletin yükü, demekten daha iyi bir ad bulamıyorum. Ordu için ağır*lığı ne ise, fazilet için de servet odur. Atılamaz; geride bırakılamaz. Sonra da yü*rüyüşlere engel olur. Hatta bazen ordu, ağırlığa bakayım derken, savaşı kazana*maz. Kazansa bile pahalıya mal olur. Bütün bir servetin, gerçek, hiç bir faydası yoktur. Belki etrafa dağıtmak için olur; o kadar. Ondan ötesi hayâl Bakın Süley*man ne diyor; "Malın çok olduğu yerde yiyiciler de çok olur. Mal sahibine seyir*den başka ne düşer "

    Kurumlanmak için servet peşine düşmeyin. Hakkıyla kazanın; ölçü ile sarf edin. İçiniz yanmadan dağıtın; gönül rızası ile de bırakın, ama bir filozof, bir papaz gibi de parayı hor görmeyin.

    Zengin olmanın birçok yolları vardır; hemen hepsi de kötüdür. En iyilerinden biri tutumlu olmaktır; ama bu da kusursuz değildir. Çünkü insanı cömert olmak*tan, hayır işlemekten alıkor. Toprağı işlemek en tabii zengin olma yoludur. O za*man servet toprağın, o büyük anamızın bir nimeti olur. Ama bu iş ağır ilerler. Yi*ne de zengin olanlar, çifte çubuğa sarılmayı küçük bulmazlarsa servetleri hadsiz hesapsız artar.

    Küçük sanatlarla, meslek erbabının kazançları haklarıdır. Bu türlü kazanç iki şeyle artar: Gayret göstermek, temiz ve doğru iş görür sanım kazanmak.

    Tefecilik, kazanç yollarının en eminidir; ama en kötülerinden de biridir. Çün*kü böylelikle insan, ekmeğini başkasının alın teri ile kazanmış olur. Üstelik gü*nah işler,

    Hep, kazanç muhakkak olan işler bekleyen insanın çok zengin olduğu nadir*dir. Bütün malım birden tehlikeye sokan kimse de çokçası iflâs eder, yoksullaşır.

    Serveti hor görenlere sakın inanmayın. Hor görürler, çünkü artık ele geçire*ceklerini ummazlar. Ele geçirince de böyleleri, zenginlerin en kötüsü olurlar. Me*teliği arayacak kadar cimri olmayın, servetin kanatları vardır, bazen kendiliğinden uçar gider Bazen da, belki daha fazlasını getirir ümidiyle sizin uçmanız ge*rekir, (Francis Bacon, Denemeler, Çeviren: Saffet Korkut)



    alıntı




+ Yorum Gönder